Çeviri:
Venezuela ve petrol
Michael Roberts
Michael Roberts’ın blogu yeniden yayında. WordPress’in bu yanlış uygulamadan geri adım atmış olması sevindirici. Bu sayede, aşağıda yer alan çeviriyi artık makalenin orijinalinde bulunan tablo ve grafiklerle birlikte, ayrıca İngilizce aslına doğrudan bağlantı vererek eksiksiz biçimde yayımlayabiliyorum.
Bununla birlikte, bu gelişme dijital alanda sansür ve keyfî müdahalelerin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine, internette ifade özgürlüğünü hedef alan uygulamaların giderek yaygınlaştığına dair çok sayıda örnekle karşı karşıyayız. Büyük dijital platformların hangi içeriklerin dolaşımda kalacağına fiilen karar verdiği bu ortamda, eleştirel ve muhalif seslerin susturulması riski hâlâ son derece güncel.
* * *
ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri saldırılarının ve ülkenin Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasının üzerinden birkaç saat geçmişti ki Başkan Trump, “dev ABD petrol şirketlerinin ülkeye girip milyarlarca dolar harcayarak ağır şekilde tahrip olmuş altyapıyı onaracaklarını ve ülke için para kazanmaya başlayacaklarını” ilan etti. Trump, Maduro’ya yönelik saldırının ve kaçırılmasının temel nedenlerinden birinin, Venezuela’nın devasa petrol rezervlerini -Trump’ın ifadesiyle “bizim petrolümüzü”- ABD’nin kontrolü altına almak olduğunu gizlemedi.
| Dünya genelinde kanıtlanmış ham petrol rezervleri (2023). Venezuela, Suudi Arabistan ve Kanada’yı geride bırakarak en büyük rezervlere sahip ülke olarak öne çıkıyor. |
| Ham petrol (WTI) fiyatlarının son yıllardaki seyri. 2022’deki sert yükselişin ardından fiyatlar kademeli bir düşüş trendine giriyor. |
Venezuela’nın petrol üretimini yeniden canlandırmanın maliyeti, sektörün sondaj altyapısının harap durumda olması ve çıkarılan petrolün “ağır” nitelikte bulunması nedeniyle ucuza mal olmayacaktır. Bu ekstra ağır petrolün çıkarılması, nispeten kısa ömürlü çok sayıda kuyu açılmasını gerektiriyor -bu süreç ABD’deki kaya petrolü üretimine oldukça benziyor- ve ardından da ortaya çıkan çamurun daha hafif petrol ya da nafta ile karıştırılması gerekiyor; böylece petrol, ihraç edilip rafine edilmeden önce boru hatlarından akabilir hâle geliyor. “Ağır” petrolün üretimi, pazarlanabilir hâle getirilebilmesi için buhar enjeksiyonu ve daha hafif ham petrollerle harmanlama gibi ileri teknikler gerektirir. Ayrıca ülkenin rezervleri, büyük ölçüde ülkenin doğusunda yer alan ve yaklaşık 55.000 kilometrekareye (21.235 mil kare) yayılan geniş ve uzak bir bölge olan Orinoco Kuşağı’nda yoğunlaşmıştır.
Dahası, petrol arz fazlası, yeni arama ve çıkarma faaliyetlerinin kârlılığını da şimdiden olumsuz etkilemeye başladı. ABD kaya petrolü sektörünün 2010’lar boyunca biriken zararı yarım trilyon dolara yaklaştı. Her şey, Amerikan kaya petrolü için varil başına ortalama 60 dolar olarak tahmin edilen “başa-baş fiyatına” bağlı. Tüm bunlar, küresel petrol arzının talebe kıyasla daha hızlı arttığı bir arka planda yaşanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı, 2025 yılında küresel arzın günde 3 milyon varil, 2026 yılında ise ilave 2,4 milyon varil artacağını öngörürken; talebin 2025’te yalnızca 830 bin varil, 2026’da ise 860 bin varil artacağını tahmin ediyor. Rystad Energy’den Jorge León’a göre, 2030’ların başında üretimin yaklaşık iki katına çıkarılarak günde 2 milyon varile ulaşmasının maliyeti 115 milyar doları bulacak -bu da ExxonMobil ile Chevron’un geçen yılki toplam sermaye harcamalarının yaklaşık üç katına denk geliyor. Peki Exxon ve Chevron, özellikle bu tür “ağır” petrolün referans fiyatın altında satılması gerekeceği düşünüldüğünde, mevcut küresel petrol arz–talep dengesinde bu yatırımı kârlı hâle getirebilir mi?
Ancak Trump’ın Venezuela’ya yönelik hamlesinin arkasında başka faktörler de bulunuyor. Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi bunu açıkça ortaya koyuyor: 1820’lere tarihlenen Monroe Doktrini, adeta steroide bağlanmış hâliyle geri dönmüş durumda. O dönemde Başkan Monroe, Avrupa devletlerinin Latin Amerika’ya müdahale etmemesi ya da bu bölgeyi kontrol etmeye kalkışmaması gerektiğini ilan etmişti; zira burası artık Amerika Birleşik Devletleri’nin “etki alanı” olarak görülüyordu. Bugün ise Trump yönetimi altında küreselleşme, yerini “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapmak” sloganına bırakmış; Latin Amerika, kesin biçimde yeniden ABD emperyalizminin arka bahçesi olarak konumlandırılmıştır. Bu da hiçbir ülkenin ABD politikalarına ve çıkarlarına direnmesine izin verilmeyeceği anlamına geliyor. ABD’nin hem kaynakları ayrıcalıklı biçimde kullanabilmesi hem de bu kaynaklara rakiplerinin erişimini engelleyebilmesi için bölgede “dost rejimlerin” kurulması gerekiyor. Bu strateji, bölgede Çin’in artan etkisi ve yatırımlarının bloke edilmesini de zorunlu kılıyor. Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü’ne göre, 2025 yılında Çin’in günlük 11,3 milyon varillik petrol ithalatının yalnızca 300.000 varili Venezuela’dan geliyordu; buna karşın Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı şirketler, Venezuela’nın petrol sondaj sektöründe kendilerine kayda değer bir yer edinmişti.
2024 yılında Maduro’nun tartışmalı biçimde yeniden seçildiği dönemde, Venezuela kapitalizminin enerji sektörünün kârlılığına sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulamıştım. Nitekim bu sektör, 2010’dan sonra petrol fiyatlarının çökmesi ve ABD yaptırımları nedeniyle adeta bir ölüm sarmalına sürüklenmişti.
| Venezuela: Net sermaye stoku üzerinden kâr oranı (EWPT serisi) |
Venezuela’nın trajedisi, her şeyin petrol fiyatına bağlı olmasıydı; petrol dışı sektörlerde ya çok sınırlı bir gelişme yaşanmıştı ya da hiç gelişme olmamıştı ve bu sektörler zaten özel şirketlerin elindeydi. Devletin denetiminde, bağımsız bir ulusal yatırım planı da bulunmuyordu. Buna ABD yaptırımları ve hükümetin sürekli biçimde hedef alınarak istikrarsızlaştırılması da eklendiğinde, Chavezci devrimin günlerinin sayılı olduğu ortaya çıkıyordu.
Bu, tüm Latin Amerika için çıkarılması gereken bir derstir. 1980’lerden bu yana alt kıtanın sanayisizleşmesi ve emtia ihracatına giderek daha fazla bağımlı hâle gelmesi, bu ekonomilerin tamamını emtia fiyatlarındaki (tarım ürünleri, metaller ve petrol) oynak dalgalanmalara mahkûm ediyor. Amerikan emperyalizminin gölgesi altında yerli kapitalist sınıfların ve ulusal ekonomilerin zayıflığı da hesaba katıldığında, bu durum herhangi bir bağımsız ekonomi politikasının izlenmesini fiilen imkânsız hâle getiriyor.
Kaynak: "Venezuela and oil", Michael Roberts Blog – blogging from a Marxist economist
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder