27 Kasım 2025

Çeviri:

Hruşçov’un ikinci “Gizli Konuşması”

Sunuş

Nikita Hruşçov, SBKP 20. Kongresi’nde kürsüde (1956)
Nikita Hruşçov’un 25 Şubat 1956’da Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi’nde yaptığı ünlü “Gizli Konuşma”, Stalin’in yarattığı “kişi kültünü” ve baskıcı yönetimini açıkça hedef alarak, Sovyetler Birliği’nde sonradan yaygın olarak “destalinizasyon” diye adlandırılacak süreci gizlilik perdesi altında da olsa resmen başlattı. Resmen diyoruz, çünkü 1953 yılında Stalin’in ölümünün hemen sonrasında bu süreç adı konulmadan ve daha dağınık bir biçimde de olsa aslında başlamıştı. Ancak Hruşçov’un konuşması ve onu izleyen gelişmeler, 5 Mart 1953-25 Şubat 1956 arasındaki yaklaşık üç yıllık dönemden farklı olarak, yalnızca Stalinist hareket içinde değil, uluslararası işçi hareketi genelinde de etkileri uzun yıllara yayılacak büyük ve tarihsel bir kırılmaya yol açtı.

The New York Times - 5 Haziran 1956
Hruşçov’un bu ünlü konuşması üzerine bugüne kadar çok şey yazıldı; hiç kuşkusuz “Gizli Konuşma” ya da “Gizli Rapor” üzerine bundan sonra da pek çok şey yazılmaya ve tartışılmaya devam edecek. Ancak dönemin SBKP Birinci Sekreteri’nin aynı yıl yaptığı, bugün bile hâlâ görece az bilinen bir başka konuşma daha var: Hruşçov’un hiçbir biçimde gizli kalmayan ve kısa sürede tüm dünyaya yayılan “Gizli Konuşma”sının hemen ardından yapmış olduğu ikinci bir “gizli konuşma”. İlk konuşma kısa sürede sızdırılmış ve farklı dillerde yayımlanmış olmasına karşın, bu ikinci konuşma gerçekten de uzun yıllar gizli kalmayı başardı. Sözünü ettiğimiz “ikinci gizli konuşma”, Hruşçov’un 20. Kongre’deki konuşmasından yalnızca birkaç hafta sonra, bu kez Varşova’da, Polonya Birleşik İşçi Partisi’nin lider kadrosuna hitaben yaptığı konuşmadır.

Bu konuşma, uzun yıllar boyunca Polonya arşivlerinin tozlu raflarında, resmi tutanaklardan özellikle çıkartılmış bir belge olarak saklandı. Ne Sovyet basınında ne de sözde “sosyalist” blok ülkelerinin yayın organlarında onunla ilgili tek bir satır yayımlandı; doğal olarak uluslararası literatüre de girmedi. Ta ki Toronto Üniversitesi CREES ile Polonya Bilimler Akademisi’nin Siyaset Bilimi Enstitüsü’nde çalışan L.W. Gluhovski bu metni gün ışığına çıkarıp İngilizceye çevirene kadar.

Bu hiç yayımlanmamış ve protokole dahi alınmamış konuşmanın Türkçe çevirisini Tarih, Siyaset ve Ekonomi’de birkaç bölüm halinde yayımlayacağız. Hruşçov’un 20. Kongre’deki “Gizli Raporu”nun Türkçeye çevrilmesi, Sovyet rejiminin son nefesini verdiği 1991 gibi çok geç bir tarihte gerçekleşmişti. “İkinci Gizli Konuşma”nın Türkçeye çevrilmesi en azından bu kadar gecikmemiş olacak.

Dikkatli okur, Hruşçov’un bu konuşmasının alışıldık “resmî” üsluptan tamamen uzak olduğunu hemen fark edecektir. Bunun nedeni, metnin önceden hazırlanmış, uzmanların elinden geçmiş bir parti dokümanı değil; tamamen doğaçlamaya dayanan, duygusal patlamalarla yüklü uzun bir tirat olmasıdır. Konuşma boyunca Stalin’in dış politikasından 22 Haziran 1941 felaketine, NATO’nun “demoralize edilmesi” gerektiğine, hatta Stalin’in kendisine “Polonyalı” dediği anekdota kadar geniş bir yelpazede konulara değinilir. Bu haliyle metin, Sovyet önderliğinin gizli iç tartışmalarının ve 1956’da Varşova-Moskova hattındaki güç dengelerinin iç yüzünü anlamak açısından önemli bir belge niteliğindedir.

Metnin tarihsel bağlamı da en az içeriği kadar çarpıcıdır. Polonya’nın parti lideri Bolesław Bierut (1892-1956), Moskova’da gizli konuşmanın metnini okuduktan kısa süre sonra hayatını kaybeder; Hruşçov cenaze töreni için Varşova’ya gider ve Polonya parti yönetimiyle kritik bir hafta geçirir. “İkinci gizli konuşma”, işte bu belirsizliklerle dolu ortamda, gömülü çatışmaların ve yükselen reform beklentilerinin ortasında yapılmıştır.

Polonya'da PUWP tarafından düzenlenen bir gösteride Bierut ve Stalin'in portreleri
Türkiye’de bu metnin bugüne dek bilinmemesi ve üzerinde herhangi bir tartışma yürütülmemiş olması şaşırtıcı değildir. Zira Stalin sonrası “destalinizasyon” sürecinin iç mekanizmaları, Sovyet blok ülkelerindeki çalkantılar ve özellikle 1956 Polonya’sının dinamikleri, Türkiye solunun uzun yıllar Stalinizmin mutlak egemenliği altında bulunduğu koşullarda, Türkçe literatürde hak ettiği ilgiyi görmemiştir.

Gluhovski’nin yaptığı çeviri yalnızca tarihsel bir boşluğu doldurmakla kalmıyor; aynı zamanda Sovyet sisteminin kendi kendisini nasıl meşrulaştırmaya ve yeniden tanımlamaya çalıştığına dair önemli bir belgeyi inceleme olanağı sağlıyor.

Aşağıda okuyacağınız çeviri, Gluhovski’nin İngilizce edisyonuna dayanmaktadır. Metnin üslubundaki dağınıklık, tutarsızlık ve yer yer öfke patlamaları Hruşçov’a aittir; tarihsel gerçekliğin önemli bir kısmı da zaten konuşmanın bu ham, cilasız karakterinde yatmaktadır.

* * *

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3BÖLÜM 4 | BÖLÜM 5

Hruşçov Yoldaş’ın PUWP MK’nin 6. Plenumundaki Konuşması (Alıntı)

20 Mart 1956, Varşova

[Devlet Konseyi Başkanı] Aleksander Zawadzki Yoldaş [Lehçe]

Yoldaşlar, [PUWP] Politbüro, Hruşçov Yoldaş’ın aramızda bulunmasından doğan fırsatı değerlendirerek kendisini Merkez Komitesi plenumunda bizlerle buluşmaya davet etmiştir. Bu nedenle, bu oturumu plenumun başlangıcı olarak kabul etmeliyiz; asıl toplantı ise akşamüstü başlayacaktır.

Tüm katılımcılar adına, bu plenumumuzda Hruşçov Yoldaş’ı içtenlikle selamlamayı öneriyorum. (Alkışlar.) Hruşçov Yoldaş’tan, bu toplantıyı fırsat bilerek, kişisel deneyimlerinden hareketle tüm katılımcılara hitap etmesini rica ediyoruz.

Hruşçov Yoldaş [Rusça]

Görevim çok zor, çünkü Polonya Birleşik İşçi Partisi’ni hangi sorunların ilgilendirdiğini bilmiyorum. 20. [SBKP] Kongresi’nde ele alınan meseleler. 20. Kongre’nin bütün meseleleri.

Bana, kongrenin kapalı oturumunda sunulan rapora aşina olduğunuz söylendi. Siz de onu okudunuz. Şimdi, yoldaşlar, çok önemli bir mesele hakkında konuşmak istiyorum: kişilik kültü meselesi.

Gizli Konuşma’nın PUWP'de iç kullanım için hazırlanmış Mart 1956 tarihli Lehçe baskısı.
Kapalı oturumun [20. SBKP Kongresi] raporunu okudunuz. Ama...... [Ed. Not: Parantez içine alınmamış noktalar özgün metinde yer almaktadır.] biz bu meseleleri böylesine açık bir şekilde ortaya koyduk. Hiçbir şeyi gizlemedik; her şeyi söyledik. Peki neden bu konuyu parti kongresine getirdik? Bu konuda tartıştık. Böyle bir meselenin ele alınıp alınmaması gerektiğini konuştuk. İnsanlar bunu onlarca yıldır belli bir şekilde düşünüyorlardı. Ve şimdi birdenbire onlara diyeceğiz ki, bu konu aslında hiç de sandıkları kadar temiz değil; bizim hep baktığımız, hep anladığımız gibi değil, tersine kirli bir konu bu. Bu meseleyi çok tartıştık, çok tartışıp kavga ettik, sonunda da bunu gündeme getirmeye karar verdik. Bu bizim sermayemizdir ve onu kullanmamız gerekir. En büyük sermayemiz partimizin saflarını güçlendirmeye yarayan sermayedir. Ve kitleler arasındaki otoritemizi pekiştiren sermaye bizim asıl sermayemizdir. Stalin’in ölümünden sonra on binlerce insanı hapishanelerden çıkardık. Binlercesini yeniden parti üyeliğine aldık. Yoldaşlarımızı yeniden partiye döndürdük. Onlardan biriyle konuştum: on altı yılını......hapiste geçirmişti. Eski bir tanıdığımdı; Donbass’ta birlikte çalışmıştık. Ben Stalin’in bölge komitesinin örgüt bölümünden sorumluydum, o ise......bölge komitesinden sorumluydu. 1917’den beri parti üyesi, genç yaşta katılmış, on altı yıl hapiste yatmış, tamamen dürüst bir adam. Yoldaşlar, bu adam 7. Kongre’ye kadar üyeydi ve 7. Kongre’nin delegesiydi. Geldiler, sadece Kızıl Haç’tan pantolon istemediler, aynı zamanda......ve o da bundan memnun olurdu. Ama o, ahlaki bir tatmin istiyor. Biz ona bunu nasıl söyleyebiliriz? Ve biz çok kolay bir şekilde... sadece başımızı eğip hiçbir şey olmamış gibi davranabilirdik. Ama işte binlerce insan geldi; onlarca yıldır partide bulunan insanlar......

Devam edecek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder