29 Nisan 2026

Benediktov ile Söyleşi üzerine notlar

Stalin dönemi Stalinizmi ve Stalin sonrası Stalinizm (2)

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2

V. Litov/V. N. Dobrov’un, Molodaya Gvardiya’da yayımlanan “O Staline i Khrushcheve” (Stalin ve Hruşçov Üzerine) başlıklı söyleşi için kaleme aldığı sunuş yazısında, Benediktov’la yapılan söyleşilerin 1980 ve 1981 yıllarında gerçekleştirilen birkaç ayrı görüşmeye dayandığı belirtiliyor. [*] Bu, söyleşilerin bağlamını ve dolayısıyla anlamını kavramak bakımından önemli bir bilgi. Çünkü Benediktov’un sözlerini, 1980-81 yıllarında Sovyetler Birliği’nin içinde bulunduğu tarihsel bağlamdan bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değil.

İ. A. Benediktov
1980-81 yılları, Sovyetler Birliği’nde Stalinist rejimin uzun yıllardır sürmekte ve derinleşmekte olan krizinde kritik bir uğrağa karşılık geliyordu. Sovyetler Birliği o tarihlerde askerî bakımdan hâlâ bir dünya süper gücüydü. Nükleer silah kapasitesi, Doğu Avrupa üzerindeki hâkimiyeti, önemli ölçüde sarsılmış olmakla birlikte dünya genelindeki Sovyetik “komünist” partiler ağı üzerindeki etkisi, Üçüncü Dünya’daki nüfuz alanları ve ABD ile yürüttüğü küresel rekabet, ona uluslararası sistem içinde büyük bir ağırlık kazandırıyordu. Fakat bu askerî, siyasî ve jeopolitik güç görüntüsünün arkasında, giderek ağırlaşan bir ekonomik durgunluk, siyasî kemikleşme ve toplumsal çözülme birikiyordu.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya kapitalizminin geçirdiği ekonomik ve teknolojik modernleşme, özellikle de 1960’lı ve 1970’li yıllarda üretkenlikte, elektronikte, otomasyonda, ulaşım ve iletişim teknolojilerinde ve tüketim malları üretiminde yaşanan gelişmeler, Sovyetler Birliği’nin yapısal zayıflıklarını daha görünür hâle getirmişti. SSCB, ağır sanayi, savunma sanayii ve uzay teknolojisi gibi alanlarda önemli bir kapasiteye sahipti; ancak emek üretkenliği, askerî ve uzay teknolojilerinin sivil üretime aktarılması, tüketim mallarının kalitesi, tarımın verimliliği ve gündelik hayatın ihtiyaçlarını karşılayan dağıtım mekanizmaları bakımından giderek daha belirgin biçimde geride kalıyordu. [**]

Bu geri kalmışlık basitçe teknik ya da idarî bir sorun değildi. Sovyet ekonomisinin temel çelişkisi bu yıllarda kendisini çok açık bir biçimde gösteriyordu: Üretim araçları özel mülkiyet altında değildi; mülkiyet biçimi bakımından kapitalizmden kopuşu ifade eden kamulaştırılmış bir temel hâlâ varlığını sürdürüyordu. Fakat üretim ve dağıtım üzerindeki gerçek denetim işçi sınıfının elinde değildi. Planlama, işçi demokrasisine dayanan canlı, yaratıcı ve denetlenebilir bir süreç olarak değil, ayrıcalıklarını korumayı ve genişletmeyi temel öncelik hâline getiren bürokratik kastın elinde hantal bir komuta mekanizması olarak şekillenmişti.

Sovyetler Birliği’nin göreceli ekonomik geri kalmışlığı, Doğu Avrupa’daki Stalinist rejimleri de giderek daha savunmasız hâle getiriyordu. Moskova, bu rejimlerin siyasî ve askerî hamisiydi; fakat onların büyüyen ekonomik açıklarını kapatabilecek, sanayilerini yenileyebilecek ve toplumsal hoşnutsuzluğu yatıştıracak ölçüde güçlü bir ekonomik destek ve çekim merkezi olmaktan uzaklaşıyordu. Bu nedenle Doğu Avrupa bürokrasileri, 1970’lerden itibaren Batılı emperyalist ülkelerin bankalarına, hükümetlerine ve uluslararası mali kuruluşlara giderek daha fazla başvurdular. Batı’dan alınan kredilerle teknoloji ithal etmek, sanayi yatırımlarını sürdürmek ve tüketim malları arzındaki sıkıntıları hafifletmek istediler. Ancak bu borçlanma, krizi çözmek yerine erteledi; üstelik Doğu Avrupa rejimlerini, resmî söylemde karşı olduklarını iddia ettikleri kapitalist dünya ekonomisinin finansal mekanizmalarına daha bağımlı hâle getirdi. 1980’e gelindiğinde Polonya’da patlayan kriz, bu bağımlılığın ve ekonomik iflasın en çarpıcı örneklerinden biri oldu.

Aynı yıllarda dış politika alanındaki gelişmeler de rejimin krizini derinleştiriyordu. Afganistan müdahalesi, Sovyetler Birliği’ni uzun, maliyetli ve siyasî olarak yıpratıcı bir savaşın içine sokmuştu. 1980 Moskova Olimpiyatları, Sovyet yönetiminin uluslararası prestij gösterisi olarak planlanmışken, Afganistan müdahalesinin ardından boykotların gölgesinde gerçekleşti.

Bürokratik piramidin özellikle üst kısımlarında giderek artan maddi ayrıcalıklar da bu tabloda merkezî bir yer tutuyordu. Bu maddi ayrıcalıklar, Stalin dönemindeki büyük ve kanlı tasfiyelerin, korkunun ve sürekli kadro sirkülasyonunun ardından, Brejnev döneminde daha yerleşik, daha güvenli ve daha kalıcı hâle gelen bir bürokratik statü sistemine dayanıyordu. Brejnev döneminde bürokrasi, Stalin döneminde olduğu gibi kendi içinden sürekli kurbanlar veren bir aygıt olmaktan büyük ölçüde çıkmış; yerini koruyan, huzur ve lüks içinde yaşlanan ve risk almaktan kaçınan bir yönetici tabakaya dönüşmüştü.

Fransız karikatürist Plantu’nun Brejnev’in son dönemine ilişkin karikatürü. Karikatürün altındaki not, Nisan 1982’de Sovyet yetkililerinin Brejnev’in sağlığına ilişkin söylentileri yalanlamasına gönderme yapıyor.
Bu durum siyasal alanda da açıkça görülüyordu. Son yıllarında fiziksel ve zihinsel bakımdan belirgin biçimde çökmüş olan Brejnev’in liderliği altında rejim, 1970’lerin sonuna gelindiğinde, artık dinamizmden çok istikrarı, yenilenmeden çok mevcut dengelerin korunmasını, siyasal canlılıktan çok bürokratik idare-i maslahatçılığı temsil ediyordu. [***] Politbüro’nun yaş ortalaması, rejimin genel ruh hâlinin de bir göstergesi gibiydi. Yönetici kadrolar yaşlanmış, karar alma mekanizmaları ağırlaşmış, parti ve devlet aygıtı, toplumsal sorunlara yaratıcı çözümler üretmekten çok, bunların üstünü örten ve kendi devamlılığını önceleyen bir yapıya bürünmüştü. Kremlin’in “reform” ufku, parti liderlerinin daha iyi idarî denetim, daha sıkı disiplin, daha verimli planlama teknikleri ya da kadroların daha etkin çalıştırılmasını vazeden, fakat uygulamada hiçbir anlamlı sonuç vermeyen nutuklarının ötesine geçemiyordu.

Benediktov’la yapılan söyleşiler işte böyle bir tarihsel anda gerçekleşti. Bu, onun argümanlarını anlamak bakımından belirleyicidir. Benediktov, Stalin döneminin uygulamalarını savunur ve överken yalnızca geçmişte kalmış bir yönetim tarzını hatırlamıyordu. Aynı zamanda 1980-81 Sovyetler Birliği’nin durgun, yaşlanmış, ayrıcalıklarını korumaya kilitlenmiş ve toplumsal enerjiyi bastırmış bürokratik düzenine de kendi geçmiş deneyimi üzerinden bakıyordu.

Bu nedenle Benediktov’un Stalin dönemine ilişkin övgüleri, basit bir kişisel nostalji olarak ele alınamaz. Bunlar, Stalin döneminde yükselmiş, o dönemin idarî tarzı içinde şekillenmiş ve kariyerini o düzenin içinde yapmış bir yüksek bürokratın, geç Brejnev döneminin çürüme belirtileri karşısındaki tepkilerini de yansıtır. Onun gözünde Stalin dönemi, kimi yanlışları içerse de disiplinin, kadrolardan hesap sormanın, sonuç almanın ve devlet aygıtını etkin bir biçimde çalıştırmanın dönemi olarak görünür.

Burada kritik soru şudur: Benediktov, Stalin döneminin idarî uygulamalarını överken neyi savunmaktadır? Gerçekten daha etkin, daha demokratik, daha üretken bir sosyalist planlamayı mı? Yoksa işçi sınıfının denetimi dışındaki bürokratik aygıtın, daha sert, daha korkutucu ve daha disiplinli bir versiyonunu mu?

Bir sonraki bölümde Benediktov’un argümanlarını bu sorular üzerinden ele almaya çalışacağız.

[*] V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi, Rusçadan çev. Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4. baskı, Nisan 2023, İstanbul, s. 13.

[**] Bkz. Stalin’in “teorik katkısı”; Gün Benderli’nin tanıklığı; Vera Tulyakova Hikmet’in tanıklığı; Anatoliy Çernyayev’in tanıklığı; Anthony Barnett’in tanıklığı; Zekeriya Sertel'in tanıklığı (2); Zekeriya Sertel’in tanıklığı (1); Stalinist Arnavutluk’ta kuyruk adabı

[***] Brejnev’in son ayları: Bakü’de yaşanan skandal

Devam edecek

28 Nisan 2026

Notes on the Benediktov Interview

Stalin-era Stalinism and post-Stalin Stalinism (1)

PART 1

A few months ago, I read the fourth edition, published in April 2023, of On Stalin and Khrushchev: An Interview with Benediktov (Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi), brought out by Yazılama Yayınevi, the publishing house of the Stalinist Communist Party of Turkey (TKP). [*]

The book is based on an extended series of interviews conducted in the early 1980s by “Soviet journalist V. Litov” with Ivan Aleksandrovich Benediktov (1902-1983), who for many years held senior positions in the Soviet party and state apparatus. (The reason for putting Litov’s name and profession in quotation marks will become clear below.)

Benediktov was no ordinary bureaucrat of the Stalin and Khrushchev eras. From the late 1930s onwards, he occupied top positions in Soviet agricultural administration; before and during the war he served as People’s Commissar for Agriculture, and in the post-war years as Minister of Agriculture. (In the USSR, the Council of People’s Commissars and the People’s Commissariats were renamed the Council of Ministers and the Ministries, respectively, on 15 March 1946.) Later, Benediktov served as ambassador to India and Yugoslavia, and for many years was also a member of the Central Committee of the Communist Party of the Soviet Union. He was therefore a figure closely familiar not only with the general political atmosphere of the Stalin and Khrushchev periods, but also with the inner workings of agricultural policies, the party, the state apparatus intertwined with it, and the ruling cadres.

In my online research, I found no record of this interview having been published in Russian, or in any other language, as a stand-alone book in the form in which it appeared in Turkish. The bibliographic details and notes in the Turkish translation provide information about the two Russian texts on which the book is based; however, they contain no indication that these two texts were ever brought together in the same form and published as a book in Russia.

It appears that the translator, Candan Badem, took the interview text published in 1989 in the journal Molodaya Gvardiya (Young Guard) [**] and an additional section published in the newspaper Duel on 3 June 2003 [***], which had not appeared in the earlier version, translated them from Russian into Turkish, and shaped them into book form. In this respect, the Turkish edition seems less a translation of an existing Russian book than a compilation made by bringing together two separate Russian publications.

As far as we can see, the book and the two texts on which it is based are scarcely known outside Russia and Turkey. Among the many works we have read on the subject, we found references to this book, or to the interview texts on which it is based, in only a few studies: Sheila Fitzpatrick’s Everyday Stalinism - Ordinary Life in Extraordinary Times: Soviet Russia in the 1930s, William Taubman’s Khrushchev: The Man and His Era, and Grover Furr’s Khrushchev Lied [translated into Turkish as Hruşçov’un Yalanları (Khrushchev’s Lies)]. In all three of these books, however, only the interview entitled “O Staline i Khrushcheve” (On Stalin and Khrushchev), published in Molodaya Gvardiya, is cited.

There are also some ambiguities concerning the person who conducted the interview.

In the Turkish edition, the interviewer is identified as V. Litov. In the 1989 Russian text, Litov is introduced as “a member of the Union of Journalists of the USSR” and “a person holding an academic title equivalent to a doctorate in economics.” [****] By contrast, the supplementary section later published in the newspaper Duel in 2003 bears the signature of V. N. Dobrov. Moreover, some Russian sources suggest that the name Litov was a pseudonym used by Dobrov. Indeed, a doctoral thesis completed at the University of Toronto, when referring to the Benediktov interview, also states that Litov was the pseudonym of V. N. Dobrov. [*****] While this information provides strong grounds for assuming that Litov and Dobrov were one and the same person, the fact that Litov was presented in the original 1989 Russian version as a journalist and economist in his own right makes it advisable to retain a certain degree of caution. At this stage, what we can say on the basis of the available evidence is that the names V. Litov and V. N. Dobrov are intertwined in the publication history of the text.

In addition to all this, it should also be noted that there are certain objections regarding the authenticity of the interview. In Russian sources, there is a claim that Benediktov’s brother and nephew regarded the text published in Molodaya Gvardiya as false or fabricated. [******] At least at this stage, we are unable to determine whether there is any truth to this claim. We therefore simply note it here.

Ivan Aleksandrovich Benediktov
Our purpose in this article is not to provide a general and comprehensive assessment of these lengthy interviews with Benediktov. What we shall focus on here are Benediktov’s observations on how, during the Stalin era, the dictator managed and directed his privileged bureaucratic caste, and on the economic effects of this “administrative” approach, which relied on keeping these bureaucrats under constant pressure. In doing so, we believe it will become easier to grasp why Stalin’s “administrative” method could not be sustained in the same way after his death - that is, to understand some of the differences between Stalin-era Stalinism and the Stalinism of the post-Stalin period.

[*] V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi [On Stalin and Khrushchev: An Interview with Benediktov], translated from Russian by Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4th edition, April 2023, Istanbul.

[**] Molodaya Gvardiya (Young Guard) was the monthly literary, artistic and socio-political journal of the Central Committee of the Soviet Komsomol. It was founded in 1922. As noted in the translator’s footnote to the section entitled “V. Litov’s Introduction”, the journal was “one of the few publications that remained on a ‘conservative’ line during the Perestroika period”. (p. 13)

[***] Duel was a weekly political newspaper published in Russia from February 1996 to May 2009; its editor-in-chief was Yuriy Mukhin, and in the sources consulted its political orientation is described as Stalinist, “patriotic”, and anti-Zionist. The supplementary section of the Benediktov interview, which had not been published in 1989, appeared under V. N. Dobrov’s name, under the title “Melkoburjuaznye kadry reshili vsyo” (“The petty-bourgeois cadres decided everything”), in issue no. 22 of Duel, dated 3 June 2003.

[****] In the introduction to the Russian text republished on the RKS M(b) website, it is stated that the interview was based on several meetings held in 1980-1981; at the end of the text there appears the note: “V. Litov, member of the Union of Journalists of the USSR, Candidate of Economic Sciences.” The same attribution also appears in the digitised text of issue no. 4 of Molodaya Gvardiya from 1989.

[*****] Auri C. Berg, Reform in the Time of Stalin: Nikita Khrushchev and the Fate of the Russian Peasantry, doctoral dissertation, University of Toronto, 2012. In a footnote referring to the interview with Benediktov, it is stated that Litov was “the pseudonym of V. N. Dobrov” (p. 174).

[******] For this claim, see the source note in the Russian study Khrushchevskaya ottepel’ i obshchestvennye nastroeniya v SSSR v 1953-1964 gg. (The Khrushchev Thaw and Public Attitudes in the USSR, 1953-1964). The note states that “Benediktov’s brother and nephew considered this publication to be false”, referring to the article “Interv’yu, kotorogo ne bylo” (The Interview That Never Was), published in issue no. 37 of Ogonyok magazine in 1989.

To be continued

27 Nisan 2026

Benediktov ile Söyleşi üzerine notlar

Stalin dönemi Stalinizmi ve Stalin sonrası Stalinizm (1)

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2

Birkaç ay önce, Stalinist Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) yayınevi olan Yazılama Yayınevi tarafından yayımlanmış Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi başlıklı kitabın Nisan 2023 tarihli dördüncü baskısını okudum. [*]

Kitap, Sovyet parti ve devlet aygıtında uzun yıllar üst düzey görevlerde bulunmuş olan İvan Aleksandroviç Benediktov’la (1902-1983) 1980’lerin başında “Sovyet gazeteci V. Litov” tarafından yapılmış uzun bir dizi söyleşiye dayanıyor. (Litov’un adını ve mesleğini tırnak içinde verme nedenimiz aşağıda anlaşılacak.)

Benediktov, Stalin ve Hruşçov dönemlerinin sıradan bürokratlarından biri değildi. 1930’ların sonlarından itibaren Sovyet tarım yönetiminin tepe noktalarında yer aldı; savaş öncesinde ve savaş yıllarında Tarım Halk Komiseri, savaş sonrasında ise Tarım Bakanı olarak görev yaptı. (SSCB’de Halk Komiserleri Konseyi ile Halk Komiserlikleri, 15 Mart 1946’da sırasıyla Bakanlar Konseyi ve Bakanlıklar adını aldı.) Daha sonra Hindistan ve Yugoslavya büyükelçisi olan Benediktov, uzun yıllar Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi olarak da görev yaptı. Dolayısıyla, Stalin ve Hruşçov dönemlerinin yalnızca genel siyasî atmosferini değil, özellikle tarım politikalarının, parti ile onunla iç içe geçmiş olan devlet aygıtının ve yönetici kadroların iç işleyişini de yakından tanıyan bir isimdi.

İnternet üzerinde yaptığım araştırmada, bu söyleşinin Rusçada ya da başka bir dilde, Türkçedeki biçimiyle müstakil bir kitap olarak yayımlandığına dair herhangi bir kayda rastlamadım. Türkçe çevirinin künyesinde ve notlarında, kitabı oluşturan iki Rusça metin hakkında bilgi veriliyor; ancak bu iki metnin Rusya’da aynı biçimde bir araya getirilerek kitaplaştırılmış olduğuna dair herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Anlaşıldığı kadarıyla çevirmen Candan Badem, 1989 yılında Moskova’da yayımlanan Molodaya Gvardiya (Genç Muhafız) [**] dergisindeki söyleşi metni ile 3 Haziran 2003’te Duel gazetesinde [***] yayımlanan ve daha önceki versiyonda yer almayan ek parçayı Rusçadan Türkçeye çevirerek kitap formuna sokmuş. Bu yönüyle Türkçe baskı, mevcut bir Rusça kitabın çevirisinden çok, iki ayrı Rusça yayının bir araya getirilmiş hâli gibi görünüyor.

Görebildiğimiz kadarıyla kitap ve onu oluşturan iki metin, Rusya ve Türkiye dışında da pek fazla bilinmiyor. Konuyla ilgili okuduğumuz çok sayıdaki kitap arasında bu kitaba veya onu oluşturan söyleşi metinlerine yalnızca birkaç çalışmada atıf yapıldığını gördük: Sheila Fitzpatrick’in Everyday Stalinism - Ordinary Life in Extraordinary Times: Soviet Russia in the 1930s, William Taubman’ın Khrushchev: The Man and His Era ve Grover Furr’un Khrushchev Lied [Türkçe çevirisi Hruşçov'un Yalanları] başlıklı kitaplarında. Bu üç kitapta da yalnızca Molodaya Gvardiya’da yayımlanan “O Staline i Khrushcheve” (Stalin ve Hruşçov Üzerine) başlıklı söyleşiye atıfta bulunuluyor.

Söyleşiyi yapan kişi konusunda da söz edilmesi gereken bazı belirsizlikler var. 

Türkçe baskıda söyleşiyi yapan kişi V. Litov olarak belirtiliyor. 1989 tarihli Rusça metinde de Litov, “SSCB Gazeteciler Birliği üyesi” ve “iktisat alanında doktora derecesine denk bir akademik unvana sahip” bir kişi olarak tanıtılıyor. [****] Buna karşılık, daha sonra 2003 yılında Duel gazetesinde yayımlanan ek bölüm V. N. Dobrov imzasını taşıyor. Ayrıca bazı Rusça kaynaklarda Litov adının Dobrov tarafından kullanılan bir mahlas olduğu ileri sürülüyor. Nitekim Toronto Üniversitesi’nde yapılmış bir doktora tezinde de Benediktov söyleşisine atıf yapılırken Litov’un V. N. Dobrov’un mahlası olduğu belirtiliyor. [*****] Bu bilgi, Litov ile Dobrov’un aynı kişi olduğu yönünde güçlü bir karine oluştursa da metnin ilk yayımlandığı 1989 tarihli Rusça versiyonda Litov’un ayrı bir gazeteci ve iktisatçı olarak tanıtılmış olması nedeniyle, bu noktada yine de belirli bir ihtiyat payı bırakmakta fayda var. Bu aşamada elimizdeki bilgilerle söyleyebileceğimiz, metnin yayın serüveninde V. Litov ve V. N. Dobrov adlarının iç içe geçtiğidir.

Bütün bunlara ek olarak, söyleşinin sahihliği konusunda da bazı itirazların olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Rusça kaynaklarda, Benediktov’un kardeşi ve yeğeninin, Molodaya Gvardiya’da yayımlanan metni gerçek dışı ya da uydurma saydıklarına dair bir iddia yer alıyor. [******] Bu iddianın herhangi bir doğruluk payı taşıyıp taşımadığını en azından bu aşamada bilemiyoruz. Dolayısıyla, bu iddiayı sadece belirtmekle yetiniyoruz.

İvan Aleksandroviç Benediktov
Bu yazıda amacımız Benediktov’la yapılmış olan bu uzun söyleşilerin genel ve kapsamlı bir değerlendirmesini yapmak değil. Burada asıl olarak Benediktov’un Stalin döneminde diktatörün ayrıcalıklı bürokratik kastı nasıl yönetip yönlendirdiği ve bu bürokratların ensesinde sürekli boza pişirmeye dayalı bu “idarî” yaklaşımın ekonomi üzerindeki etkileri konusunda yaptığı saptamalar üzerinde duracağız. Bunu yaptığımızda Stalin’in “idarî” anlayışının onun ölümünden sonra neden aynı şekilde sürdürülemediğini -yani Stalin dönemi Stalinizmi ile Stalin sonrası dönemlerin Stalinizmi arasındaki kimi farklılıkları- kavramanın kolaylaşacağına inanıyoruz.

[*] V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi, Rusçadan çev. Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4. baskı, Nisan 2023, İstanbul.

[**] Molodaya Gvardiya, Sovyet Komsomol Merkez Komitesi’nin aylık edebî-sanatsal ve toplumsal-siyasal dergisiydi. 1922’de kurulmuştu. Candan Badem’in “V. Litov’un Sunuşu” başlıklı bölüme düştüğü çevirmenin notunda belirtildiği gibi dergi, “Perestroyka döneminde ‘muhafazakâr’ çizgide kalan az sayıdaki yayın organından biriydi.” (s. 13)

[***] Duel, Rusya’da Şubat 1996’dan Mayıs 2009’a kadar yayımlanan haftalık siyasî bir gazeteydi; genel yayın yönetmeni Yuriy Muhin’di ve gazetenin siyasî eğilimi kaynaklarda Stalinist, “yurtsever” ve anti-siyonist olarak tanımlanıyor. Benediktov söyleşisinin 1989’da yayımlanmayan ek parçası ise V. N. Dobrov imzasıyla “Melkoburjuaznye kadry reshili vsyo” başlığı altında Duel’in 3 Haziran 2003 tarihli 22. sayısında yayımlandı.

[****] RKS M(b) sitesinde yeniden yayımlanan Rusça metnin girişinde söyleşinin 1980-1981’de yapılan birkaç görüşmeye dayandığı belirtiliyor; metnin sonunda da “V. Litov, SSCB Gazeteciler Birliği üyesi, iktisat bilimleri adayı” ifadesi yer alıyor. Aynı imza bilgisi Molodaya Gvardiya’nın 1989 tarihli 4. sayısının dijitalleştirilmiş metninde de görülüyor.

[*****] Auri C. Berg, Reform in the Time of Stalin: Nikita Khrushchev and the Fate of the Russian Peasantry, doktora tezi, University of Toronto, 2012. Tezde yer alan ve Benediktov’la yapılan söyleşiye değinen bir dipnotta, Litov’un, “V. N. Dobrov’un mahlası” olduğu belirtiliyor. (s. 174)

[******] Bu iddia için bkz. Khrushchevskaya ottepel’ i obshchestvennye nastroeniya v SSSR v 1953-1964 gg. (Hruşçov Çözülmesi ve 1953-1964 Yıllarında SSCB’de Toplumsal Ruh Hâli) başlıklı Rusça çalışmada yer alan kaynak notu: burada “Benediktov’un kardeşi ve yeğeni bu yayını sahte sayıyor” denilerek Ogonyok dergisinin 1989 tarihli 37. sayısında yayımlanan “Interv’yu, kotorogo ne bylo” (Olmayan Söyleşi) başlıklı metne atıf yapılıyor.

Devam edecek

26 Nisan 2026

Çeviri:

Arjantin: İşçilerin ve Öğrencilerin Küba ile Bağımsız Dayanışma Kampanyası

19 Nisan 2026

Aşağıda, Arjantin solunun önde gelen örgütleri tarafından 19 Nisan’da başlatılan İşçilerin ve Öğrencilerin Küba ile Bağımsız Dayanışma Kampanyası’nın yayımladığı çağrı metninin Türkçe çevirisi yer almaktadır.

* * *

Yankee emperyalizminin onlarca yıldır Küba’yı boğmak için uyguladığı abluka, Donald Trump hükümetinin aldığı canice önlemlerle daha da ağırlaştırıldı; üçüncü ülkeler, adaya petrol sağlamamaları için tehdit edildi.

Gezegenimiz sanki Yankee emperyalizminin sömürge alanıymış gibi, bu gangstervari emperyalist dayatma, Küba’yı kuşatma altına alarak Küba hükümetini ya teslim olmaya ya da karşı-devrime kapı aralayacak çaresiz bir toplumsal patlamayla karşı karşıya kalmaya zorlamayı amaçlıyor.

Sheinbaum, Lula ve Petro’nun ‘ilerici’ hükümetleri, Trump ve Marco Rubio’nun emirlerine boyun eğerek petrol göndermeyi durdurdular; oysa Küba’nın ağır enerji kriziyle başa çıkabilmek için her şeyden önce gerçekten ihtiyaç duyduğu şey petroldür.

Küba’ya aylardır tek bir damla petrol bile ulaştırılmadı.

Küba’ya yönelik bu kuşatma, Filistin’e karşı yürütülen soykırımcı savaş, Nicolás Maduro’nun kaçırılması ve yerine Delcy Rodríguez’in kukla hükümetinin geçirilmesi ya da İran’a karşı savaş gibi, Yankee emperyalizminin küresel ölçekte hegemonyasındaki gerilemeyi tersine çevirmeye dönük saldırısının bir parçasıdır.

Bu saldırı bağlamında, tüm Latin Amerika’yı Yankee emperyalizminin sömürge mandası hâline getirme politikasının parçası olarak Küba’yı yeniden sömürgeleştirmeyi amaçlıyorlar.

Küba hükümetini, onun piyasa reformları programını ve Küba için bir çözüm olarak lüks turizmin teşvik edilmesini; ayrıca bu politikanın eşitsizliği artıran ve Küba emekçi halkının kazanımı olan sosyal hizmetleri aşındıran etkilerini eleştiriyoruz.

Ülkenin bürokratik ekonomik ve siyasi yönetimini, emekçi çoğunluğun durumunu kötüleştirip onları her alanda bürokratik baskıya maruz bıraktığı için eleştirdiğimiz gibi, Kübalı işçilerin ve Küba halkının hakları için gösteri yapma hakkını da savunuyoruz. Ancak bu, çözümün Küba’nın Yankee emperyalizmi tarafından yeniden sömürgeleştirilmesinde ya da canice ablukayı destekleyen Miami parazitlerinin iktidara gelmesinde olmadığını gözden kaçırdığımız anlamına gelmez.

Çözüm, okuma yazma bilmemenin, veremin ve büyük toprak mülkiyetinin hüküm sürdüğü eski Küba’ya geri dönmek değildir.

Çözüm, baş lobiciliğini bizzat Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yaptığı Miami solucanlarının işletmelerini yeniden tesis etmek değildir.

Çözüm, yeniden Yankee emperyalizminin genelevi ve kumarhanesi hâline gelmek değildir.

Çözüm, Küba’nın bağımsızlığını savunmaktır; bu bağımsızlık ancak ekonomiyi demokratik biçimde planlayan gerçek bir işçi sınıfı hükümeti tarafından güvence altına alınabilir.

Yankee emperyalizminin Küba’yı yeniden sömürgeleştirmesi, Küba işçi sınıfının çektiği sıkıntıları ve uğradığı haksızlıkları yalnızca daha da ağırlaştıracaktır!

Küba’nın emekçi halkı kendi kaderini kendisi belirlemelidir.

Kahrolsun Küba’ya yönelik emperyalist Yankee ablukası! 

Latin Amerika hükümetlerini, özellikle de Sheinbaum, Lula ve Petro hükümetlerini, Trump’ın emirlerine karşı gelerek Küba’ya petrol göndermeye zorlayalım!

Küba’nın kaderini belirleme hakkı yalnızca Küba’nın emekçi halkına aittir!


Kampanyanın koordinasyonunu üstlenen örgütler:

Sosyalist İşçi Partisi
Sosyalist Sol
İşçi Partisi
Yeni MAS
Devrimci İşçi Akımı
Kendi kaderini tayin ve özgürlük
Sosyalist İşçi Örgütü

Kaynak: Argentina: Campaña Independiente de Solidaridad Obrera y Estudiantil con Cuba, Comunistas Cuba

Ayrıca bkz.:

“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir” 

Küba ekonomisinin çöküşü 

Balseros’tan bugüne: Küba halkının bitmeyen krizi

24 Nisan 2026

Çeviri:

Esteban Volkov’un kızı Patricia Volkov anlatıyor

Yukarıdaki kısacık video, Lev Trotskiy’in ailesinin (Bronştayn ailesinin), Meksika ile Rusya arasında parçalanmış trajik geçmişine kısaca değiniyor. 

Siyasete ister karışmış olsun ister karışmamış, Trotskiy’in akrabası olmak, Stalin’in bu insanlardan intikam alması için yeterli sebepti. Bronştayn ailesinin üyelerini on yıllar boyunca izleyen dehşetin sonu bir türlü gelmedi. 

Ailenin hayatta kalan ve dünyanın farklı köşelerine dağılmış üyeleri, Sovyetler Birliği’nde Stalinist rejimin ölüm döşeğine düştüğü 1988 yılında, Fransız devrimci Marksist tarihçi Pierre Broué ile Meksika’da ressam olarak yaşayan Victor Serge’in oğlunun çabaları sayesinde yeniden temas kurabildi. (Bkz. Alain Brossat, Bronştayn Ailesi’nin trajedisi.) 

Videoda konuşan Dr. Patricia Amalia Volkov-Fernández, 1957 doğumlu Meksikalı bir hekim. Trotskiy’in torunu Esteban Volkov’un dört kızından biri, yani Trotskiy’in büyük torunu. Patricia Volkov-Fernández, Meksika’da HIV/AIDS ve hastane enfeksiyonlarının kontrolü alanında önde gelen uzmanlardan biri olarak kabul ediliyor. 

Agencia EFE tarafından 4 Haziran 2016’da yayımlanan bu kayıt, [*] Patricia Volkov-Fernández’in tanıklığı üzerinden, Stalinist baskıların Bronştayn ailesinde açtığı derin ve kuşaklar boyu süren etkileri kişisel ve somut bir düzlemde gözler önüne seriyor. 

Aşağıda Patricia Volkov’un İspanyolcadan İngilizceye otomatik çeviriyle aktarılmış sözlerinin Türkçe çevirisi yer alıyor.

Babam [Esteban Volkov], Lev Trotskiy’in torunudur. Büyük büyükbabam Ramón Mercader tarafından öldürülmeden kısa bir süre önce Meksika’ya gelmişti. Şunu söyleyebilirim ki bu, hayatımı bütünüyle belirleyen bir şey oldu. Çünkü biz küçükken, Trotskiy’in öldürüldüğü evde yaşıyorduk; hemen yanında. Babam o evi hep korudu ve Trotskiy’in çalışma odası da onun bıraktığı hâliyle muhafaza edildi.

Bugün binlerce, on binlerce insanın yaşadığı siyasî baskıyı biliyoruz. Ama sanırım özellikle babamın ailesi bu baskıdan en ağır şekilde etkilenenlerden biri oldu. Belki en çok etkilenen diyemem ama çok, çok ağır bir biçimde ve son derece acımasızca etkilendiler.

Bence o, hayatı boyunca insanların koşullarını iyileştirmek için mücadele etmiş biriydi. Sürekli devrim fikrine inanıyordu ve tek ülkede sosyalizm anlayışına inanmıyordu. Sanırım bizim hayatımızı en çok etkileyen şeylerden biri “hakikat duygusu” oldu. Evet, hakikat duygusu. Çünkü ailemizde hep şu iz kaldı: Tarihi nasıl çarpıtabilirsiniz? Fotoğrafları nasıl tahrif edebilirsiniz, insanları nasıl fotoğraflardan silip yerine başkalarını koyabilirsiniz?

Bu yüzden önemli olan, her zaman gerçeği belgeleyen dokümanlara sahip olmaktır.

[*] EFE, kendi kurumsal tanıtımına göre İspanyolca dünyanın önde gelen haber ajansı ve küresel ölçekte faaliyet gösteren büyük bir multimedya haber kuruluşudur.

23 Nisan 2026

Brezhnev’s final months:

The scandal in Baku (2)  

PART 1 | PART 2

A scene from the official welcoming ceremony in Baku in 1982.
After becoming head of the Azerbaijani Communist Party in 1969, Heydar Aliyev went on to rule the country for many years almost as though it were his own personal fiefdom. The extravagant display of sycophancy he staged during Brezhnev’s 1982 visit was, beyond doubt, not merely the product of a personal weakness of character.

The talk of “historic days” surrounding an empty official visit, the displays of national dancing, the flag-waving crowds lined up for miles along the route, and the exaggerated protocol more befitting the visit of a foreign head of state - all this was far more than the product of a tasteless fondness for ostentation. The real aim was to make oneself visible to the ageing leader in decline by offering up loyalty through the most extravagant gestures, to score points against rivals - including by eclipsing another Soviet republic regarded as a rival, even an enemy - and to consolidate one’s political standing and privileges in Moscow’s eyes. Among senior Stalinist officials, competition for office, influence and bureaucratic privilege, together with the intrigues that accompanied it, was one of the regime’s enduring features.

Aliyev, as a Stalinist political operator who knew the rules of this game all too well, squandered the country’s resources in order to stage a political spectacle that was lavish in form but utterly impoverished in substance.

The tragic thing was this: everyone, according to his place in the hierarchy, played his allotted part in this charade, more or less well. But by the early 1980s, very few people were left in the Soviet Union who still took part in it with any genuine belief. Just think of those who repeatedly broke into thunderous applause for a leader who could barely even read the text placed in front of him. Do you suppose there was even a single person among them who sincerely believed that what was being said truly deserved such applause, and that there was nothing - to put it mildly - odd about the whole spectacle?

Video footage from Brezhnev’s 1982 visit to Baku. Click on the image to watch the video.
In his diary, Chernyaev asked the following question about Aliyev in a tone of anger and disgust: “Is he just an idiot, or is he so cynical?” As a senior Stalinist apparatchik, Chernyaev’s indignation was directed above all at the fact that Aliyev had taken sycophancy and toadying towards the leader to grotesque excess. I very much doubt that he would have objected to a more “reasonable” degree of obsequiousness.

On the other hand, there was another side to the coin. Stalinist bureaucrats at the head of the Soviet republics could, amid the arbitrariness of a repressive police-state regime, find themselves exposed to risks that were sometimes more or less foreseeable and at other times wholly unexpected. Moreover, such risks could at times have devastating consequences.

An anecdote recounted by the journalist Murat Yetkin in his book Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı (A Book of Intrigues for the Curious), in connection with Brezhnev’s 1982 visit to Baku, allows us to see the other side of the coin. Aliyev told Yetkin, during the latter’s years at NTV, how Brezhnev’s 1982 visit to Baku had placed both him and his family in a dangerous situation. What Aliyev told Yetkin reveals the world of fear, panic and intrigue that lay behind this spectacle, which Chernyaev had observed from his own vantage point at the summit of the Kremlin bureaucracy.

Yetkin relates the story in his book as follows:

(…) Brezhnev decided to pay a visit to Azerbaijan.

In fact, this was a trip for which Aliyev had long been lobbying; the Soviet leader was to come not to Armenia, but once again to Azerbaijan, even though he had already visited it before.

But the decision came at a moment when Moscow was in turmoil.

When the plane from Moscow landed in Baku on 24 September 1982, an even more alarming picture emerged: Brezhnev’s health had deteriorated badly, and he had all but turned into a living corpse.

Aliyev’s wife, Zarifa, was an ophthalmologist, a physician. The moment she saw Brezhnev coming down the steps of the plane, she whispered in Aliyev’s ear: “Get rid of him at once - send him back. He mustn’t die here.”

Aliyev was thunderstruck.

The visit had in fact been planned to last a week, but Aliyev was hoping to stretch it out to ten days, thereby enhancing his standing in Moscow; sending Brezhnev back immediately was out of the question.

But if Brezhnev were to die in Baku, Aliyev could hardly explain it away either by pointing to his age - he was already over eighty [*] - or to the disastrous state of his health. Yuri Andropov, then head of the KGB and later to become leader of the Soviet Union, was his patron, but Aliyev had many enemies in Moscow, not least because he had risen to the top from a Muslim republic. In the intrigue-ridden world of the Kremlin, he would have been held directly responsible for Brezhnev’s death, perhaps even branded an enemy of the people and punished with the utmost severity.

“I began by shortening the programme,” Aliyev recalled in his bunker, furnished like some prehistoric cave. Using Brezhnev’s steadily worsening health as a pretext, he had managed, little by little, to cut the visit in half. Each passing day worked against him.

At last, the day of departure came. Brezhnev and his wife were seen off onto the plane at Baku Airport; farewells were waved, and the aircraft took off. But the Aliyev family did not return home. They remained at the airport.

As Brezhnev’s plane was taking off, another aircraft had already moved into position at the end of the runway and was waiting there with its engines running.

It was a military aircraft kept ready to spirit the Aliyev family off to Turkey.

For the Aliyevs, Brezhnev’s flight from Baku to Moscow must have felt endless. For if the Soviet leader were to die on the journey back, all fingers would once again be pointed at Aliyev, and he would be accused of plotting Brezhnev’s assassination. (…)

At last, a message arrived from one of Abid Sharifov’s men stationed at Moscow Airport: “They landed safely.” Reassured by this news, they still did not return home, but continued to wait at the airport. A second message then came through, saying that the Brezhnevs had entered the official residence in Moscow; only then was responsibility no longer the Azerbaijanis’.

“We breathed a sigh of relief,” Aliyev said. “Only then did we return home. Otherwise, we were off to Turkey.”

Aliyev - who had worked for years for the Soviet secret police, the KGB, slipping secretly into Trabzon, Erzurum and who knows where else on espionage missions, and who had gone on to serve on the twelve-member Politburo, [**] the Soviet Union’s highest ruling body - found himself reduced to making plans to seek refuge in Turkey, fearing that if Brezhnev were to die of natural causes, he would nevertheless be accused of being involved in a murder plot. (Murat Yetkin, Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı, Doğan Kitap, 7th edn, October 2017, Istanbul, pp. 200-202)

Brezhnev’s condition during his visit to Baku was, in fact, something of a metaphor for the state of the Soviet Union at the time. There was a leader who was physically struggling even to remain on his feet, and around him a vast bureaucracy constantly manoeuvring to preserve the status quo, its own position and its material privileges.

That a powerful figure like Aliyev - with a KGB background and having risen all the way to the Politburo - could feel so vulnerable in the face of the mere possibility that an elderly and gravely ill leader might die of natural causes while visiting his republic is particularly significant, because it reveals the climate of mistrust that prevailed among senior bureaucrats.

Perhaps the most ironic aspect of the story is that, in his desperation, Aliyev thought of Turkey as a safe haven. For years, he had conducted intelligence operations against Turkey, regarding it as an “ideological enemy” and a field of operations. Yet this former KGB general and senior Soviet bureaucrat, at his moment of greatest peril, imagined Turkey as a way out. Aliyev’s confession, made years later, is especially instructive in that it shows how, in the final period of the Stalinist regime in the Soviet Union, fear and hypocrisy, spectacle and paranoia, were intertwined at the very summit of the bureaucracy.

[*] Murat Yetkin describes Brezhnev at that point as “over eighty”; however, Brezhnev was born in 1906. He was therefore in fact 75 years old in September 1982.

[**] Yetkin’s reference to a “twelve-member Politburo” is not entirely accurate. The membership of the Soviet Politburo was not fixed; before 1990, it generally consisted of around 12 to 15 full members and 5 to 8 candidate members. In the Politburo elected after the 26th Party Congress in 1981, there were 14 full members and 8 candidate members. Moreover, at the time of Brezhnev’s visit to Baku in September 1982, Heydar Aliyev was not yet a full member of the Politburo but, since 1976, a candidate member. He was elevated to full membership only on 22 November 1982.

Concluded

22 Nisan 2026

Brejnev’in son ayları: 

Bakü’de yaşanan skandal (2)

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2

1982’de Bakü’de düzenlenen resmî karşılama töreninden bir görüntü.
1969 yılında Azerbaycan Komünist Partisi’nin başına geçen ve ülkesini uzun yıllar adeta kendi şahsî egemenlik alanı gibi yöneten Haydar Aliyev’in, Brejnev’in 1982’deki ziyareti sırasında sergilediği abartılı dalkavukluk gösterisi, basit bir karakter zaafının sonucu değildi hiç kuşkusuz.

İçi boş bir resmî ziyaret için yapılan “tarihî günler” edebiyatı, millî dans gösterileri, güzergâh boyunca kilometrelerce dizilmiş bayraklı kalabalıklar, yabancı bir devlet başkanının ziyaretini andıran abartılı protokol… Bütün bunlar, zevksiz bir gösteriş merakının ürünü olmaktan çok daha fazlasıydı. Asıl amaç, çökmekte olan yaşlı lidere en abartılı jestlerle sadakat sunarak kendini görünür kılmak, rakipleri karşısında puan toplamak (buna rakip, hatta düşman gözüyle bakılan bir diğer Sovyet cumhuriyetini gölgede bırakmak da dâhildi), Moskova nezdinde siyasî konumunu ve ayrıcalıklarını tahkim etmekti. Stalinist üst düzey yöneticiler arasında makam, nüfuz ve bürokratik imtiyazlar uğruna yaşanan rekabet ve buna eşlik eden komplolar, rejimin süreklilik gösteren özelliklerindendi.

Aliyev de bu oyunun kurallarını çok iyi bilen bir Stalinist siyaset simsarı olarak, ülkenin kaynaklarını hoyratça harcayıp içerik bakımından son derece yoksul bir siyasî çayır tiyatrosu sahneye koymuştu.

İşin acıklı yanı şuydu: hiyerarşideki yerine göre herkes bu oyunda kendisine düşen rolü iyi kötü oynuyordu, ama 1980’li yılların başlarına gelindiğinde Sovyetler Birliği’nde bu oyuna gerçekten inanarak katılan çok az insan kalmıştı. Eline verilmiş metni bile doğru dürüst okuyamayan lideri sık sık şiddetle alkışlayanları bir düşünelim. Bu insanların içinde, söylenenlerin gerçekten böyle bir alkışı hak ettiğine ve ortada, en hafif ifadeyle, tuhaf bir şey bulunmadığına samimiyetle inanan tek bir kişi bile var mıydı dersiniz?

Brejnev’in 1982’deki Bakü ziyaretine ait video görüntüleri. Videoyu izlemek için lütfen resme tıklayın.
Çernyayev, günlüğünde öfke ve tiksinti içinde Aliyev hakkında şu soruyu sormuş: “Bu adam sadece aptal mı, yoksa son derece sinik biri mi?” Üst düzey bir Stalinist aparatçik olan Çernyayev’in kızgınlığı, esas olarak, Aliyev’in lidere dalkavukluk ve yaltaklanma işini ölçüsüz biçimde abartmış olmasına yönelikti. Daha “makul” bir düzeydeki yaltaklanmaya onun da itiraz edeceğini sanmıyorum.

Diğer yandan madalyonun bir de öteki yüzü vardı. Sovyet cumhuriyetlerinin tepesinde yer alan Stalinist bürokratlar, baskıcı polis devleti rejiminin keyfiliği içinde kimi zaman az çok öngörülebilir, kimi zaman ise hiç beklenmedik risklerle karşı karşıya kalabiliyorlardı. Üstelik bu riskler bazen çok yıkıcı sonuçlar da doğurabiliyordu.

Gazeteci Murat Yetkin’in Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı’nda, Brejnev’in 1982 Bakü ziyareti bağlamında aktardığı bir anekdot, madalyonun öteki yüzünü görmemizi sağlıyor. Haydar Aliyev, NTV’de çalıştığı yıllarda kendisiyle görüşen Yetkin’e, Brejnev’in 1982’deki Bakü ziyaretinin kendisini ve ailesini nasıl tehlikeli bir durumda bıraktığını anlatmış. Aliyev’in Yetkin’e anlattıkları, Çernyayev’in kendi durduğu yerden, yani Kremlin bürokrasisinin doruklarından gözlemlediği bu gösterinin arkasında nasıl bir korku, panik ve entrika dünyasının bulunduğunu ortaya koyuyor.

Yetkin kitabında şöyle anlatıyor: 

(…) Brejnev Azerbaycan seyahatine çıkmaya karar verdi.

Bu aslında Aliyev'in uzun süredir lobi çalışması yaptığı bir geziydi; Devlet Başkanı Ermenistan'a değil, daha önce ziyaret etmiş olduğu halde yine Azerbaycan'a gelmeliydi.

Ama karar öyle bir zamanda çıkmıştı ki, Moskova kaynıyordu.

Moskova uçağı 24 Eylül 1982 günü Bakü'ye indiğinde daha vahim bir tablo ortaya çıktı: Brejnev'in sağlık durumu hayli bozulmuş, adeta canlı cenazeye dönmüştü.

Aliyev'in eşi Zarife Hanım, göz doktoruydu, tıp insanıydı. Brejnev'in uçaktan inişini görür görmez Haydar Bey'in kulağına "Bir an önce kurtul bundan, geri gönder" dedi, "burada ölmesin."

Aliyev'in başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü.

Gezi aslında bir hafta olarak planlanmıştı ama Aliyev onu on güne yaymayı, böylece Moskova'daki gücünü artırmayı düşünüyordu; Brejnev'i hemen geri göndermesi söz konusu değildi.

Ancak Brejnev Bakü'de ölecek olursa, bunu ne sekseni geçmiş yaşıyla [*] ne de had safhada bozuk sağlık durumuyla açıklayabilirdi Aliyev. KGB'nin başındaki (daha sonra devlet başkanı olacak olan) Yuri Andropov onun hamisiydi ama Müslüman bir cumhuriyetten gelip en tepeye tırmandığı için Moskova'da düşmanı çoktu. Yani Kremlin'in entrikalarla örülü dünyasında bu ölümden doğrudan sorumlu tutulacak, belki halk düşmanı ilan edilip en ağır şekilde cezalandırılacaktı.

"Önce seyahat programını kısaltmakla başladım" diye anlatıyordu Aliyev, tarih öncesi mağara gibi döşenmiş sığınağında. Brejnev'in giderek bozulan sağlığını da bahane ederek, kısalta kısalta yarıya indirebilmişti seyahati. Her geçen gün aleyhineydi.

Nihayet dönüş günü geldi çattı. Brejnev ve eşini Bakü Havalimanı'nda uçağa bindirdiler, el salladılar; uçak kalktı, ama Aliyev ailesi eve dönmedi, havaalanında kaldı.

Brejnev'in uçağı kalkış yaptığı sırada bir başka uçak pistin başına çıkmış, motorları çalışır vaziyette beklemeye başlamıştı.

Bu, Aliyev ailesini Türkiye'ye kaçırmak üzere yol hazırlıklarını yapmış bir askeri uçaktı.

Aliyevler için bekleyişi bitmek bilmeyen bir Bakü-Moskova yolculuğu olmuştu Brejnev'inki. Çünkü Devlet Başkanı ola ki dönüş yolunda hayatını kaybederse yine bütün parmaklar Aliyev'in üzerine çevrilecek, Brejnev'e suikast düzenlemekle suçlanacaktı. (…)

Nihayet Abit Şerifov'un Moskova Havaalanı'na yerleştirdiği bir adamından "Salimen indiler" haberi geldi. Bu haberle rahatladılar ama eve dönmediler, havalimanında beklemeye devam ettiler. İkinci haber, Brejnevlerin Moskova'daki başkanlık konutuna girdiğini söylüyordu; artık sorumluluk Azerilerden çıkmıştı.

"Bir oh çektik" dedi Aliyev, "Evimize öyle döndük. Yoksa Türkiye'ye gidiyorduk."

Yıllarca Sovyet gizli servisi KGB adına çalışmış, casusluk amacıyla Trabzon'a, Erzurum'a, başka kim bilir nerelere gizlice girip çıkmış, Sovyetler'in en üst yönetim organı olan 12 kişilik Politbüro'da görev almış Aliyev, [**] Brejnev'in eceliyle ölmesi halinde cinayet komplosuyla suçlanacağı endişesiyle çareyi Türkiye'ye sığınma planı yapmakta bulmuştu. (Murat Yetkin, Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı, Doğan Kitap, 7. baskı, Ekim 2017, İstanbul, s. 200-202)

Brejnev’in Bakü ziyareti sırasındaki hali, aslında Sovyetler Birliği’nin o dönemki durumunun bir metaforu gibidir. Fiziksel olarak ayakta durmakta zorlanan bir lider ve onun etrafında statükoyu, kendi konumunu ve maddî ayrıcalıklarını korumak için manevralar yapıp duran devasa bir bürokrasi vardı.

Aliyev gibi güçlü, KGB geçmişi olan ve Politbüro’ya kadar yükselmiş bir figürün, “yaşlı ve çok hasta liderin ülkesini ziyaret ederken eceliyle ölmesi” ihtimali karşısında kendisini bu kadar savunmasız hissetmesi, üst düzey bürokratlar arasında var olan güvensizlik iklimini göstermesi bakımından özellikle önemli.

Hikâyenin belki de en ironik yanı, Aliyev’in can havliyle sığınacak liman olarak Türkiye’yi düşünmüş olmasıdır. Yıllarca Türkiye’ye karşı istihbarat faaliyetleri yürütmüş, Türkiye’yi “ideolojik düşman” ve “operasyon sahası” olarak görmüş eski KGB generalinin ve üst düzey Sovyet bürokratının, en sıkıştığı anda Türkiye’yi bir çıkış kapısı olarak tahayyül etmesi son derece manidardır. Aliyev’in yıllar sonra gelen bu itirafı, Sovyetler Birliği’nde Stalinist rejimin son döneminde, bürokrasinin tepe noktalarında korku ile ikiyüzlülüğün, gösteri ile paranoyanın nasıl iç içe geçtiğini göstermesi bakımından ayrıca öğreticidir.

[*] Murat Yetkin, Brejnev’in o tarihteki yaşı için “sekseni geçmiş” ifadesini kullanmış; ancak Brejnev 1906 doğumludur. Dolayısıyla, 1982 Eylül ayında aslında 75 yaşındaydı.

[**] Yetkin’in “12 kişilik Politbüro” ifadesi tam olarak doğru değil. Sovyet Politbürosu’nun üye sayısı sabit değildi; 1990 öncesinde genellikle yaklaşık 12-15 asil üye ile 5-8 aday üyeden oluşuyordu. 1981’de toplanan 26. Parti Kongresi sonrasında seçilen Politbüro’da ise 14 asil ve 8 aday üye bulunuyordu. Ayrıca Haydar Aliyev, Brejnev’in Eylül 1982’deki Bakü ziyareti sırasında henüz Politbüro’nun asil üyesi değil, 1976’dan beri aday üyesiydi; asil üyeliğe ancak 22 Kasım 1982’de yükseltildi.

Bitti