Ekim Devrimi’nin gerçek önderleri kimdi?
Albert Rhys Williams’ın tanıklığı
| Albert Rhys Williams |
Williams, 1900-1904 yılları arasında Ohio’daki Marietta Üniversitesi’nde okurken üniversite gazetesini çıkarmanın yanı sıra perakende sektörü çalışanlarını sendikalaştırma mücadelesine girişti. 1904-1907’de Hartford Theological Seminary’de öğrenim görürken Hartford Evening Post’ta işçilerin sorunlarını ele alan köşe yazıları kaleme aldı. Mezun olup vaizlik lisansı aldıktan sonra 1907 yazında New York’taki Presbyterian Church on Spring Streets’te çalıştı; burada ileride ABD Sosyalist Partisi’nin başkan adayı olacak Norman Thomas ile tanıştı.
Ardından Cambridge Üniversitesi ve Marburg Üniversitesi’nde burslu olarak okudu (1907-1909). Bu dönemde Britanya İşçi Partisi çevreleriyle temas kurdu; sosyalist fikirler ve işçi hareketleriyle doğrudan etkileşime girdi. ABD’ye döndüğünde ise 1908’de sosyalist Eugene Debs’in başkanlık kampanyasında çalıştı.
Williams, 1908-1914 arasında East Boston’daki Maverick Congregational Church’te papazlık yaptı. Vaaz kürsüsünü toplumsal koşulların iyileştirilmesi yolunda mücadele çağrısı yapan bir kürsüye dönüştürdü; 1912 Lawrence Tekstil Grevi için cemaatten bağış toplayarak grevci işçilere destek verdi. 1914’te, I. Dünya Savaşı arifesinde, görevinden izin alarak Avrupa’ya gitti ve Outlook dergisi için muhabirlik yaptı.
1917 yılında ise, savaşın orta yerinde, Ekim Devrimi patlak verdi. Bu, Williams’ın hayatında büyük bir dönüm noktası oldu. New York Post tarafından görevlendirilerek Petrograd’a, devrimi yerinde izlemeye gitti. O yaz boyunca Rusya’nın dört bir yanında dolaştı; köylülerden işçilere, askerlerden aydınlara kadar toplumun farklı kesimleriyle konuştu, devrimin nabzını tuttu. Sonbaharda Petrograd’a döndüğünde John Reed ve Louise Bryant ile yeniden bir araya geldi. Birlikte, modern tarihin dönüm noktası olan Ekim Devrimi’ni bizzat yaşadılar. Williams’ın Lenin’le burada kurduğu tanışıklık, onun üzerinde kalıcı bir etki bıraktı; Lenin’i “şimdiye kadar tanıdığım insanlar içinde en medeni ve en insani olanıydı” diye tanımladı.
Bu eşsiz deneyimlerin sonucunda ortaya çıkan Through the Russian Revolution (Rus Devriminin İçinden) 1921’de yayımlandı. [*] Devrim üzerine sonradan kaleme alınan sayısız çalışmanın aksine, Williams’ın kitabı olayların hemen ardından, henüz sıcaklığı geçmeden yazılmış bir tanıklık niteliği taşır. Okur, Petrograd sokaklarında onunla birlikte dolaşıyormuş hissine kapılır; devrimin gürültüsünü, umudunu, gerilimini ve karmaşasını kitap boyunca duyumsar.Eserin bir “klasik” sayılmasının nedeni de budur. Williams, Smolni’deki tartışmalardan sokaktaki gösterilere, devrimci önderlerle yaptığı sohbetlerden sıradan insanların ruh hâline kadar devrimin her ayrıntısını çok canlı bir dille betimler. Ekim Devrimi’nin iki en önemli önderi olan Lenin’i ve Trotskiy’i yüceltmeden, basmakalıp ifadelerin dışına çıkarak, gerçek ve insani yönleriyle anlatır. Özellikle Trotskiy’e dair gözlemleri, daha sonra Stalinist dönemin yaratacağı tahrifatın çok öncesinde, berrak ve dürüst bir perspektif sunar.
Tarık Ali, Ekim Devrimi’nin 100. yılında The Guardian gazetesi için hazırladığı seçkide Williams’ın kitabını devrimle ilgili yazılmış en iyi 10 kitaptan biri sayıyor ve bu tercihini şu şekilde gerekçelendiriyor:
[John] Reed Petrograd’a geldiğinde Williams zaten oradaydı ve daha atılgan, daha eylemci olan meslektaşını sakinleştiren bir akıl hocası gibi davranıyordu. Williams’ın kitabı, Lenin’le, diğer Bolşeviklerle ve onların muhalifleriyle yaptığı görüşmelerin de katkısıyla, bazı açılardan Reed’inkinden daha kapsamlı ve daha sağlam bir çalışma.
Ne yazık ki Through the Russian Revolution hâlâ Türkçeye çevrilmiş değil. Ekim Devrimi’nin nasıl yaşandığını, nasıl hissedildiğini, insanların zihinlerinden ve duygularından neler geçtiğini keskin gözlemler eşliğinde anlatan böylesine güçlü bir tanıklığın Türkiyeli okura ulaşmamış olması hiç kuşkusuz büyük bir eksiklik.
Ekim Devrimi'nin gerçek önderleri kimdi?” serisindeki tüm yazılarımızda olduğu gibi, bu kısa yazıyı da kitapta hangi Bolşevik liderden kaç kez söz edildiğinin bir dökümünü çıkararak bitiriyoruz:Williams bu kitabında:
• Lenin’in adını 25,
• Trotskiy’in adını 23,
• Zinovyev’in adını 3,
• Kamenev’in adını 2 kez anıyor.
Stalin’in adından ise kitapta hiç söz edilmiyor.
[*] Albert Rhys Williams, Through the Russian Revolution, Boni and Liverright, New York, 1921.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder