28 Kasım 2025

Çeviri:

Hruşçov’un ikinci “Gizli Konuşması”

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3BÖLÜM 4 | BÖLÜM 5

Nikita Hruşçov ve Yosif Stalin (1936)
En önemli şey doğru eğitimi vermektir. ... Kararı verecek olan kimdir, on üç yıl boyunca…….kongrenin yapılmamış olması nasıl açıklanabilir. Nasıl açıklanır bu? Ama Stalin döneminde bu soruyu bize yönelten çok kişi oldu. Onlar tutuklandı. Böyle biri hemen anti-Sovyet ilan ediliyordu. Parti belirli bir zamanda, tam da parti kongresinden önce bilgilendirilmeliydi, ama bu baştan aşağı keyfilikti. Parti böyle yaşayamaz. Biz bu meseleleri kongreye bildirmeye karar verdik ve dedik ki…...ve şimdi de diyoruz ki……Konuyu ortaya koymak gerekirse: peki siz neredeydiniz, siz Stalin’le birlikteydiniz. Biz gördüklerimizi söyledik ve şunu söylüyoruz: Kararı siz verin. Bırakın kongre karar versin; güvenilir mi değil mi, buna o karar versin. Ama partinin her şeyi bilmesi gerekir. Kongre bir “efendi” olarak bunu bilmeli ve kararını vermelidir. İşte bu nedenle geldik ve bunu ortaya koyduk. Şöyle diyebilirim ki......bu raporu sunduktan sonra, şimdi onu parti üyelerine okuyoruz, ardından da Komsomol üyelerine okunmasına karar verdik. Bizim yetiştirdiğimiz, belirli bir doğrultuda yetişmiş on sekiz milyon sıcacık yürekli genç var. Eğer her şeyi bilmezlerse -bizi anlayamayacaklar...... Karar verdik... ve sonra bu doğrultuda ilerledik. İşçi toplantılarında okunmasına da karar verdik. Yalnızca parti üyelerine değil, parti üyesi olmayanlara da. Böylece parti üyesi olmayanlar da onlara güvendiğimizi  hissedecekler......bilecekler. Bize......tüm dünya konuşuyor, bütün diplomatik çevrelerin Hruşçov yaptı diye ortalığı ayağa kaldırdığı söylendiğinde......evet, tam olarak öyle. Bağlantılar [yani istihbarat kanalları] fena değil. Burada böyle bir rapor verdi, üç saat konuştu, gerçekten üç saat konuştu; böyle meselelerin gündeme getirildiğini, böyle meselelerin gerçekten gündeme getirildiğini söyledi ve sonra onların......tabiri caizse, kazandığını. Birbirlerine......diplomatlar arasında durum şöyle: Hruşçov Varşova’ya uçmuş, Malenkov Londra’ya, Mikoyan Karaçi’ye; [Sovyet] Politbüro’da durum kötüyken dünyanın dört bir yanına uçmazlar......kendilerini denetliyorlar. Çünkü, gerçekten, bırakın biraz gürültü yapsınlar; bağırsınlar çağırsınlar ve sonra da ortada hiçbir şey kalmasın (na bobah). Ama biz bundan sadece kârlı çıkarız, çünkü bugün Merkez Komitesi etrafında muazzam bir parti dayanışması artışı var ve parti saflarında sağlam bir birlik var. Ve partinin bir tatmin duyması da çok doğal; biz, yani diyelim ki, Merkez Komitesi......partinin......altındayız. Bu raporu partiye sundu, çünkü......bu nedenlerden dolayı......ve biz de bunun nasıl iyileştirileceğini, böyle bir şeyin nasıl olup da mümkün olabildiğini anlatıyoruz......
Soldan sağa: Beria, Malenkov ve Mikoyan (1949)

(...)

Bunu okuduktan sonra muhtemelen öfkelenecek ve “Bu gerçekten bir halk düşmanı” diyeceksiniz. (Salondan bir ses [Rusça]: Hayır.) Hayır mı? Yoldaşlar, yoldaşlar, hayır diyorsunuz. Size kızmıyorum. Evet, yoldaşlar. Ama bunu 1956’da yani benim bu sunumumdan sonra söylüyorsunuz. Şimdi, dedikleri gibi, aptal bile akıllı olabilir. Ama kararınızı, mesele tartışılırken vermeniz gerekir. İşte karşınızda, sizin harika bir yurttaşınız ve bizim de dostumuz Rokossovski oturuyor. İki yıl hapis yattı. (Salondan soru: ...... Berejkov) Var. Evet, var. Ben raporumda Meretskov’dan söz ediyordum. Meretskov iki yıl mı yattı bilmiyorum, ama uzun süre kalmadı. Ama şimdi tamamen sakat durumda. Rodos tarafından sorguya çekildi. Bu koca adam Rodos tarafından sorgulandı. Çok “akıllı” yöntemler kullanıyorlardı. Doktorlar davası. Varşova’ya gitmeden önce hastaydım. Sabotajcılardan biri sayılan ve cezaevinde yatmış olan Profesör Vinogradov geldi. Sonra serbest bırakıldı. Ben sordum: “Peki ne dersiniz, Vladimir Nikitoviç, Varşova’ya uçabilir miyim?” O da dedi ki: “Uçabilirsiniz. Burundan dikkatlice nefes alın. Açık havada konuşma yapmayın. Şapkanızı çıkarmayın.” Henüz tamamen iyileşmemiş birine bir doktor böyle söylüyor. Bu adam hapisteydi. Hapisten çıktıktan sonra bizi muayene etti. Ama onun Alman casusu olduğunu söylediği ifadesini bizzat okudum. Tesadüf bu ya, bu doktor Vinogradov, tutuklanmasından neredeyse bir gün önce bana bakmıştı ve benim evimdeydi. 19. Kongre’de sunumumu yaptıktan sonra hastalandım. Üç gün boyunca yataktan çıkamadım. O bana bakıyordu ve ben de onun verdiği ifadelerin tutanaklarını okuyordum. Diğer doktorlar şöyle diyordu...... Ne yapabilirdim ki? Onunla birlikte çalışan bir doktor şöyle diyorsa ne yapabilirdim: Ben şöyle dedim, şöyle yaptım; şunu zehirledim, bunu boğdum. Şu kişinin yardımıyla yaptım. Kendi kendime ne diyebilirdim? Gidip Stalin’e diyeceğim ki bu doğru değil. Ama o bana şöyle diyecekti: “Ne yapıyorsun sen; bu insanlar itiraf ediyor.” Her durumda buna izin verilmezdi. Müfettiş çağrılmalıydı, sonra doktorlar çağrılmalı ve sorgulanmalıydı. Ama böyle koşullar yoktu. Bu koşullar -işte bu, kişilik kültüdür.

(...)

Kazakistan'da tarım işçileri (1950'ler)
Raporun tamamını okudunuz. Bu, tabiri caizse, taze bir haber. Tarım alanında durum zor. Bir keresinde Stalin’e şöyle dedim: “Stalin Yoldaş, tarımda bir kriz var.” O da şöyle dedi: “Kriz derken neyi kastediyorsun?” Ben de şöyle cevap verdim: “Kriz: süt yok......et yok, süt yok. Neler oluyor?” “Bu doğru değil,” dedi ve bu kelime yüzünden hemen savunmaya geçti. “Stalin’in çağı,” “Stalin’in önderliği,” ve burada bir kriz......Bu kelimeyi sadece düşmanlar kullanır. Malenkov’a şu soru soruldu: “Şimdi daha fazla mı, yoksa daha az mı et tedarik ediyoruz?” “Daha fazla.” Ben de dedim ki: “Ben de daha fazla diyorum.” “Peki daha fazla süt?” “Daha fazla.” “İyi ama nüfus da arttı.” Ücretler yükseldi. Alım gücü arttı. Madem öyle, o zaman bunu böyle söyleyin. Ona bunları söyleyemedik. Peki, bir insan fazladan bir bardak süt içemiyorsa bu ne biçim sosyalizmdir? Kapitalizm döneminde madenciydim ve kapitalizmde istediğim kadar süt içebiliyordum. Şimdi ise çocuğuma bir bardak süt alabildiğim için minnettar olmam gerekiyor. Ama durum bu. Bu, bunun bizim hatamız olduğu anlamına gelir; sosyalizmi biz itibarsızlaştırıyoruz. İşçiler, memurlar ve tüm halk -sosyalist sistemi ya da kapitalist sistemi kendi başına seçmez. Ama kendisine daha iyi bir yaşam sağlayacak olan sistemi seçer. Onun gözünde bu sistem, yani sosyalist sistem, üretim araçlarının toplumun elinde bulunduğu bir toplumsal sistemdir. Bu nedenle toplum, kendi çıkarları doğrultusunda bu üretim araçlarını kullanacaktır. Dolayısıyla, halkın yaşam standardında kesintisiz bir artışı sağlamak zorundasınız. Stalin bu konuyu incelemek için bir komite kurulması gerektiğini söyledi. Ben de o komitenin başkanlığına aday gösterildim. Bunun ne anlama geldiğini biliyordum. Sorun çıkaracak hiçbir şey yapamayacağım. Hiçbir şey elde edemeyeceğim. Hiçbir şey yapamayacağım. Bunu biliyorum. Dedim ki: “Stalin Yoldaş, neden ben? Belki Malenkov daha iyidir?” Neden Malenkov'u aday gösterdim, bunun için nedenlerim vardı. Malenkov tarımdan sorumluydu. Bunu söyledim. Ben Moskova komitesinin sekreteriyim. Yapmam gereken bir sürü işim var (vot tak vot). Bırakın bu işi Malenkov yapsın. “Tamam, öyle olsun.” Peki, ne yapabilirdim ki? Stalin’le tartışamazsınız. O diyor ki: “Mikoyan komitede olacak, diğerleri de çalışsın.” Bu meseleyi çözme fırsatım olsaydı, bir öneride bulunurdum. Ama bu meseleyi çözmeme izin verilmezdi. Ve beni düşman ilan ederlerdi. Çünkü ne önerirsem önereyim, Stalin bunun zararlı olduğunu söyleyecekti. “Böyle şeyleri ancak düşmanlar önerir.” Oturup tartışarak çok zaman harcadık. Ama biliyor musunuz, yoldaşlar, ne kadar çok yalaka var? Kozlov diye bir tarım yöneticisi vardı; onu Merkez Komitesi’nden attık, ama bu büyük pislik (svoloç) partide kaldı. Bu sert sözler için beni bağışlayın, ama onun partiden atılması gerekirdi. Sürekli Merkez Komitesi’ne her şeyin nasıl ilerlediğini, tarımın nasıl geliştiğini, aslında hiçbir şeyimiz olmadığını ama tarımın yine de büyüdüğünü gösteren belgeler sunuyordu. Oturduk, belgeleri biraz düzelttik. Size tam olarak nasıl olduğunu anlatacağım. Belgeleri düzelttik ve Stalin Yoldaş’ın yanına gittik: “Belgeler hazır.” Çok zaman harcadık; işin içinden çıkamadığımız için değil, bunu nasıl önereceğimizi, nasıl formüle edeceğimizi bilmediğimiz için. Bu nedenle, kimse farkına varmasın ve bir yarar sağlansın diye bunu gizlemek zorunda kaldık. Stalin belgeleri okudu. “Bu işe milyarlar ayrılmalı,” dedi. Altı ya da yedi milyar gibi bir şey. “Bu çocuk oyuncağıdır; bu meseleye böyle bakanlar ancak düşmanlardır. Köylünün nasıl yaşadığını anlamıyorlar...” dedi Stalin. “Bir tavukla,” diyordu, “köylü satar ve tek bir tavukla bütün vergisini öder.” Stalin muhtemelen otuz yıldır canlı bir köylü görmemişken bunu nasıl söyleyebilir? Stalin, daçasının yalıtılmışlığından bile daha fazla kopmuştu hayattan -daçasından hiçbir şey göremezdi; çünkü etrafı ormanlarla ve muhafızlarla çevriliydi. Ve dürbünle baksanız bile, muhafız dışında canlı bir insan göremezdiniz. Nasıl böyle düşünebilir? Ama köyü tanıyan, köylüleri gören bir insan onunla aynı fikirde olamaz. Bizim önerimizi kabul etmek yerine Stalin “hayır” dedi. Ben de kendi görüşlerimi ortaya koydum. Bu öneriyle birlikte meseleyi ele aldık ve köylülerin yükümlülüklerini yaklaşık 40 milyar ruble artırdık. Tanrım, işte o noktada kendimi çektim. Mikoyan’a, tek kurtuluşun köylülerin isyan etmesi olduğunu söyledim. Çünkü başka çıkış yolu yok. Çünkü tüm ürünlerini yükümlülüklerini ödemek için satıyorlar. Zaten bu para onlarda yok. Nereden bulacaklar? Ve biz araştırdık. Araştırdık da. Ama neyi araştıracağız ki? Sonra durumun böyle olduğunu gördüm. Durumu biliyordum ve dedim ki: “Stalin Yoldaş, bize çok büyük bir mesele verdiniz. Böyle bir komiteyle bu konuda karar vermek zor. Daha fazla kişiye ihtiyacımız var.” O da: “Ne istiyorsunuz?” dedi. Ben de: “Malenkov, Beriya, Bulganin, Kaganoviç” dedim — Politbüro’nun bütün üyelerini saydım ki herkes işin içine girsin. “Ne yapıyorsun? Ne için?” “Bu büyük bir mesele.” “Büyük mesele mi? Peki, Malenkov’la Beriya’yı dahil et.” “Peki.” En azından şimdi işimiz biraz kolaylaşmıştı. O piç kurusu Beriya’yı da dahil etmek zorundaydım; çünkü Mikoyan’ın önerisini kabul ederse belgeyi o da imzalamak zorunda kalacaktı. Görüyorsunuz, ne kadar karmaşık koşullar vardı. Ve sonra hepimiz bir araya geldik. “Peki, dedim, yoldaşlar, bunu nasıl çözeceğiz?” Beria muhtemelen anlamıştı. Bunun düpedüz saçmalık olduğunu söyledi. Parayı nereden bulacağız? Nereden? Para bulmaya çalışalım. Mesele Stalin’in ölümüyle sona erdi. Böylece belge yakıldı. Ama ölümünden hemen önce bir belge vardı. Ve eğer ölmeseydi, bütün bunların nasıl biteceğini ben de bilmiyorum. Bence ek tutuklamalarla sonuçlanacaktı. Çünkü Stalin bize bunların popülistler ve SR’ler —yani düşmanlar— olduğunu söylemişti. Bunlar zorlu koşullardı. Bu açıdan bakarsanız, Stalin öldü ve biz de tarımda bir artış yaratabildik. Bu, aslında gerekli çözümü bulabildiğimiz anlamına gelir. Peki neden o zaman bulamadık; çünkü tek bir kişi bunu engelliyordu. Ve biz hiçbir şey yapamadık. Tam anlamıyla hiçbir şey yapamadık. İşte bu yüzden şimdi elimizde yakıtımız var. Ve bu yüzden boğalar gibi kükrüyoruz: “Kişilik kültüne hayır!” Tıpkı Komsomol gibi. Neden mi? Çünkü kişilik kültünden kurtulursak, hep birlikte doğru çözümü her zaman bulabiliriz. Stalin, kapitalist dünyanın bizi kandıracağını ve bizim kör yavru kediler gibi olduğumuzu söylerdi. Ama Stalin bugün geri gelseydi, ona onun ölümünden sonra neler yaptığımızı ve siyasi ortamı nasıl temizlediğimizi gösterirdik. Bence Stalin bunu yapamazdı; on yılda bile yapamazdı. Ve biraz daha uzun yaşasaydı, muhtemelen yeni bir savaş başlatırdı.
Stalin'in Moskova'nın eteklerindeki, 1934'ten itibaren ölümüne kadar yaşadığı daçası

Devam edecek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder