Çeviri:
“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir”
| 6 Şubat 2026 itibarıyla Havana'dan bir görüntü |
Frank: Küba söz konusu olduğunda, Amerika Birleşik Devletleri ekonomik açıdan çok az şey kazanabilir; ancak sembolik değeri çok yüksek olur. Küba’nın düşüşünün Latin Amerika solunda yaratacağı ideolojik şok, SSCB’nin çöküşünün yarattığı etkiye benzer sonuçlar doğurur. Ekonomik kazanç sınırlı olacağı için, yaratılmak istenen aşağılanmanın daha büyük olması gerekir; yani bu süreç, bugün hâlâ bazılarının Delcy Rodríguez’e güven duyduğu Venezuela örneğinde olduğu gibi olamaz. Venezuela’da mesele siyasiydi, ancak bunun arkasında büyük bir ekonomik çıkar da vardı. María Corina Machado’nun ABD tarafından dışlanması ve etkisizleştirilmesi boşuna değildi. Oysa Küba örneği neredeyse bütünüyle siyasidir. Cumhuriyetçi Parti Teksas’ta kaybetti; Demokrat Parti’den bir “sosyalist” New York’ta onları mağlup etti. Florida’yı kazanmak açısından kritik olan Küba kökenli seçmenler -ki Florida da başkanlığı kazanmak bakımdan belirleyici önemdedir- sınır dışı etme politikaları nedeniyle Trump’a öfkeli. Peki Küba düşerse bunun ABD seçmeni üzerindeki etkisi ne olur? En azından Miami’deki aşırı sağcı Küba kökenli topluluk Cumhuriyetçi Parti’ye büyük bir minnettarlık duyar. Trump, Küba’nın yenilmesini istiyor. Bunun için, en azından Diaz-Canel’in düşmesi ve bu düşüşün ABD kuşatmasının açık bir sonucu olarak gerçekleşmesi -ya da Venezuela’da olduğu gibi, perde arkasında yürütülen bir sürecin ürünü olması- gerekiyor.
Ancak Trump, Castro’ların da hedef alınacağını söylüyor. Eğer bu gerçekleşirse, Küba’nın durumu çok daha karmaşık bir hâl alır. Bu durumda ya Castro ailesi sürgüne gidip Beşar Esad’a komşu olur ya da Küba hükümeti kitlesel protestolar sonucunda düşer ve Castro ailesinin kaderi başka dinamiklere bağlı hâle gelir. Raul Castro hayattayken ilk senaryonun gerçekleşme olasılığı oldukça zayıf. Raul Castro, yarın Havana’da ölebilecek bir yaştayken, ABD’ye direnen bir lider olarak sahip olduğu imajı feda etmeyecektir. Öte yandan, çocuklarının Moskova’nın dışındaki bir daçada yaşamayı kabul edebileceğini düşünüyorum. Böyle bir anda, herhangi bir lider ya da bir televizyon spikeri, Yankee ablukası nedeniyle ve Küba’nın daha fazla zarar görmemesi için hükümetin istifa etmeye karar verdiğini ve bir geçiş hükümetinin göreve başlayacağını ilan edebilir. Ardından Castro ailesinin ve Diaz-Canel’in Rusya’ya gittiklerinin ortaya çıkması durumunda; böyle bir senaryo söz konusu olabilir. Ancak Raul hayattayken bunun gerçekleşmesini pek olası görmüyorum.
Askerî bir saldırı söz konusu olduğunda hükümetin direniş göstermesi mümkündür; ancak bu son derece korkunç bir tablo olurdu. Bunun gerçekleşeceğini sanmıyorum, çünkü böyle bir adım Trump açısından çok yüksek bir maliyet taşır. Yine de Venezuela’da yaşanana benzer, daha cerrahî nitelikte bir müdahale ihtimali bütünüyle göz ardı edilemez. Trump, hükümetin kitlesel protestolar sonucunda düşeceğine inandıklarını açıkça söyledi. Bu protestolar, ABD baskısı nedeniyle hükümetin düşmesini talep eden protestolar olacaktır. Peki bu durumda ne yapılmalı? Protestolar halkın desteğine sahip olduğu ve işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi için bir fırsat yaratabileceği için desteklenmeli mi? Yoksa ABD’nin bundan büyük bir avantaj sağlayabileceği düşüncesiyle protestolara karşı mı çıkılmalı? Bu protestolar, 11J’den [*] çok farklı bir karaktere sahip olacaktır. Her koşulda, önderliğini ele geçirmek için bu protestoların içinde yer almamız gerekir.
Durumu karmaşıklaştıran bir unsur ise, Küba’da çoğunluğun mevcut tabloyu artık üstesinden gelinemez olarak görmesidir. Artık dayanacak gücümüz kalmadı sözünü giderek daha sık duyuyoruz; hatta zaman zaman ABD’ye daha sıcak bakan bir ton da ortaya çıkıyor. Bir diğer tutum ise kötüleşmenin farkına varmamak ya da onu önemsememektir. Ulaşım o denli büyük bir çöküş yaşadı ki, 2025’te taşınan yolcu sayısı %93 oranında düşüş gösterdi; neredeyse her gün elektrik kesintileri yaşanıyordu. Ancak bu tablo, bugün yaşanan umutsuzlukla aynı değildi. Şu anda karşımızda, hiçbir şeyin çözümü yokmuş gibi görünen ve her an trajik, beklenmedik bir sona sürüklenebilecek bir durum var.
LID: La Izquierda Diario gazetesi ve Sürekli Devrim Akımı’nın oluşturduğu Uluslararası Ağ olarak, Latin Amerika’daki emperyalist saldırganlığa karşı büyük bir uluslararası anti-emperyalist kampanyanın örgütlenmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu kampanyada, Venezuela’ya yönelik saldırılara ve Küba’ya dönük planlara karşı mücadele ön plana çıkarılmalı; bölgedeki sendikal merkezlere kıtasal bir grev çağrısı yapılmalıdır. Aynı şekilde, Brezilya ve Meksika gibi kendilerini “ilerici” olarak sunan güçlerin yönettiği ülkelerde, bu hükümetlerin ABD’ye tabi politikalarını teşhir ediyor ve Küba’ya petrol sevkiyatının derhal başlatılmasını talep ediyoruz. Sizin bakış açınızdan, işçi sınıfı ve bölge halkları Küba’ya ve Latin Amerika’ya yönelik bu emperyalist saldırı karşısında nasıl bir tutum benimsemelidir?
Küba’nın içinde bulunduğu durum çözümsüz gibi görünebilir; onu bu durumdan ancak dünya işçi sınıfı kurtarabilir. Bu tablonun büyük ölçüde sorumlusu, uluslararası düzeyde dahi siyasi desteğini yitirmiş olan Küba hükümetidir. Bugüne kadar yurtdışında Küba lehine kitlesel bir gösteri gerçekleşmedi; yalnızca küçük çaplı siyasi eylemler ve münferit çağrılar yapıldı. Küba lehine uluslararası baskının azalması, devrimin bürokratikleşmesiyle eşzamanlı ilerledi. Öte yandan, 11J tutuklularının serbest bırakılmasını talep etmiş olmanız ve Küba’daki sürecin bürokratikleşmesine açıkça işaret etmeniz, Küba ile dayanışma çağrısı yaparken siyasal ve ahlaki bir tutarlılık zemini oluşturuyor. Buna karşın, abluka karşıtı protesto çağrısı yapan örgütlerin büyük bölümü Havana’ya yakın gruplardır. Bu durum, dayanışma faaliyetlerini ciddi biçimde yıpratıyor. Filistin’le dayanışma çağrısı yapanların çoğu, bunu Hamas’la dayanışma çağrısına indirgemeden yapıyor; bu yaklaşım uluslararası düzeyde baskın durumda. Oysa Küba söz konusu olduğunda, “Küba ile dayanışma” fikrini “Küba hükümetiyle dayanışma” fikrinden ayırmak son derece zorlaşıyor. Bu da seferberliği felç ediyor. Eğer etkili bir adım atılacaksa, kendilerini “ilerici” olarak sunan hükümetlerin yönettiği ülkelerde protestolar örgütlenmeli ve Küba’ya petrol sevkiyatının derhal başlatılması talep edilmelidir. Bu hükümetler, bugün ABD’nin başlıca suç ortakları konumundadır. Petro’nun Trump ile gülümseyerek poz vermesine ve Küba’ya bir damla petrol bile göndermemiş olmasına tanık olmak gerçekten dehşet verici.
1961’de uluslararası bir protesto dalgası, Küba’yı ABD’nin doğrudan askerî müdahalesinden kurtarmıştı. Domuzlar Körfezi işgali sırasında Küba büyükelçilikleri sürekli olarak, adaya gidip savaşmak isteyen yabancılardan gelen taleplerle karşılaşıyordu. Bugün ise Küba büyükelçilikleri dahi Küba ile dayanışma kampanyaları yürütmüyor; Küba hükümeti diplomatik çerçevenin dışına çıkmamaya çalışıyor. Buna karşılık, siz Küba ile dayanışmayı talep eden ve somut sonuçlar üretebilecek bir birleşik cepheyi örgütlemek için gerekli siyasal meşruiyete ve uluslararası bağlantılara sahipsiniz. Bu tür bir girişim, Christian Castillo’nun [**] geçtiğimiz cuma günü yaptığı gibi, Küba halkını boğan Yankee ablukasına karşı parlamentolarda yasa tasarıları sunulmasıyla da güçlendirilebilir. Her durumda, Küba’ya yönelik bu linç girişimini durdurabilecek tek güç, dünya işçi sınıfının sokaklarda göstereceği kitlesel seferberliktir. Aksi hâlde ortaya çıkabilecek tablo, kıtlığa hatta savaşa kadar uzanabilecek son derece ağır sonuçlar doğurabilir.
[*] 11J, 11 Temmuz 2021’de Küba’da patlak veren kitlesel protestolara verilen addır. Ekonomik kriz, gıda ve ilaç kıtlığı ile elektrik kesintilerinin tetiklediği bu protestolar, 1959 Devrimi’nden bu yana ülkede görülen en geniş çaplı toplumsal eylemlerden biri olmuş; hükümet sert bir güvenlik müdahalesiyle protestoları bastırmış, çok sayıda kişi gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır.
[**] Christian Castillo, Arjantin’de faaliyet gösteren Partido de los Trabajadores Socialistas (PTS - Sosyalist İşçi Partisi) üyesi Marksist bir siyasetçi ve Ulusal Kongre milletvekilidir. İşçi mücadeleleriyle dayanışma, emperyalizme karşı tutum ve Latin Amerika’daki halk hareketlerine destek konularında aktif çalışmalarıyla bilinir. Burada anılan girişim, Küba halkını boğan ABD ablukasına karşı Arjantin Parlamentosu’na sunduğu yasa tasarısını ifade etmektedir.
Bitti