Kremlin’in 1970’lerin ortasındaki “diplomatik” manevrası:
Toprak ve boğazlarda üs taleplerinin yeniden yazılan tarihi
Geçtiğimiz hafta blogda yayımladığım Tarihi tersyüz ederken hakikate çarpmak başlıklı yazıda, 1945 yılında Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den toprak ve boğazlar konusunda talepte bulunup bulunmadığı meselesine kısaca değinmiştim. Bu kısa değinmenin merkezinde, Yalçın Küçük’ün Türkiye Üzerine Tezler 2’de ileri sürdüğü ve yarım yüzyıldır Türkiye’deki birçok Stalinist çevrede benimsenen, sıkça tekrarlanan meşhur iddia yer alıyordu: bunun bir “Soğuk Savaş masalı” olduğu iddiası.Bu kez meseleyi, doğrudan Sovyet resmî tarih yazımının Brejnev döneminde, 1970’li yılların ilk yarısında ürettiği bir metin üzerinden ele almak istiyorum.
1974 yılında Moskova’da Progress Publishers tarafından yayımlanan History of Soviet Foreign Policy [Sovyet Dış Politikasının Tarihi], Cilt II (1945–1970) [*], Sovyet dış politikasını Batı kamuoyuna anlatmak üzere Stalinist bürokrasinin ideologları tarafından hazırlanmış resmî bir çalışmadır. (Bildiğim kadarıyla bu kitabın her iki cildi de Türkçeye çevrilmedi.) Kitapta, 1945 yılında Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talep edilmesiyle ilgili olarak şu pasaj yer almaktadır:
Sovyet Hükümeti, SSCB’nin güney komşuları olan Türkiye ve İran ile ilişkileri iyileştirmek amacıyla bir dizi girişimde bulundu. Sovyet Hükümeti adına 30 Mayıs 1953 tarihinde Türkiye’nin Moskova Büyükelçisine şu bildirimde bulunuldu:
“İyi komşuluk ilişkilerini muhafaza etmek ve barış ile güvenliği güçlendirmek amacıyla Ermenistan ve Gürcistan hükümetleri, Türkiye’ye yönelik toprak taleplerinden vazgeçebilecekleri sonucuna varmıştır. Boğazlar meselesine gelince, Sovyet Hükümeti önceki görüşünü yeniden değerlendirmiş ve SSCB’nin güvenliğinin, Boğazlar yönünden, SSCB ve Türkiye bakımından eşit ölçüde kabul edilebilir şartlar temelinde sağlanabileceği kanaatine ulaşmıştır. Bu nedenle Sovyet Hükümeti, Sovyetler Birliği’nin Türkiye üzerinde herhangi bir toprak talebinin bulunmadığını beyan eder.”* Bu açıklama, Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin kademeli olarak iyileşmesinin önünü açmıştır. (s. 279–280)
Yıldızla işaretlenmiş dipnotta ise şöyle denilmektedir:
Pravda, 19 Temmuz 1953. Aralık 1945’te Sovyet basını, Türkiye’nin 1921 Antlaşması uyarınca elde ettiği bazı sınır bölgelerini Gürcistan’a iade etmesi gerektiğini ileri süren iki Gürcü bilim adamının mektuplarını yayımlamıştı. Bu mektuplar, Batı propagandası tarafından Türkiye’de anti-Sovyet duyguları körüklemek amacıyla kullanılmıştır. (s. 280)
Bu pasajda “yatıştırıcı” bir diplomatik dil kullanıldığı hemen göze çarpmaktadır. Ancak metin biraz dikkatle okunduğunda, konuyla ilgili önemli itiraflar içeren bir anlatıyla karşı karşıya olduğumuzu görmek de zor değildir.
Yazarlar bu pasajda iki şeyi itiraf ediyor:
1) 1945-1953 arasında talepler vardı
Metnin en açık kabulü budur. 1953’te “geri çekilen” bir talep, ancak önceden mevcutsa geri çekilebilir. Bu pasaj, 1945’te gündeme gelen taleplerin Stalin’in ölümüne kadar yürürlükte kaldığını; geri adımın ise ancak Stalin sonrası dönemde atıldığını, Stalin’in adı anılmaksızın, kabul etmektedir.
2) Boğazlar konusunda “önceki bir görüş” mevcuttu
Metin, boğazlar meselesinde Sovyetler Birliği’nin “önceki görüşünü yeniden değerlendirdiğini” ifade etmektedir. “Üs” kelimesini kullanmaktan özellikle kaçınan bu muğlak formülasyon, Sovyetler Birliği’nin 1945’te Boğazlar rejimine ilişkin somut talepler öne sürdüğünü ve Türkiye’nin bu talepleri kabul edilemez bulduğunu dolaylı biçimde teyit etmektedir.
Taleplerin Stalin hayattayken sekiz yıl boyunca canlı tutulması ve Stalin’in ölümünden hemen sonra geri çekilmesi, bunların yerel, tesadüfî ya da kimi Sovyet cumhuriyetlerinin inisiyatifine dayalı olmadığını, tersine merkezî ve Stalin dönemine özgü bir dış politika çizgisinin ürünü olduğunu göstermektedir. Metnin yazarları bunu örtük bir biçimde kabul etmektedir.
Metnin çarpıtması: “Cumhuriyetler talep etti”
Buna karşılık, toprak taleplerinin “Ermenistan ve Gürcistan hükümetleri”ne atfedilmesinin inandırıcı hiçbir yanı yoktur. 1945 yılında Sovyetler Birliği’nde dış politika tamamen merkezîdir ve bu ölçekteki meselelerde nihai karar mercii Stalin’dir. Birlik cumhuriyetlerinin, Türkiye’den toprak talebi gibi son derece hassas bir konuda, özerk ve cüretkâr diplomatik inisiyatifler geliştirmesi kesinlikle söz konusu olamaz.
Burada yapılan şey, tarihsel bir gerçeği açıklamak değil; diplomatik bir manevra yoluyla sorumluluğu dağıtmaktır. Başka bir deyişle, Stalinist bürokrasi bu noktada kendi “masalını” üretmektedir.
Dipnotun yarattığı ek çelişki
Dipnot ise metni güçlendirmek bir yana, onu daha da zayıflatmaktadır.
Metinde resmî taleplerin cumhuriyetlerden geldiği söylenirken, dipnotta asıl “sorun” iki Gürcü bilim insanının Sovyet basınında yayımlanan mektuplarına indirgenmektedir. Oysa 1945 yılında Sovyet basınında -hangi yayın organında olursa olsun- yayımlanan bir metin, fiilen devlet onayından geçmiş bir metindir; bunu başka türlü düşünmek mümkün değildir.
Ayrıca Türkiye’de Sovyetlerle gerilim yaratmak isteyen güçler için propaganda malzemesi, iki akademisyenin mektubundan çok, resmî devlet talepleri olurdu. Nitekim fiiliyatta da bu olmuştur.
Bu nedenle dipnot, Sovyet sisteminin işleyişine aşina bir okur açısından ikna edici olmaktan ziyade, ele verici bir işlev görmektedir.
* * *
| Yalçın Küçük |
Elbette bu yokluğun bilinçli bir tercihten mi, yoksa başka bir nedenden mi kaynaklandığını kesin olarak söyleyemeyiz. Ancak şu nokta açıktır: 1974 tarihli resmî Sovyet yayını, tüm örtmecelerine ve çarpıtmalarına rağmen, Küçük’ün 1979’daki “masal” tezinden daha az inkârcıdır.
[*] History of Soviet Foreign Policy 1945–1970 (Vol. II), ed., B. Ponomaryov, A. Gromyko ve V. Khvostov, çev.: David Skvirsky, Progress Publishers, Moskova, 1974.