05 Aralık 2025

“Lenin ve emperyalist savaş” makalesinin güncelliği

Dün, Tarih, Siyaset ve Ekonomi’de Lev Trotskiy’in Şubat 1939 tarihli Lenin ve emperyalist savaş başlıklı makalesinin çevirisini yayımladım. Bugün ise X’te bu çeviriyi duyuran iletimin altında kısa bir zincir oluşturdum. Aşağıda, o zincirde dile getirdiğim düşünceleri biraz daha toparlanmış ve ete kemiğe büründürülmüş bir biçimde aktarıyorum.

1998 yılında sol-liberal Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), ABD’nin Irak’a yönelik savaş hazırlıklarını protesto etmek üzere Ankara’dan ABD’nin askerî üssünün bulunduğu İncirlik’e bir yürüyüş düzenlemiş ve aynı gün İstanbul’da da ABD Konsolosluğu önünde biten bir protesto yürüyüşü gerçekleştirmişti.

ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras (d. 1959) [*], İncirlik yürüyüşü öncesindeki basın açıklamasında “Biz savaş istemiyoruz” diyordu. Yürüyüş boyunca en çok tekrarlanan slogan ise şuydu: “Ne Sam Ne Saddam!”

Oysa Trotskiy, dün yayımladığımız yazısında pasifizmin bu türden formüllerini açıkça reddediyor: “Barış için pasifistçe iç çekişlerle emperyalist savaşa karşı mücadele edilemez.”

Hemen ardından Lenin’in şu uyarısını aktarıyor: “İşçi sınıfını aldatma yollarından biri de pasifizm ve soyut barış propagandasıdır. Kapitalizm altında, özellikle onun emperyalist aşamasında, savaşlar kaçınılmazdır.”

Trotskiy, Lenin’in şu sözlerini de hatırlatıyor: “Bir dizi devrim olmaksızın, sözde demokratik barış bir orta sınıf ütopyasından başka bir şey değildir.”

Ufuk Uras
Kalıcı barış için dünya üzerinde bir dizi devrimin gerekliliği aklının ucundan bile geçmeyecek olan ÖDP önderliğinin benimsediği pasifist barış söylemi ve Uras’ın sözleri, tam da bu gerici “orta sınıf ütopyası”nın bir ifadesiydi.

İstanbul’daki eş zamanlı mitingde mikrofon Zekiye Arıkel Hasançebi’deydi (1953-2020) [**]. Hasançebi, Amerikan halkının Bush’u durdurmasını, Irak halkının ise Saddam’dan bir an önce kurtulmasını talep ediyordu -elbette yine aynı berbat slogan eşliğinde: “Ne Sam Ne Saddam!”

Trotskiy ise yazısında sosyalistlerin böyle bir durumda cephe hattının hangi tarafında yer almaları gerektiğini tüm berraklığıyla şöyle ortaya koyuyor: “…çağdaş, emperyalist, demokratik bir cumhuriyet ile sömürge bir ülkedeki geri, barbar bir monarşi arasındaki mücadelede sosyalistler, monarşi olmasına rağmen ezilen ülkenin yanında; ‘demokrasi’ olmasına rağmen ise ezen ülkenin karşısında yer alırlar.”

Yani sosyalistler, kendilerini dünyanın en gelişmiş demokrasisi olarak lanse etseler bile -ki bugün 1998’den farklı olarak o “demokratik” devletlerin çoğu otoriterleşmiş, hatta siyasi iktidarı faşist/proto-faşist güçlerin eline bırakmış durumda ya da bırakma yolunda- emperyalist devletlerle emperyalist olmayan devletler arasında savaş çıktığında tarafsız kalmazlar.

1998 örneğine dönecek olursak: Bu tutum elbette Saddam’ın son derece gerici, baskıcı ve yozlaşmış kapitalist rejimine en ufak bir siyasî destek vermek anlamına gelmiyordu. Ancak emperyalist bir gücün saldırısı karşısında ezilen ulusun safında yer almak, uluslararası işçi sınıfının tarihsel çıkarlarını savunmanın tek yoludur.

Bugün ise ABD emperyalizmi Venezuela’yı doğrudan ve pervasızca tehdit ediyor.

Peki dün “Ne Sam Ne Saddam” diyenler, bugün de ABD ve AB gibi emperyalist güçlerle Venezuela arasında da tarafsız mı kalacaklar?

Bunu yaparken bahaneleri Venezuela’daki Maduro yönetiminin berbatlığı mı olacak? [Üstelik bu orta sınıf “solcular”, daha dün Chavez hayattayken, onun radikal milliyetçi küçük burjuva liderliğini “21. yüzyıl sosyalizmi” diye alkışlıyorlardı!]

Trotskiy’in makalesinde özetlediği perspektifi kavramış olan herkes için bugün alınması gereken tutum açıktır: Maduro’nun başında bulunduğu iktidara ve onun çürümüş rejimine en ufak bir siyasî destek vermeden, Venezuela halkını desteklemeli ve ABD emperyalizminin yenilgiye uğratılmasından yana olmalıyız.

Bugün sol adına, sosyalizm adına “Ne Sam Ne Maduro” çizgisini savunanlar çıkarsa, bilin ki bunlar işçi sınıfının en sinsi düşmanlarıdır.

Dördüncü Enternasyonal dergisinin editörleri, Trotskiy’in yazısını sunarken şöyle diyordu: “1942 yılı için, 1914-1918 savaşından çıkarılan Leninist sonuçların Trotskiy tarafından yapılmış bu parlak özetini yayımlamaktan daha uygun düşen bir şey düşünemiyoruz.”

Aynı şey bugün için de geçerlidir.

Trotskiy’in makalesi, yalnızca 1998’i değil, bugünü ve yarını anlamak; uluslararası işçi sınıfının tarihsel çıkarları doğrultusunda doğru siyasi tutumu belirlemek için hâlâ en güncel rehberlerden biridir.

Dördüncü Enternasyonal'in editörlerinin belirttiği gibi: “Bugün, Lenin’inkinden başka hiçbir program insanlığa bir kurtuluş yolu sunmuyor.” (vurgu bana ait)

Lenin Yoldaş Yeryüzünü Pislikten Arındırıyor - Viktor Deni (1920)
[*] Sol-liberal siyasetçi ve akademisyen. ÖDP'nin kurucu genel başkanı. 2007’de Kürt milliyetçilerinin desteğiyle bağımsız milletvekili olarak TBMM’ye girmiştir. Anayasa referandumu dahil kritik anlarda AKP'ye destek oldu. 2009’da ÖDP genel başkanlığını Hayri Kozanoğlu’na devretti, ve ardından sol-liberal Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nin (EDP) kuruluşunda yer aldı.

[**] 12 Eylül askeri darbesinden önce Kremlin çizgisindeki Stalinist Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) üyesi. Darbeden sonra siyasi mülteci olarak bir süre yurtdışında yaşamak zorunda kaldı. Daha sonra Stalinizmden hızla sol-liberalizme kayan Sosyalist Birlik Partisi (SBP), Birleşik Sosyalist Parti (BSP) ve ÖDP’de çeşitli görevler üstlendi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder