Nâzım Hikmet ve Stalinist devlet terörü (ek):
“Beni öldüreceklerdi!”
Geçtiğimiz günlerde yayımladığım Nâzım Hikmet ve Stalinist devlet terörü başlıklı yazıda; Nâzım Hikmet’in Sovyetler Birliği’ndeki sürgün yıllarının başlarında, 1952’de, Stalinist devlet aygıtı tarafından ortadan kaldırılmak istendiğine işaret eden ve uzun yıllardır görmezden gelinen son derece çarpıcı bir anekdota yer vermiştim. Bu anekdotu aktaran, Sovyet şiirinin dünya çapında tanınmış isimlerinden Yevgeniy Yevtuşenko’ydu. [*]
Bu yazıyı yayımladıktan sonra, Zekeriya Sertel’in yıllar önce okuduğum Nâzım Hikmet’in Son Yılları adlı kitabında da aynı anekdotun farklı bir versiyonunun yer aldığı aklıma geldi. Nâzım Hikmet’in sürgün yıllarında az sayıdaki dert ortağından biri olan Sertel’in kitabı ilk olarak 1978’te yayımlandı. Dolayısıyla bu korkunç gerçeği, Sertel, Yevtuşenko’dan 11 yıl önce kayda geçirmiş.Sertel kitabında, “Nâzım: ‘Beni Öldüreceklerdi’” alt başlığı altında, Nâzım Hikmet’in kendisine bizzat anlattıklarını şöyle aktarır:
Bu aktarımdan, öncelikle şu sonucu çıkarıyoruz: Nâzım Hikmet’in üzerinde muhtemelen derin bir travmatik iz bırakan bu hikâye, yalnızca Sertel’e değil, pek çok tanıdığına da anlatılmıştır.Hatta Nazım'ın anlattığına göre, Stalin devrinde bir defa vücudunun ortadan kaldırılmasına bile karar verilmiştir. Nazım bu olayı bütün tanıdıklarına ve bu arada bana da anlatmıştı. Hikaye şudur. Nazım Hikmet'in şoförü bir gün gelip işe devam edemeyeceğini ve çekilmek istediğini söyler. Oysa Nazım şoförüne bir arkadaş muamelesi yapardı. Ona bol maaş verir, onu sofrasına oturtur, ahbaplık ederdi. Şoförünün bu isteği karşısında şaşırarak sorar:
– Hayrola, İvan, yüreğini kıracak bir şey mi yaptık? Maaşın mı az geliyor?
Şoför, sıkılarak ve kekeleyerek,
– Hayır, der. Ama artık yanınızda çalışamayacağım.
– Neden?
– Çünkü, der ve durur.
Belli ki ağzında bir şeyler var. Kekeleyip duruyor ve söyleyemiyor.
Nihayet baklayı ağzından çıkarır,
– Sizi bir otomobil kazasında öldürme emrini aldım. Bunu yapamayacağım. Sizi çok seviyorum, onun için çekiliyorum. (Zekeriya Sertel, Nâzım Hikmet’in Son Yılları, Remzi Kitabevi, 3. Baskı, İstanbul, s. 192-193.)
Öte yandan, Sertel’in aktardığı versiyon ile Yevtuşenko’nun anlattıkları arasında üzerinde durmayı hak eden bazı farklılıklar var. Bunları kısaca ele alalım:
- Sertel’in aktardığı hikâyede, şoförün itirafına tanık olan Yuri Vasilyev’in ve Yevtuşenko’nun adı geçmez. Şoförün, kendisinden bir “trafik kazası” süsü verilmiş suikast düzenlemesi istendiğini öğrendikten sonra bu talebi reddettiği, durumu Nâzım Hikmet’e açıkladığı ve bu nedenle görevinden ayrıldığı anlatılır. (Sertel’in versiyonunda kesin bir tarih verilmiyor; ancak “Stalin devrinde” diye yazmış olmasına bakarak ve Yevtuşenko’nun anlattıklarından olayın 1952’de yaşanmış olması gerektiğini kolayca çıkarabiliriz. Elbette o dönemde, sıradan bir şoförün böyle en yukarıdan gelen bir talimatı reddedip, hiçbir bedel ödemeden çekip gitmesi pek inandırıcı değildir.) [**]
- Yevtuşenko’nun tanıklık ettiği sahnede ise tablo hem çok daha mantıklı hem de çok daha karanlıktır. Bu versiyona göre şoför, 1952 yılında bu talimatı bizzat Lavrentiy Beria’dan almıştır. (Hiç kuşkusuz, ona da bu emri veren Yosif Stalin’di.) Şoför emri reddetmiş, bu nedenle işkence görmüş; ancak yine de tutumunu değiştirmemiştir. Ne var ki Beria’nın, talimatın yerine getirilmemesi hâlinde şoförün eşine yönelik tecavüz tehdidini devreye sokmasıyla direnci kırılır. Şoför bu itirafı üç yıl sonra, 1955’te -yani Stalin’in ölümünün ardından- zil zurna sarhoş bir halde yapar.
- Sertel’in aktardığı hikâye, bizzat tanıklık ettiği bir olay değil; Nâzım Hikmet’ten dinleyip kaleme aldığı bir aktarımdır. Dolayısıyla kulaktan kulağa geçme sürecinde bazı unsurların sadeleşmiş ya da değişmiş olması son derece mümkündür.
- Nâzım Hikmet’in, hikâyeyi Sertel’e aktarırken Yevtuşenko ve Vasilyev’i anlatının dışına çıkarmış olması, onların başının ağrımaması için bilinçli bir tercih olabilir. Stalin ölmüştür; ancak Stalinist polis devleti bütün kurumlarıyla varlığını sürdürmektedir.
- Öte yandan, Nâzım Hikmet’in hafızasının zayıf olduğu bilinen ve kendisinin de zaman zaman itiraf ettiği bir durumdur. Buna karşılık, Yevtuşenko’nun çok daha güçlü bir belleğe sahip olduğu anlaşılıyor. Ayrıca Nâzım Hikmet’in, bazı anlatılarda kendisini mitleştirmeye yönelik değişiklikler yaptığı ve kimi zaman -yine kendi ifadesiyle- belirgin bir amacı olmaksızın yalanlar söylediği de bilinmektedir. [***]
Sonuç: Gerçek değişmiyor
Sonuç olarak, ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var: Kendisi de bir Stalinist olan, ancak Sovyetler Birliği’nde tanık olduğu ve tahammül edilemez bulduğu uygulamalara karşı zaman zaman sesini tehlikeli biçimde yükselten Nâzım Hikmet, Stalinist devlet aygıtı tarafından 1952 yılında -hiç kuşkusuz Yosif Stalin’in sözlü emriyle- ortadan kaldırılmak istenmiştir. Yaşanan ertelemeler ve nihayet Stalin’in 5 Mart 1953’teki ölümü sayesinde, Nâzım Hikmet büyük ölçüde tesadüflerin sonucu olarak hayatta kalmıştır.
[*] Yevgeni Yevtuşenko, “Önsöz: Oyuncu Müthiş, Ama Oyun Berbat!”, Romantik Komünist: Nâzım Hikmet’in Yaşamı ve Eseri içinde, çev.: M. Barış Gümüşbaş, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2011.
[**] Nâzım Hikmet’in hikâyeyi Sertel’e aktarırken şoförün sarhoşluğundan söz etmemesi ve anlatıyı, şoförün böylesi büyük bir riski bizzat kendisi için göze aldığı izlenimini verecek şekilde yeniden kurgulaması, muhtemelen çevresine “etrafımda ne denli güçlü bir sevgi ve saygı çemberi oluşturduğumu görüyor musunuz?” mesajını vermeyi amaçlıyordu.
[***] Nâzım Hikmet’in hafızasının zayıflığı, kendini mitleştirme ve zaman zaman irili ufaklı yalanlar söyleme huyu üzerinde ayrıntılı olarak durmamız halinde bu yazı amacından ciddi ölçüde sapacaktır. O nedenle burada onun bu özelliklerine sadece işaret etmekle yetiniyoruz. Belki ileride bu konular üzerinde daha ayrıntılı olarak durma imkânımız olur. Şimdilik Nâzım Hikmet’in 1961 tarihinde kaleme aldığı Otobiyografi başlıklı şiirinden şu üç mısrayı örnek olarak vermekle yetinelim: “başkasının hesabına utandım yalan söyledim / yalan söyledim başkasını üzmemek için / ama durup dururken de yalan söyledim” (Nâzım Hikmet, Son Şiirleri (1959-1963), Adam Yayınları, 14. Baskı, İstanbul, s. 100.)