Çernobil’den önce
| Çernobil nükleer enerji santrali |
2019 yılında yayımlanan HBO-Sky UK ortak yapımı Chernobyl mini dizisinde çarpıcı biçimde gösterildiği gibi, Çernobil’deki patlamadan sonra sıradan insan hayatına zerre kadar değer vermeyen kibirli bürokratlar bir yandan zorbalık ve umursamazlık arasında gidip gelirken, öte yandan büyük ölçüde kendi eserleri olan bu felaketle baş etmeye çalıştılar. Dizide son derece isabetli bir biçimde sergilendiği üzere, yaşanan yıkım yalnızca teknik bir arızadan değil, bizzat sistemin kendisinden kaynaklanıyordu. (Eleştirilecek yanları olmakla birlikte, bu diziyi henüz izlememiş olan herkese tavsiye ederim.)
Sosyalistlerin “görmediği” felaket
Ne var ki Türkiye’de sosyalist/komünist olduğunu iddia eden çevrelerin Sovyetler Birliği üzerine yaptıkları tahlillerde, Stalinist rejimin niteliği ve yaşadığı derin kriz hakkında çok şey anlatan Çernobil faciası üzerinde nedense pek durulmaz. Daha da önemlisi, Sovyetler Birliği’nde “ilk büyük nükleer felaket”in Çernobil’den çok daha önce, 1949 yılında yaşandığı ve bu felaketin on yıllar boyunca “başarıyla” gizlendiği neredeyse hiç gündeme gelmez.
Bu durum aklıma şu soruları getiriyor: Çernobil gibi dünyanın geniş bir kesimini etkilemiş -ve sürmekte olan Rusya-Ukrayna/NATO savaşı nedeniyle bugün bile tehdit etmeyi sürdüren- bir felaketin “öncülü” nasıl olur da sosyalistler tarafından bu kadar az bilinir? Stalinist rejimin maliyetleri düşük tutma, olup bitenleri gizleme, inkâr etme ve insan hayatını hiçe sayma yoluyla büyük katliamlara kapı araladığı bu felaketler neden sosyalistler arasında yeterince gündeme gelmez ve tartışılmaz?
1949’da ne oldu?
Çelyabinsk-40 (bugünkü adıyla Ozersk), Sovyetler Birliği’nin atom bombası programı için kurduğu, haritalarda bile yer almayan “kapalı şehirlerden” biriydi. Buradaki Mayak tesisi temel olarak iki amaç için çalışıyordu: nükleer silahlar için plütonyum üretimi ve yakıtın yeniden işlenmesi (reprocessing).
Mayak’taki ilk ciddi kriz Ocak 1949’da yaşandı. Bu olayın bir “radyolojik felaket” boyutuna ulaşması, teknik bir aksaklıktan ziyade Sovyet atom projesinin başındaki bürokratların -bürokratik planlamanın yol açtığı türlü sorunların ve aceleciliğin etkisiyle- aldıkları caniyane bir kararın sonucuydu.
Nükleer felaketler her zaman tek bir patlama anına (ya da bir dizi patlamaya) indirgenemez. Bazı felaketler bir “an” değil, yıllara yayılan sinsi bir sürecin ürünü olabilir. Mayak örneğinde mesele, atık yönetiminde en ucuz ve en hızlı yolun seçilerek sıvı radyoaktif atıkların doğrudan Teça Nehri sistemine boşaltılmasıydı. Bu uygulamayla radyoaktif kirlilik nehir üzerinden geniş bir alana yayılmış; nehir kıyısındaki yerleşim alanlarında yaşayanlar yıllarca içme suyu ve tarım yoluyla kronik radyasyona maruz bırakılmıştır.
| Teça Nehri dünyanın en radyoaktif nehriydi |
Sovyetler Birliği’nde 1949’da Stalin döneminde başlayan bu sistematik radyoaktif yıkım on yıllarca hem dünya kamuoyundan hem de Sovyet halkından gizlendi. Dünya bu felaketten ilk kez 1976 yılında, sürgündeki muhalif Sovyet biyolog Jores Medvedev’in (1925-2018) ifşaatlarıyla haberdar oldu. Sovyet rejimi ise gerçeği ancak “terminal döneme” girdiği sırada, 1989 yılında resmen kabul etti.
1957 Kiştim felaketi
| Kiştim |
“Çernobil’den daha fazla kurban mı?”
Bazı kaynaklar, Mayak/Teça felaketinin uzun vadeli kurban sayısının Çernobil’den bile fazla olabileceğini öne sürüyor. Oysa bu iki felaket arasında önemli farklılıklar var. Çernobil, patlamayla yaşanan ve dünyadan ve Sovyet halkından çok uzun süre gizlenemeyen tek seferlik büyük bir şoktu. Mayak’ta yaşananlar ise “normal hayatın içine sinsice sızan” ve on yıllarca süren kronik bir radyoaktif kuşatma niteliğindeydi. Bu süreçte, özellikle radyasyonun etkilerini bilmeden tasfiye işlerinde kullanılan askerler ve mahkûmlar, bürokratik aygıtın gözünde sadece birer “sarf malzemesiydi”.
Özetle, kurban sayılarını karşılaştırarak hangi felaketin daha çok can aldığı konusunda kesin bir hükme varmak kolay değildir; çünkü Çernobil’in uzun vadeli ölüm ve hastalık bilançosu bile kullanılan yöntemlere göre önemli farklılıklar göstermektedir. Teça/Mayak’ta ise maruziyet çok uzun yıllara yayıldığı için “kaç kişi öldü?” sorusunu net biçimde cevaplamak daha da güçtür.
Ancak şu çok açıktır: Mayak’ta maruziyetin on yıllara yayılması, toplumsal tahribatı daha sinsi, daha kalıcı ve daha geniş bir zemine yayılmış hale getirmiştir. Mayak örneği, Stalinist bürokrasinin kendi çıkarları doğrultusunda belirlediği “stratejik hedefler” uğruna doğal çevreyle birlikte işçi sınıfını, köylüleri ve diğer emekçi kesimleri gözden çıkarabildiğini; verileri -ya da dilerseniz işlediği suçların delillerini- onlarca yıl gizleyebildiğini gösteriyor. Çernobil’in dünyada büyük bir yankı uyandırmasının nedeni, radyoaktif bulutların Avrupa’ya ulaşmasıyla facianın artık “gizlenemez” hâle gelmiş olmasıydı. Oysa Mayak gibi kapalı şehirlerde yaşananlar, dış dünyadan yalıtılmış olmaları sayesinde uzun yıllar pervasızca sürdürülebildi.
Aynı zamanda bkz.:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder