16 Mart 2026

Stalinist Arnavutluk’ta kuyruk adabı

Tüketim mallarının kıtlığı, kalitesizliği, uzun kuyruklar ve karaborsa - hatta kimi zaman açlık dalgaları - Stalinist rejimlerin tüm varyantlarına hem geçtiğimiz yüzyılda hem de 21. yüzyılın ilk çeyreğinde damgasını vuran bir özellik olagelmiştir. [*]

Arnavutluk’ta ise tüketim malı kıtlığı, diğer Stalinist rejimlere kıyasla çok daha ağır bir biçimde yaşandı. Kuyruklar ve tüketim mallarına erişimdeki sıkıntılar Stalinist rejimlerde yaygın olarak görülen bir durumdu elbette. Ancak bunun her zaman ve her yerde kronik, genelleşmiş bir kıtlık anlamına geldiğini söylemek doğru olmaz. Sözgelimi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkeleri, tüm sınırlılıklarına rağmen Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi (Comecon) çerçevesinde belirli bir uluslararası işbölümü ve ticaret ağına sahipti. Bu sayede kıtlık bu ülkelerde çoğu zaman belirli sektörlerle ya da dönemlerle sınırlı kalıyor, sistemin tamamını sürekli olarak kuşatan kronik bir yokluk hâline dönüşmüyordu.

Arnavutluk'ta şehir içi toplu taşıma (1980)
Küçük bir ekonomiye sahip olan Arnavutluk ise izlediği radikal yalıtılmışlık (otarşi) politikasıyla bu genel tablodan keskin biçimde ayrılıyordu. Önce Sovyetler Birliği’nden, ardından Çin’den koparak neredeyse tam anlamıyla dış dünyaya kapalı bir ekonomik yapı kuran ülke, bu tercihin sonucu olarak kronik ve yaygın bir tüketim malı kıtlığına saplanıp kaldı. Böyle bir yalıtılmışlığın sürekli bir mal kıtlığına yol açması kaçınılmazdı; dış ticaret kanallarının aşırı derecede daraltılması, teknoloji, hammadde ve makine yedek parça akışının sınırlanması doğrudan halkın yaşam koşullarına yansıyordu. Bu koşullar altında Arnavutluk’ta kuyruklar dönemsel ve arızi bir olgu olmaktan çıktı, rejimin ayakta kaldığı yıllar boyunca sosyo-ekonomik işleyişin hemen her alanında kalıcı ve belirleyici bir unsur hâline geldi.

London School of Economics’te (LSE) siyaset felsefesi profesörü olan Lea Ypi, Özgür - Her Şey Parçalanırken Büyümek başlıklı otobiyografik eserinde Enver Hoca’nın başında yer aldığı Stalinist rejimin son yıllarını ve 1990’ların başındaki çözülme sürecini bir çocuğun, ardından bir genç kızın gözünden aktarır. Ypi, bu anlatı aracılığıyla yalnızca bireysel bir büyüme hikâyesi sunmakla kalmaz; aynı zamanda sıkı sıkıya dışa kapalı bir Stalinist sistemin gündelik hayatta nasıl işlediğini ve insanların kronik kıtlık koşullarına nasıl “yaratıcı” çözümler geliştirerek uyum sağladığını da gözler önüne serer.

Arnavutluk’ta kıtlığı yaşanan tüketim malları çok geniş bir yelpaze oluşturuyordu; öyle ki boş bir Coca-Cola tenekesi bile bir prestij nesnesi muamelesi görmekteydi. İyi durumdaki boş bir Coca-Cola tenekesine sahip olan aileler “nadir” bulunan bu kutuyu, genellikle içine bir çiçek koyarak, nadide bir vazoymuş gibi, evlerinin görünür bir yerinde sergiliyorlardı. [**] Dolayısıyla, halk arasında tüketim mallarına erişim konusunda yoğun bir rekabet yaşanmaktaydı.

Lea Ypi (2022)
Ancak halkın tüketim mallarına erişmek için verdiği amansız mücadele sadece aralarında keskin bir rekabet yaşanmasına yol açmıyordu. İşbirliği ve dayanışma da son derece güçlüydü. Örneğin, kıt mallar için oluşturulan ve hayatın her alanına yayılan kuyruklarda, sıradaki yerinizi bir nesne bırakarak korumanız yaygın ve kabul görmüş bir uygulamaydı. Devlet yapılarının dışında işleyen, karşılıklı ödünç alma ve verme ilişkilerine dayanan bir dayanışma ağı da mevcuttu. Resmî kuralların etrafından dolanmak - örneğin yabancı televizyon yayınlarını izlemek - oldukça yaygındı ve bu pratikler, dışarıdan bakıldığında sergilenen uyum görüntüsüyle yan yana var oluyordu.

Aşağıdaki pasajda Ypi, Arnavutluk’ta bitmek bilmeyen kuyrukların yükünü dayanışma yoluyla hafifletmeye çalışan insanların nasıl bir “kuyruk adabı” geliştirdiğini ve bu adabın yazılı olmayan kurallarının neler olduğunu son derece canlı bir dille anlatıyor:

Hep kuyruk olurdu. Dağıtım kamyonu gelmeden başlardı kuyruk. Eğer dükkancı arkadaşınız değilse bu kuyruğa girmeniz gerekirdi. Genel kural buydu. Ama kuralın kaçamak noktaları da vardı. Kendisinin yokluğunda yerine koyabileceği uygun bir nesne bulan biri kuyruktan çıkabiliyordu. Bu nesne eski bir alışveriş torbası, bir teneke kutu, bir tuğla ya da bir taş olabiliyordu. Hevesle desteklenen ve hemen uygulamaya konulan başka bir kural daha vardı, o da şuydu, ürünler gelir gelmez temsilciniz olarak kuyrukta bıraktığınız nesne bu temsil işlevini bir anda yitiriyordu. Yerinize ister torba bırakmış olun, ister teneke kutu, tuğla ya da taş. Torba sadece torbaydı, artık sizin yerinize geçemezdi. 

Kuyruklar ikiye ayrılıyordu: hiçbir şey yaşanmayan kuyruklar ve her zaman bir şeyler yaşanan kuyruklar. İlkinde, toplumsal düzenin korunması nesnelere delege edilebilirdi. İkincisinde, kuyruklar cıvıl cıvıldı, gürültülü ve kalabalıktı; herkesin orada bulunması gerekiyordu, tezgahı görmeye, az önce gelen üründen ne kadar kaldığını görmeye çabalayanların bütün kolları, bacakları hareket halinde olurdu, dükkancı da kuyrukta öncelik tanınmasına ihtiyacı olan tanıdıkları var mı diye sağa sola bakınırdı. 

Kuyruk sisteminde yer değiştirmek için eğitilirken bir keresinde neden peynir kuyruğuna bir taş koyup gazyağı kuyruğuna geçtiğimizi ve oraya da bir teneke kutu koyduğumuzu sormuştum, çünkü her iki kuyrukta da bir şey olduğu yoktu. İşte o zaman kuyruğun bütün bir gün sürebildiğini, bazen geceye ya da birkaç geceye kadar uzayabileceğini öğrendim. Alışveriş torbalarının, kutuların ya da uygun büyüklükteki taşların bu temsil işlevinin bir kısmını üstlenmeleri elzemdi, yoksa o nesnelerin sahipleri çekerdi bu sıkıntıyı. Kuyruğa bırakılan nesneler düzenli olarak kontrol edilirdi, sahibini temsil eden torbaların, teneke kutuların ya da taşların oradan alınmaması ya da yerlerine izin alınmadan başka nesneler konmaması için sırayla görev üstlenilirdi. Bu sistemin çöktüğü çok nadir hallerde kavga çıkar, kuyruklar çirkinleşir, kabalaşır ve uzardı. Birbirine benzeyen taşlar ya da yüzsüzlük edilip yerlerine çuvallar konmuş alışveriş fileleri ya da bir anda iki kat büyümüş gazyağı tenekeleri yüzünden insanlar kıyasıya kavga ederlerdi. 

Arnavutluk (1990)
Kuyrukta edepli davranmak ya da kuyruk standartlarını korumak için güçbirliği yapmak kalıcı arkadaşlıkların başlangıcı olabiliyordu. Kuyrukta karşılaştığınız bir komşunuz ya da gözlem görevini birlikte üstlendiğiniz sırada arkadaş olduğunuz biri çok geçmeden her türlü sıkıntınızda başvurabileceğiniz birine dönüşebiliyordu: ailenizdeki yaşlı biri beklenmedik anda hastalanırsa ve sizin çocuğunuzu bırakabileceğiniz birine ihtiyacınız olursa ya da doğum günü pastasını hazırlarken evde şeker kalmadığını görürseniz ya da bazı maddeleri stokladığınız halde başka maddeler tükenmişse gıda kuponlarını değiş-tokuş yapabileceğiniz birine ihtiyaç duyarsanız. Her şey için arkadaşlarımıza ve komşularımıza güvenirdik. Neye ihtiyacımız varsa onların kapılarını çalardık, hangi saat olursa olsun. Bizim aradığımız şey onlarda yoksa ya da ihtiyacımız olan konuda bize yardımcı olamazlarsa yerine başka şeyler sunar ya da yardımcı olabilecek başka bir aileyi önerirlerdi bize.” (Lea Ypi, Özgür - Her Şey Parçalanırken Büyümek, çev.: İlknur Özdemir, Yapı Kredi Yayınları, 2. baskı, Şubat 2024, İstanbul, s. 51-52)

Lea Ypi’nin bu kitabı, Arnavutluk’taki Stalinist sistemin gündelik işleyişini, derin çelişkilerini ve halkın bunlarla başa çıkabilmek için zaman içinde yarattığı uyum pratiklerini içeriden ve yetkin bir biçimde gösteren nadir tanıklıklardan biri olarak okunmayı hak ediyor.

[*] Benzer sorunlar günümüzde Küba ve Kuzey Kore’de varlığını sürdüren Stalinist rejimlerde de gözlemlenmektedir. Elbette, her iki ülkede de son çeyrek yüzyılda görülen kitlesel kıtlıklar, emperyalist ülkelerin uyguladığı dış ablukalarla doğrudan bağlantılıdır. Buna karşılık Çin ve Vietnam, yönetici Stalinist partilerin siyasi hâkimiyetini koruduğu, ancak ekonomik yapının büyük ölçüde kapitalist karakter kazandığı ülkeler olarak farklı bir grup oluşturmaktadır.

[**] Bkz. Kitabın “Coca-Cola Kutuları” başlıklı beşinci bölümü, s. 51-60.

Aynı zamanda bkz.: 

Enver Hoca’nın güç tiyatrosu: Gün Zileli’nin tanıklığı

Stalin’in “teorik katkısı”

Gün Benderli’nin tanıklığı

Vera Tulyakova Hikmet’in tanıklığı

Anatoliy Çernyayev’in tanıklığı

Anthony Barnett’in tanıklığı

Zekeriya Sertel'in tanıklığı (2)

Zekeriya Sertel’in tanıklığı (1)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder