Mina Urgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mina Urgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2024

Fear of assassination and childhood innocence

Mina Urgan (1915–2000), a professor of English literature, writer, philologist, translator, and socialist, recounts in her book "Bir Dinazorun Anıları" [Memoirs of a Dinosaur] how, at the age of 14, she caught a glimpse of Trotsky, who was living in Büyükada at the time:

Trotsky lived on Büyükada, on Nizam Street, in a mansion with a garden that extended down to the sea. He never walked the streets but went fishing almost every day in a rowboat. One day, while swimming offshore, I spotted Trotsky’s boat. We could recognise the boat from a distance because two Russian guards with pistols sat at the bow and stern. In the middle, there was the Greek fisherman rowing and Trotsky with his fishing rod. I immediately swam towards the boat, grabbed the side, and found myself almost nose-to-nose with Trotsky. One of the guards said, "git, git" ["go, go" in English]. (In fact, he pronounced it as "get, get" with a Russian accent.) Pretending to be tired, I tried to hold onto the edge of the boat a little longer and continue looking at Trotsky. But when the guard raised his pistol as if to hit my fingers with its butt, I let go of the boat. They were evidently so afraid of an assassination that they even suspected an unarmed girl in the sea and wouldn’t let her near Trotsky.

It would have been nice if this great man, instead of looking at me with cold eyes as if I weren’t even there, had said, "Let the child come aboard the boat and rest for a while." It would have been nice if he had spoken a little French with me, asked how I had learned French, where I studied, and so on, or even handed me a towel to dry my face and eyes. It was obvious that I posed no threat to him. Yet years later, in Mexico, Ramón Mercader, a man who had entered and exited Trotsky’s house freely as a family friend, would easily assassinate him—hitting him on the head with an ice pick. (Mina Urgan, Bir Dinazorun Anıları, YKY, 31st edition, September 1998, Istanbul, pp. 155–156.)

This intriguing anecdote vividly captures Trotsky’s isolation and the tense political atmosphere of the time. (Note: The assassin who would later kill Trotsky in Mexico in 1940 was surnamed Mercader, not “Mercedes” as Urgan mistakenly recalled.)

On the other hand, Çağatay Anadol, a leading member of the Socialist Workers’ Party of Turkey (TSİP) and one of the founders of the Socialist Unity Party, the United Socialist Party (BSP), and the Freedom and Solidarity Party (ÖDP), recounts in his political memoirs, “Şu Bizim Sosyalist İşçi Partisi” [That’s Our Socialist Workers’ Party], how he heard this anecdote from Urgan on 23 June 1990, during a train journey from Istanbul to Ankara for the BSP preparatory congress, and how they joked about it:

I was among those who travelled to Ankara by train. I remember that we made our way to the restaurant carriage and enjoyed a lively journey, cramming six people into tables meant for four. My dear Mina Urgan was also travelling to the congress. In the restaurant carriage, she told me, in her hoarse voice, how one day, while swimming off Büyükada, she approached Trotsky’s rowboat, locked eyes with him, and was signalled away by his guards. Ms Urgan must have been about 15 or 17 years old at the time. We were all astonished to realise that someone among us could link the time of a historical figure like Trotsky to the present. In fact, when our Ethem (Kiper) jokingly said, "Ask her if she has any memories of Engels," we all burst into laughter, including Ms Mina. (Çağatay Anadol, Şu Bizim Sosyalist İşçi Partisi: "Bir Barbar Aşısı" (TSİP 1974-1990), İletişim Yayınları, 1st edition, 2022, Istanbul, p. 240.)

(Note: Anadol had likely not read Urgan’s book, and since human memory is as prone to error as it is to forgetfulness, he misremembered Urgan’s age during her encounter with Trotsky.)

28 Aralık 2024

Suikast korkusu ve çocukluk masumiyeti

İngiliz edebiyatı profesörü, yazar, filolog, çevirmen ve sosyalist Mina Urgan (1915-2000), "Bir Dinazorun Anıları" adlı kitabında, 14 yaşındayken o tarihte Büyükada'da yaşayan Trotskiy'i nasıl yakından gördüğünü şöyle anlatır:

Troçki Büyükada'da, Nizam caddesinde, bahçesi denize kadar inen bir konakta otururdu. Sokaklarda hiç gezmezdi; ama nerdeyse her gün sandalla balığa çıkardı. Günün birinde, açıklarda yüzerken, bir de baktım Troçki'nin sandalı. Başında ve kıçında elleri tabancalı iki Rus korumacısı oturduğu için, bu sandalı uzaktan görsek de tanırdık. Ortada da, kürek çeken Rum balıkçıyla, elinde oltası Troçki otururdu. Hemen sandala doğru yüzdüm, kenarına tutundum ve Troçki ile nerdeyse burun buruna geldik. Korumacılardan biri "git, git" dedi. (Rus şivesiyle "get, get" demişti aslında.) Ben, yorgunluğumu bahane ederek, sandalın kenarına biraz daha tutunmak, Troçki'ye biraz daha bakmak istiyordum. Ama korumacı, tabancanın kabzasıyla parmaklarıma vuracakmış gibi, silahı havaya kaldırınca, ellerimi çektim. Demek ki, bir suikastten öyle korkuyorlardı ki, denizde, dolayısıyla silâhsız, bir kız çocuğundan bile kuşkulanıyorlar, onu bile yaklaştırmıyorlardı Troçki'nin yanına.

Bu büyük adam, hiç oralarda değilmiş gibi, bana soğuk gözlerle bakacağına, ‘bırakın çocuk sandala çıksın, biraz dinlensin’ deseydi ne güzel olurdu. Benimle biraz Fransızca konuşsaydı; Fransızcayı nasıl öğrendiğimi, nerede okuduğumu filan sorsaydı; hattâ yüzümü gözümü kurulamam için bir havlu uzatsaydı, ne güzel olurdu. Benim onu öldürmeyeceğim besbelliydi. Ama yıllar sonra, Meksika'da, eve aile dostu olarak rahatça girip çıkan Ramón Mercedes ya da o adı kullanan bir katil, kolayca öldürdü Troçki'yi. Hem de bir buz kırma aletiyle başına vura vura. (Mina Urgan, Bir Dinazorun Anıları, YKY, 31. Baskı, Eylül 1998, İstanbul, s. 155-156.)

Bu ilginç anekdot Trotskiy’in yalıtılmışlığını ve dönemin gergin siyasi atmosferini çarpıcı bir biçimde yansıtıyor. (Not: Trotskiy’i daha sonra 1940 yılında Meksika'da öldürecek olan katilin soyadı, Urgan'ın aklında kaldığı gibi “Mercedes” değil, Mercader'dir.)

Öte yandan, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin (TSİP) önder kadrosu ve Sosyalist Birlik Partisi, Birleşik Sosyalist Parti (BSP) ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin (ÖDP) kurucuları arasında yer almış olan Çağatay Anadol ise siyasi anılarını anlattığı “Şu Bizim Sosyalist İşçi Partisi” başlıklı kitabında, 23 Haziran 1990 tarihinde İstanbul’dan BSP’nin hazırlık kurultayı için Ankara’ya trenle giderken Urgan’dan bu anekdotu nasıl dinlediğini ve bu konuda aralarında nasıl şakalaştıklarını şu sözlerle aktarıyor:

Ben de Ankara'ya trenle gidenler arasındaydım. Kendimizi restoran vagonuna atmış, dört kişilik masalara altı kişi sıkışmış halde çok neşeli bir yolculuk yaptığımızı hatırlıyorum. Sevgili Mina Urgan da kurultaya geliyordu. Restoran vagonunda kısık sesiyle bir gün Büyükada açıklarında yüzerken içinde Troçki'nin bulunduğu sandala yaklaşıp onunla göz göze geldiğini, muhafızlarının işaretlerle kendisini oradan uzaklaştırdığını anlatmıştı. Mina Hanım herhalde o sırada 15-17 yaşlarında olmalıydı. Geçmişin Troçki gibi bir tarihi şahsiyetinin zamanıyla yaşadığımız zamanı birleştirebilen bir halkanın aramızda bulunması hepimizi şaşırtmıştı. Hatta bizim Ethem (Kiper) bana ‘Sor bakalım, Engels'le de bir hatırası var mıymış?’ dediğinde Mina Hanım dahil hepimiz kahkahalarla gülmüştük. (Çağatay Anadol, Şu Bizim Sosyalist İşçi Partisi: "Bir Barbar Aşısı" (TSİP 1974-1990), İletişim Yayınları, 1. Baskı 2022, İstanbul, s. 240.)

(Not: Anadol büyük olasılıkla Urgan’ın kitabını okumamış ve hafıza-i beşer nisyan ile olduğu kadar yanılgı ile de malûl olduğundan, Urgan’ın Trotskiy’le karşılaştığı sıradaki yaşı aklında yanlış kalmış.)