14 Mart 2026

Feridun Gürgöz’ün siyasi anıları (4)

“Parti okulu”nun öğrettikleri

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3 | BÖLÜM 4

Feridun Gürgöz
Bu yazı dizisinin dördüncü ve son bölümünde, Feridun Gürgöz’ün Saat Geri Dönmüyor başlıklı kitabında Sovyetler Birliği’ne yaptığı ikinci ziyaret sırasında aktardığı bazı gözlem ve anılar üzerinde durmak istiyorum.

Gürgöz, 1989 yılının Şubat ayında ya da Mart ayının başlarında [*], aralarında Türkiye Komünist Partisi’nden (TKP) bazı kadroların da bulunduğu küçük bir grupla üç aylık bir siyasi eğitim programına katılmak üzere Moskova’ya gider. Bu program, her zaman olduğu gibi Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin denetimi altında yabancı komünist partilerin üyelerine eğitim vermek için kullanılan ünlü “parti okulu”nda gerçekleştirilecektir.

Moskova’ya ulaşan TKP’li grup, eğitim programının hemen başında doğrudan okula yerleştirilmez. Gürgöz’ün anlattığına göre, önce yaklaşık bir hafta süreyle Moskova’nın dışında bir daçada misafir edilirler. Bir haftalık bu bekleyişin ardından grup yeniden Moskova’ya döner. Ancak Moskova’daki esas okulda yer olmadığı için buradan başkentin yaklaşık 30 kilometre kuzeyindeki Puşkino kasabasına götürülür ve eğitim görecekleri okulun ek tesisine yerleştirilirler.

Gürgöz'ün "Parti Okulu" olarak söz ettiği Sosyal Bilimler Enstitüsü (Uluslararası Lenin Okulu)
Okulun yakın çevresi, Gürgöz’ün beklediğinden oldukça farklı bir manzara sunar. Puşkino’daki yerleşke, tipik ve sanki 19. yüzyıldan çıkıp gelmiş gibi görünen bir Rus köyünün hemen yanında yer alır. Hatta Gürgöz’ün ifadesiyle köydeki evler neredeyse okulun bahçe tellerine dayanmış gibidir.

Okula yerleştirildiklerinin ertesi günü TKP’li grup okulun güvenlik sorumlusu tarafından görüşmeye çağrılır:

Güvenlik görevlisi 30-35 yaşlarında, bize göre genç sayılacak, bir parti üyesiydi. (…) Genç adam konuşmasının içinde okulun yanındaki köye de değinerek, bu "köye gitmeyin, orada görülecek bir şey yok" anlamında bir şeyler söyledi. Köyün durumu içler acısıydı. Evler yıkılacak gibiydi. Hayvanların ahırları evlerle iç içeydi. Yollar toprak, kış olması nedeniyle çamur diz boyuydu. Moskova'nın 30 km kuzeyindeki bir köyün hali buydu. (s. 129-130)

Yıkılacakmış gibi duran evler, hayvan ahırlarıyla evlerin hâlâ iç içe olması, toprak yollar ve kışın her tarafı saran çamur… Sözde “olgun sosyalizm” aşamasındaki Sovyetler Birliği’nin başkentinin yalnızca 30 kilometre kuzeyinde yer alan bir köyün manzarası budur. Üstelik bu köy, yabancı komünist partilerin kadrolarına eğitim vermek için kullanılan parti okulunun ek yerleşkesinin hemen yanındadır. Vitrine yönelik herhangi bir iyileştirme bile yapılmamış, belki de yapılamamış.

Parti okulunda verilen siyasi eğitimin içeriği, TKP’li grubun bazı üyelerinde tepki yaratır. [**] Daha önce, 1981-1982 yıllarında aynı okulda uzun süreli bir eğitim programına katılmış olan Murat Tokmak (1948-2002) adlı bir parti üyesi, aradan geçen yedi yıl içinde derslerin içeriğinde ortaya çıkan çok belirgin farklılık ve tutarsızlıklara açıktan tepki gösterir:

(…) "ben daha evvel eğitime geldim. Siz orada bana başka türlü anlattınız, burada başka türlü anlatıyorsunuz. Oradaki anlatımlarınız mı doğru, buradaki anlatımınız mı doğru, ben bunu bilmek isterim" diyordu. Esasta hocaların anlattıkları bizim Sıtkı yoldaşın [Sıtkı Coşkun (1948-1998)] da hoşuna gitmiyordu da, o Murat Tokmak gibi açıktan karşı çıkmıyordu. Daha çok ikili konuşmalarımızda, "yoldaş sen bakma o anlatılanlara, işler başka türlü gider" gibi sözler ediyordu. (s. 130)

Sovyetler Birliği’nde ve diğer Stalinist rejimlerde ideolojik söylemin yönü büyük ölçüde en tepedeki siyasal kadronun, yani ayrıcalıklı bürokratik kastın ihtiyaçları doğrultusunda belirleniyordu. Bu nedenle resmî ideoloji zaman zaman birbirleriyle açık biçimde çelişen yön değişiklikleri yapabiliyor, bir dönem savunulan tezler daha sonra terk edilerek yerlerine yenileri konabiliyordu. Bazen de bu tür bir doğrudan ikame yerine anlam değişikliğine uğratma operasyonlarına başvuruluyordu. Ancak bu ideolojik zigzaglar her seferinde sosyalizm ya da komünizm yolunda yeni ve güçlü adımlar atıldığı iddiasıyla meşrulaştırılıyordu.

Sovyetler Birliği'nde eğitim gören yabqncı öğrenciler (1963)
Stalinist bürokrasi resmî literatürü, eğitim sistemini ve kültür politikalarını biçimlendirirken her şeyden önce kendi iktidarını korumayı, ayrıcalıklarını meşrulaştırmayı ve muhalefeti kriminalize etmeyi temel bir eksen olarak aldı. Stalinist ideologlar ise rejimin ihtiyaç duyduğu her yeni siyasi ve ekonomik dönüşe uygun argümanları üreterek Marksizmi sözde sahiplenirken, özünde çarpıtıp tahrif ettiler.

1980’lerin sonlarında Stalinist rejimin hızla çözülmeye başladığı bir dönemde bu ideolojik yön değişiklikleri, sosyalizme, komünizme ve Marksizme rüşvet-i kelam vermekten bile çoğu zaman kaçınıldığı için artık çok daha belirgin ve görünür bir hâl almıştı. Tokmak’ın itirazı da tam olarak bu çelişkiden kaynaklanıyordu. Gürgöz’ün yazdıklarından mefhumu muhalif yöntemiyle yazar da dâhil olmak üzere diğerlerinin böyle bir itirazı dile getirmekten uzak durduklarını anlıyoruz.

Öte yandan, TKP’nin bir başka önde gelen üyesi olan Sıtkı Coşkun ise -anlaşıldığı kadarıyla neden öyle olduğuna dair hiçbir açıklama getirmeksizin- derslerde anlatılanların gerçek durumu yansıtmadığını iddia etmiş. Üstelik Coşkun bunu 1989 gibi oldukça geç bir tarihte, Doğu Avrupa’daki rejimler birbiri ardına çökerken ve Sovyetler Birliği’nin dağılmaya başladığı bir sırada yapmış. Saçma ve aptalca olduğu çok açık. Ama yine de şaşırtıcı sayılmaz. Tarihte oportünizmin bu türden ölçüsüz, gündelik mantığın bile sınırlarını zorlayan biçimler aldığı pek çok örnek var ne de olsa.

Parti okulundaki eğitimin son haftalarına ilişkin olarak Gürgöz’ün anlattıkları okuyucunun önüne bambaşka bir manzara daha koyar: 

Son bir ayımız Moskova'daki okulda geçti. Artık okulda eğitimin genel olarak tatile gireceği bir mevsim başlamıştı. Herkes okuldan ülkelerine dönüş hazırlığı yapıyordu. Afrika ülkelerinden gelenlerin eşyaları kamyonlarla alınıp havaalanında kargoya götürülüyordu. Bu eşyalar içinde buzdolapları, çamaşır makineleri, gazlı fırınlar, her türlü beyaz eşya, oturma takımları, hepsi yeni alınmış ülkelerine gönderiliyordu. Yani eğitim tavsamıştı. (s. 130-131)

Kuşkusuz eğitimin bu şekilde tavsamasında, yaptıkları işe iyice yabancılaşmış ve bu nedenle disiplin anlayışı aşınmış olan “parti okulu”nun eğitim kadrosunun tutumu önemli bir paya sahip. Ama aynı zamanda dünyanın farklı ülkelerindeki Stalinist partilerden gelen kadroların ülkelerine beyaz eşya ve mobilya gönderme telaşı da uluslararası sözde komünist hareketin gerçek durumuna dair okura önemli bir ipucu sunuyor.

[*] Gürgöz ziyaretinin başlangıç tarihi konusunda kesin bir tarih veremiyor. 

[**] Okuldaki ders programıyla ilgili Gürgöz şu bilgiyi veriyor: 

SSCB ile NATO ülkeleri ilişkileri, SSCB'nin güncel barış politikası, SSCB ile Çin ilişkileri. SSCB'de ulusal sorun ve Türkiye' de Kürt sorunu, aktüel çevre kirliliği sorunları ve alınan önlemler, SSCB'de ekonomik sorunlar. Tarım ve sanayide sorunlar ortaya nasıl çıkıyor ve çözüm yolları neler? SBKP içindeki yenilenme ve sorunları. Ve benim en çok yararlandığım insan psikolojisi üzerine bir dizi ders ve şimdi hatırlamadığım daha birçok konu. (s. 130)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder