MMT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MMT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2026

Çeviri:

Modern Para Teorisi’nin sihirli değneği

Michael Roberts

Kapitalizmin krizleri, işsizlik ve yoksulluk, devletin para yaratma ve kamu harcamalarını artırma imkânları kullanılarak aşılabilir mi? Kemer sıkma politikalarına karşı çıkmak, bu politikaların hedef aldığı işçi sınıfı ve diğer emekçi sınıflar/kesimler açısından elbette gereklidir. Ancak bu karşı çıkışın hangi kapitalizm tahliline ve hangi siyasal programa dayandığı da en az bunun kadar önemlidir. Michael Roberts'ın “Modern Para Teorisi’nin sihirli değneği” başlıklı makalesini tam da bu nedenle önemli ve değerli buluyorum. Roberts, bazı sol çevrelerde ilgi gören Modern Para Teorisi’ni Marksist bir perspektiften eleştirirken, tartışmayı para ve bütçe politikalarından kapitalist üretimin, kârlılığın ve sınıf ilişkilerinin belirleyici rolüne taşıyor.

Makalenin Türkçe çevirisi, Özdeniz Pektaş imzasıyla Devrimci Marksizm dergisinin 58-59. sayısında (Güz-Kış 2024), 95-110. sayfalarda yayımlandı.

Daha fazla okura ulaşmasına küçük de olsa bir katkım olabilir düşüncesiyle bu yazının giriş bölümünü aşağıda aktarıyorum. Makalenin tamamına, alıntının sonundaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.

* * *

Alexandria Ocasio-Cortez ve Bernie Sanders
Modern Para Teorisi (İngilizcede yaygın olan kısaltması ile MMT), son yıllarda, bazı sol çevrelerde hayli popüler hale geldi. Sol kanat Demokrat Alexandria Ocasio-Cortez, görünüşe göre, bu teoriyi destekliyor; Bernie Sanders’ın eski ekonomi danışmanı Stephanie Kelton ise, sözcülüğünü üstlendiği MMT’nin kamuoyuna tanıtılmasında önemli bir rol oynuyor. MMT, Amerika gibi, İngiltere’de de, yaygın biçimde, neoklasik ve “kemer sıkma” iktisadına karşı, sol ekonomi politikalarının temeli olarak sunuluyor. Doğrusu, ABD Başkanı Biden’ın, uyguladığı mali teşvik paketlerini doğrudan merkez bankası eliyle finanse etme fikrini, Amerika Merkez Bankası’ndan (Federal Reserve) Jay Powell, IMF’den Gita Gopinath ve Avrupa Merkez Bankası’ndan Christine Lagarde gibi kişiler bile artık “çılgınlık” olarak görmüyor. Hatta bazı yorumcular, Japonya’nın, çeşitli “miktar genişlemesi” programlarıyla, MMT’yi aslında yıllardır benimsediğini öne sürüyor.

MMT’nin kendisine sol çevrelerde yer bulabilmesinin sebebi, merkez bankası parasıyla fonlanan mali harcama politikalarına yani devletlerin, kriz korkusu yaşamadan, bütçe açıklarını ve kamu borçlarını arttırabilmesine teorik bir dayanak sunmasıdır. Solcu iktisatçılar, Büyük Resesyon’dan bu yana, bütçe dengesinin sağlanması ve yüksek kamu borçlarının azaltılması çağrısı yapan neoliberal ana akım teorilerinin yanlışlığını kanıtlamaya çalışıyor. Kemer sıkmaya dayalı bütçeler, bir yandan sosyal yardımların ve kamu hizmetlerinin kısılmasına diğer yandan da reel ücretlerin durgunlaşmasına ve işsizliğin yükselmesine neden oluyor. İşçi hareketi de, doğal olarak, bankaların ve kapitalizmin hatalarının bedelini çalışanlara ödetmek isteyen bu politikaları tersine çevirmek istiyor.

Geleneksel Keynesçilik o bilindik çözüm önerisiyle geliyor: efektif talebi yukarıya çekmek, istihdam yaratmak ve ücretleri yükseltmek için devlet (yıllık bütçe açığını büyüterek) daha fazla harcama yapmalıdır. MMT konuya işte tam burada dâhil oluyor ve Keynesçi mali teşvik politikasına, önde gelen MMT’ci Randall Wray’ın sözleriyle, “egemen bir devlet kendi parasını istediği kadar basabilir” gibi bir teorik sav ekliyor.

Devlet, hesap birimini (dolar, avro ya da peso) saptama tekeline sahip olduğundan, ihtiyaç duyduğu kadar para üretebilir, bu paraları “devlet-dışı” birimlere dağıtabilir ve böylece talebi güçlendirirken, istihdam ve gelir yaratabilir. Stephanie Kelton’un deyişiyle, “parayı tedavüle çıkaranın, parasız kalması mümkün değildir çünkü her zaman dolar, peso, ruble v.b.’den basabilir”. Devlet bütçesinin açık vermesi (ve kamu borcunun tırmanması) sorun değildir. Kapitalist ekonomilerde, işsizlik ve âtıl kaynaklar olarak ortaya çıkan bir “talep eksikliği”nin mütemadiyen mevcut olması nedeniyle, talebin, yalnızca sermayenin ilgili alana yeniden girmesine kadar geçici olarak değil, kalıcı şekilde büyütülmesi için de her zaman imkân vardır. Bu fikir, şüphesiz ki, işçi hareketi içindeki sola çok çekici geliyor.

Burada, tam istihdamın, ekonominin kapitalist sektördeki daha netameli taraflarına hiç bulaşmadan, sınırsız devlet harcamaları ve bütçe açıkları vasıtasıyla sağlanabileceğine dair bir teorik gerekçelendirme görüyoruz. Siyasetçilerin ve devletlerin tek yapması gereken, şu basit gerçeği kavramaktır: devletin parası asla bitmez. MMT, böylece, neoliberalizmin kemer sıkma ve asgarî devlet müdahalesi politikalarına karşı, devletin altyapıya, istihdama ve sanayiye yatırım yapmasını savunan “New Deal” politikalarına kuramsal bir destek veriyor.

MMT’ye yöneltilebilecek eleştirilerin üç boyutu vardır. Birincisi, teoriktir: MMT, paranın nasıl yaratıldığı ve dolaşıma sokulduğu konusunda haklı mıdır? İkincisi ise, pratiktir: MMT’nin, devletin, parayı tedavüle sokan kurum olması dolayısıyla, harcama ve vergi dengesindeki açıktan hiç endişe duymadan ihtiyacı kadar para yaratabileceği görüşü doğru mudur? Ve üçüncüsü, MMT’nin çözüme kavuşturmak istediği problem nedir? Amaç yalnızca işsizliği bitirmek ve tam istihdamı sağlamak mıdır? MMT, kapitalist üretimin olağan ve tekrar eden krizlerinin, artan eşitsizliğin, küresel ısınmanın, teknoloji kaynaklı işsizliğin ve finansal çöküşlerin açıklanması ve çözülmesi hakkında ne önermektedir?

Makalenin tamamını Devrimci Marksizm’in sitesinden okuyabilirsiniz (PDF).