10 Mart 2026

Feridun Gürgöz’ün siyasi anıları (2)

MK üyelerine özel mağazada alışveriş

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2

Feridun Gürgöz
Feridun Gürgöz anılarında, 1987 yılının Temmuz ayında Sovyetler Birliği’ne gittiğini ve hayatında ilk kez Moskova’yı görme fırsatı bulduğunu anlatıyor. [*]

Ziyaretinin ikinci gününde şehri gezerken, tercümanı Kızıl Meydan’da Merkez Komitesi üyelerinin alışveriş yaptığı özel bir mağazaya gidip alışveriş yapabileceğini söylüyor ve bu önerisini birkaç kez tekrarlıyor. Gürgöz, bu ısrardan tercümanın söz konusu mağazaya erişim sağlayıp orada alışveriş yapma fırsatını değerlendirmek istediğini anlıyor. En nihayet tercümanın önerisini kabul ediyor ve birlikte mağazaya gidiyorlar.

Bundan sonrasını Gürgöz’ün kendisinden dinleyelim:

Ancak bu mağazada satışa sunulan, SSCB'nde piyasada bulunmayan, MK üyelerine özel sunulan mallar, bence, özellikle yaşadığım Batı Almanya'da hiçbir mağazada satılamazdı. Bu mağazada bulunan malların hepsi batı için ikinci, hatta üçüncü sınıf mallardı. Mağazada ilgimi çeken Lenin rozetleri oldu. Arkadaşlara hediye için 15-20 tane değişik görüntüde ve fiyattaki rozeti elimdeki sepete koyarak çıkış bölümüne geldim. Bu bölümde de SSCB'nin sorunlarından biriyle karşılaştım. Çıkış bölümü 12 metre karelik bir alandı. Bizim mağazada alışveriş yaptığımız sürece, bizden başka kimse yoktu bu alanda, ters U şeklinde dizilmiş masaların arkasında, oturmaktan hayli kilolanmış dört kadın görevli duruyordu. Ben, bana göre ters U'nun sol başından başlayarak sepetinde bulunan Lenin rozetlerini ilk kadının önüne bıraktım. İlk kadın bunları önünde bulunan kayıt defteri üzerine, iki kopyalı, birer birer, numaraları ve fiyatlarıyla kaydetmeye başladı. Kayıt ve kendi ikinci kontrolü üç beş dakika sürdü. Ve kaydettiği kağıtla birlikte rozetleri ikinci kadının önüne uzattı. O da aynı alışkanlıkla birinci kadının yazdıklarını rozetlere tek tek bakarak kontrol etti. Bu da herhalde birkaç dakika sürdü. İkinci kadın da doğruluğunu onayladıktan sonra, onaylanmış kağıtla birlikte rozetleri üçüncü kadının önüne sürdü. Üçüncü kadın kâğıda şöyle bir bakıp benim rozetlerimi paketlemeye başladı. Paketi, hesaplanan ve onaylanan kâğıdı kasaya verdi. Yani dördüncü, son kadına geldim. Bu kadın ters U'nun bana göre sağ başında bulunuyordu. Kadının önünde elektronik yazar kasa vardı. Aynı zamanda kasanın yanında da eskiden hesap yaptıkları boncuklu hesap makinesi - abaküs de vardı. Kadın ilk toplamayı boncuk hesap makinesiyle yaptı ve yekûnu not aldı. Bu boncuk hesap makinesini oldukça hızlı kullanmıştı. Sonradan tekrar elektronik kasaya döndü ve Lenin rozetlerini teker teker kasaya kaydederek hesabın sonucunu ekranda gördü. Ve hemen, boncuk hesap makinesindeki sonuçlarla karşılaştırdı. İki hesap birbirini tutuyordu. Kasaya hatırladığım kadarıyla bir buçuk ruble gibi bir para ödedim. O anda mağazaya gittiğime de bin kere pişman olmuştum. (Feridun Gürgöz, Saat Geri Dönmüyor, Tüstav Yayınları, Nisan 2007, İstanbul, s. 115-116.)

Lenin rozetlerinden oluşan bir koleksiyon
Bu, gülünç ve aynı zamanda insanda bir tür acıma duygusu yaratan bir sahne, hiç kuşkusuz. Ancak bu ilk izlenimin ötesine geçip üzerinde biraz düşününce bunun, Stalinist sistemin önemli bir özelliğini -Sovyet toplumunda tüketim ve dağıtım alanının fiilen statüye göre bölünmüş kastlaşmış yapısını- gösteren öğretici bir anekdot olduğunu fark ediyorsunuz.

Aslında bu sahnenin asıl değeri, küçük bir gündelik olayın Stalinist sistemin yapısal çelişkilerini neredeyse mikroskop altında gösterir gibi görünür kılmasında yatıyor.

Gürgöz’ün girdiği mağaza, Sovyet sisteminde parti ve devlet bürokrasisinin üst katmanlarına ayrılmış özel tüketim kanallarından biriydi. Resmî ideolojinin eşitlikçi söylemine rağmen Sovyet toplumunda dağıtım sistemi farklı statü grupları için farklı kanallar üzerinden işliyordu. Parti elitine ayrılmış mağazalar, kapalı dağıtım sistemleri ve döviz mağazaları bu ayrıcalık mekanizmasının kurumsallaşmış biçimleriydi.

Ne var ki Gürgöz’ün gözlemi bir başka açıdan da dikkat çekicidir. Bu mağazada satılan mallar Batı Almanya’da yaşayan biri için önemli bir ayrıcalık değil, tam tersine oldukça düşük kaliteli mallardır. Kendi ifadesiyle bunlar Batı’da “ikinci hatta üçüncü sınıf” sayılabilecek ürünlerdir.

Sıradan Sovyet vatandaşlarının alışveriş yaptığı bir mağaza. Kasadaki görevlinin önünde, Sovyet perakende ticaretinde uzun süre yaygın olarak kullanılan boncuklu hesap makinesi (abaküs) görülüyor.
Bu durum aynı zamanda ayrıcalıklı Sovyet bürokrasisinin tüketim düzeyinin, Sovyet ekonomisinin yapısal zaafları nedeniyle ne kadar sınırlı olduğunu da gösterir. Stalinist bürokrasi kapitalist toplumlarda burjuvazinin sahip olduğu türden bir refah dünyasına sahip değildi. Çoğu zaman Sovyet bürokrasisinin tüketim düzeyi Batı’nın orta sınıf standartlarının bile gerisinde kalıyordu. Buna rağmen bu mallar sistem içinde ayrıcalık olarak işlev görüyordu; çünkü Sovyet ekonomisinin kronik kıtlık koşulları içinde, erişilebilen malların kullanım değeri de çoğu zaman oldukça düşüktü. Ayrıcalıklı kasta özel mağazalarda satılan türden mallara erişim sıradan yurttaşlar için ya mümkün değildi ya da karaborsada bunun için çok yüksek bedeller ödemeleri gerekirdi.

Sovyet bürokrasisinin en üst katmanları ise bu açığı başka bir yoldan kapatabiliyordu. Parti ve devlet aygıtının tepesinde bulunanlar yurtdışına -özellikle gelişmiş emperyalist ülkelere- seyahat etme ayrıcalığına sahipti. Bu seyahatler sırasında yapılan ve çoğu zaman görgüsüzlüğe varan alışverişler, Sovyet elitinin kendi ülkesinde erişemediği tüketim mallarına ulaşmasının başlıca yollarından biriydi.

Bürokratik akıldışılık

Anekdotun ikinci boyutu ise sistemin bürokratik işleyişinin neredeyse karikatür sayılabilecek bir yönünü gösteriyor.

Yıl 1989. Moskova'da sıradan Sovyet yurttaşlarının alışveriş edebildiği bir devlet satış mağazası. Burada da kasa işlemlerini dört kişilik bir ekip yapıyor.
Gürgöz’ün satın aldığı şey yalnızca birkaç Lenin rozetidir. Buna rağmen basit bir kasa işlemi dört ayrı görevlinin elinden geçer: biri kayıt yapar, ikincisi kaydı kontrol eder, üçüncüsü paketi hazırlar, dördüncüsü ise hem abaküsle hem elektronik kasa ile ayrı ayrı hesap yaparak ödemeyi alır. Bütün bunlar epece zaman alır ve üstelik bu işlemler sırasında mağazada başka hiçbir müşteri yoktur.

Bu sahne Stalinist Sovyet bürokrasisinin gündelik işleyişine hâkim olan güvensizlik ve aşırı denetim kültürünü yansıtır. Her işlem bir sonraki görevli tarafından yeniden kontrol edilir; sorumluluk mümkün olduğunca parçalanır. Sonuç ise üretkenliği artıran bir iş bölümü değil, tam tersine hantallık, verimsizlik ve bıkkınlık üreten bir bürokratik mekanizmadır.

Lev Trotskiy’e göre Stalinist bürokrasi Sovyetler Birliği’nde klasik anlamda bir burjuva sınıfı oluşturmamıştı; ancak siyasal iktidarı işçi sınıfından gasp ederek dağıtım üzerinde ayrıcalıklı bir kontrol kurmuştu. Bürokratik ayrıcalıkların gündelik hayattaki tezahürleri -Gürgöz’ün Kızıl Meydan’daki mağazada gördüğü türden sahneler- bu yapının küçük ama son derece açıklayıcı semptomlarıydı.

[*] Gürgöz, Moskova ziyaretinin hangi ayda gerçekleştiğinden emin değil; “hatırlayabildiğim kadarıyla” diyerek bu konuda bir ihtiyat payı bırakmış.

Aynı zamanda bkz.:

Magnitogorsk Demir Çelik Üretim Kompleksi: Sovyet sanayiinin yapısal sorunlarının bir mikrokozmosu

Sovyet Stalinizmi ve gizlilik: Gorbaçov’un ifşaatı

Bürokratik planlamanın sefaleti

Sibirya’yı emperyalist güçlere satmak

Bir Renault yöneticisinin gözünden Sovyet otomotiv sanayii

Kremlin bürokrasisinin “Potemkin” arabaları

Kıtlık, kolera ve Stalinist bürokrasinin yazlık sarayları

Böyle buyurdu Stalin!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder