Çeviri:
“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir”
| Frank García Hernandez |
1982 doğumlu Hernandez, tarihçi, sosyolog ve siyasi analisttir. Küba solunun tarihine ve Bolşevik Devrimi’nin mirasına dair çalışmalarıyla tanınıyor. Trotskist bir perspektiften Küba’daki rejimi ve uygulamalarını eleştirel biçimde inceleyen az sayıdaki akademisyen ve aktivistten biridir.
Buradaki çeviri, ilk olarak Meksika merkezli La Izquierda Diario’da yayımlanmış olan söyleşinin Küba’daki komünist muhalefet çevrelerinin önemli platformlarından biri olan Communists Cuba’da yer alan versiyonuna dayanmaktadır.
* * *
9 Şubat 2026
La Izquierda Diario de México’nun [Meksika’nın Sol Günlüğü] Frank García Hernández ile yaptığı söyleşi. Sorular: Pablo Oprinari ve Milton D’Leon
BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2
| 9 Şubat 2026 itibarıyla Havana'dan bir görüntü |
Frank: Küba’daki durumu küresel krizin bir parçası olarak kavramadan hiçbir soruya yanıt verilemez. Amerika Birleşik Devletleri Maduro’yu kaçırabildiyse, bunun nedeni yalnızca Delcy Rodríguez ve kliğinin bir anlaşma yapmış olması değil; aynı zamanda Rusya’nın henüz Ukrayna’yı yenememiş olması ve Putin’in Kiev’i dize getirmek için Trump’ın desteğine ihtiyaç duymasıdır. Maduro’ya Moskova’da sığınma teklif edildiği biliniyor; Beşar Esad’ınkine benzer bir kaderi yaşamak istemeyen Maduro, iktidarı kaybetmek istemeyenler tarafından feda edildi. Açıkça görülüyor ki ne generaller ne de Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) sivil kanadı her şeyi kaybetme riskini göze alabildi; Trump da savaş riskini göze almak istemedi. Bu durum, PSUV kliğinin ideolojik yozlaşma düzeyini gözler önüne seriyor: Bu klik yalnızca Maduro’yu değil, Küba’yı da teslim etti.
Ancak Küba söz konusu olduğunda, Rusya ve Çin’in suç ortaklığını bir kez daha teşhir etmenin zamanı gelmiştir: Adaya yakıt ulaşmıyorsa, bunun nedeni onu tedarik eden tüm ülkelerin sevkiyatı durdurmuş olmasıdır. Küba’nın Venezuela’ya bağımlı olduğu doğrudur; ancak aynı zamanda Rus petrolüne de bağımlıydı.
Açıkçası, Küba söz konusu olduğunda Putin de Ukrayna’yı kazanmak uğruna onu gözünü kırpmadan feda etti. Bu yeni bir durum değil; emperyalistlerin öteden beri sergilediği bir davranış biçimidir. Bugün ise yeni emperyalist ittifakların yol açtığı sonuçlara ve sözde devrimci hükümetlerin ideolojik bakımdan tam bir çöküşüne tanık oluyoruz.
LID: Bu bağlamda, 1962’den beri yürürlükte olan emperyalist abluka nedeniyle zaten çok ağır koşullar altında yaşayan, üstelik Küba hükümetinin ekonomik ve sosyal eşitsizliği artıran ve derin siyasal baskıyla şekillenen politikaları yüzünden durumu daha da kötüleşen emekçi kitlelerin bugün karşı karşıya olduğu tablo nedir?
Frank: Küba toplumunun çoğunluğu bugünkü tabloyu anti-emperyalist direniş penceresinden değil, günlük hayatta kalma mücadelesi açısından yaşıyor. Küba halkının, ağırlaşan sorunlarının başlıca kaynağı olarak ABD’yi gördüğü yönündeki algı gerçeği yansıtmıyor. Sokakta duyulan ve hissedilen şey, hükümete yönelik büyük bir bıkkınlıktır. Hem Venezuela’da hem de Küba’da Trump, Küba hükümetinin düşük popülaritesini bildiği için bu tür adımları atabileceğini de biliyordu. Bugün hiçbir Küba lideri, işçi sınıfının ABD’ye karşı olası bir direnişine öncülük edecek ölçüde bir siyasi sermayeye sahip değil. Diaz Canel’in başkanlığı devralmasından bu yana Küba halkının siyasal demobilizasyonu giderek derinleşti. Raul Castro’nun sahneden çekilmesiyle birlikte, iktidarı elde tutmak açısından son derece işlevli olan tüm o destansı anlatılar da ortadan kayboldu. Eski kuşağın yerine geçenler ise ne gerekli yeni desteği yaratabildiler ne de mevcut desteği koruyabildiler.
İç ticaretin özelleştirilmesi fiyatların hızla yükselmesine yol açtı ve halk kesimlerini doksanlı yıllardakine benzer bir krizle karşı karşıya bıraktı. Ancak doksanlı yıllardan farklı olarak, bu kez gıda ürünleri bulunabiliyordu; yalnızca serbest piyasa fiyatlarıyla. Devlet işçi sınıfını kendi kaderine terk etti; hastaneler ve okullar giderek kötüleşirken ilaç kıtlığı normalleşti, devlet ise boş kalan oteller inşa etmeye yöneldi. Ayrıca Küba hükümeti özel sektöre ithalat izni verdi; öyle ki özel süpermarketlerin rafları ağzına kadar doluyken, devletin tedariki hem yetersiz kaldı hem de kimi zaman özel sektörden bile daha pahalıydı. Böylece hükümet, gıda temini gibi en temel sorunları dahi çözemeyen, boş sloganları tekrarlayan bir çete görüntüsü verirken, özel sektörü adeta bir kurtarıcı olarak sundu. “KOBİ’ler olmasaydı, aç kalırdık” ifadesi Küba’da sıkça duyuluyor. Bu, işçi sınıfının karnını burjuvazi sayesinde doyurduğunu söylemesidir. Bu mantığın ideolojik boyutu kavrandığında, Küba’da bugün yaşanan siyasal çöküşün düzeyi de anlaşılır.
Durum o kadar vahim ki, beş gün önce Havana’da şehir içi ulaşım tamamen durdu; Havana Üniversitesi kapılarını kapattı; enerji kullanımını rasyonelleştirmek için az sayıdaki turist birkaç otelde toplandı ve geçen pazar günü uçaklara yalnızca 24 saat yetecek kadar yakıt kaldığı bildirildi. Eğer Küba’da uçaklara yakıt ikmali sorunu çözülmezse, ülkeye giriş ve çıkış tarihinde ilk kez fiilen duracak. Yalnızca başka bir ülkede yakıt ikmali yapabilecek kadar yakıtı olan gemiler ya da uçaklar giriş-çıkış yapabilecek; bu ise olağan bir durum değil.
Vurgulamak istediğim bir diğer önemli nokta, ciddi yakıt kıtlığı ve devlet ulaşımının çöküşü karşısında, Santiago de Cuba’daki San Luis belediyesi yetkililerinin tabutların taşınması için at arabalarını devreye sokmuş olmalarıdır. Söz konusu araç, bir hayvan tarafından çekilmek üzere özel olarak tasarlanmış, pencereli kapalı bir metal yapıdan oluşuyor. Bu durumu ciddi bir yetersizlik olarak kabul etmek yerine, iktidar partisine yakın çevreler bu uygulamayı bir “başarı” ya da benzin kıtlığı nedeniyle ailelerin hizmetten mahrum kalmaması için pratik bir alternatif olarak sunuyor.
Bu haber sosyal medyada büyük tepki yarattı. Vatandaşlar, krizin artık yalnızca günlük yaşamı (gıda, elektrik) etkilemekle kalmayıp, “son veda”nın ciddiyetini ve saygınlığını da ortadan kaldırdığını dile getiriyor. Bu tablo, Küba devletinin en temel hizmetleri dahi sağlayamaz hale geldiğini ve halkı cenazelerini bile geçmiş yüzyılların koşulları altında kaldırmaya mecbur bıraktığını gösteriyor.
Devam edecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder