26 Eylül 2026

Kuruluşunun 79. yılında Kominform’u hatırlamak

79 yıl önce bugün, 27 Eylül 1947’de Polonya’da sona eren bir uluslararası konferansta, dokuz Stalinist partinin temsilcilerini bir araya getiren yeni bir uluslararası örgüt kuruldu. Sovyetler Birliği’nin yanı sıra Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Polonya, Çekoslovakya, Fransa ve İtalya’dan Stalinist partilerin katıldığı bu örgütün resmî adı “Komünist ve İşçi Partileri Enformasyon Bürosu”ydu. Yeni örgüt kısa süre içinde Kominform adıyla anılmaya başlayacaktı.

Sovyetler Birliği’nde siyasal iktidarı işçi sınıfından gasp etmiş olan Stalinist bürokrasi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya devrimini ilerletecek bir uluslararası önderlik, hele de sosyalist devrimin dünya partisini kurmaya çalışmıyordu. Stalinist bürokrasinin Kominform’u kurmaktaki temel amacı, kendi iktidarını ve uluslararası konumunu -dolayısıyla maddi ve toplumsal ayrıcalıklarını- güvenceye alacak bir araç oluşturmaktı.

Bu ihtiyacın bir yönü Doğu Avrupa’yla ilgiliydi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bölgede Sovyetler Birliği’nin belirleyici etkisi altında yeni bir tampon devletler ağı şekilleniyordu. Kremlin bürokrasisi, bu ülkelerdeki Stalinist partiler üzerinde siyasal denetimini pekiştirmek istiyordu. Özellikle Yugoslavya ayrı bir önem taşıyordu: Tito’nun önderliğindeki partizan hareketi, savaş sırasında kendi kitlesel ve askerî gücünü yaratmıştı. Kominform’un kuruluşunda Yugoslav temsilcilerine verilen önemli yer, Moskova’yla ilişkilerindeki gerilimin henüz açık bir kopuşa dönüşmediği bir ana aitti. Nitekim ertesi yıl patlak veren Stalin–Tito çatışması, aynı örgütün Yugoslavya’ya karşı bir baskı aracına dönüşmesine yol açacaktı.

Kominform’un kuruluşunun öteki yönü, savaş sonrasında ABD ile Sovyetler Birliği arasında hızla sertleşen ilişkilerdi. Washington yönetimi Mart 1947’de Truman Doktrini’ni ilan ederek Yunanistan ve Türkiye’ye yardım talebini, dünya çapında müdahaleci bir dış politikanın parçası hâline getirdi. Haziran ayında açıklanan Marshall Planı ise Avrupa’nın ekonomik yeniden inşasında ABD’nin ağırlığını artırmayı hedefliyordu. Kominform, bu gelişmelerin ortasında kuruldu.

Konferansta kabul edilen bildiri, dünyayı ABD’nin başını çektiği “emperyalist ve antidemokratik kamp” ile Sovyetler Birliği’nin başını çektiği “antiemperyalist ve demokratik kamp” olarak ikiye ayırıyordu. Bu şemada işçi sınıfının bağımsız siyasal mücadelesine yer yoktu; Amerikan emperyalizminin saldırganlığına dikkat çekmesi, bildirinin bu temel sorununu ortadan kaldırmıyordu. İşçilerden beklenen, kendi devrimci hedefleri doğrultusunda hareket etmeleri değil, Moskova’nın belirlediği devletler arası cepheleşmede yer almalarıydı.

Üstelik bildiri, Stalinist bürokrasinin daha birkaç yıl önce ABD ve Britanya ile kurduğu ittifakın hesabını da vermiyordu. Savaş sırasında “demokratik” müttefikler olarak sunulan bu emperyalist devletlerden ABD, şimdi karşı kampın lideriydi. Değişen şey bu devletlerin sınıfsal niteliği değildi; Sovyet bürokrasisinin onlarla ilişkisi ve dış politika ihtiyaçlarıydı. Dün emperyalist güçlerle anlaşmalar işçi hareketine dayatılmıştı; bugün aynı hareket, bürokrasinin onlarla çatışmasının gereklerine göre seferber edilmek isteniyordu. Bildirinin savaş yıllarındaki ittifakı savunurken yeni “iki kamp” ayrımını ilan etmesi, bu sürekliliği açıkça gösteriyordu.

1919’da kurulan Komünist Enternasyonal, sosyalist dünya devrimini örgütleme hedefine yönelik atılmış bir adımdı. Ancak Sovyetler Birliği’nde bürokrasinin yükselişi ve Trotskiy’in önderliğindeki Sol Muhalefet’in yenilgisinin ardından bu niteliği hızla aşındı. Stalin’in denetimindeki Komintern, uluslararası işçi sınıfının bağımsız çıkarlarından ziyade Sovyet bürokrasisinin dış politika hesaplarının bir aracı hâline geldi. 1943’te, Sovyetler Birliği’nin savaş müttefikleriyle ilişkileri sürerken feshedilmesi ise bu sürecin son halkasıydı. Stalin, fesih kararına ilişkin 28 Mayıs 1943 tarihli açıklamasında, bu adımın Müttefiklerin birliğini güçlendireceğini açıkça savunuyordu.

Dört yıl sonra kurulan Kominform, Komintern’in kuruluşundaki devrimci amacı yeniden canlandırmadı; zaten böyle bir niyeti de yoktu. Stalinist dönemde yerleşmiş olan, komünist partilerin politikalarını Sovyet bürokrasisinin gereksinimlerine tabi kılma pratiğini yeni koşullara uyarladı. Örgütün sonraki yıl Yugoslavya’ya karşı kullanılması da bu niteliğin çarpıcı bir göstergesi oldu.

Kominform’un ömrü dokuz yılı bile bulmadı. Stalin’in ölümünden sonra Sovyet yönetimi Yugoslavya’yla ilişkilerini düzeltmeye yönelirken, 1948’de bu ülkeye karşı yürütülen kampanyanın simgesi hâline gelmiş örgüt giderek bir yük olarak görülmeye başlandı. Şubat 1956’daki SBKP 20. Kongresi’nin ardından Kominform’un feshi 17 Nisan 1956’da ilan edildi; yayın organının çıkarılmasına da son verildi. Kuruluşu gibi kapatılması da uluslararası işçi sınıfının bağımsız bir kararının sonucu değildi. Sovyet bürokrasisinin değişen dış politika ihtiyaçları belirleyici olmuştu.

Kominform’un kuruluş yıl dönümü bu yüzden yalnızca Soğuk Savaş tarihinden bir olay olarak anılmamalı. İşçi hareketi açısından asıl ders şudur: Emperyalizme karşı mücadele, Sovyetler Birliği’nde iktidarı gasp etmiş ve başka ülkelerdeki partileri kendi çıkarlarına tabi kılmaya çalışan ayrıcalıklı bir bürokrasiye siyasal bağlılık temelinde yürütülemez. Uluslararası işçi sınıfının birliği, ancak kendi bağımsız programına, kendi örgütlerine ve dünya devrimi perspektifine dayanır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder