11 Aralık 2025

Çeviri:

Yapay zekâ ve demiryolu çılgınlığı

Michael Roberts

Yapay zekâ balonu şişmeye devam ediyor. Teknoloji devlerinin “Muhteşem Yedilisi”, yapay zekâ şirketleriyle birlikte ABD borsasını yukarı taşımayı sürdürüyor. ABD’nin piyasa değeri en yüksek ilk on şirketi -ki S&P-500 endeksinin toplam piyasa değerinin %40’ından fazlasını oluşturuyorlar- açıklanan kâr artışlarının çok üzerinde bir hızla değer kazanmaya devam ediyor.

S&P 500’ün en büyük 10 şirketinde piyasa değeri ve kâr yoğunlaşması (1985–2030 projeksiyonu). Grafik, ilk 10 şirketin toplam piyasa değerindeki payının 2020’lerde keskin biçimde artarak %41’e çıktığını gösteriyor.
ABD’nin büyük “hiperskalacı” [*] (yapay zekâ geliştirme şirketleri) şirketlerinin son finansal sonuçları, gelir artışının güçlü seyrini koruduğunu, ancak serbest nakit akışının hızlanan sermaye yatırımları tarafından adeta emildiğini gösteriyor. Bu nedenle söz konusu firmalar, yapay zekâ geliştirme yarışını sürdürebilmek için finansal kiralamaya ve yeni borçlanmaya yöneliyor. Yapay zekâ yatırımı yapan şirketler, son bir yılda S&P 500 getirilerinin %75’ini, kazanç büyümesinin %80’ini ve sermaye harcaması artışının da neredeyse %90’ını tek başına oluşturdu. 2025’te küresel yapay zekâ altyapı yatırımı yaklaşık olarak 400 milyar doları buldu ve 2030’a kadar kümülatif toplam harcamanın 5-7 trilyon doları aşabileceği öngörülüyor. Bu yatırımın yaklaşık %60’ı yarı iletkenlere ve bilgi işlem donanımına gidecek. Ticari kullanımı henüz yeni başlayan bir teknoloji için bu, eşi görülmemiş bir yatırım düzeyidir.
ABD’de bilgi işlem ekipmanı ve yazılım yatırımlarının (sol) ve bu kalem hariç reel GSYH büyümesinin (sağ) yıllık değişim oranları (2022–2025). Grafik, bilgi işlem/yazılım yatırımlarındaki keskin artışa karşın, bu yatırımlar hariç GSYH büyümesinin çok daha sınırlı kaldığını gösteriyor.
Bilgi teknolojileri yatırımlarının ABD’deki ekonomik faaliyetin tek ve mutlak motoru olduğu iddiası tam olarak doğru değil. Veri merkezlerinde kullanılan ekipmanın önemli bir bölümü ithal edildiğinden, bu durum GSYH üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor ve toplam büyümeyi törpülüyor. Buna rağmen, “silikon dağı” yükselmeye devam ediyor.
ABD’de teknoloji yatırımları ile “hiperskala” şirketlerinin sermaye harcamalarının nominal GSYH içindeki payı (2015–2025). Grafik, özellikle 2020’ler boyunca büyük teknoloji şirketlerinin yatırım harcamalarının hızla yükseldiğini ve 2025’te yeni bir zirveye ulaştığını gösteriyor.
Yapay zekâ balonu -ki gerçekten de bir balondur- 1840’larda Britanya’da ve daha sonra 1870’lerde ABD’de yaşanan “demiryolu çılgınlığı” ile çarpıcı benzerlikler taşıyor. O dönemde demiryolları da ulaşımı ve seyahati dönüştürebilecek güçlü bir yeni teknoloji olarak görülüyor ve dolayısıyla üretkenliği artırması bekleniyordu. Bu algı, 1840’larda Britanya’da ve ardından 1870’lerde ABD’de şirketlerin ardı ardına yeni demiryolu hatları inşa etmeye girişmesiyle, demiryolu hisselerinde muazzam bir spekülasyon dalgasına yol açtı. Bu süreç, en nihayetinde ABD’de kıtayı boydan boya aşan demiryolu bağlantısının tamamlanmasıyla doruğa ulaştı.

Birleşik Krallık’ta bu çılgınlık 1846’da zirveye ulaştı. O yıl Parlamento, toplam 9.500 mil (15.300 km) uzunluğunda hat döşemesi öngörülen yeni demiryolu şirketlerinin kurulmasına izin veren 263 yasa kabul etti. Ancak onaylanan demiryolu hatlarının yaklaşık üçte biri hiçbir zaman inşa edilmedi. Bunun başlıca nedenleri şunlardı: şirketlerin kötü finansal planlama nedeniyle çökmeleri; hatlarını inşa edemeden daha büyük rakipler tarafından satın alınmaları ya da yatırımcıların parasını başka işlere aktarmak için kurulmuş dolandırıcılık girişimleri olduklarının ortaya çıkması.

1860’lardan 1900’lere uzanan dönemde, kıtayı boydan boya aşan demiryolu hatları Amerika’yı baştan aşağı dönüştürdü. Batı’nın yerleşime açılmasını sağladı ve tıpkı Britanya’da olduğu gibi, halka açık anonim şirket (joint-stock company) adı verilen yeni bir kapitalist işletme biçiminin gelişmesine öncülük etti. Demiryolu, ABD’yi kıtayı bir uçtan öbür uca bağlayan, iki okyanus arasında bütünleşmiş bir süper güce dönüştürdü ve modern finansı kökten değiştirdi. Tarihçi Richard White’ın Railroaded adlı kıtalararası demiryolları tarihini ele alan kitabında yazdığı gibi, “Demiryolları, başarıları kadar başarısızlıklarıyla da modernliği inşa ettiler” ve geride “bir dizi iflas, iki ekonomik bunalım, çevresel tahribat, finansal krizler ve toplumsal çalkantı mirası” bıraktılar.

Yapay zekâ alanında şu ana kadar yaşanan yatırım patlaması, en nihayetinde ABD GSYH’sinin %6’sına ulaşmış olan 19. yüzyıl demiryolu yatırımlarının büyüklüğüne henüz erişmiş değil. Bugün yalnızca yapay zekâ veri merkezlerine yapılan yatırımlar GSYH’nin %1,2’sini, genel bilgi işlem alanındaki toplam yatırımlar ise %4’ünü oluşturuyor. Ama gidişat oraya doğru.

ABD’de altyapı yatırımlarının GSYH içindeki payı: Demiryolları (1880’ler), telekom (2020) ve yapay zekâ veri merkezleri (2025) karşılaştırması.
“Demiryolu Çılgınlığı” en nihayetinde borsa balonunun patlamasıyla sonuçlandı. ABD’de 1873 paniğinin tetikleyicisi, ülkenin en seçkin finans kuruluşu Jay Cooke & Co.’nun çöküşü oldu. Cooke, İç Savaş’ta Birlik (Kuzey) ordusunun baş finansörü olarak ün kazanmıştı. Northern Pacific Railway’in, Oregon kıyısını mevcut kuzeydoğu demiryolu ağına bağlamayı amaçlayan projesinin finansmanını üstlenmişti. Ancak ilk kıtalararası hat çoktan tamamlanmıştı. Aşırı kapasiteye ilişkin kaygılar ve demiryolu menkul kıymetlerine duyulan güvenin giderek azalması, Northern Pacific’in tahvil fiyatlarını aşağı çekti. Cooke’un şirketi Eylül 1873’te çöktü; bu durum bir borsa paniğini tetikledi ve sonunda 1890’lara kadar uzanan küresel bir ekonomik bunalıma yol açtı.

Marx, o dönemde, ABD demiryolu şirketlerindeki borsa yatırımlarının muazzam ölçüde yoğunlaşmasının, “tek kelimeyle, sermayenin merkezileşmesine ve aynı zamanda ödünç verilebilir sermayenin hızlanmış ve muazzam ölçüde genişlemiş kozmopolit faaliyetine daha önce görülmemiş bir itki sağladı[ğını]; böylece tüm dünyayı finansal dolandırıcılık ve karşılıklı borçluluk ilişkilerinden oluşan bir ağ içine hapseden, ‘uluslararası’ kardeşliğin kapitalist biçimini yarattı[ğını]” yazmıştı. Demiryolu şirketlerinin hisseleri düştüğünde, piyasanın geri kalanı da çöktü ve ardından ekonomik bir daralma yaşandı.

Britanya’da demiryolu balonu 1847 dolaylarında patladı. Marx bu balonu yaklaşık 20 yıl sonra, Kapital’in üçüncü cildinde analiz etti ve bunu “büyük demiryolu dolandırıcılığı” olarak adlandırarak, demiryolu şirketlerinin sağlanacağı iddia edilen muazzam kârlar konusundaki tahminlerinin kasıtlı olarak abartıldığını vurguladı. Yatırımcılar, beklentilerinden ve proje sahipleri ile yöneticilerin vaatlerinden çok daha düşük kârlılığa sahip girişimlere sorgulamadan sermaye aktardılar. 1840’lardaki demiryolu çılgınlığı, Britanya sermayesinin ortalama kâr oranının düştüğü bir dönemde yaşandı -ve bu düşüş 1840’lar boyunca devam etti. Marx’ın dikkat çektiği gibi, “1844 yazından itibaren görülen demiryolu dolandırıcılığında, yatırımcılar, görünüşe bakılırsa, ortalama kâr oranının çok üzerinde bir getiri bekliyorlardı.” Bu umutlar 1847’de boşa çıktı.

Britanya’da demiryolu hisseleri ile demiryolu dışı hisselerin endeks değerleri (1843–1850). Grafik, 1840’lardaki “demiryolu çılgınlığı” sırasında demiryolu hisselerinin hızlı yükselişini ve 1846 sonrasında yaşanan sert çöküşü, buna karşılık diğer sektör hisselerinin daha istikrarlı seyrini gösteriyor.
Bugün de durum aynı. Yapay zekâya yapılan devasa yatırımlar, beklenen ve iddia edilen getirilerin altında kalırsa, borsada ciddi bir düzeltmeye yol açabilir. Başka bir deyişle, bir yapay zekâ balonunun patlamasının resesyona neden olma mekanizması, büyümenin aniden yavaşlamasından değil, yatırımlardan beklenen getirilerin elde edilememesinden kaynaklanacaktır.

Şimdilik teknoloji sektöründe iyimserlik hüküm sürüyor. Mark Zuckerberg, bir yıl içinde Meta’da kodların yarısının yapay zekâ tarafından yazılacağını öngördüğünü söyledi. Ancak şu ana kadar çoğu şirket, yaptıkları ilk yatırımlardan ya çok sınırlı bir fayda sağlıyor ya da hiç sağlamıyor. MIT’nin yaygın olarak atıf yapılan bir araştırmasına göre, bugüne kadar üretken yapay zekâ projelerinin %95’i ne verimlilik artışına ne de kâra katkı sağlıyor. Gerekli yatırımı haklı çıkarabilmek için veri merkezi gelirlerinin yıllık 20 milyar dolardan yaklaşık 2 trilyon dolara çıkması gerekiyor. Bain & Company’ye göre mevcut gelirler bu tutarın 800 milyar dolar altında kalacak. Beklenen verimlilik artışlarına rağmen, bu açık mevcut değerlemelerin ne ölçüde henüz gerçekleşmemiş gelir akışlarına dayandığını gözler önüne seriyor. Bu açığın borçlanma ve özsermaye artırımı yoluyla kapatılması gerekecek.

Yapay zekâ varlıklarına yapılan yatırımlar giderek artan biçimde YZ şirketlerinin kredi ve borçlanmalarıyla finanse edilirken, hisse yatırımcıları da yapay zekâ üzerine yaptıkları finansal bahislerin kaldıraçlarını artırmak için daha fazla borçlanıyor. OpenAI’nin veri merkezi ortakları, OpenAI’ye yatırım için neredeyse 100 milyar dolara varan bir borç stoku biriktirme yolunda ilerliyor. Bugüne kadar SoftBank, Oracle ve CoreWeave yatırım yapmak üzere en az 30 milyar dolar borç aldı bile; bir banka konsorsiyumu ise Oracle ve veri merkezi inşaatçısı Vantage’a, OpenAI için yeni tesislerin finansmanını sağlamak üzere ek 38 milyar dolar kredi vermek için görüşmeler yürütüyor. Blue Owl Capital gibi yatırım grupları ve Crusoe gibi bilgi işlem altyapı şirketleri de yaklaşık 28 milyar dolar tutarındaki kredi geri ödemelerini finanse edebilmek için OpenAI ile yaptıkları anlaşmalara büyük ölçüde bel bağlıyor. Alacaklılar ve tahvil sahipleri endişelenmeye başladı ve Oracle’ın borç yükümlülüklerini yerine getirememe riskine karşı giderek daha fazla temerrüt sigortası (CDS) satın alıyor.

Oracle’ın temerrüt riskini gösteren CDS primleri, üç yılın en yüksek seviyesine yükselmiş durumda (2022–2025). Grafik, Oracle’ın 5 yıllık CDS primlerindeki keskin artışı ve yatırım yapılabilir sınıf CDS endeksi ile açılan farkı gösteriyor.
IMF’nin eski baş ekonomisti Gita Gopinath’ın hesaplamalarına göre, dot-com balonunun patlamasına benzer bir yapay zekâ borsa çöküşü, Amerikan hane halkı servetinden yaklaşık 20 trilyon doları ve yurtdışındaki servetten ek 15 trilyon doları silip süpürecektir; bu da tüketici harcamalarını felç etmeye ve küresel bir resesyonu tetiklemeye yeter. Ancak öne sürülen argüman şu: Finansal bir çöküş ve ardından bir durgunluk yaşansa bile, en güçlü şirketler ayakta kalacak ve yapay zekânın ekonominin tüm sektörlerinde uygulanmasından doğacak muazzam üretkenlik artışları, nihayetinde emek üretkenliğinde köklü bir sıçrama yaratacaktır. Çıktı artacaktır; zira yapay zekâ insan emeğinin yerini alarak şirketlerin maliyetlerini düşürecek ve kârlılığı yükseltecektir. Nitekim 1873 paniği demiryolu hisselerinde bir piyasa çöküşüne ve derin bir durgunluğa yol açmış olsa da sonuçta ABD’nin elinde kıtayı bir uçtan öbür uca bağlayan bir demiryolu ağı mirası kalmıştı. Benzer şekilde İngiltere’de de 1840’ların sonundaki durgunluğu izleyen 1850’lerin uzun büyüme dönemi, kısmen o yıllarda inşa edilen 6.000 millik demiryolu ağına dayanıyordu; bu ağ ülkenin ulaşım sisteminin omurgasını oluşturmuş ve Britanya’nın küresel hegemonyasını sürdürmesine katkıda bulunmuştu.

Yapay zekâ, küresel hegemonyasına giderek daha fazla meydan okunurken ABD kapitalizmi için de aynı işlevi görecek mi? Muhtemelen hayır -sonuçta “Muhteşem Yedili” borsalarda yüksekten uçuyor olsa da teknolojik üstünlükleri ciddi biçimde tehdit altında. Geçen yıl Çin, OpenAI’nin ChatGPT’sine neredeyse denk sayılabilecek, fakat çok daha ucuz bir Büyük Dil Modeli (LLM) olan DeepSeek’i geliştirdi. Bu yıl ise Çin’de, ABD şirketlerinin yaptığı yatırımların ancak küçük bir kısmına mal olan, fakat benzer bir performans sergileyen yeni LLM’leri piyasaya sürüldü.

Ana akım iktisatçılar, yapay zekânın 19. yüzyılda demiryollarının ya da 20. yüzyılın sonunda internetin yarattığı türden bir dönüşümü sağlayıp sağlamayacağı konusunda görüş ayrılığı içinde. Stanford Üniversitesi’nden iktisatçı Eric Brynjolfsson, yapay zekânın bir “J-eğrisi” dinamiği izleyeceğini öngörüyor: Buna göre, şirketler teknolojiye ağır yatırımlar yaparken başlangıçta üretkenlik üzerinde yavaş, hatta negatif bir etki görülecek; ancak nihayetinde yatırımların meyvesi alınacak. Ve işte o noktada asıl sıçrama yaşanacak. Bu J-eğrisi, ABD imalat sektöründeki üretkenlik artışında görülebilir: Üretkenlik artışı 1980’lerin ortasında gerilemiş, 1991’deki durgunluğun ardından ise keskin bir biçimde hızlanmış ve bu ivmesini 2000’lerin ortasına kadar sürdürmüştür.

ABD’de imalat sanayii ile diğer sektörlerde işgücü verimliliği artış oranları (1950–2024). Grafik, imalat sanayiindeki üretkenlik artışının 1990’lar sonrası belirgin biçimde düşerken, diğer sektörlerdeki artışın da uzun vadede zayıfladığını gösteriyor.
Ancak MIT’de iktisatçı olan ve 2024 Nobel Ödülü’nü alan Daron Acemoglu, üretken yapay zekâdan sağlanacak üretkenlik artışlarının, yapay zekâ iyimserlerinin düşündüğünden çok daha sınırlı kalacağını ve çok daha uzun zaman alacağını ileri sürüyor. Üstelik yapay zekâ şirketleri, fazlasıyla dar bir biçimde ChatGPT’ye ve ekonominin büyük kısmıyla sınırlı ilişkisi olan diğer yapay zekâ ürünlerine odaklanmış durumda. Bazıları ise akıllı telefonlar, sosyal medya ve Slack ile Uber gibi uygulamalara rağmen geçmiş dijital teknolojilerin ekonominin büyümesine çok az katkı yaptığını hatırlatıyor. Önümüzdeki yıl kimin haklı olduğunu gösterecek.

[*] Kulağa pek hoş gelmeyen bu terim, bulut/YZ sektöründe artık yaygın olarak kullanılıyor. Ben “çok büyük ölçekli şirketler” demeyi tercih ederdim; ancak sektörde “hiperskalacı” dendiği için bu ifadeyi kullandım.

Kaynak:AI and the railway mania”, Michael Roberts Blog – blogging from a Marxist economist

Ayrıca bkz.: Michael Roberts, Yapay Zekâ DeepSeek ile yeni bir boyut kazanıyor

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder