Stalin konuşurken Komintern ne yapıyordu?
Tarih 25 Kasım 1940.
Dimitrov,
Stalin’in yanına çağrılıyor.
Orada Molotov ve
Dekanozov’u buluyor. Molotov dışişleri halk komiseri; Dekanozov ise yardımcısı
ve Almanya’ya yeni atanmış Sovyet büyükelçisi.[1]
Stalin,
Bulgaristan’ın Türkiye ve Yunanistan’a yönelik toprak taleplerini
desteklemekten, Boğazlarda üs istemekten söz ediyor. Ardından Türkleri Asya’ya
sürme niyetini dile getiren cümle geliyor: “BizTürkleri Asya’ya kovacağız.” Türkiye’nin nüfus yapısı konusunda akıl almaz
bir cehalet sergileyerek Türklerin sayısını da altı yedi milyon olarak veriyor.
Türkiye’ye ve Türklere yönelik derin bir horgörü taşıdığı çok açık. Dimitrov’un
notlarında Stalin’in bu sözlerine karşı diğer üç kişinin herhangi bir itirazı
yer almıyor.[2]
Ne itirazı diye
sorabilirsiniz. Haksız da olmazsınız. Stalin’in karşısındaki bu üç kişi, böyle
bir itirazın ne anlama gelebileceğini bilecek kadar deneyimli Stalinistlerdi ne
de olsa.
Şimdi filmi yirmi
yıl kadar geriye saralım ve soralım: Genel sekreteri Stalin’in emir erine
dönüşmüş olan Komintern başlangıçta neydi?
2-6 Mart 1919’da
Moskova’da toplanan bir kongrede kurulan Üçüncü Enternasyonal, sosyalist dünya
devrimini örgütlemeyi amaçlıyordu. Dünya devriminin bir dünya komünist
partisine ihtiyacı vardı. Komintern, önceki Enternasyonallerin federatif
yapısını aşarak komünist partileri ortak bir program, örgütlenme ve disiplin
temelinde birleştirmeyi amaçlıyordu.
![]() |
| Vladimir Mayakovski, Dünya bir yanardağın üzerinde duruyor… (1921). Dünya devrimi fikrini işleyen görselde kızıl figürün taşıdığı bayrakta “Komintern” yazıyor. |
Peki, yirmi yıl
sonra nereye gelinmişti?
Dünya partisinin
genel sekreteri, Stalin’in koca bir halkı çocuğuyla, kadınıyla, erkeğiyle
Asya’ya kovmaktan söz ettiği toplantıda oturuyor. Üstelik bu korkunç sözleri
dinledikten sonra, aynı görüşmede açıklanan Sovyet dış politikasını uygulamaya
koyuyor. Bulgaristan’daki Stalinist partiye telgraf göndererek Sovyet
hükümetinin karşılıklı yardım anlaşması önerisini destekleyen bir kampanya
başlatmalarını, milletvekillerini seferber etmelerini ve önerinin koşulsuz
kabulünü istemelerini bildiriyor. Ertesi gün de yaptığını Stalin’e aktarıyor;
rapor veriyor. Kremlin’in dış politika hesabı, bir “komünist” partisinin
kampanya görevine çevriliyor.[3]
Bu dönüşüm
elbette bir gecede gerçekleşmedi. Sovyetler Birliği’nde 1920’lerin ortalarından
itibaren ilerleyen bürokratik siyasi karşı devrim, Komintern’i de yozlaştırıp
çürüttü. On yılın sonunda dünya devriminin partisi, Kremlin bürokrasisinin dış
politika ihtiyaçlarına tâbi bir aparat hâline getirilmişti.
Dimitrov’un
günlüğüne düştüğü notları okurken insanın aklına bazı sorular geliyor:
Türkiye’nin toprakları ve halkı hakkında böyle konuşulurken Komintern’in üyesi
olan TKP’ye danışılmış mıydı? Bu düşünceler Komintern’in yetkili organlarında
ve üye partiler arasında tartışılmış mıydı?
Dimitrov’un bu
kaydında böyle bir tartışmanın, hatta TKP’ye bilgi verildiğinin izi yok.
Gördüğümüz, Stalin’in dar bir çevrede açıkladığı politikanın, daha doğrusu
verdiği talimatın Komintern genel sekreteri tarafından sorgusuz sualsiz
uygulamaya aktarılmasıdır.
Zaten onlara
soran kim? Yanılmaz, büyük ve yüce önder her şeyi düşünmüşken başkalarının
düşünmesine ne gerek var?
Stalin (1940)
Trotskistlerin,
Komintern’in ayrıcalıklı Sovyet bürokrasisinin dış politika çıkarlarının bir
aracına dönüştürüldüğünü söylerken kastettikleri işte tam da budur.
Yaklaşık iki
buçuk yıl sonra sıra Komintern’in kendisine gelecekti.
Stalin’in iki
büyük emperyalist güçle, Britanya ve ABD ile ittifakını sağlamlaştırma siyaseti
içinde örgütün varlığına artık gerek görülmeyecekti. Kapatmanın örgütsel
işlemleri yürütüldü: Prezidyum kararları alındı, üye partilerin onayları
toplandı.
Ama gerçek bir
tartışma yapılmadı. Zaten Dimitrov’un günlüğü de taslağın önce Stalin’in
onayından geçtiğini, izlenecek usulün de onunla kararlaştırıldığını gösteriyor.
Haziran 1943’te süreç tamamlandı ve devrimci bir örgüt olarak beyin ölümü uzun
yıllar önce gerçekleşmiş olan Komintern’in cansız bedeni nihayet toprağa
verildi.[4]
[1] Vladimir
Georgiyeviç Dekanozov (1898-1953), Sovyet güvenlik aygıtından gelen, Beriya’nın
yakın çalışma arkadaşlarından biriydi. Berlin’e 26 Kasım 1940’ta hareket etti.
Bkz. Steinhardt’ın
24 Kasım 1940 tarihli telgrafı ve editör notu.
[2] Georgi
Dimitrov, Günlük, c. 2, çev. Rüstem Aziz, TÜSTAV, 2004, 25 Kasım 1940
tarihli kayıt, s. 36-37.
[3] Aynı yerde,
25-26 Kasım 1940 tarihli kayıtlar, s. 37.
[4] Bkz.
Dimitrov’un günlük kayıtlarından “On the
Dissolution of the Comintern” ve Standley’nin
10 Haziran 1943 tarihli telgrafı.







