Stalin’in mozoleden çıkarılışı
SBKP’nin 22. Kongresi, medyumluk, Şamanizm ve bürokratik batıl inançlar
| Kremlin Kongre Sarayı - Kongre delegeleri (1961) |
Hruşçov’un kapanış gününde ünlü “gizli konuşmasını” yaptığı 1956 tarihli son olağan kongrenin (20. Kongre) üzerinden beş yıl geçmişti. (1959’daki 21. Kongre ise olağanüstü bir kongreydi.)
Yaklaşık beş bin Sovyet delegesi ile dünyanın dört bir yanından gelen Stalinist partilerin yöneticileri kongrede hazır bulundu.
Kongre, Hruşçov’un önderliğinde, Partinin Üçüncü Programı’nın kabul edilmesini ve yirmi yıl içinde Sovyetler Birliği’nde komünizmin inşa edilmesini onayladı. Böylece bürokratik kast, hızını alamayarak “tek ülkede sosyalizm” formülünü fiilen “tek ülkede komünizm”e dönüştürmüş oluyordu.
Kongredeki bir başka dikkat çekici gelişme ise, bu kutlama havasının yanında, 1957’den sonra büyük ölçüde uykuya yatırılmış olan Stalin’e yönelik saldırıların aniden yeniden başlamasıydı. Kongre öncesinde, Stalin’in itibarıyla birlikte Molotov, Malenkov ve Kaganoviç’in isimlerinin üzerinden de adeta bir çamur seli geçmişti. Örneğin, Pravda gazetesinin editörü Pavel Satiukov, Molotov ve arkadaşlarını “çamur ve pisliğe alışmış bataklık yaratıkları” olarak nitelendiriyordu. Hruşçov bu üç isme yönelttiği saldırıları 1956 ve 1957’de de dile getirmişti; ancak bu suçlamalar 21. Kongre arifesinde ilk kez kamuoyuna açık biçimde seslendiriliyordu.
Öte yandan, 22. Kongre toplandığında Stalin’in mumyalanmış cesedi hâlâ Kızıl Meydan’daki mozolede Lenin’in yanında yatıyordu. Volga Nehri kıyısındaki “kahraman şehir” Stalingrad ise, ülkedeki binlerce cadde, meydan ve işletme gibi hâlâ onun adını taşıyordu.
Kongrenin sondan bir önceki günü olan 30 Ekim’de, “İ.V. Stalin’in tabutunun yer aldığı lahitin mozole içinde tutulmaya devam edilmesinin uygun olmadığı” yönünde -elbette her zaman olduğu gibi oybirliğiyle- bir karar alındı. [*]Karar kuşkusuz önceden verilmişti; delegelerden beklenen yalnızca bu kararı formalite icabı onaylamalarıydı. Mizansen şöyleydi: Karar önergesi, Leningrad işçilerinin talebi gibi sunuldu ve Parti yetkilisi İvan Spiridonov [**] tarafından delegelere okundu.
Ardından, 1902’den beri parti saflarında yer alan 80 yaşındaki Dora Abramovna Lazurkina (1884-1974) kürsüye çıktı ve en hafif ifadeyle tuhaf denebilecek bir konuşma yaptı. Bu görevin Lazurkina’ya verilmiş olması tesadüf değildi; zira o, Leningrad bölgesinde Kirov’un emri altında görev yapmış, 1939-1949 yılları arasında çalışma kamplarında tutulmuş, 1949-1955 arasında sürgünde yaşamış ve bu tarihte serbest bırakılmasının ardından yeniden üyeliğe kabul edilmiş bir “Eski Bolşevik”ti. Yani SBKP’nin kurucu kuşağının “ahlaki saflığını” temsil ediyordu.
Lazurkina, kalbinin her zaman Lenin’le dolu olduğunu, zor anlarda hep Lenin’e danıştığını belirttikten sonra kürsüden heyecanla şu sözleri söyledi: “Dün yine ona danıştım. Karşımda sanki canlıymış gibi duruyordu ve bana dedi ki: ‘Partimize bunca kötülüğü yapan Stalin’in yanında yatmak bana huzursuzluk veriyor.’”
| Dora Lazurkina |
Maddeci ve ateist olduğunu iddia eden bir partinin bu denli spritüalist bir anlatıya başvurması, hiç kuşkusuz tam bir skandal ve büyük bir rezillikti. Partinin tarihsel liderinin ruhu, bir “Eski Bolşevik” aracılığıyla aktif siyasete müdahale ediyordu!
İktidarı işçi sınıfından gasp etmiş olan ayrıcalıklı bürokratik kast, liderlerini hiyerarşiye uygun biçimde tanrılaştırırken, bu süreç Stalinist partinin resmî ateizmiyle garip -hatta şizofrenik denebilecek- bir biçimde iç içe geçiyordu. Delegeler, bu tür bilimdışı ve irrasyonel bir “argümanı” dahi coşkuyla ve hiçbir itiraz dile getirmeksizin kabullenebiliyordu.
Stalin’in mumyalanmış cesedi o gece -elbette önceden kararlaştırıldığı gibi- mozoleden çıkarıldı. Karanlığın örtüsü altında, Kızıl Meydan’da in cin top oynarken, tabut sekiz yıldır bulunduğu “onurlu” yerden alındı, mermer binadan dışarı taşındı ve Kremlin Duvarı Mezarlığı’na gömüldü.
| Video: SBKP’nin 22. Kongresi’nde Stalin'in tabutunun mozoleden kaldırılması kararının nasıl alındığını gösteren arşiv görüntülerini buradan izleyebilirsiniz. |
Tarihçi Moshe Lewin, Sovyet Yüzyılı adlı eserinde bu uygulamayı “Stalinizmin şeytanını kovmak için bir çeşit şamanizm” olarak niteler. [***] Stalin yönetimi altında sahip oldukları ayrıcalıkların tadını, şöyle kemal-i afiyetle, can korkusu olmaksızın çıkaramamaktan yorgun düşmüş olan bürokratik kast, Stalin’in ölümünün ardından kendisi için bir istikrar dönemini başlatırken popüler batıl inançlara başvuruyordu.
Dikkat edilirse, bu “cin çıkarma ayini” Lazurkina’nın konuşmasında olduğu gibi Parti delegeleri ve kamuoyu için yapılmamıştır. Söz konusu olan, tamamen bürokratik kastın tepesinde yer alan sözde Marksist-Leninistlerin, kendi içlerini rahatlatmak amacıyla başvurdukları bir batıl inanç pratiğiydi.
[*] SBKP 22. Kongresi’nin tutanakları ve Stalin’in naaşının mozoleden çıkarılmasına ilişkin karar metni için bkz. Report of the 22nd Congress of the CPSU, Foreign Languages Publishing House, Moscow, 1962, s. 627.
[**] Feliks Çuyev’in Molotov’la yaptığı nehir söyleşide, Spiridonov, Lazurkina ve Spiridonov’dan önce karar önergesini Kongre’ye sunması istenen Mjavanadze hakkında şu anekdot yer alıyor:
“… Gezintiye çıktık. XXII. Kongre’de Stalin’in Mozole’den çıkarılmasını öneren Spiridonov, Molotov’la selamlaştı.
“- Onunla dolaşıyorum, bakıyorum ki, bir Stalinci ama parti disiplinini yerine getirmiş. Ama bak Mjavanadze istemiyordu. Hruşçov kongrede bu öneriyi onun dile getirmesini istemişti ama o kadar çok dondurma yemiş ki sesi kısılmıştı. (…)
“- Dora Lazurkina’nın konuşmasını hatırlıyorum.
“- Bence cadının teki. Rüyasında Lenin’in Stalin’i azarladığını görüyor. 10.04.1979”. (Feliks Çuyev, Molotov Anlatıyor, çev.: Ayşe Hacıhasanoğlu - Suna Kabasakal, Yordam Kitap, İkinci Basım, Mart 2010, s. 395).
[***] “Stalinizm her şeyiyle akıldışıydı ve bu, onu çürütmekle kalmayıp iğrençleştirdi. Bu şeytanı kovmak için bir çeşit Şamanist güç gerekti; Kruşçev’in halk inançlarından esinlenerek yaptığı tam da bu oldu. Stalin’in naaşı başka bir yerde toprağa verilmek üzere Kızıl Meydan’daki mozoleden alındığında, ayakları önden çıkarıldı. Cinlere perilere dayalı köylü inançlarına göre, bu, sağlığında büyük kötülükler etmiş bir ölünün bir daha gelip yaşayanlara musallat olmamasının güvencesiydi.” (Moshe Lewin, Sovyet Yüzyılı, çev.: Renan Akman, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 2008, İstanbul, s. 194).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder