03 Mayıs 2026

Benediktov ile Söyleşi üzerine notlar

Stalin dönemi Stalinizmi ve Stalin sonrası Stalinizm (4)

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3 | BÖLÜM 4

İ. A. Benediktov
Benediktov’un Stalinist etkinlik anlayışının bir diğer temel bileşenini “aşırı çalıştırma” başlığı altında özetlemek mümkün. Ona göre Stalin döneminde “başarıyı sağlayan” şey yalnızca yöneticilerin, bir önceki bölümde ele aldığımız “kişisel sorumluluk” ilkesine tabi tutulması değildi; aynı zamanda bütün idarî aparatın, hatta toplumun geniş kesimlerinin, sürekli bir seferberlik havası içinde, insanî sınırları zorlayan bir çalışma temposuna koşulmasıydı. Nasıl “kişisel sorumluluk” baskı, korku ve cezalandırmayla birlikte düşünülüyorsa, bu “aşırı çalıştırma” rejimi de aynı araçlarla desteklenmek zorundaydı.

Safkan bir Stalinist olan Benediktov, “kişisel sorumluluk” konusunda olduğu gibi, “aşırı çalıştırma” konusunda da [*] sosyalist demokrasiye dayanan bir planlama anlayışından yola çıkmıyor elbette. Onun özlemini duyduğu şey, aparatın yularının yukarıdan sıkı sıkıya tutulduğu, yöneticilerin ve işçilerin korkuyla çalıştırıldığı, ihmalkârlığın siyasal suç düzeyine çıkarıldığı, gerektiğinde “kırbaç”ın devreye sokulduğu bir bürokratik seferberlik rejimidir.

Nitekim Benediktov bu konuda son derece açık sözlüdür:

‘30’lu yıllarda kadim Rus hastalıklarımızla [gevşeklik, sorumsuzluk ve tembelliği kastediyor – k.ü.] mücadele için tüm cephaneyi kullanmak gerekiyordu, maddi ve manevi teşvikin yanı sıra idarî önlemler ve hatta cezalandırıcı-baskıcı önlemler almak gerekiyordu. Evet evet, o aynı kırbaç, ki onsuz bugün insanlarımızın bir kısmından -ve o kadar az bir kısmı da değil- en temel barbarlık, vahşilik ve kültürsüzlüğü söküp atamıyoruz. (V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi, Rusçadan çev. Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4. baskı, Nisan 2023, İstanbul, s. 45)

Rejimin adım adım derinleşen krizini aşmak için Stalin döneminin uygulamalarına geri dönülmesini savunan Benediktov, “gevşeklik, sorumsuzluk ve tembelliği” Sovyet toplumunun tarihsel ve kültürel mirasında, sanki emekçilerin özünde var olan bir hastalıkta aramaktadır. Bu nedenle “cezalandırıcı-baskıcı önlemler”i açıkça gerekli görmekte, hatta “kırbaç” sözcüğünü özellikle kullanmaktadır. Burada Stalinist bürokratik yönetim anlayışının temel mantığı bütün açıklığıyla görülür: işçi, üretim sürecinin bilinçli öznesi değil, yukarıdan yönetilmesi, şekillendirilmesi ve gerekirse zorla itaat ettirilmesi gereken bir nesne olarak kavranmaktadır. 

Bu mantık ideolojik olarak anti-Marksist, felsefi olarak ise katıksız bir idealizmdir. Çünkü burada toplumsal davranış, üretim ilişkileriyle, işçinin karar süreçlerinden dışlanmasıyla ya da bürokrasinin egemenliğiyle değil; “gevşeklik”, “sorumsuzluk” ve “tembellik” gibi emekçilerin özüne atfedilen sözde kültürel kusurlarla açıklanmaktadır.

Gerçek sosyalist planlama ise plan hedeflerinin işçi konseyleri ve fabrika komiteleri aracılığıyla aşağıdan yukarıya doğru belirlenmesini ve demokratik denetim altında uygulanmasını öngörür. Böyle bir düzende işçiler, planı yalnızca “uygulayacakları” ve çoğu zaman ciddi sorunlar ve tutarsızlıklar içeren bir emir olarak değil, oluşturulmasına doğrudan ve özgürce katkı yaptıkları kolektif bir proje olarak görürler. Bu temel ayrım, yabancılaşmayı ortadan kaldırmanın ve gerçek bir sosyalist disiplini sağlamanın ön koşuludur. [**] Böyle bir perspektif ise Stalinist Benediktov’a tamamen yabancıdır.

Bu anti-Marksist “aşırı çalıştırma ve disiplin” anlayışının doğal sonuçlarından biri, idarî aksaklıkların ve üretim sorunlarının siyasal suç düzeyine yükseltilmesidir. Benediktov bunu açıkça savunur:

‘30’lu ve ‘40’lı yılların özgül koşullarında ihmalkârlık, sorumsuzluk, savsaklık gibi suçları siyasal suçlara eşit kılmak basitçe gerekli idi. (s. 45) [***]

Böylece Benediktov’un övdüğü “Stalinist etkinlik” aşısının gerçek içeriği biraz daha belirginleşir. Bu “etkinlik”, demokratik katılım ve bilinçli sahiplenmeye değil; insanî ölçülerin ötesine geçen bir aşırı çalışma düzenine, sürekli denetime ve korkuya dayanmaktadır:

Politbüro üyeleri, halk komiserleri, merkezi ve yerel organların sorumluları da onun [Stalin’in] belirlediği ritme boyun eğerek, aynı gerilim içinde çalışırlardı. 14-16 saatlik iş günü bizim için istisna değil, daha ziyade kuraldı. Beş ya da altı yılda bir tatile çıkardık, o da herkes değil. Tatil günleri pratikte yoktu. Demirden disiplin, sürekli kontrol, maksimum güç harcayarak çalışma ve en önemlisi, somut sonuçlar, işlerin gerçekten iyileşmesi talebi, ki bunları yapamamak geçmişteki hizmetlerin ne olursa olsun görevden alınmak anlamına geliyordu -bütün bunlar idarî emeğin öyle bir üretkenlik ve etkinliğine yol açtı ki, bugün bunları ancak rüyada görebilirsiniz. (s. 85)

Benediktov’un, Stalinist roman ve oyun yazarı Leon Feuchtwanger’in 1937 tarihli Sovyetler Birliği izlenimlerinden memnuniyetle aktardığı satırlar da aynı zihniyeti yansıtır:

“Neredeyse yemek için hiç vakit ayırmıyorlar, neredeyse uykuları yok ve tiyatroda oyun izlerken sadece acil bir soru sormak için telefona çağrılmakta ya da gecenin üçünde dördünde telefon edilmesinde hiçbir gariplik görmüyorlar. Ben Moskova dışında hiçbir yerde bu kadar çok sayıda yorulmadan çalışan insana rastlamadım... New York’ta ya da Şikago’da Amerikan çalışma temposunu bulamadıysam da Moskova’da buldum.” Doğru bir gözlem, aynen böyle idi! (s. 85)

Bu yazı dizisinde daha önce de işaret ettiğimiz gibi, Benediktov’un 1980’li yılların başlarında derin yapısal sorunlarla boğuşan Sovyetler Birliği için önerdiği çıkış yolu, Stalin döneminin uygulamalarına, yani idarî aparatın, işçi sınıfının ve diğer emekçilerin korkuyla, bürokratik disiplinle ve baskıyla çalıştırıldığı yönteme geri dönmektir. Bu nokta, onun Beriya ve Mehlis hakkında söylediklerinde en açık hâlini alır:

Stalin, Mehlis’i olduğu gibi Beriya’yı da bir tür ‘korkutma sopası’ olarak kullanarak her kademedeki yöneticide bulunan, Lenin’in gayet doğru biçimde ‘Rus Oblomovluğu’ diye nitelediği, avarelik, mıymıntılık, ihmalkârlık ve diğer hastalıklarımızı yok etmeye çalışıyordu. Ve, açık söylemek gerekirse, bu pek çekici olmayan yöntem etkili bir biçimde işledi. Elbette Beriya’nın sopasının dürüst insanların başına indiği durumlar da oldu. (s. 98)

Benediktov’a göre Stalin, Beriya’yı bir “korkutma sopası” olarak kullanmıştır; bu yöntem belki “pek çekici” değildir ama “etkili”dir. Masum insanların ezilmesi, hayatlarının mahvedilmesi, hatta yok edilmesi, Benediktov’un mantığında bu yöntemin neredeyse kaçınılmaz bir yan etkisi gibidir. Eh, ne de olsa her “ilacın” az ya da çok bir yan etkisi vardır!

Yakov Guminer’in ilk beş yıllık plan dönemine ait Sovyet propaganda posteri: “Karşı sanayi-finans planının aritmetiği: 2+2=5, artı işçilerin coşkusu.”
Bir önceki bölümde Stalin dönemindeki bürokratik “kişisel sorumluluk” mekanizmasının çok ciddi zaaflarla malul olduğunu belirtmiş, “gayri-insani, keyfî, kurunun yanında yaşı da yakan ve hatta kimi zaman kurulara pek dokunmazken sadece yaşları yakıp kül eden, tepeden inmeci bir disiplin biçimi olarak” işlediğine işaret etmiştik. Aynı değerlendirme bürokratik “aşırı çalıştırma” mekanizması için de bütünüyle geçerlidir.

Sosyalist demokrasiye ve işçi sınıfının demokratik denetimine değil, yukarıdan dayatılan bürokratik disipline; geniş kitlelerin bilinçli katılımına değil, yüreklerine korku salınmasına; insanın özgürleşmesine değil, bütün hayatının çalışma ve itaat rejimine bağlanmasına dayanan bir yönetim anlayışı. Benediktov’un “etkinlik” diye övdüğü şeyin gerçek içeriği özetle budur.

[*] Benediktov söyleşinin sonlarına doğru “aşırı çalıştırma” mekanizmasını “aşırı sömürü” olarak nitelendirmekten de çekinmiyor: “Elbette böyle bir aşırı sömürü, böyle dev enerjiler isteyen bir rejim herkesin hoşuna gitmiyordu.” (s. 86)

[**] Marx’ın yabancılaşma analizi burada doğrudan geçerlidir: bir işçi, kendi emeğinin ürünü üzerinde demokratik denetim hakkına sahip değilse; plan hedeflerini bürokratlar belirliyor, üretim kararlarını bürokratlar alıyor, artı ürün üzerinde bürokrasi tasarrufta bulunuyorsa, o işçi açısından fabrika ya da kolhoz, kendi emeğine yabancılaştığı bir üretim alanı olmaktan çıkmaz. Dolayısıyla, yabancılaşma kaçınılmazdır. Benediktov bu sonucu görüyor, ama nedenini görmek istemiyor; çünkü nedeni görmek, bürokrasinin egemenliğini sorgulamayı getirecektir.

[***] Benediktov bu “gerekliliği” dile getirmeden önce, baştan sona düzmece olan Sanayi Partisi davasını örnek olarak gösteriyor: “Açıkça antisovyet amaçları olan Sanayi Partisi denen davadaki soruşturmalar sonucunda, bilinçli ve kasıtlı olarak sabotajcılık yapan yaklaşık iki bin kişinin ortaya çıkarıldığını söylemek yeterlidir.” (s. 42) “Sanayi Partisi Davası” adı verilen bu göstermelik dava 25 Kasım-7 Aralık 1930 tarihleri arasında Moskova’da görüldü. Aralarında Termoteknik Enstitüsü Müdürü Leonid Ramzin, metalurji profesörü N. F. Çarnovskiy ve Devlet Planlama Komisyonu’ndan (Gosplan) V. A. Lariçev’in de bulunduğu sekiz önde gelen Sovyet mühendis ve teknolog, Sovyet sanayisini sabote etmeyi, kapitalizmi yeniden kurmayı ve Fransız emperyalizmi ile göçmen kapitalist çevrelerin desteğiyle silahlı bir darbe hazırlamayı amaçlayan, bütünüyle hayal ürünü Prompartiya’yı (“Sanayi Partisi”) kurmakla suçlandı. Sanıklar işlemedikleri suçları itiraf etmeye zorlandılar. Benediktov’un, baştan sona düzmece olduğu bugün açıkça bilinen bu davayı kendi argümanına kanıt olarak göstermesi, onun “siyasal suç” kategorisine ne kadar kolay ve ne kadar gönüllü biçimde başvurduğunu göstermesi bakımından ayrıca önemlidir.

Devam edecek

02 Mayıs 2026

Notes on the Benediktov Interview

Stalin-era Stalinism and post-Stalin Stalinism (3)

PART 1 | PART 2 | PART 3 

A. N. Kosygin with I. A. Benediktov, Soviet Ambassador to India, during Benediktov’s posting in New Delhi.
At the very outset of the book, Benediktov argues that the Stalin period was not merely a phase necessitated by historical circumstances, or one that should be defended; he also maintains that the policies pursued during this period created an exceptionally effective and dynamic socio-economic system, and that the Soviet Union’s way out lay in a return to those policies. In his view, thanks to this system, by the late 1950s the Soviet Union had become the most dynamic country in the world in economic and social terms:

“The Stalinist system” (…) proved to be highly effective and full of vitality. Thanks to this system, by the end of the 1950s, the Soviet Union was the most dynamic country in the world in economic and social terms. (V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi [On Stalin and Khrushchev: An Interview with Benediktov], translated from the Russian by Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4th edn, April 2023, Istanbul, pp. 15-16)

This claim is not an isolated statement of general praise in Benediktov’s interview. On the contrary, it forms the basis of an argument to which he returns repeatedly, in different contexts, as the conversation progresses. In seeking to explain why, during the Stalin period, the Soviet administrative apparatus operated with greater energy, initiative and effectiveness, Benediktov dwells on a number of policies and principles. One of these is “personal responsibility”.

According to his account, during the Stalin period, errors, failures or the waste of resources could not be dissolved into an abstract, collective sphere of responsibility. Whoever had taken a decision was held personally accountable for its consequences. Benediktov contrasts this with the protective bureaucratic mechanisms which, in his view, gained strength after Khrushchev’s era and, over time, permeated the entire state apparatus: a profusion of signatures, a profusion of approvals, and a complex administrative structure that dispersed responsibility and ultimately obscured who had actually done what. These mechanisms, he argues, effectively shielded bureaucrats from personal responsibility.

(…) at that time responsibility for mistakes was concrete and individual; it was not the tangled, collective affair it is today. Now billions disappear, whole regions are left derelict, yet good luck finding those responsible! In our day, such a situation would have been unthinkable. A people’s commissar who had authorised an overspend of two or three thousand roubles would have been risking not only his post but even his life! (pp. 24-25)

From the bitter experience of others, and partly from my own, I knew full well that responsibility for the results would be personal. No “adviser” or “colleague” - including Central Committee secretaries or even members of the Politburo - could have been of any help. Stalin had quickly, and for a long time, made us forget the habit of hiding behind others, of shifting responsibility onto what he sometimes angrily called the “kolkhoz of the irresponsible”. I believe that a similar principle was applied to the other people’s commissariats, including the NKVD. Such an approach generally increased the energy conversion coefficient of the managerial cadres and made it possible, in practice, to see clearly who was who. Now, however, this is difficult to determine, because there are far too many precautionary and double-guaranteeing signatures and approvals. (p. 51)

[During the Khrushchev period] (…) I experienced for myself the growth of bureaucratism at the upper levels, the mechanical conformity to the First Secretary, the evasion of personal responsibility, and the effort to cover oneself with as many signatures and sign-offs as possible. A “new” style of administration made itself felt - what is bad spreads far more quickly than what is good; and in any case, the tendency to cover oneself and to shift responsibility onto others had always existed within the apparatus. (p. 74)

At this point, it must be acknowledged that Benediktov’s criticism touches on a real problem. It is clear that, in the post-Stalin period, the Soviet bureaucracy acquired an increasingly entrenched, privileged, risk-averse, sluggish and irresponsible character. This tendency became visible in all its starkness, particularly during the Brezhnev era. Security of tenure, networks of mutual protection, the dispersal of responsibility through signature and approval procedures, and the tendency of the apparatus to behave like a self-protecting caste all contributed to a serious obstruction in the functioning of the Soviet system. Numerous examples of this can also be found in the diaries of Anatoly Chernyaev, to which we have referred on many occasions on this blog. [*]

“The militsiya - the Soviet police - is the servant of the people.” The language of official Soviet propaganda presented the state apparatus as though it were accountable to working people. In reality, however, during the Stalin period, real discipline over the bureaucracy was maintained not through democratic oversight from below, but through fear from above.
Yet the limitations of Benediktov’s critique reveal themselves precisely at this point. He does not advocate the democratic oversight of the bureaucracy by the working class, the participation of producers in management, or the genuine revitalisation of the soviets on a socialist basis. He seeks the solution not in subjecting the bureaucracy to control from below, but in intimidating it from above - or, more accurately, in forcing it to live in a state of permanent fear. In other words, what he longs for, and what he wanted to see reinstated in the early 1980s, was not the liquidation of the bureaucracy as a privileged stratum, but its disciplining in the manner of the Stalin period: the disciplining of a bureaucracy which, emboldened by impunity, caused economic losses and waste of resources on both a large and a small scale.

For this reason, Benediktov’s emphasis on “personal responsibility” may, at first glance - especially to someone with limited knowledge of Soviet history - appear to rest on a legitimate and reasonable administrative principle. In reality, however, this emphasis exposes the fundamental contradiction of the Stalinist regime. During the Stalin period, bureaucrats were indeed exposed to far greater risks; they could be compelled to take decisions more quickly, and they could be made to pay a much heavier price for failure, sometimes even when they bore no direct responsibility for it.

Yet in the absence of socialist democracy, this mechanism of “personal responsibility” was afflicted with very serious flaws; it was far from being an effective instrument. It operated as an inhuman, arbitrary and top-down form of discipline - one that punished the innocent along with the guilty, and at times barely touched the guilty while reducing only the innocent to ashes. Consequently, this bureaucratic-dictatorial mechanism of personal responsibility, which often operated in deeply unjust ways, fell far short of the conscious, collective and creative effectiveness that genuine socialist democracy could have provided.

After Stalin’s death, this despotic discipline loosened at different speeds in different spheres, in an uneven and combined fashion. The bureaucracy, which had been set in motion by blood and fear, became inert once that fear diminished; it secured itself through various bureaucratic devices; it avoided taking initiative; it dispersed responsibility; and, sinking ever more deeply into conformism, began to enjoy its material privileges free from fear.

This is one of the significant differences between Stalin-era Stalinism and post-Stalin Stalinism. During the Stalin period, the bureaucracy was disciplined through fear under the rubric of “personal responsibility”; in later periods, however, it gradually turned into a caste that made itself untouchable, evaded mechanisms of oversight or rendered them ineffective, and operated in an increasingly sluggish and inefficient manner.

[*] The diaries of Anatoly Chernyaev are an exceptionally valuable source for understanding the functioning of the party and state apparatus in the final years of the Brezhnev era, as well as the sluggishness of decision-making processes, the mood of the upper-level bureaucracy, the tendency to evade responsibility, and the increasingly pronounced administrative inertia. These diaries contain numerous striking observations on the loosening of bureaucratic discipline, the dispersal of responsibility, and the transformation of the apparatus into a self-protecting structure - precisely the issues discussed here in connection with Benediktov’s critique.

To be continued

01 Mayıs 2026

Benediktov ile Söyleşi üzerine notlar

Stalin dönemi Stalinizmi ve Stalin sonrası Stalinizm (3)

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3 | BÖLÜM 4

A. N. Kosıgin ile Hindistan Büyükelçisi İ. A. Benediktov, Benediktov’un Yeni Delhi’de görev yaptığı yıllarda.
Benediktov, kitabın hemen başında, Stalin döneminin yalnızca tarihsel koşulların zorunlu kıldığı ya da savunulması gereken bir dönem olmadığını; aynı zamanda bu dönemde izlenen politikaların son derece etkin ve canlı bir sosyo-ekonomik sistem yarattığını ve Sovyetler Birliği için çıkış yolunun bu politikalara geri dönmek olduğunu ileri sürer. Ona göre bu sistem sayesinde Sovyetler Birliği, 1950’li yılların sonuna doğru dünyanın ekonomik ve toplumsal bakımdan en dinamik ülkesi hâline gelmişti:

“Stalinist sistem” (...) yüksek bir etkinliğe ve yaşamsallığa sahip olduğunu kanıtladı. Bu sistem sayesinde 50’li yılların sonuna doğru Sovyetler Birliği dünyanın ekonomik ve toplumsal anlamda en dinamik ülkesiydi. (V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi, Rusçadan çev. Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4. baskı, Nisan 2023, İstanbul, s. 15-16)

Bu iddia, Benediktov’un söyleşisinde tek başına duran genel bir övgü cümlesi değildir. Aksine, söyleşinin ilerleyen bölümlerinde farklı vesilelerle tekrar tekrar açılan bir argümanın temelini oluşturur. Benediktov, Stalin döneminde Sovyet yönetim aygıtının neden daha enerjik, daha atak ve daha sonuç alıcı çalıştığını açıklamaya çalışırken, çeşitli politika ve ilkeler üzerinde durur. Bunlardan biri “kişisel sorumluluk”tur.

Onun anlatımına göre Stalin döneminde hata, başarısızlık ya da kaynak israfı soyut ve kolektif bir sorumluluk alanı içinde eritilemezdi. Kim neye karar vermişse, sonuçlarından da bizzat o sorumlu tutulurdu. Benediktov bunu, Hruşçov sonrasında güç kazandığını ve zamanla bütün devlet aygıtına yayıldığını düşündüğü bürokratik güvence mekanizmalarıyla karşı karşıya koyar: çok sayıda imza, çok sayıda onay, sorumluluğu dağıtan ve sonunda kimin gerçekten ne yaptığını belirsizleştiren karmaşık bir idarî yapı. Bu mekanizmalar, ona göre, bürokratları kişisel sorumluluktan fiilen azade tutuyordu.

(...) o zamanlar hataların sorumluluğu da somut ve bireyseldi, bugünkü gibi karma karışık-kolektif değildi; şimdi milyarlar kayboluyor, bölgeler bütün bütün metruk kalıyor, ama sorumluları ara ki bulasın! Bizim zamanımızda böyle bir durumun olabileceği düşünülemezdi bile. İki-üç bin rublelik bir fazla harcamaya izin vermiş olan bir halk komiseri, yalnızca makamını değil hayatını bile riske atardı! (s. 24-25)

Başkalarının ve kısmen kendi acı deneyimimden iyi biliyorum ki, sonuçlardan ötürü sorumluluk kişisel olacaktı. MK sekreterleri ve hatta Politbüro üyeleri dâhil hiçbir “danışman” ve “iş arkadaşı” yardım edemezdi. Stalin başkalarının arkasına saklanmayı, sorumluluğu -onun bazen kızgınlıkla ifade ettiği gibi- “sorumsuz kişiler kolhozu”na atmayı, hızla ve uzun süreliğine unutturmuştu bize. NKVD dâhil öteki halk komiserlerine de benzer ilkenin uygulandığını düşünüyorum. Böyle bir yaklaşım genelde yönetici kadroların enerji çevrim katsayısını artırıyordu, fiiliyatta kim kimdir net bir biçimde görmeye izin veriyordu. Oysa şimdi bunu belirlemek zordur çünkü çok fazla sayıda sigorta edici ve tekrar garanti edici imza ve onay var. (s. 51)

[Hruşçov döneminde] (...) kendi örneğimde yüksek katlarda artmış olan bürokratizmi ve Birinci Sekreter’e mekanik uyumu, kişisel sorumluluktan kaçma ve maksimum sayıda imzalar ve vizelerle kendini garantiye alma çabasını hissettim. “Yeni” yönetim tarzı kendini gösterdi -kötü olan iyi olandan çok daha hızlı yayılır, zaten kendini garantiye alma, sorumluluğu başkalarının omuzlarına yükleme eğilimi aparatta her zaman vardı. (s. 74)

Bu noktada Benediktov’un eleştirisinin gerçek bir soruna temas ettiğini teslim etmek gerekir. Stalin sonrası Sovyet bürokrasisinin giderek daha yerleşik, daha ayrıcalıklı, daha risk almaktan kaçınan, daha hantal ve daha sorumsuz bir karakter kazandığı açıktır. Özellikle Brejnev döneminde bu eğilim bütün çıplaklığıyla görünür hâle gelmişti. Görevde kalma güvencesi, karşılıklı kollama ilişkileri, imza ve onay mekanizmalarıyla sorumluluğun dağıtılması, aparatın kendi kendini koruyan bir kast gibi davranması, Sovyet sisteminin işleyişinde ciddi bir tıkanmaya yol açıyordu. Bu blogda farklı vesilelerle pek çok kez atıfta bulunduğumuz Anatoliy Çernyayev’in günlüklerinde de bu konuda çok sayıda örnek bulmak mümkündür. [*]

“Milis, halkın hizmetkârıdır.” Sovyet resmî propagandasının bu dili, devlet aygıtını emekçilere karşı sorumluymuş gibi gösteriyordu. Oysa Stalin döneminde bürokrasi üzerindeki gerçek disiplin, aşağıdan gelen demokratik denetimle değil, yukarıdan gelen korkuyla sağlanıyordu.
Fakat Benediktov’un eleştirisinin sınırlılığı da kendisini tam bu noktada gösterir. O, bürokrasinin sorumsuzlaşmasına karşı işçi sınıfının demokratik denetimini, üreticilerin yönetime katılımını ya da sovyetlerin gerçek anlamda, sosyalist temelde canlandırılmasını savunmaz. Sorunun çözümünü, bürokrasinin aşağıdan denetlenmesinde değil, yukarıdan korkutulmasında; daha doğru bir ifadeyle, sürekli korku içinde yaşamaya zorlanmasında arar. Başka bir deyişle, onun özlediği ve 1980’lerin başlarında yeniden uygulamaya konulmasını istediği şey, ayrıcalıklı bir katman olarak bürokrasinin tasfiyesi değil, cezasızlığın verdiği rahatlıkla irili ufaklı kaynak israflarına ve ekonomik kayıplara yol açan bürokrasinin Stalin dönemindeki gibi disipline edilmesidir.

Bu nedenle Benediktov’un “kişisel sorumluluk” vurgusu, ilk bakışta, özellikle Sovyetler Birliği’nin tarihi konusunda bilgisi sınırlı olan birine, haklı ve makul bir idarî ilkeye yaslanıyormuş gibi görünebilir. Oysa bu vurgu, gerçekte Stalinist rejimin temel çelişkisini açığa çıkarır. Stalin döneminde bürokratlar gerçekten de çok daha fazla risk altındaydılar; daha hızlı karar almaya zorlanabiliyorlardı ve başarısızlığın bedelini, kimi zaman bu başarısızlıkta doğrudan bir payları olmasa bile daha ağır ödeyebiliyorlardı.

Ne var ki, sosyalist demokrasinin yokluğunda bu “kişisel sorumluluk” mekanizması çok ciddi zaaflarla maluldü; etkin çalışan bir mekanizma olmaktan çok uzaktı. Gayri-insani, keyfî, kurunun yanında yaşı da yakan ve hatta kimi zaman kurulara pek dokunmazken sadece yaşları yakıp kül eden, tepeden inmeci bir disiplin biçimi olarak işliyordu. Dolayısıyla, bürokratik-diktatoryal ve çoğu zaman adaletsiz bir biçimde işleyen bu kişisel sorumluluk mekanizması, gerçek sosyalist demokrasinin sağlayabileceği bilinçli, kolektif ve yaratıcı etkinliğin çok gerisinde kalıyordu.

Stalin’in ölümünün ardından bu despotik disiplin farklı alanlarda farklı hızlarla, eşitsiz ve bileşik bir biçimde gevşedi. Kan ve korkuyla hareket ettirilen bürokrasi, korku azaldığında durağanlaştı; kendisini çeşitli bürokratik araçlarla güvence altına aldı; inisiyatif kullanmaktan kaçındı; sorumluluğu dağıttı; giderek daha derin bir konformizmin içine gömülerek maddi ayrıcalıklarının tadını herhangi bir korku hissetmeden çıkarmaya başladı.

Bu, Stalin dönemi Stalinizmi ile Stalin sonrası Stalinizm arasındaki önemli farklılıklardan biridir. Stalin döneminde “kişisel sorumluluk” üzerinden korkuyla disipline edilen bürokrasi, sonraki dönemlerde giderek kendini dokunulmaz kılan, denetim mekanizmalarının işlemediği ya da etkili olamadığı, daha hantal ve daha verimsiz çalışan bir kasta dönüşüyordu.

[*] Anatoliy Çernyayev’in günlükleri, özellikle Brejnev döneminin son yıllarında parti ve devlet aygıtının işleyişini, karar alma süreçlerindeki hantallığı, üst düzey bürokrasinin ruh hâlini, sorumluluktan kaçma eğilimini ve giderek belirginleşen idarî ataleti anlamak bakımından son derece değerli bir kaynaktır. Bu günlüklerde, burada Benediktov’un eleştirisi bağlamında değinilen bürokratik gevşeme, sorumluluğun dağıtılması ve aparatın kendi kendini koruyan bir yapıya dönüşmesi konusunda çok sayıda çarpıcı gözlem yer almaktadır.

Devam edecek

30 Nisan 2026

Notes on the Benediktov Interview

Stalin-era Stalinism and post-Stalin Stalinism (2)

PART 1 | PART 2 | PART 3

In the introductory note to “O Staline i Khrushcheve” (On Stalin and Khrushchev), the interview published in Molodaya Gvardiya, V. Litov/V. N. Dobrov states that the conversations with Benediktov were based on several separate meetings held in 1980 and 1981. [*] This is an important piece of information for understanding the context - and therefore the meaning - of the interviews. Benediktov’s words cannot be assessed in isolation from the historical circumstances in which the Soviet Union found itself in 1980-81.

I. A. Benediktov

The years 1980-81 marked a critical juncture in the long-running and deepening crisis of the Stalinist regime in the Soviet Union. At the time, the USSR was still a military superpower. Its nuclear arsenal, its domination of Eastern Europe, its still considerable - though increasingly shaken - influence over the worldwide network of Soviet-aligned “communist” parties, its spheres of influence in the Third World, and its global rivalry with the United States all gave it significant weight within the international system. Yet behind this appearance of military, political and geopolitical strength, economic stagnation, political ossification and social disintegration were steadily accumulating.

The economic and technological modernisation of world capitalism after the Second World War - particularly the advances made in productivity, electronics, automation, transport and communications technologies, and the production of consumer goods in the 1960s and 1970s - had made the structural weaknesses of the Soviet Union increasingly visible. The USSR had significant capacity in areas such as heavy industry, the defence industry and space technology. Yet in terms of labour productivity, the transfer of military and space technologies to civilian production, the quality of consumer goods, agricultural efficiency, and the distribution mechanisms needed to meet the requirements of everyday life, it was falling ever more visibly behind. [**]

This backwardness was not simply a technical or administrative problem. In these years, the fundamental contradiction of the Soviet economy became clearly apparent: the means of production were not privately owned; a nationalised foundation, representing a break with capitalism in terms of property relations, still existed. Yet real control over production and distribution was not in the hands of the working class. Planning had taken shape not as a living, creative and accountable process grounded in workers’ democracy, but as a cumbersome command mechanism in the hands of a bureaucratic caste whose overriding priority was to preserve and expand its own privileges.

The Soviet Union’s relative economic backwardness was also making the Stalinist regimes of Eastern Europe increasingly vulnerable. Moscow remained their political and military patron; yet it was ceasing to be a sufficiently powerful source of economic support and attraction, capable of covering their widening deficits, modernising their industries and easing social discontent. From the 1970s onwards, therefore, the Eastern European bureaucracies increasingly turned to the banks, governments and international financial institutions of the Western imperialist countries. Through Western loans, they sought to import technology, sustain industrial investment and ease shortages in the supply of consumer goods. But this indebtedness postponed the crisis rather than resolving it; moreover, it made the Eastern European regimes more dependent on the financial mechanisms of the capitalist world economy - mechanisms they claimed, in their official rhetoric, to oppose. By 1980, the crisis that erupted in Poland had become one of the most striking examples of this dependency and economic bankruptcy.

At the same time, developments in foreign policy were also deepening the regime’s crisis. The intervention in Afghanistan had drawn the Soviet Union into a long, costly and politically debilitating war. The 1980 Moscow Olympics, which the Soviet leadership had planned as a display of international prestige, took place in the shadow of the boycotts that followed the intervention in Afghanistan.

The steadily increasing material privileges, especially at the upper levels of the bureaucratic pyramid, were central to this picture. These privileges rested on a bureaucratic status system which, after the great and bloody purges, the pervasive fear and the constant circulation of cadres under Stalin, had become more entrenched, more secure and more permanent during the Brezhnev era. Under Brezhnev, the bureaucracy had largely ceased to be an apparatus that continually produced victims from within its own ranks, as it had under Stalin; instead, it had turned into a ruling stratum that preserved its position, grew old in comfort and luxury, and avoided taking risks.

A cartoon by the French cartoonist Plantu on Brezhnev’s final years. The note beneath it refers to the denial issued by Soviet officials in April 1982 regarding rumours about Brezhnev’s health.
This situation was also plainly visible in the political sphere. Under the leadership of Brezhnev, who by then had visibly deteriorated both physically and mentally, the regime, by the late 1970s, had come to embody stability rather than dynamism, the preservation of the existing equilibrium rather than renewal, and bureaucratic muddling through rather than political vitality. [***] The average age of the Politburo itself seemed to reflect the regime’s general mood. The ruling cadres had grown old, the decision-making mechanisms had become sluggish, and the party and state apparatus had taken on a form that concealed social problems rather than producing creative solutions to them, while giving priority above all to its own continuity. The Kremlin’s “horizon of reform” did not extend beyond speeches by party leaders preaching better administrative control, stricter discipline, more efficient planning techniques or more effective utilisation of cadres - speeches which, in practice, yielded no meaningful results.

The interviews with Benediktov thus took place at precisely such a historical moment. This is decisive for understanding his arguments. In defending and praising the practices of the Stalin era, Benediktov was not merely recalling a style of governance that had been left behind. He was also viewing the stagnant, ageing bureaucratic order of the Soviet Union in 1980-81 - an order fixated on preserving its privileges and suppressing social energy - through the lens of his own past experience.

Benediktov’s praise for the Stalin era cannot therefore be treated simply as personal nostalgia. It also reflects the reactions of a senior bureaucrat - one who had risen under Stalin, been shaped by that administrative style, and built his career within that order - to the signs of decay in the late Brezhnev period. In his eyes, the Stalin years, despite their errors, appeared as a period of discipline, of holding cadres to account, of achieving tangible results, and of making the state apparatus function effectively.

The crucial question here is this: when Benediktov praises the administrative practices of the Stalin era, what exactly is he defending? Is he really defending a more effective, more democratic and more productive form of socialist planning? Or is he defending a harsher, more intimidating and more disciplined version of the bureaucratic apparatus, one that lay beyond the control of the working class?

In the following section, we shall seek to examine Benediktov’s arguments in the light of these questions.

[*] V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi [On Stalin and Khrushchev: An Interview with Benediktov], translated from Russian by Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4th edition, April 2023, Istanbul, p. 13.

[**] See, Stalin’s “theoretical contribution”; The testimony of Gün Benderli; The testimony of Vera Tulyakova Hikmet; The testimony of Anatoly Chernyaev; The testimony of Anthony Barnett; The testimony of Zekeriya Sertel (2); The testimony of Zekeriya Sertel (1); Queue etiquette in Stalinist Albania

[***] Brezhnev’s final months: The scandal in Baku

To be continued

29 Nisan 2026

Benediktov ile Söyleşi üzerine notlar

Stalin dönemi Stalinizmi ve Stalin sonrası Stalinizm (2)

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2  | BÖLÜM 3 | BÖLÜM 4

V. Litov/V. N. Dobrov’un, Molodaya Gvardiya’da yayımlanan “O Staline i Khrushcheve” (Stalin ve Hruşçov Üzerine) başlıklı söyleşi için kaleme aldığı sunuş yazısında, Benediktov’la yapılan söyleşilerin 1980 ve 1981 yıllarında gerçekleştirilen birkaç ayrı görüşmeye dayandığı belirtiliyor. [*] Bu, söyleşilerin bağlamını ve dolayısıyla anlamını kavramak bakımından önemli bir bilgi. Çünkü Benediktov’un sözlerini, 1980-81 yıllarında Sovyetler Birliği’nin içinde bulunduğu tarihsel bağlamdan bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değil.

İ. A. Benediktov
1980-81 yılları, Sovyetler Birliği’nde Stalinist rejimin uzun yıllardır sürmekte ve derinleşmekte olan krizinde kritik bir uğrağa karşılık geliyordu. Sovyetler Birliği o tarihlerde askerî bakımdan hâlâ bir dünya süper gücüydü. Nükleer silah kapasitesi, Doğu Avrupa üzerindeki hâkimiyeti, önemli ölçüde sarsılmış olmakla birlikte dünya genelindeki Sovyetik “komünist” partiler ağı üzerindeki etkisi, Üçüncü Dünya’daki nüfuz alanları ve ABD ile yürüttüğü küresel rekabet, ona uluslararası sistem içinde büyük bir ağırlık kazandırıyordu. Fakat bu askerî, siyasî ve jeopolitik güç görüntüsünün arkasında, giderek ağırlaşan bir ekonomik durgunluk, siyasî kemikleşme ve toplumsal çözülme birikiyordu.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya kapitalizminin geçirdiği ekonomik ve teknolojik modernleşme, özellikle de 1960’lı ve 1970’li yıllarda üretkenlikte, elektronikte, otomasyonda, ulaşım ve iletişim teknolojilerinde ve tüketim malları üretiminde yaşanan gelişmeler, Sovyetler Birliği’nin yapısal zayıflıklarını daha görünür hâle getirmişti. SSCB, ağır sanayi, savunma sanayii ve uzay teknolojisi gibi alanlarda önemli bir kapasiteye sahipti; ancak emek üretkenliği, askerî ve uzay teknolojilerinin sivil üretime aktarılması, tüketim mallarının kalitesi, tarımın verimliliği ve gündelik hayatın ihtiyaçlarını karşılayan dağıtım mekanizmaları bakımından giderek daha belirgin biçimde geride kalıyordu. [**]

Bu geri kalmışlık basitçe teknik ya da idarî bir sorun değildi. Sovyet ekonomisinin temel çelişkisi bu yıllarda kendisini çok açık bir biçimde gösteriyordu: Üretim araçları özel mülkiyet altında değildi; mülkiyet biçimi bakımından kapitalizmden kopuşu ifade eden kamulaştırılmış bir temel hâlâ varlığını sürdürüyordu. Fakat üretim ve dağıtım üzerindeki gerçek denetim işçi sınıfının elinde değildi. Planlama, işçi demokrasisine dayanan canlı, yaratıcı ve denetlenebilir bir süreç olarak değil, ayrıcalıklarını korumayı ve genişletmeyi temel öncelik hâline getiren bürokratik kastın elinde hantal bir komuta mekanizması olarak şekillenmişti.

Sovyetler Birliği’nin göreceli ekonomik geri kalmışlığı, Doğu Avrupa’daki Stalinist rejimleri de giderek daha savunmasız hâle getiriyordu. Moskova, bu rejimlerin siyasî ve askerî hamisiydi; fakat onların büyüyen ekonomik açıklarını kapatabilecek, sanayilerini yenileyebilecek ve toplumsal hoşnutsuzluğu yatıştıracak ölçüde güçlü bir ekonomik destek ve çekim merkezi olmaktan uzaklaşıyordu. Bu nedenle Doğu Avrupa bürokrasileri, 1970’lerden itibaren Batılı emperyalist ülkelerin bankalarına, hükümetlerine ve uluslararası mali kuruluşlara giderek daha fazla başvurdular. Batı’dan alınan kredilerle teknoloji ithal etmek, sanayi yatırımlarını sürdürmek ve tüketim malları arzındaki sıkıntıları hafifletmek istediler. Ancak bu borçlanma, krizi çözmek yerine erteledi; üstelik Doğu Avrupa rejimlerini, resmî söylemde karşı olduklarını iddia ettikleri kapitalist dünya ekonomisinin finansal mekanizmalarına daha bağımlı hâle getirdi. 1980’e gelindiğinde Polonya’da patlayan kriz, bu bağımlılığın ve ekonomik iflasın en çarpıcı örneklerinden biri oldu.

Aynı yıllarda dış politika alanındaki gelişmeler de rejimin krizini derinleştiriyordu. Afganistan müdahalesi, Sovyetler Birliği’ni uzun, maliyetli ve siyasî olarak yıpratıcı bir savaşın içine sokmuştu. 1980 Moskova Olimpiyatları, Sovyet yönetiminin uluslararası prestij gösterisi olarak planlanmışken, Afganistan müdahalesinin ardından boykotların gölgesinde gerçekleşti.

Bürokratik piramidin özellikle üst kısımlarında giderek artan maddi ayrıcalıklar da bu tabloda merkezî bir yer tutuyordu. Bu maddi ayrıcalıklar, Stalin dönemindeki büyük ve kanlı tasfiyelerin, korkunun ve sürekli kadro sirkülasyonunun ardından, Brejnev döneminde daha yerleşik, daha güvenli ve daha kalıcı hâle gelen bir bürokratik statü sistemine dayanıyordu. Brejnev döneminde bürokrasi, Stalin döneminde olduğu gibi kendi içinden sürekli kurbanlar veren bir aygıt olmaktan büyük ölçüde çıkmış; yerini koruyan, huzur ve lüks içinde yaşlanan ve risk almaktan kaçınan bir yönetici tabakaya dönüşmüştü.

Fransız karikatürist Plantu’nun Brejnev’in son dönemine ilişkin karikatürü. Karikatürün altındaki not, Nisan 1982’de Sovyet yetkililerinin Brejnev’in sağlığına ilişkin söylentileri yalanlamasına gönderme yapıyor.
Bu durum siyasal alanda da açıkça görülüyordu. Son yıllarında fiziksel ve zihinsel bakımdan belirgin biçimde çökmüş olan Brejnev’in liderliği altında rejim, 1970’lerin sonuna gelindiğinde, artık dinamizmden çok istikrarı, yenilenmeden çok mevcut dengelerin korunmasını, siyasal canlılıktan çok bürokratik idare-i maslahatçılığı temsil ediyordu. [***] Politbüro’nun yaş ortalaması, rejimin genel ruh hâlinin de bir göstergesi gibiydi. Yönetici kadrolar yaşlanmış, karar alma mekanizmaları ağırlaşmış, parti ve devlet aygıtı, toplumsal sorunlara yaratıcı çözümler üretmekten çok, bunların üstünü örten ve kendi devamlılığını önceleyen bir yapıya bürünmüştü. Kremlin’in “reform” ufku, parti liderlerinin daha iyi idarî denetim, daha sıkı disiplin, daha verimli planlama teknikleri ya da kadroların daha etkin çalıştırılmasını vazeden, fakat uygulamada hiçbir anlamlı sonuç vermeyen nutuklarının ötesine geçemiyordu.

Benediktov’la yapılan söyleşiler işte böyle bir tarihsel anda gerçekleşti. Bu, onun argümanlarını anlamak bakımından belirleyicidir. Benediktov, Stalin döneminin uygulamalarını savunur ve överken yalnızca geçmişte kalmış bir yönetim tarzını hatırlamıyordu. Aynı zamanda 1980-81 Sovyetler Birliği’nin durgun, yaşlanmış, ayrıcalıklarını korumaya kilitlenmiş ve toplumsal enerjiyi bastırmış bürokratik düzenine de kendi geçmiş deneyimi üzerinden bakıyordu.

Bu nedenle Benediktov’un Stalin dönemine ilişkin övgüleri, basit bir kişisel nostalji olarak ele alınamaz. Bunlar, Stalin döneminde yükselmiş, o dönemin idarî tarzı içinde şekillenmiş ve kariyerini o düzenin içinde yapmış bir yüksek bürokratın, geç Brejnev döneminin çürüme belirtileri karşısındaki tepkilerini de yansıtır. Onun gözünde Stalin dönemi, kimi yanlışları içerse de disiplinin, kadrolardan hesap sormanın, sonuç almanın ve devlet aygıtını etkin bir biçimde çalıştırmanın dönemi olarak görünür.

Burada kritik soru şudur: Benediktov, Stalin döneminin idarî uygulamalarını överken neyi savunmaktadır? Gerçekten daha etkin, daha demokratik, daha üretken bir sosyalist planlamayı mı? Yoksa işçi sınıfının denetimi dışındaki bürokratik aygıtın, daha sert, daha korkutucu ve daha disiplinli bir versiyonunu mu?

Bir sonraki bölümde Benediktov’un argümanlarını bu sorular üzerinden ele almaya çalışacağız.

[*] V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi, Rusçadan çev. Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4. baskı, Nisan 2023, İstanbul, s. 13.

[**] Bkz. Stalin’in “teorik katkısı”; Gün Benderli’nin tanıklığı; Vera Tulyakova Hikmet’in tanıklığı; Anatoliy Çernyayev’in tanıklığı; Anthony Barnett’in tanıklığı; Zekeriya Sertel'in tanıklığı (2); Zekeriya Sertel’in tanıklığı (1); Stalinist Arnavutluk’ta kuyruk adabı

[***] Brejnev’in son ayları: Bakü’de yaşanan skandal

Devam edecek

28 Nisan 2026

Notes on the Benediktov Interview

Stalin-era Stalinism and post-Stalin Stalinism (1)

PART 1 | PART 2 | PART 3

A few months ago, I read the fourth edition, published in April 2023, of On Stalin and Khrushchev: An Interview with Benediktov (Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi), brought out by Yazılama Yayınevi, the publishing house of the Stalinist Communist Party of Turkey (TKP). [*]

The book is based on an extended series of interviews conducted in the early 1980s by “Soviet journalist V. Litov” with Ivan Aleksandrovich Benediktov (1902-1983), who for many years held senior positions in the Soviet party and state apparatus. (The reason for putting Litov’s name and profession in quotation marks will become clear below.)

Benediktov was no ordinary bureaucrat of the Stalin and Khrushchev eras. From the late 1930s onwards, he occupied top positions in Soviet agricultural administration; before and during the war he served as People’s Commissar for Agriculture, and in the post-war years as Minister of Agriculture. (In the USSR, the Council of People’s Commissars and the People’s Commissariats were renamed the Council of Ministers and the Ministries, respectively, on 15 March 1946.) Later, Benediktov served as ambassador to India and Yugoslavia, and for many years was also a member of the Central Committee of the Communist Party of the Soviet Union. He was therefore a figure closely familiar not only with the general political atmosphere of the Stalin and Khrushchev periods, but also with the inner workings of agricultural policies, the party, the state apparatus intertwined with it, and the ruling cadres.

In my online research, I found no record of this interview having been published in Russian, or in any other language, as a stand-alone book in the form in which it appeared in Turkish. The bibliographic details and notes in the Turkish translation provide information about the two Russian texts on which the book is based; however, they contain no indication that these two texts were ever brought together in the same form and published as a book in Russia.

It appears that the translator, Candan Badem, took the interview text published in 1989 in the journal Molodaya Gvardiya (Young Guard) [**] and an additional section published in the newspaper Duel on 3 June 2003 [***], which had not appeared in the earlier version, translated them from Russian into Turkish, and shaped them into book form. In this respect, the Turkish edition seems less a translation of an existing Russian book than a compilation made by bringing together two separate Russian publications.

As far as we can see, the book and the two texts on which it is based are scarcely known outside Russia and Turkey. Among the many works we have read on the subject, we found references to this book, or to the interview texts on which it is based, in only a few studies: Sheila Fitzpatrick’s Everyday Stalinism - Ordinary Life in Extraordinary Times: Soviet Russia in the 1930s, William Taubman’s Khrushchev: The Man and His Era, and Grover Furr’s Khrushchev Lied [translated into Turkish as Hruşçov’un Yalanları (Khrushchev’s Lies)]. In all three of these books, however, only the interview entitled “O Staline i Khrushcheve” (On Stalin and Khrushchev), published in Molodaya Gvardiya, is cited.

There are also some ambiguities concerning the person who conducted the interview.

In the Turkish edition, the interviewer is identified as V. Litov. In the 1989 Russian text, Litov is introduced as “a member of the Union of Journalists of the USSR” and “a person holding an academic title equivalent to a doctorate in economics.” [****] By contrast, the supplementary section later published in the newspaper Duel in 2003 bears the signature of V. N. Dobrov. Moreover, some Russian sources suggest that the name Litov was a pseudonym used by Dobrov. Indeed, a doctoral thesis completed at the University of Toronto, when referring to the Benediktov interview, also states that Litov was the pseudonym of V. N. Dobrov. [*****] While this information provides strong grounds for assuming that Litov and Dobrov were one and the same person, the fact that Litov was presented in the original 1989 Russian version as a journalist and economist in his own right makes it advisable to retain a certain degree of caution. At this stage, what we can say on the basis of the available evidence is that the names V. Litov and V. N. Dobrov are intertwined in the publication history of the text.

In addition to all this, it should also be noted that there are certain objections regarding the authenticity of the interview. In Russian sources, there is a claim that Benediktov’s brother and nephew regarded the text published in Molodaya Gvardiya as false or fabricated. [******] At least at this stage, we are unable to determine whether there is any truth to this claim. We therefore simply note it here.

Ivan Aleksandrovich Benediktov
Our purpose in this article is not to provide a general and comprehensive assessment of these lengthy interviews with Benediktov. What we shall focus on here are Benediktov’s observations on how, during the Stalin era, the dictator managed and directed his privileged bureaucratic caste, and on the economic effects of this “administrative” approach, which relied on keeping these bureaucrats under constant pressure. In doing so, we believe it will become easier to grasp why Stalin’s “administrative” method could not be sustained in the same way after his death - that is, to understand some of the differences between Stalin-era Stalinism and the Stalinism of the post-Stalin period.

[*] V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi [On Stalin and Khrushchev: An Interview with Benediktov], translated from Russian by Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4th edition, April 2023, Istanbul.

[**] Molodaya Gvardiya (Young Guard) was the monthly literary, artistic and socio-political journal of the Central Committee of the Soviet Komsomol. It was founded in 1922. As noted in the translator’s footnote to the section entitled “V. Litov’s Introduction”, the journal was “one of the few publications that remained on a ‘conservative’ line during the Perestroika period”. (p. 13)

[***] Duel was a weekly political newspaper published in Russia from February 1996 to May 2009; its editor-in-chief was Yuriy Mukhin, and in the sources consulted its political orientation is described as Stalinist, “patriotic”, and anti-Zionist. The supplementary section of the Benediktov interview, which had not been published in 1989, appeared under V. N. Dobrov’s name, under the title “Melkoburjuaznye kadry reshili vsyo” (“The petty-bourgeois cadres decided everything”), in issue no. 22 of Duel, dated 3 June 2003.

[****] In the introduction to the Russian text republished on the RKS M(b) website, it is stated that the interview was based on several meetings held in 1980-1981; at the end of the text there appears the note: “V. Litov, member of the Union of Journalists of the USSR, Candidate of Economic Sciences.” The same attribution also appears in the digitised text of issue no. 4 of Molodaya Gvardiya from 1989.

[*****] Auri C. Berg, Reform in the Time of Stalin: Nikita Khrushchev and the Fate of the Russian Peasantry, doctoral dissertation, University of Toronto, 2012. In a footnote referring to the interview with Benediktov, it is stated that Litov was “the pseudonym of V. N. Dobrov” (p. 174).

[******] For this claim, see the source note in the Russian study Khrushchevskaya ottepel’ i obshchestvennye nastroeniya v SSSR v 1953-1964 gg. (The Khrushchev Thaw and Public Attitudes in the USSR, 1953-1964). The note states that “Benediktov’s brother and nephew considered this publication to be false”, referring to the article “Interv’yu, kotorogo ne bylo” (The Interview That Never Was), published in issue no. 37 of Ogonyok magazine in 1989.

To be continued

27 Nisan 2026

Benediktov ile Söyleşi üzerine notlar

Stalin dönemi Stalinizmi ve Stalin sonrası Stalinizm (1)

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2  BÖLÜM 3 | BÖLÜM 4

Birkaç ay önce, Stalinist Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) yayınevi olan Yazılama Yayınevi tarafından yayımlanmış Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi başlıklı kitabın Nisan 2023 tarihli dördüncü baskısını okudum. [*]

Kitap, Sovyet parti ve devlet aygıtında uzun yıllar üst düzey görevlerde bulunmuş olan İvan Aleksandroviç Benediktov’la (1902-1983) 1980’lerin başında “Sovyet gazeteci V. Litov” tarafından yapılmış uzun bir dizi söyleşiye dayanıyor. (Litov’un adını ve mesleğini tırnak içinde verme nedenimiz aşağıda anlaşılacak.)

Benediktov, Stalin ve Hruşçov dönemlerinin sıradan bürokratlarından biri değildi. 1930’ların sonlarından itibaren Sovyet tarım yönetiminin tepe noktalarında yer aldı; savaş öncesinde ve savaş yıllarında Tarım Halk Komiseri, savaş sonrasında ise Tarım Bakanı olarak görev yaptı. (SSCB’de Halk Komiserleri Konseyi ile Halk Komiserlikleri, 15 Mart 1946’da sırasıyla Bakanlar Konseyi ve Bakanlıklar adını aldı.) Daha sonra Hindistan ve Yugoslavya büyükelçisi olan Benediktov, uzun yıllar Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi olarak da görev yaptı. Dolayısıyla, Stalin ve Hruşçov dönemlerinin yalnızca genel siyasî atmosferini değil, özellikle tarım politikalarının, parti ile onunla iç içe geçmiş olan devlet aygıtının ve yönetici kadroların iç işleyişini de yakından tanıyan bir isimdi.

İnternet üzerinde yaptığım araştırmada, bu söyleşinin Rusçada ya da başka bir dilde, Türkçedeki biçimiyle müstakil bir kitap olarak yayımlandığına dair herhangi bir kayda rastlamadım. Türkçe çevirinin künyesinde ve notlarında, kitabı oluşturan iki Rusça metin hakkında bilgi veriliyor; ancak bu iki metnin Rusya’da aynı biçimde bir araya getirilerek kitaplaştırılmış olduğuna dair herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Anlaşıldığı kadarıyla çevirmen Candan Badem, 1989 yılında Moskova’da yayımlanan Molodaya Gvardiya (Genç Muhafız) [**] dergisindeki söyleşi metni ile 3 Haziran 2003’te Duel gazetesinde [***] yayımlanan ve daha önceki versiyonda yer almayan ek parçayı Rusçadan Türkçeye çevirerek kitap formuna sokmuş. Bu yönüyle Türkçe baskı, mevcut bir Rusça kitabın çevirisinden çok, iki ayrı Rusça yayının bir araya getirilmiş hâli gibi görünüyor.

Görebildiğimiz kadarıyla kitap ve onu oluşturan iki metin, Rusya ve Türkiye dışında da pek fazla bilinmiyor. Konuyla ilgili okuduğumuz çok sayıdaki kitap arasında bu kitaba veya onu oluşturan söyleşi metinlerine yalnızca birkaç çalışmada atıf yapıldığını gördük: Sheila Fitzpatrick’in Everyday Stalinism - Ordinary Life in Extraordinary Times: Soviet Russia in the 1930s, William Taubman’ın Khrushchev: The Man and His Era ve Grover Furr’un Khrushchev Lied [Türkçe çevirisi Hruşçov'un Yalanları] başlıklı kitaplarında. Bu üç kitapta da yalnızca Molodaya Gvardiya’da yayımlanan “O Staline i Khrushcheve” (Stalin ve Hruşçov Üzerine) başlıklı söyleşiye atıfta bulunuluyor.

Söyleşiyi yapan kişi konusunda da söz edilmesi gereken bazı belirsizlikler var. 

Türkçe baskıda söyleşiyi yapan kişi V. Litov olarak belirtiliyor. 1989 tarihli Rusça metinde de Litov, “SSCB Gazeteciler Birliği üyesi” ve “iktisat alanında doktora derecesine denk bir akademik unvana sahip” bir kişi olarak tanıtılıyor. [****] Buna karşılık, daha sonra 2003 yılında Duel gazetesinde yayımlanan ek bölüm V. N. Dobrov imzasını taşıyor. Ayrıca bazı Rusça kaynaklarda Litov adının Dobrov tarafından kullanılan bir mahlas olduğu ileri sürülüyor. Nitekim Toronto Üniversitesi’nde yapılmış bir doktora tezinde de Benediktov söyleşisine atıf yapılırken Litov’un V. N. Dobrov’un mahlası olduğu belirtiliyor. [*****] Bu bilgi, Litov ile Dobrov’un aynı kişi olduğu yönünde güçlü bir karine oluştursa da metnin ilk yayımlandığı 1989 tarihli Rusça versiyonda Litov’un ayrı bir gazeteci ve iktisatçı olarak tanıtılmış olması nedeniyle, bu noktada yine de belirli bir ihtiyat payı bırakmakta fayda var. Bu aşamada elimizdeki bilgilerle söyleyebileceğimiz, metnin yayın serüveninde V. Litov ve V. N. Dobrov adlarının iç içe geçtiğidir.

Bütün bunlara ek olarak, söyleşinin sahihliği konusunda da bazı itirazların olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Rusça kaynaklarda, Benediktov’un kardeşi ve yeğeninin, Molodaya Gvardiya’da yayımlanan metni gerçek dışı ya da uydurma saydıklarına dair bir iddia yer alıyor. [******] Bu iddianın herhangi bir doğruluk payı taşıyıp taşımadığını en azından bu aşamada bilemiyoruz. Dolayısıyla, bu iddiayı sadece belirtmekle yetiniyoruz.

İvan Aleksandroviç Benediktov
Bu yazıda amacımız Benediktov’la yapılmış olan bu uzun söyleşilerin genel ve kapsamlı bir değerlendirmesini yapmak değil. Burada asıl olarak Benediktov’un Stalin döneminde diktatörün ayrıcalıklı bürokratik kastı nasıl yönetip yönlendirdiği ve bu bürokratların ensesinde sürekli boza pişirmeye dayalı bu “idarî” yaklaşımın ekonomi üzerindeki etkileri konusunda yaptığı saptamalar üzerinde duracağız. Bunu yaptığımızda Stalin’in “idarî” anlayışının onun ölümünden sonra neden aynı şekilde sürdürülemediğini -yani Stalin dönemi Stalinizmi ile Stalin sonrası dönemlerin Stalinizmi arasındaki kimi farklılıkları- kavramanın kolaylaşacağına inanıyoruz.

[*] V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi, Rusçadan çev. Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4. baskı, Nisan 2023, İstanbul.

[**] Molodaya Gvardiya, Sovyet Komsomol Merkez Komitesi’nin aylık edebî-sanatsal ve toplumsal-siyasal dergisiydi. 1922’de kurulmuştu. Candan Badem’in “V. Litov’un Sunuşu” başlıklı bölüme düştüğü çevirmenin notunda belirtildiği gibi dergi, “Perestroyka döneminde ‘muhafazakâr’ çizgide kalan az sayıdaki yayın organından biriydi.” (s. 13)

[***] Duel, Rusya’da Şubat 1996’dan Mayıs 2009’a kadar yayımlanan haftalık siyasî bir gazeteydi; genel yayın yönetmeni Yuriy Muhin’di ve gazetenin siyasî eğilimi kaynaklarda Stalinist, “yurtsever” ve anti-siyonist olarak tanımlanıyor. Benediktov söyleşisinin 1989’da yayımlanmayan ek parçası ise V. N. Dobrov imzasıyla “Melkoburjuaznye kadry reshili vsyo” başlığı altında Duel’in 3 Haziran 2003 tarihli 22. sayısında yayımlandı.

[****] RKS M(b) sitesinde yeniden yayımlanan Rusça metnin girişinde söyleşinin 1980-1981’de yapılan birkaç görüşmeye dayandığı belirtiliyor; metnin sonunda da “V. Litov, SSCB Gazeteciler Birliği üyesi, iktisat bilimleri adayı” ifadesi yer alıyor. Aynı imza bilgisi Molodaya Gvardiya’nın 1989 tarihli 4. sayısının dijitalleştirilmiş metninde de görülüyor.

[*****] Auri C. Berg, Reform in the Time of Stalin: Nikita Khrushchev and the Fate of the Russian Peasantry, doktora tezi, University of Toronto, 2012. Tezde yer alan ve Benediktov’la yapılan söyleşiye değinen bir dipnotta, Litov’un, “V. N. Dobrov’un mahlası” olduğu belirtiliyor. (s. 174)

[******] Bu iddia için bkz. Khrushchevskaya ottepel’ i obshchestvennye nastroeniya v SSSR v 1953-1964 gg. (Hruşçov Çözülmesi ve 1953-1964 Yıllarında SSCB’de Toplumsal Ruh Hâli) başlıklı Rusça çalışmada yer alan kaynak notu: burada “Benediktov’un kardeşi ve yeğeni bu yayını sahte sayıyor” denilerek Ogonyok dergisinin 1989 tarihli 37. sayısında yayımlanan “Interv’yu, kotorogo ne bylo” (Olmayan Söyleşi) başlıklı metne atıf yapılıyor.

Devam edecek