Çeviri:
“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir”
BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2
LID: Bu son derece ciddi bir durum, Lula, Petro ve Sheinbaum gibi kendilerini “ilerici” olarak tanımlayan, ancak Washington’a tabi hükümetlerin tutumunu daha da korkunç ve utanç verici hale getiriyor. Nitekim Meksika, adaya yönelik petrol sevkiyatını dahi askıya aldı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?Petro - Sheinbaum - Lula
Frank: Küba daha önce hiç böyle bir durum yaşamamıştı. SSCB’nin çöküşü son derece ağır bir durum yarattı; ancak Fidel Castro gibi bir liderin varlığı siyasi çöküşün önüne geçebildi. Üstelik Küba ticaret ortaklarının %85’ini kaybetmiş olmasına rağmen Latin Amerika ile ilişkilerini yeniden kurabildi. Bugün ise, sizin de belirttiğiniz gibi, Latin Amerika’daki aynı “ilerici” hükümetler Küba’ya ihanet etmiş durumda: Petro, Lula, Sheinbaum, Orsi ve hatta Ortega Küba’ya yakıt gönderebilirdi. Ancak Trump’ın Sheinbaum hakkında söylediği gibi, “iyi bir davranış sergiliyorlar” - elbette ABD’ye karşı.
Küba’ya ihanet eden hükümetlerin tutumlarını yeniden gözden geçirip Küba’ya petrol göndermeye başlamaları son derece zor. Sheinbaum pazar günü iki gemiyle gıda gönderdi: ilerici seçmenlerin gözünde fazla kötü görünmemek için verilen bir tür sadaka. Ancak Küba hükümeti, yalnız bırakıldığını ısrarla inkâr ediyor; uluslararası destek gördüğünü iddia ediyor. Söyledikleri gerçekten akıl almaz.
LID: Bu ortamda ne tür siyasal perspektiflerin öne çıktığını görüyorsunuz? Özellikle, Beyaz Saray’ın Küba hükümetiyle “görüşmeler” yürüttüğünü iddia etmesine karşın Küba hükümetinin bunu şimdiye dek reddetmiş olması dikkate alındığında, Diaz-Canel hükümetinin Trump karşısında nasıl bir tutum benimseyeceğini düşünüyorsunuz?
Frank: Geçen cuma, Diaz-Canel, rahatsız edici sorular sormayan bir basının desteğiyle, gerçeklikten tamamen kopuk bir basın toplantısı düzenledi. Kimse ne demek istediğini anlayamadı. Öncesinde büyük bir beklenti yaratılmıştı; ancak ortaya çıkan tablo büyük bir hayal kırıklığı oldu ve onu açıkça zor durumda bıraktı. Buna karşılık ertesi gün, Fidel Castro ve Raul Castro’nun büyük yeğeni -yani kardeşlerin ablasının torunu- Oscar Perez-Oliva Fraga, bugüne dek kamuoyu önünde hiç görünmemiş biri olarak, çok daha sağlam ve sade bir konuşmayla ortaya çıktı.Herhangi bir kesim, Diaz-Canel’i yetersiz göstermek ve onu Raul Castro ile Fidel Castro’in büyük yeğeniyle karşı karşıya getirmek isteyecek mi? Muhtemelen. Ayrıca Alejandro Castro Espín de var; ABD ile yürütülen görüşmeleri onun yönettiği söyleniyor.Alejandro Castro Espín
Bunun belli bir mantığı olabilir: Alejandro Castro Espín, Küba ile ABD arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik ilk adımlarda babasına eşlik etmişti. Gerçek şu ki iktidar, hâlâ devrimin eski muhafızlarının etrafında kümelenmiş bir çekirdeğin elinde bulunuyor ve Castro ailesi hâlâ büyük bir siyasi nüfuza sahip. Diaz-Canel, giderek daha fazla karar alma kapasitesinden yoksun, hiçbir sorunu çözemeyen ve neredeyse hiç halk desteği kalmamış zayıf bir başkan olarak görülüyor. Görevden alınması, yerine yalnızca başka bir sermaye yanlısı bürokrat getirilecek olsa bile, çoğunluk tarafından sevinçle karşılanacaktır. Raul Castro’nun siyasi muhakeme kapasitesinin ne durumda olduğu bilinmiyor; kendisi zaten 95 yaşında. Umarım bu koşullar altında hayatını kaybetmez, çünkü bu son derece istikrarsızlaştırıcı bir siyasi gelişme olur.
Bir başka şaşırtıcı nokta ise, ABD Havana ile müzakerelerin sürdüğünü doğrularken Küba’nın bunu yalanlamasıdır. Maduro’nun kaçırılmasından kısa süre önce, bazı ABD medya kuruluşları Delcy Rodríguez’in Trump ile, PSUV’nin iktidarda kalması karşılığında Maduro’nun teslim edilmesini görüştüğünü iddia etmişti. Venezuela bunu defalarca reddetti. Ancak gerçekler, Delcy Rodríguez ile ABD arasında müzakereler yürütüldüğünü ortaya koydu. Şimdi de Diaz-Canel’in teslim edilmesi karşılığında Castroların iktidarda kalmasını sağlayacak şartlar mı ayarlanıyor acaba?Raul Castro ve Diaz-Canel
Devam edecek