23 Kasım 2025

Küba ekonomisinin çöküşü

Havana'nın eski şehrin dışında kalan bakımsız mahallelerinden bir görüntü (2023)
Küba’daki Stalinist rejim eşine az rastlanır türden bir krizle karşı karşıya. İşçi sınıfının ve diğer emekçi kesimlerin yaşam standartlarında uzun yıllardır yaşanmakta olan kötüleşme artık korkunç bir noktaya ulaşmış durumda. Öte yandan hükümetin piyasa yanlısı önlemlerinin yarattığı sosyo-ekonomik eşitsizlikler de hızla büyüyor. Tüm Stalinist rejimlerin alametifarikası olan bürokratik ayrıcalıklar, günümüz Küba’sında artan piyasa eşitsizliğiyle iç içe geçmiş ve katmerlenmiş durumda.

The Economist’in 22-28 Kasım tarihli sayısında yayımlanan Cuba is heading for disaster, unless its regime changes drastically başlıklı yazıda yer alan veriler, ülkedeki durumu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Uluslararası finans-kapitalin baş sözcülerinden biri olan bu derginin çözüm önerileri elbette uluslararası sermayenin perspektifini yansıtıyor; ancak ortaya koyduğu verilerde bir çarpıtma görmek güç. Aksine, tablo o kadar karanlık ki herhangi bir abartıya ihtiyaç yok: rakamların kendisi konuşuyor.

Milyonlar açlık sınırında

Küba’da devlet kuruluşlarında çalışanların aldığı ortalama ücret 6.506 peso, yani serbest piyasadaki kurla yaklaşık 14 dolar. Doktor, öğretmen, müze görevlisi… Hepsi bu düzeydeki ücretlerle yaşamaya -hatta kelimenin tam anlamıyla hayatta kalmaya- çalışıyor.

Elbette esas soru, bu 6.506 pesonun ne kadar alım gücü olduğudur. Cevap: son derece düşük. Sözgelimi bir karton yumurtanın fiyatı 2.800 peso.

Diğer bir deyişle: en düşük ücret grubunda yer alan bir Kübalı için bir ay çalışmanın karşılığı yalnızca 30 yumurta.

The Economist’teki makalede Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın (WFP) artık Kübalı çocukları açlıktan korumaya çalıştığı da belirtiliyor. WFP genellikle Afrika’daki felaket bölgelerine müdahale eden bir kurumdur. Bugün ise aynı WFP, Havana’nın mahallelerinde çocuklara yiyecek dağıtıyor.

Kübalıların %89’u “aşırı yoksulluk” içinde yaşıyor; %70’i günde bir öğünü atlıyor; 70 yaş üstü insanların %12’si çalışmaya devam ediyor çünkü aldıkları emekli maaşı 10 dolara bile ulaşmıyor.

Karanlıkta bir ekonomi

Geçtiğimiz aylarda tüm ülkeyi günlerce karanlıkta bırakan uzun süreli elektrik kesintilerinin ardından bu alanda işler “normale” dönmüş: Elektrik, eskiden olduğu gibi, artık günde “yalnızca” dört saat kesiliyor. Ancak kimi bölgelere hâlâ düzenli elektrik verilemiyor.

Kübalılar, 2024’teki elektrik şebekesi arızaları nedeniyle günlerce süren kesintilere katlanmak zorunda kaldı.
Sular da çoğu yerde akmıyor.

Devletin ulaşım sistemi tamamen çökmüş durumda. Benzin istasyonları boş; taksi şoförleri 40 litre benzin alabilmek için bir hafta kuyrukta bekliyor ve bunun fiyatı 46 dolar -devletin ödediği ortalama aylık ücretten kat kat fazla.

Dibe vuran emek üretkenliği

Ekonomi çökerken emek üretkenliğindeki artış da dibe vurmuş durumda. Birleşmiş Milletler’in yakın tarihli bölgesel karşılaştırmasında Küba, Latin Amerika ve Karayipler’deki 28 ülke arasında son sırada; hatta “çökmüş, dikiş tutturamamış bir devlet (failed state)” olarak görülen Haiti’nin bile gerisinde.

Emek üretkenliğinin artmadığı bir ortamda Küba bürokrasisi sosyal yardımları kesmeye ve kemer sıkma politikaları uygulamaya yöneliyor. Üretkenlik artırılamazken bu tür önlemler mevcut sorunları çözmediği gibi krizi daha da hızlandırıyor ve derinleştiriyor.

CEPAL [*] verilerine dayanan bu grafik, Latin Amerika ve Karayip ülkelerinin 2024 yılındaki emek üretkenliğini (çalışılan saat başına üretilen GSYİH miktarı) gösteriyor. Grafikteki kesik çizgi, bölge ortalamasını temsil ediyor. (Kaynak: The Economist)

Kitlesel göç

Son beş yılda ülke nüfusunun dörtte biri Küba’yı terk etmiş görünüyor. Yalnızca 2020’den bu yana 2,75 milyon kişi gitmiş; geçen yılki rakam 788 bin. Bu ölçekte bir göç, yalnızca ekonomik çöküşün değil, aynı zamanda derin bir toplumsal umutsuzluğun göstergesi.

Doktorlar gidiyor, öğretmenler gidiyor; hatta görece yüksek ücret alan Küba Ulusal Balesi’nin dansçıları bile ülkeden ayrılıyor.

Ülke, nitelikli işgücünü kaybettikçe üretkenlik daha fazla darbe alıyor ve ekonomik çöküş süreci hızlanıyor. Stalinist bürokrasinin bu döngüyü bırakın onarmayı, durdurması veya yavaşlatması dahi mümkün değil. Stalinist rejimin kendi içinde herhangi bir çözüm üretme kapasitesi bulunmuyor.

Bir zamanlar dünya şeker ihracatının devlerinden biri olan Küba, 1989’da 8 milyon ton üretebilirken bugün yalnızca 150.000 ton üretim yapabiliyor. Ülke artık şeker ithal ediyor.

Turizm ise Covid-19 salgını sonrasında toparlanamadı. Boş oteller, terk edilmiş sahiller, çöken hava taşımacılığı… Küba ekonomisi iki temel gelir kaynağını aynı anda kaybetmiş durumda.

Stalinist bürokrasi yaşanan çöküşün -elbette onlar “çöküş” demiyor- ana nedeninin ABD’nin on yıllardır sürmekte olan ambargosu olduğunu savunuyor. Amerikan emperyalizminin dayattığı ambargo elbette canicedir ve Küba ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Ancak bugün yaşanan ekonomik çöküşü yalnızca ambargo ile açıklamak kesinlikle mümkün değildir. Krizin ana dinamiği, Stalinist bürokratik rejimin ve üzerinde yükseldiği ekonomik modelin tamamen tıkanmış olmasıdır. Üretim, dolaşım ve tüm toplumsal yapı derin bir çürüme ve dağılma süreci içindedir.

The Economist’in Küba için önerdiği “çıkış” yolları -yeni bir Gorbaçov, ABD’nin doğrudan müdahil olması, özel sektörün daha da palazlandırılması vb.- hem Küba işçi sınıfının hem de uluslararası işçi sınıfının tarihsel çıkarlarına bütünüyle aykırıdır.

Gerçeklerle yüzleşmek

Ancak Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanındaki Stalinist örgütlerin yaptığı gibi, kadroların moralini bozmamak ve iç tartışmalara yol açmamak adına Küba’daki çöküşü görmezden gelmek, gerçeklere sırt çevirmek ya da Küba’daki durumla ilgili temelsiz peri masalları anlatmaya devam etmek hiçbir işe yaramaz. Kendimize ve işçi sınıfına her zaman ve her koşulda gerçeği söylemek zorundayız.

İçinde bulunulan durum ne kadar zor olursa olsun, Küba’da kapitalist restorasyonu amaçlayan güçlere karşı mücadele edilmelidir. Böyle bir mücadele ise ancak Stalinist bürokrasinin karşısına onu alaşağı etmek üzere dikilerek ve her alanda işçi denetimi ve işçi demokrasisi talebini yükselterek mümkün olabilir.

Kapitalizmin tasfiye edildiği bir rejimin gerektirdiği devlet tipi, Paris Komünü örneğini temel almalıdır: Seçilebilir ve her an geri çağrılabilir görevliler; tüm yöneticilerin ortalama bir işçi ücretinden fazla gelir elde etmemesi ve tüm kamu işlerinin yönetiminde işçilerin karar yetkisine sahip olması.

Kısacası, Küba Devrimi’ni savunmanın ve hem emperyalist saldırganlığa hem de kapitalist restorasyon girişimlerine karşı etkili biçimde mücadele etmenin yolu işçi demokrasisi talep etmekten ve bu yolda kararlı bir mücadele yürütmekten geçiyor.

[*] Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu'nun İspanyolca kısaltması (Comisión Económica para América Latina y el Caribe).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder