Balseros’tan bugüne: Küba halkının bitmeyen krizi
Birkaç ay önce, Kübalı yazar Leonardo Padura’nın [*] Lev Trotskiy’in ve onu 1940 yılında Meksiko’da öldüren Stalinist ajan Ramón Mercader’in son yıllarını konu alan uzun ve karmaşık romanı Köpekleri Seven Adam’ı [**] okudum.
| Kitabın Türkçe çevirisinin kapağı ve Leonardo Padura |
Romanın “romandaki yazarı” Cárdenas, o gün orada gördüklerini şöyle anlatır:
| 1994'teki göç dalgasında bir grup Kübalı derme çatma teknelerini suya indiriken. (Luis J Perea'nın La Esperanza de un Pueblo 1994 adlı belgeselinden bir kare.) |
Karşılaştığımız manzara yürek burkucuydu. Kadınlı erkekli gruplar, sahil boyunca ellerindeki masaları, metal tankları, otomobil lastiklerini, çivileri ve halatları kullanarak, kendilerini denize atacakları derme çatma düzenekler yapmaya çalışıyorlardı. Başka gruplar ise daha önce hazırladıkları tekneye benzer şeyleri bir kamyona yükleyip sahile getiriyordu. Ne zaman yeni biri gelse, kalabalık kamyona koşuyor; gelenler sanki bir spor müsabakasının kahramanlarıymış gibi alkışlanıyor, kimileri teknelerini indirebilmeleri için yardıma koşuyor, kimileri ise ellerinde dolar desteleriyle karşı tarafa geçmek için bir yer satın almaya çalışıyordu.
Bu kargaşanın ortasında cüzdanlar ve tekne kürekleri çalınıyor; hemen orada kurulmuş tezgâhlarda içme suyu bidonları, pusulalar, yiyecek, şapka, güneş gözlüğü, sigara, kibrit, el feneri ve Küba’nın koruyucusu La Virgen de la Caridad del Cobre ile Denizler Kraliçesi Regla’nın alçıdan heykelleri satılıyordu. Hatta büyük ihtiyaçlar için sevgililerin vedalaşabileceği odalar ve banyolar kiralanıyor; daha küçük ihtiyaçlar ise hiç utanmadan kayaların üzerinde hallediliyordu. Düzeni sağlamakla görevli polisler, bu mucizeler geçidini şaşkınlık ve itaatle bulanıklaşmış bakışlarla izliyor ve yalnızca ciddi bir kavga çıktığında isteksizce müdahale ediyorlardı.
| La Esperanza de un Pueblo 1994'ten alınmış bir başka kare. |
O sırada bir grup genç, ellerindeki gitarlarla şarkı söylüyor; bazıları onlara, sanki bir kamp yerindeymişler gibi eşlik ediyordu. Kimileri, bilmem kaç ayak uzunluğundaki balsa ağacından yapılmış bir salın kaç yolcu alabileceğini, Miami’ye vardıklarında yiyecekleri ilk şeyin ne olacağını veya orada kuracakları milyon dolarlık işleri tartışıyordu. Resiflere yakın duran başkaları, deniz araçlarını suya indirenlere yardım ediyor; alkışlarla, tezahüratlarla ve “yakında orada ya da daha uzakta bir yerde buluşuruz” vaatleriyle vedalaşıyorlardı.
İri yarı, zenci bir adamın suya indirdiği balsa salının üzerine çıkıp bariton bir sesle kıyıya doğru “Beyler, son çıkan Morro Kalesi’nin ışıklarını söndürsün!” diye bağırışını ve hemen ardından Paul Robeson’un sesiyle “Siento un bombo, mamita, m’estan llamando...” [***] diye şarkı söyleyişini sanırım hiç unutmayacağım.
İçime derin bir hüzün çökmüştü. Daniel’e, “Böyle bir şey göreceğimi hiç düşünmemiştim,” dedim. “İşler buraya vardı, ha?”
“Açlığın dediği olur,” diye karşılık verdi.
“Bu açlıktan çok daha karmaşık bir şey, Dany. İnançlarını kaybetmişler ve kaçıyorlar. Bu büyük bir şey... İncil’deki büyük göç gibi... Bir felaket.”
“Ama bu fazla Küba usulü. Büyük göçü boş ver; buna kaçmak, tüymek, tabanları yağlamak denir çünkü artık hiç kimsenin dayanacak gücü kalmadı...” [****]
Küba’da işçi sınıfı ve diğer emekçi toplum kesimleri bugün de benzer sorunları çok daha geniş ölçekte ve çok daha ağır bir biçimde yaşıyor. Dünün “balseros”ları, bugünün kitlesel göçmenlerine dönüşmüş durumda. Eleştiriyi hak eden yanları olmakla birlikte Köpekleri Seven Adam, Küba’nın yaşadığı ekonomik çöküşün insani boyutunu kavrayabilmek açısından önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Gerçekten de bazen bir romanın birkaç sayfası, bir cilt dolusu ekonomik istatistik ve tahlilden çok daha güçlü ve derin bir gerçeklik sunabiliyor.
[*] Leonardo Padura (d. 1955), uluslararası alanda en çok tanınan çağdaş Kübalı yazarlardan biridir. Havana’nın yoksul mahallelerinde geçen ve “would-be-writer/cop” Mario Conde karakterini merkeze alan polisiyeleri -Havana Black, Havana Blue, Havana Gold, Havana Red- birçok dile çevrilmiştir. Pek çok Kübalı yazarın aksine Padura hâlâ ülkesinde yaşamaktadır ve bugüne dek rejimin uyguladığı sansür veya dışlanmadan etkilenmemeyi büyük ölçüde başarmıştır. En bilinen eseri Köpekleri Seven Adam, 2004 Küba’sından hareketle Trotskiy’in, Ramon Mercader’in ve kurgusal yazar Iván Cárdenas’ın öykülerini Havana, Barcelona, Moskova ve Meksiko arasında gidip gelen uluslararası bir tarihsel sahnede anlatır.
[**] Roman ilk olarak 2009 yılında İspanyolca yayımlandı; İngilizce çevirisi 2014’te basıldı. Volkan Ersoy tarafından yapılan Türkçe çevirisi ise 2021 yılında Bilgi Yayınevi tarafından yayımlandı.
[***] "Bir ritim duyuyorum, anacığım, beni çağırıyorlar…" (İsp.) [Çevirmen Volkan Ersoy’un notu.]
[****] Leonardo Padura, Köpekleri Seven Adam, çev. Volkan Ersoy, Bilgi Yayınevi, 2. baskı, Mart 2022, İstanbul, s. 544–546.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder