Benediktov ile Söyleşi üzerine notlar
Stalin dönemi Stalinizmi ve Stalin sonrası Stalinizm (4)
BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3 | BÖLÜM 4
| İ. A. Benediktov |
Safkan bir Stalinist olan Benediktov, “kişisel sorumluluk” konusunda olduğu gibi, “aşırı çalıştırma” konusunda da [*] sosyalist demokrasiye dayanan bir planlama anlayışından yola çıkmıyor elbette. Onun özlemini duyduğu şey, aparatın yularının yukarıdan sıkı sıkıya tutulduğu, yöneticilerin ve işçilerin korkuyla çalıştırıldığı, ihmalkârlığın siyasal suç düzeyine çıkarıldığı, gerektiğinde “kırbaç”ın devreye sokulduğu bir bürokratik seferberlik rejimidir.
Nitekim Benediktov bu konuda son derece açık sözlüdür:
‘30’lu yıllarda kadim Rus hastalıklarımızla [gevşeklik, sorumsuzluk ve tembelliği kastediyor – k.ü.] mücadele için tüm cephaneyi kullanmak gerekiyordu, maddi ve manevi teşvikin yanı sıra idarî önlemler ve hatta cezalandırıcı-baskıcı önlemler almak gerekiyordu. Evet evet, o aynı kırbaç, ki onsuz bugün insanlarımızın bir kısmından -ve o kadar az bir kısmı da değil- en temel barbarlık, vahşilik ve kültürsüzlüğü söküp atamıyoruz. (V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi, Rusçadan çev. Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4. baskı, Nisan 2023, İstanbul, s. 45)
Rejimin adım adım derinleşen krizini aşmak için Stalin döneminin uygulamalarına geri dönülmesini savunan Benediktov, “gevşeklik, sorumsuzluk ve tembelliği” Sovyet toplumunun tarihsel ve kültürel mirasında, sanki emekçilerin özünde var olan bir hastalıkta aramaktadır. Bu nedenle “cezalandırıcı-baskıcı önlemler”i açıkça gerekli görmekte, hatta “kırbaç” sözcüğünü özellikle kullanmaktadır. Burada Stalinist bürokratik yönetim anlayışının temel mantığı bütün açıklığıyla görülür: işçi, üretim sürecinin bilinçli öznesi değil, yukarıdan yönetilmesi, şekillendirilmesi ve gerekirse zorla itaat ettirilmesi gereken bir nesne olarak kavranmaktadır.
Bu mantık ideolojik olarak anti-Marksist, felsefi olarak ise katıksız bir idealizmdir. Çünkü burada toplumsal davranış, üretim ilişkileriyle, işçinin karar süreçlerinden dışlanmasıyla ya da bürokrasinin egemenliğiyle değil; “gevşeklik”, “sorumsuzluk” ve “tembellik” gibi emekçilerin özüne atfedilen sözde kültürel kusurlarla açıklanmaktadır.
Gerçek sosyalist planlama ise plan hedeflerinin işçi konseyleri ve fabrika komiteleri aracılığıyla aşağıdan yukarıya doğru belirlenmesini ve demokratik denetim altında uygulanmasını öngörür. Böyle bir düzende işçiler, planı yalnızca “uygulayacakları” ve çoğu zaman ciddi sorunlar ve tutarsızlıklar içeren bir emir olarak değil, oluşturulmasına doğrudan ve özgürce katkı yaptıkları kolektif bir proje olarak görürler. Bu temel ayrım, yabancılaşmayı ortadan kaldırmanın ve gerçek bir sosyalist disiplini sağlamanın ön koşuludur. [**] Böyle bir perspektif ise Stalinist Benediktov’a tamamen yabancıdır.
Bu anti-Marksist “aşırı çalıştırma ve disiplin” anlayışının doğal sonuçlarından biri, idarî aksaklıkların ve üretim sorunlarının siyasal suç düzeyine yükseltilmesidir. Benediktov bunu açıkça savunur:
‘30’lu ve ‘40’lı yılların özgül koşullarında ihmalkârlık, sorumsuzluk, savsaklık gibi suçları siyasal suçlara eşit kılmak basitçe gerekli idi. (s. 45) [***]
Böylece Benediktov’un övdüğü “Stalinist etkinlik” aşısının gerçek içeriği biraz daha belirginleşir. Bu “etkinlik”, demokratik katılım ve bilinçli sahiplenmeye değil; insanî ölçülerin ötesine geçen bir aşırı çalışma düzenine, sürekli denetime ve korkuya dayanmaktadır:
Politbüro üyeleri, halk komiserleri, merkezi ve yerel organların sorumluları da onun [Stalin’in] belirlediği ritme boyun eğerek, aynı gerilim içinde çalışırlardı. 14-16 saatlik iş günü bizim için istisna değil, daha ziyade kuraldı. Beş ya da altı yılda bir tatile çıkardık, o da herkes değil. Tatil günleri pratikte yoktu. Demirden disiplin, sürekli kontrol, maksimum güç harcayarak çalışma ve en önemlisi, somut sonuçlar, işlerin gerçekten iyileşmesi talebi, ki bunları yapamamak geçmişteki hizmetlerin ne olursa olsun görevden alınmak anlamına geliyordu -bütün bunlar idarî emeğin öyle bir üretkenlik ve etkinliğine yol açtı ki, bugün bunları ancak rüyada görebilirsiniz. (s. 85)
Benediktov’un, Stalinist roman ve oyun yazarı Leon Feuchtwanger’in 1937 tarihli Sovyetler Birliği izlenimlerinden memnuniyetle aktardığı satırlar da aynı zihniyeti yansıtır:
“Neredeyse yemek için hiç vakit ayırmıyorlar, neredeyse uykuları yok ve tiyatroda oyun izlerken sadece acil bir soru sormak için telefona çağrılmakta ya da gecenin üçünde dördünde telefon edilmesinde hiçbir gariplik görmüyorlar. Ben Moskova dışında hiçbir yerde bu kadar çok sayıda yorulmadan çalışan insana rastlamadım... New York’ta ya da Şikago’da Amerikan çalışma temposunu bulamadıysam da Moskova’da buldum.” Doğru bir gözlem, aynen böyle idi! (s. 85)
Bu yazı dizisinde daha önce de işaret ettiğimiz gibi, Benediktov’un 1980’li yılların başlarında derin yapısal sorunlarla boğuşan Sovyetler Birliği için önerdiği çıkış yolu, Stalin döneminin uygulamalarına, yani idarî aparatın, işçi sınıfının ve diğer emekçilerin korkuyla, bürokratik disiplinle ve baskıyla çalıştırıldığı yönteme geri dönmektir. Bu nokta, onun Beriya ve Mehlis hakkında söylediklerinde en açık hâlini alır:
Stalin, Mehlis’i olduğu gibi Beriya’yı da bir tür ‘korkutma sopası’ olarak kullanarak her kademedeki yöneticide bulunan, Lenin’in gayet doğru biçimde ‘Rus Oblomovluğu’ diye nitelediği, avarelik, mıymıntılık, ihmalkârlık ve diğer hastalıklarımızı yok etmeye çalışıyordu. Ve, açık söylemek gerekirse, bu pek çekici olmayan yöntem etkili bir biçimde işledi. Elbette Beriya’nın sopasının dürüst insanların başına indiği durumlar da oldu. (s. 98)
Benediktov’a göre Stalin, Beriya’yı bir “korkutma sopası” olarak kullanmıştır; bu yöntem belki “pek çekici” değildir ama “etkili”dir. Masum insanların ezilmesi, hayatlarının mahvedilmesi, hatta yok edilmesi, Benediktov’un mantığında bu yöntemin neredeyse kaçınılmaz bir yan etkisi gibidir. Eh, ne de olsa her “ilacın” az ya da çok bir yan etkisi vardır!
| Yakov Guminer’in ilk beş yıllık plan dönemine ait Sovyet propaganda posteri: “Karşı sanayi-finans planının aritmetiği: 2+2=5, artı işçilerin coşkusu.” |
Sosyalist demokrasiye ve işçi sınıfının demokratik denetimine değil, yukarıdan dayatılan bürokratik disipline; geniş kitlelerin bilinçli katılımına değil, yüreklerine korku salınmasına; insanın özgürleşmesine değil, bütün hayatının çalışma ve itaat rejimine bağlanmasına dayanan bir yönetim anlayışı. Benediktov’un “etkinlik” diye övdüğü şeyin gerçek içeriği özetle budur.
[*] Benediktov söyleşinin sonlarına doğru “aşırı çalıştırma” mekanizmasını “aşırı sömürü” olarak nitelendirmekten de çekinmiyor: “Elbette böyle bir aşırı sömürü, böyle dev enerjiler isteyen bir rejim herkesin hoşuna gitmiyordu.” (s. 86)
[**] Marx’ın yabancılaşma analizi burada doğrudan geçerlidir: bir işçi, kendi emeğinin ürünü üzerinde demokratik denetim hakkına sahip değilse; plan hedeflerini bürokratlar belirliyor, üretim kararlarını bürokratlar alıyor, artı ürün üzerinde bürokrasi tasarrufta bulunuyorsa, o işçi açısından fabrika ya da kolhoz, kendi emeğine yabancılaştığı bir üretim alanı olmaktan çıkmaz. Dolayısıyla, yabancılaşma kaçınılmazdır. Benediktov bu sonucu görüyor, ama nedenini görmek istemiyor; çünkü nedeni görmek, bürokrasinin egemenliğini sorgulamayı getirecektir.
[***] Benediktov bu “gerekliliği” dile getirmeden önce, baştan sona düzmece olan Sanayi Partisi davasını örnek olarak gösteriyor: “Açıkça antisovyet amaçları olan Sanayi Partisi denen davadaki soruşturmalar sonucunda, bilinçli ve kasıtlı olarak sabotajcılık yapan yaklaşık iki bin kişinin ortaya çıkarıldığını söylemek yeterlidir.” (s. 42) “Sanayi Partisi Davası” adı verilen bu göstermelik dava 25 Kasım-7 Aralık 1930 tarihleri arasında Moskova’da görüldü. Aralarında Termoteknik Enstitüsü Müdürü Leonid Ramzin, metalurji profesörü N. F. Çarnovskiy ve Devlet Planlama Komisyonu’ndan (Gosplan) V. A. Lariçev’in de bulunduğu sekiz önde gelen Sovyet mühendis ve teknolog, Sovyet sanayisini sabote etmeyi, kapitalizmi yeniden kurmayı ve Fransız emperyalizmi ile göçmen kapitalist çevrelerin desteğiyle silahlı bir darbe hazırlamayı amaçlayan, bütünüyle hayal ürünü Prompartiya’yı (“Sanayi Partisi”) kurmakla suçlandı. Sanıklar işlemedikleri suçları itiraf etmeye zorlandılar. Benediktov’un, baştan sona düzmece olduğu bugün açıkça bilinen bu davayı kendi argümanına kanıt olarak göstermesi, onun “siyasal suç” kategorisine ne kadar kolay ve ne kadar gönüllü biçimde başvurduğunu göstermesi bakımından ayrıca önemlidir.
Devam edecek