30 Kasım 2025

Çeviri:

Hruşçov’un ikinci “Gizli Konuşması”

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3 | BÖLÜM 4 | BÖLÜM 5

Başkan [Zavadzki Yoldaş, Lehçe]

Aramızda vardığımız mutabakat doğrultusunda, sorusu olan yoldaşlar lütfen sorularını sorsun; görüş bildirmek isteyen yoldaşlar da çekinmeden söz alıp düşüncelerini ifade etsin.

Kazimierz Witaszewski Yoldaş [Lehçe]

Şu meseleye değinmek istiyorum. Hruşçov Yoldaş, Stalin Yoldaş’tan en güçlü, en iyi türden bir Marksist-Leninist olarak söz etti. Öte yandan, Hruşçov Yoldaş’ın konuşmasını okuduğumuzda görüyoruz ki, burada anlattıkları Stalin’in kolektiften tamamen bağımsız, kimseyle istişare etmeden, tek başına aldığı kararları ve yaptığı uygulamaları konu alıyor. Bir yanda parti üyesinin nasıl biri olması gerektiğinden -komünist, mütevazı, kitlelerin sesine kulak veren biri- söz eden bir Marksist ve parti lideri var; öte yanda ise aynı kişi kolektifi, Merkez Komitesi’ni ve Politbüro’yu yok sayıyor, kendi başına karar alıyor, eski Bolşevikleri hiçbir gerekçe olmadan kurşuna dizdiriyor. Benim için şu soru ortaya çıkıyor: Stalin’in iyi bir Marksist olduğu iddiasıyla bütün bu uygulamaları nasıl bağdaştırabiliriz?

Stalin'in Fourth International’ın [Dördüncü Enternasyonal] Bahar 1956 sayısında yayımlanan karikatürü. Karikatürün altında, Stalin’in “dâhilik” iddiasının kendi eliyle seçilmiş ardılları tarafından söndürüldüğü yazıyor.
[Birkaç soru daha yöneltiliyor. Ardından Hruşçov, her zaman sorulan sorulara yanıt vermese de uzun bir açıklama yapıyor.]

Hruşçov Yoldaş [Rusça]

Stalin’i nereye koyardınız? Onun Marksist olmadığını mı söyleyeceksiniz? Partide böylesine önemli bir konuma sahip olan, tartışılmaz ve muazzam bir nüfuza, devrimci yeteneklere sahip olan Stalin, partiyi hangi yoldan götürdü? Sosyalist bir toplumun inşası yönünde. Bu bir olgudur. Stalin başka bir yöne götürebilir miydi? Götürebilirdi. Farklı bir sonuca ulaşabilir miydi? Bence ulaşamazdı; çünkü parti buna direnirdi. Ancak Stalin, kendi içinde tam anlamıyla inanmış bir Marksistti; özellikle de toplumun komünist bir toplum hâline gelmesi gerektiğine yürekten inanıyordu ve tüm bedeniyle, tüm ruhuyla bu topluma hizmet etti. Bundan hiç kuşkum yok. Araçlar ve izlenen yol ise tamamen başka bir meseledir. Bu ikisini uzlaştırmak zordur ama gerçek budur. Ve bu gerçeklikler çoktan yaşanmıştır. Bunları nasıl bağdaştıracağınız ve aklınızda nasıl bütünleştireceğiniz de tabiri caizse, sizin bireysel yeteneğinize bağlıdır. Ancak gerçek bu. Bu tür yöntemlerle insanları öldürdüğünü, sosyalist rejimi yıkmak ve Sovyetler Birliği’ni kapitalist yola sokmak için şu kadar kişiyi katlettiğini söyleyemeyiz. Bu apaçık bir saçmalık (glupost) olurdu. Bir yalan olurdu. Kim inanır buna? Hayır, bu doğru değil. Stalin’in trajedisi tam da burada yatıyordu; çünkü o bir devrimciydi. Bu nedenle, yeniyi yerleştirebilmek için eskiyle mücadele etmek gerekir. Ve bu mücadelede, yoldaşlar, biz sert yöntemleri ya da aşırı tedbirleri hiçbir zaman reddetmedik. Geçmişte reddetmedik, bugün de reddetmiyoruz. Bu açıdan bakıldığında Stalin bir Marksistti; amacına hizmet etti ve elindeki bütün araçları kullandı. Ancak [yeniyi] tesis etmek uğruna yürüttüğü bu mücadelede kendi yoldaşlarını, kendi insanlarını yok etti. Kendi insanlarını yok etmesi (svoih uniçtozhal) elbette mümkündür; her partide buna benzer durumlar yaşanmıştır. Her zaman birilerinin provokatör olduğundan kuşkulanıldığı, soruşturmaların açıldığı, mahkemelerin devreye sokulduğu dönemler olmuştur — fakat daha sonra bu insanların dürüst olduğu ortaya çıkmıştır. Böyle örnekler var mıydı? Elbette vardı. Polonya partisinde de vardı. Her yerde vardı. Eğer bir yeraltı hareketi varsa, bir mücadele yürütülüyorsa, o zaman elbette bu tür durumlar her zaman mümkündür. Ve düşmanın ajanlarını gönderdiği gerçeği herkesçe bilinir, yoldaşlar. Her şey bir istihbarat, kullanılan yöntemler ve kabiliyetler meselesidir. Stalin’in böyle görüşleri vardı; meseleyi iyi kavrıyor ve kendini korumaya çalışıyordu. Ancak devrimi koruma çabası içinde, dedikleri gibi, topçu ateşinin kendi ordusunu vurduğu noktaya kadar geldi.

Hruşçov'un Fourth International’ın Bahar 1956 sayısında yayımlanan karikatürü.
Pekâlâ, sevgili dostum, bundan başka bir şey söyleyemem. Bir insan öldükten sonra bütün hataları onun sırtına yüklemek, ona her şeyin suçunu yıkmak, doğrusu onursuzluk olurdu. Bu da pek akıllıca sayılmazdı. O zaman biz Marksist olmazdık; meseleyi doğru anlayamamış ve doğru açıklayamamış olurduk. Stalin, özellikle de teorideki hatalarından ve başka konulardaki yanlışlarından bağımsız olarak söylemek gerekirse, gerçekten bir Marksistti. Evet, bir Marksist. Biz böyle düşünüyoruz. Teoride ya da uygulamadaki hataları şu an tartışma konumuz değil, yoldaşlar. Bu adam kendini bedeniyle ve ruhuyla işçi sınıfına adamıştı. Bundan hiç kuşku duyulamaz.

Ama…...tabiri caizse, insan her zaman yanılgıya düşebilir. Hoş olmayan ayrıntılar genellikle görmezden gelinir, hoş olanlar ise çoğu zaman olduğundan fazla yüceltilir. Bu yüzden bu tür tanıklıklar güvenilir bir tarih kaynağı olarak kabul edilmez. Büyüklerimizi hor görmek istemem, zaten ben de genç değilim, ama biliyorum ki, kimi zaman……kırk elli yıl önce yaşanmış [olaylar hakkında] herkes kendi [versiyonunu] anlatır.

Devam edecek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder