24 Mart 2026

Stalinist rejimlerde tüketim malı kıtlığı

Anthony Barnett’in tanıklığı

Stalinist rejimlerde tüketim malı kıtlığının, kuyrukların ve gündelik hayatı kuşatan yoksunluk duygusunun farklı boyutlarını ele almayı, bu kez Anthony Barnett’in tanıklığı üzerinden sürdürmek istiyorum.

Uzun yıllar boyunca New Left Review’un yayın yönetmenliğini yapmış bir İngiliz yazar, gazeteci ve siyasi yorumcu olan Barnett, 1987 yılında Sovyetler Birliği’ni ziyaret etmiş ve gözlemlerini Soviet Freedom [*] başlıklı kitabında aktarmıştı. Türkçede Sovyetler’de Özgürlük [**] adıyla yayımlanan bu kitap, Sovyetler Birliği’nde Stalinist rejim altında gündelik hayatın maddi örgütlenişinin ne kadar çarpık bir yapıya sahip olduğunu gösteren çok sayıda ilginç gözlem ve anekdot içeriyor.

Barnett’in Moskova’ya ilişkin ilk dikkat çekici gözlemlerinden biri, şehrin insan panoramasına sinmiş olan yoksulluktur:

Batıdaki dengi bir kente oranla Moskova fakirdir. Kent merkezinde oturanlar, onbeş yıl öncesinde Amerika'nın İçbatı kesimindeki bir kasabanın halkından beklenecek bir görünüm ve giyim kuşam sergiler. (…) Dişleri kötü olan insanların sayısı fark ediliyor… (s. 58).

Barnett’in çizdiği bu tablo bana Zekeriya Sertel’in Olduğu Gibi - Rus Biçimi Sosyalizm [***] başlıklı kitabında 1960’lı yılların sonlarının Sovyetler Birliği için yaptığı benzer bir değerlendirmeyi hatırlattı:

Dışarıdan gelen yabancıların izlenimi hiç de iyi değildir. Sovyetler’i ziyarete gelen arkadaşlara izlenimlerini sorduğumuz zaman, verdikleri cevap hep şu olmuştur: Sefalet. Evet, Sovyetler’de, bütün gayretlere, uğraşmalara, maskelemelere, gösterilere bakmayarak, görünen manzara budur: Sefalet. (s. 136)

Barnett’in 1980’li yılların sonlarına ait gözlemleri ile Sertel’in 1960’ların sonlarına ait gözlemleri arasında kabaca yirmi yıllık bir mesafe var. Her ikisinin de dikkatini çeken şeyin, Sovyet toplumunun dış görünüşüne sinmiş yoksulluk ve bakımsızlık olması hiç kuşkusuz önemsiz değil. Bu yirmi yıllık dönemde Sovyetler Birliği’ni ziyaret eden ve orada belli bir süre yaşayan her dikkatli ve dürüst gözlemci, “yeni insan”ın doğuşuna değil, yoksulluğun sıradanlaşmış görünümüne tanık olduğunu fark ediyordu.

Örneğin Barnett kitabında Sovyetler Birliği’nde köy yollarının içler acısı hâliyle ilgili de şu bilgileri veriyor:

Köy yolları öyle kötü ki - hatta bazı yerlerde hiç yok - bu yüzden de çocuklar okula gidemiyor. Yeni Sağlık Bakanı Yevgeniy Çasov'a göre: “Kırsal alandaki hastanelerin sadece yüzde 35'inde sıcak su tesisatı var ve yüzde 27'sinin kanalizasyonu, yüzde 17'sinin su tesisatı bile yok.” (s. 63-64).

Barnett’ten iki yıl sonra, 1989’da Moskova’ya siyasi eğitim için giden tarihsel TKP üyesi Feridun Gürgöz’ün gözlemleri, [****] köylerin durumuyla ilgili söylenenleri teyit eder niteliktedir. Gürgöz ve onunla birlikte okulda eğitim görmeye gelen diğer TKP’liler, Moskova’daki okulun ana yerleşkesinde yer olmadığı için başkentin yaklaşık 30 kilometre kuzeyindeki Puşkino kasabasındaki ek yerleşkede kalırlar ve Gürgöz, yerleşkenin hemen yanında yer alan köyle ilgili şunları söyler:

Köyün durumu içler acısıydı. Evler yıkılacak gibiydi. Hayvanların ahırları evlerle iç içeydi. Yollar toprak, kış olması nedeniyle çamur diz boyuydu. Moskova'nın 30 km kuzeyindeki bir köyün hali buydu. (s. 130) (Ayrıca bkz.: Feridun Gürgöz’ün siyasi anıları (4): “Parti okulu”nun öğrettikleri)

Sertel 1960’lı yılların sonlarında Bakü için “çarşı pazar bomboştu” derken, Barnett 1987 Moskova’sında kronik ve genelleşmiş bir tüketim malı kıtlığından ziyade, aradığını bulma sorununun öne çıktığının altını çizer:

(…) mağazalarda bir sürü şey bulunuyor aslında, ama aradığınızı nerede bulabileceğinizi ve hangi kalitede bulabileceğinizi önceden tahmin etmek imkânsız ve bu konuda tam bir kargaşa hüküm sürüyor, ayrıca kuyruklar da olacak gibi değil. “Rusya'da bir şey satın almazsınız,” demişti bana bir ev kadını, alışverişten söz açtığım zaman. “Yakalarsınız.” (s. 58-59)

1980'lerde bir Sovyet gıda mağazasında dondurulmuş balık kuyruğu.
Sertel ile Barnett’in gözlemleri arasındaki bu fark, esas olarak Moskova’da tüketim malı sıkıntısının asgari düzeyde tutulmasına özel önem verilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Moskova, ülkenin vitrini olarak görüldüğü için diğer şehirlerden daha ayrıcalıklı bir tedarik zincirine sahipti; bu durum, bölgecilik ya da “ilk kategoride tedarik” olarak adlandırılan bir yaklaşımla, başkentte gıda ve tüketim mallarının daha kolay bulunabilmesini sağlıyordu. Yine de bu ayrıcalıklı konuma rağmen, 1970’ler ve 1980’lerde zaman zaman Moskova’da bile tüketim maddelerine erişimde ciddi zorluklar yaşanıyordu. Elbette 1989’da ve sonrasında ülkenin kapitalist restorasyon sürecinin girdabına boylu boyunca girmesiyle birlikte tüketim malı kıtlığı, Sovyetler Birliği’nin genelinde olduğu gibi Moskova’yı da tam anlamıyla kasıp kavuracaktı.

Bir Sovyet ev kadınının “yakalama” fiiline çarşı-pazarda yapılan alışveriş bağlamında yüklediği özel anlam ise Sovyetler Birliği’ndeki gündelik hayatın belki de en özlü tariflerinden biridir. Kıtlığın, kullanım değeri düşük malların, düzensiz dağıtımın ve keyfî tedarik yapısının egemen olduğu bir düzende mesele “satın alma” olmaktan çıkar; mesele, nadir ortaya çıkan fırsatı kollayıp ele geçirme işine dönüşür. Barnett de bu fiile yüklenen özel anlamı şöyle açıklar: “Yakalamak, fırsatlardan yararlanmak, düzenin gerektirdiği rolü takınmak, ilişkileri nakit para, nezaket ve yardımlar biçimindeki rüşvet ve değiş tokuşları kullanmak demektir.” (s. 59)

Burada çok önemli bir nokta var. Kıtlık, yalnızca bazı malların eksikliği demek değildir; aynı zamanda toplumsal ilişkilerin dokusunu bozan bir olgudur. İnsanları ihtiyaçlarını açık ve düzenli kanallardan karşılayan yurttaşlar olmaktan çıkarıp, bağlantı kollayan, fırsat takip eden, stok yapan, değiş tokuş hesabı yapan aktörlere dönüştürür. Elbette, rüşvetin, yolsuzluğun ve her türlü yozlaşmanın da kapılarını açar. Böyle bir düzende “normal” tüketici davranışı yerini sürekli teyakkuz hâline bırakır. İnsanlar yalnızca bugün ne bulacaklarını değil, yarın hiçbir şey bulamama ihtimalini de hesaba katarak hareket ederler.

1985'te Çukotka'da soğuk bir günde votka kuyruğu.
Barnett’in Gorki Caddesi’nde tanık olduğu muz kuyruğu tam da bunu gösteren unutulmaz bir sahnedir:

Gorki sokağında yürürken, yeşil muz almak için beyaz pardösülü ve elinde kocaman bir kantar tutan bir kadının önünde açık havada kuyruk olmuş insanlara rastladım. Kuyruğun başında eski püskü bir takım elbise içindeki ufak tefek bir yaşlı adam vardı. Satıcı kadının yardımcısı kantara dev bir hevenk koydu, sonra bir tane daha, bir tane daha. Koca bir hevenk daha kantardan geçerken kuyruktakiler homurdanıyordu. Artık yaşlı adamın başı kule gibi yükselen muzların arkasında görünmez olmuştu ki, bir hevenk daha kulenin tepesine yerleştirildi. Uzun süredir aç olsa ve muz en büyük tutkusu olsa bile, bu kadar muzu bozulmadan önce yiyip bitirmesi mümkün değildi. Ama o geleceği için, komşularıyla değiş tokuş için satın alıyordu bunları, çünkü belki de bir daha hiçbir zaman muz almaya çalışan insanların oluşturduğu bir kuyruğun en başında yer alamayabilirdi. Herkes öyle alışveriş yapıyor ki, sanki yarın hiçbir şey kalmayacakmış gibi, çünkü sık sık da hemen ertesi gün çay, kahve, limon, diş macunu ya da muz bulunmayacaktır piyasada ya da yarın bulunursa da öbür gün bulunmayacaktır. O yaşlı adamın o kadar muzu taşıyabilmesi bile bana mucize gibi geldi. (s. 60-61)

İnsanda büyük yönetmen Federico Fellini’nin bir filminden çıkıp gelmiş gibi bir izlenim uyandıran bu sahneyi “trajikomik” bir durum deyip geçiştirmek mümkün değil. Burada gülünç olan yaşlı adam değildir. Asıl rezilce olan, iktidarı elinde tutan ayrıcalıklı bürokratik kastın sözde “olgun sosyalizme” ulaştığını iddia ettiği bir toplumsal-ekonomik düzende insanların bu şekilde davranmaya zorlanıyor olmasıdır.

[*] Anthony Barnett, Soviet Freedom: New Perspectives on Gorbachev, Hutchinson Radius, 1. baskı, 1 Mayıs 1989.

[**] Anthony Barnett, Sovyetler’de Özgürlük, çev.: Dilek Hattatoğlu ve Erol Özbek, İletişim Yayınları, 1. baskı, 1988, İstanbul.

[***] Zekeriya Sertel, Olduğu Gibi - Rus Biçimi Sosyalizm, Yay. haz.: Mesude Gülcüoğlu, İletişim Yayınları, 1. baskı, 1993, İstanbul.

[****] Feridun Gürgöz, Saat Geri Dönmüyor, Tüstav Yayınları, Nisan 2007, İstanbul.

Devam edecek

Zekeriya Sertel'in tanıklığı (2)

Zekeriya Sertel’in tanıklığı (1)

Stalinist Arnavutluk’ta kuyruk adabı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder