Donald Trump etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Donald Trump etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2026

Çeviri / Haber:

Arjantin’de Küba ile bağımsız işçi-öğrenci dayanışması

14 Mayıs 2026 akşamı Arjantin parlamentosu önünde düzenlenen İşçilerin ve Öğrencilerin Küba ile Bağımsız Dayanışma Kampanyası açılış etkinliğinden bir kare.
14 Mayıs 2026 akşamı, Arjantin parlamentosu önünde, İşçilerin ve Öğrencilerin Küba ile Bağımsız Dayanışma Kampanyası’nın açılış etkinliği düzenlendi. Kampanya, 19 Nisan’da Arjantin’deki sosyalist solun önde gelen örgütleri tarafından başlatıldı. (Kampanyanın çağrı metninin Türkçe çevirisi daha önce bu blogda yayımlanmıştı.)

Etkinlik, kampanyaya Küba’dan destek veren ve gönderilecek tıbbi malzeme bağışlarını teslim alacak olan Kübalı doktorların mesajının okunmasıyla başladı. Ardından kampanyanın koordinasyonunu üstlenen altı örgütün temsilcileri söz aldı: İşçi Partisi, Sosyalist Sol, Yeni MAS, Devrimci İşçi Akımı, Sosyalist İşçi Partisi ve Sosyalist İşçi Örgütü.

Konuşmacılar arasında Sosyalist Sol’dan sendika yöneticileri Mónica Schlotauer ve Pablo Almeida; İşçi Partisi’nden Polo Obrero yöneticisi Chiquito Belliboni ve Pablo Giachello; PTS’den milletvekili Christian “Chipi” Castillo; Yeni MAS’tan Federico Winokur ve öğrenci hareketi yöneticisi Iván Nieves yer aldı. COR adına María, OST adına ise Matías söz aldı.

Etkinliğe ayrıca Centro de Profesionales por los Derechos Humanos (CEProDH, İnsan Hakları İçin Profesyoneller Merkezi) adına Matías Aufieri katıldı. Öğretmen sendikası Ademys de kampanyaya katılma kararı aldı ve sendika etkinlikte Silvina Cuello ile Federico Puy tarafından temsil edildi. Etkinlikte Arjantinli düşünür Diego Sztulwark’ın dayanışma mesajı da okundu; Alejandro Horowicz ve Luis Zamora’nın da kampanyaya destek verdiği duyuruldu.

Comunistas Cuba’nın haberine göre etkinlik gerçekleşirken Küba’da 13 Mayıs’tan beri, esas olarak geceleri düzenlenen ve yolların kesildiği protestolar yaşanıyordu. Haberde ayrıca CIA’nın Küba hükümetiyle resmî bir görüşme yaptığı ve Havana’nın ABD’den 100 milyon dolar tutarında yardım almayı kabul ettiği aktarılıyor.

Comunistas Cuba, kampanyanın amacını, Küba işçi sınıfının hem Trumpçı kuşatmanın hem de Díaz-Canel yönetiminin kapitalist restorasyon önlemlerinin sonuçlarına katlandığı koşullarda, “eleştirel Marksist” bir müdahalede bulunmak olarak tanımlıyor.

Kaynak: Comunistas Cuba, Argentina: Acto de lanzamiento de Campaña Independiente de Solidaridad con Cuba (fotos), 15 Mayıs 2026.

Sosyalist Sol yöneticisi Pablo Almeida, Küba’daki eleştirel solun yakın dostlarından biri olarak etkinlikte söz aldı.
Milei hükümetinin hedef aldığı piquetero hareketi [yol kesme eylemleriyle tanınan işsiz işçiler hareketi] yöneticisi Chiquito Belliboni, konuşmasına Küba halkının protesto eylemlerine verdiği desteği dile getirerek başladı.
Yeni MAS yöneticisi Federico Winokur, Küba hükümetini sert biçimde eleştirirken emperyalist Yankee ablukasına karşı mücadelenin aciliyetinin de altını çizdi.

Ademys öğretmen sendikası kampanyaya katılma kararı aldı.

Devrimci İşçi Akımı (COR), bu açılış etkinliği öncesinde kampanyayı Villa Mercedes, Mendoza ve Córdoba’da halka duyuran çalışmalar yürüttü.
CEProDH’den Matías Aufieri, Trumpçı kuşatmanın Küba halkına yönelik ağır bir saldırı olduğunu vurguladı.
Demiryolu sendikası yöneticisi ve Gazze’yle Dayanışma Filosu katılımcısı Mónica Schlotauer, Filistin’le dayanışmada olduğu gibi Küba için de enternasyonalist bir seferberlik çağrısı yaptı.
PTS yöneticisi ve milletvekili Christian “Chipi” Castillo, kampanyanın başlıca koordinatörlerinden biri olarak etkinlikte söz aldı.
Sosyalist İşçi Örgütü (OST), Trotskistlerin emperyalizme karşı mücadele ederken Küba hükümetine yönelik eleştirel tutumdan vazgeçmemesi gerektiğini hatırlatan bir birlik çağrısı yaptı.
İşçi Partisi yöneticisi Pablo Giachello, Küba emekçileriyle tam dayanışma içinde olduklarını dile getirdi.

Aynı zamanda bkz.: 

“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir” (3 bölüm)

Arjantin: İşçilerin ve Öğrencilerin Küba ile Bağımsız Dayanışma Kampanyası

Küba ekonomisinin çöküşü

Balseros’tan bugüne: Küba halkının bitmeyen krizi

26 Nisan 2026

Çeviri:

Arjantin: İşçilerin ve Öğrencilerin Küba ile Bağımsız Dayanışma Kampanyası

19 Nisan 2026

Aşağıda, Arjantin solunun önde gelen örgütleri tarafından 19 Nisan’da başlatılan İşçilerin ve Öğrencilerin Küba ile Bağımsız Dayanışma Kampanyası’nın yayımladığı çağrı metninin Türkçe çevirisi yer almaktadır.

* * *

Yankee emperyalizminin onlarca yıldır Küba’yı boğmak için uyguladığı abluka, Donald Trump hükümetinin aldığı canice önlemlerle daha da ağırlaştırıldı; üçüncü ülkeler, adaya petrol sağlamamaları için tehdit edildi.

Gezegenimiz sanki Yankee emperyalizminin sömürge alanıymış gibi, bu gangstervari emperyalist dayatma, Küba’yı kuşatma altına alarak Küba hükümetini ya teslim olmaya ya da karşı-devrime kapı aralayacak çaresiz bir toplumsal patlamayla karşı karşıya kalmaya zorlamayı amaçlıyor.

Sheinbaum, Lula ve Petro’nun ‘ilerici’ hükümetleri, Trump ve Marco Rubio’nun emirlerine boyun eğerek petrol göndermeyi durdurdular; oysa Küba’nın ağır enerji kriziyle başa çıkabilmek için her şeyden önce gerçekten ihtiyaç duyduğu şey petroldür.

Küba’ya aylardır tek bir damla petrol bile ulaştırılmadı.

Küba’ya yönelik bu kuşatma, Filistin’e karşı yürütülen soykırımcı savaş, Nicolás Maduro’nun kaçırılması ve yerine Delcy Rodríguez’in kukla hükümetinin geçirilmesi ya da İran’a karşı savaş gibi, Yankee emperyalizminin küresel ölçekte hegemonyasındaki gerilemeyi tersine çevirmeye dönük saldırısının bir parçasıdır.

Bu saldırı bağlamında, tüm Latin Amerika’yı Yankee emperyalizminin sömürge mandası hâline getirme politikasının parçası olarak Küba’yı yeniden sömürgeleştirmeyi amaçlıyorlar.

Küba hükümetini, onun piyasa reformları programını ve Küba için bir çözüm olarak lüks turizmin teşvik edilmesini; ayrıca bu politikanın eşitsizliği artıran ve Küba emekçi halkının kazanımı olan sosyal hizmetleri aşındıran etkilerini eleştiriyoruz.

Ülkenin bürokratik ekonomik ve siyasi yönetimini, emekçi çoğunluğun durumunu kötüleştirip onları her alanda bürokratik baskıya maruz bıraktığı için eleştirdiğimiz gibi, Kübalı işçilerin ve Küba halkının hakları için gösteri yapma hakkını da savunuyoruz. Ancak bu, çözümün Küba’nın Yankee emperyalizmi tarafından yeniden sömürgeleştirilmesinde ya da canice ablukayı destekleyen Miami parazitlerinin iktidara gelmesinde olmadığını gözden kaçırdığımız anlamına gelmez.

Çözüm, okuma yazma bilmemenin, veremin ve büyük toprak mülkiyetinin hüküm sürdüğü eski Küba’ya geri dönmek değildir.

Çözüm, baş lobiciliğini bizzat Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yaptığı Miami solucanlarının işletmelerini yeniden tesis etmek değildir.

Çözüm, yeniden Yankee emperyalizminin genelevi ve kumarhanesi hâline gelmek değildir.

Çözüm, Küba’nın bağımsızlığını savunmaktır; bu bağımsızlık ancak ekonomiyi demokratik biçimde planlayan gerçek bir işçi sınıfı hükümeti tarafından güvence altına alınabilir.

Yankee emperyalizminin Küba’yı yeniden sömürgeleştirmesi, Küba işçi sınıfının çektiği sıkıntıları ve uğradığı haksızlıkları yalnızca daha da ağırlaştıracaktır!

Küba’nın emekçi halkı kendi kaderini kendisi belirlemelidir.

Kahrolsun Küba’ya yönelik emperyalist Yankee ablukası! 

Latin Amerika hükümetlerini, özellikle de Sheinbaum, Lula ve Petro hükümetlerini, Trump’ın emirlerine karşı gelerek Küba’ya petrol göndermeye zorlayalım!

Küba’nın kaderini belirleme hakkı yalnızca Küba’nın emekçi halkına aittir!


Kampanyanın koordinasyonunu üstlenen örgütler:

Sosyalist İşçi Partisi
Sosyalist Sol
İşçi Partisi
Yeni MAS
Devrimci İşçi Akımı
Kendi kaderini tayin ve özgürlük
Sosyalist İşçi Örgütü

Kaynak: Argentina: Campaña Independiente de Solidaridad Obrera y Estudiantil con Cuba, Comunistas Cuba

Ayrıca bkz.:

“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir” 

Küba ekonomisinin çöküşü 

Balseros’tan bugüne: Küba halkının bitmeyen krizi

23 Şubat 2026

Çeviri:

“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir”

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3

6 Şubat 2026 itibarıyla Havana'dan bir görüntü
LID: Kuşkusuz, Küba halkı için kritik bir dönemden geçiyoruz. Küba halkı, emperyalist saldırı ile hükümetin kendi politikalarının yarattığı ağır sonuçlar arasında sıkışmış durumda; bu politikalar ekonomik eşitsizliği ve siyasal baskıyı daha da derinleştirdi. Sizce bu dinamiğin nihai hedefi nedir? Ayrıca, Küba hükümetinin ABD’den gelebilecek yeni saldırılara -askerî saldırı dâhil- direnmeye hazır olduğunu düşünüyor musunuz?

Frank: Küba söz konusu olduğunda, Amerika Birleşik Devletleri ekonomik açıdan çok az şey kazanabilir; ancak sembolik değeri çok yüksek olur. Küba’nın düşüşünün Latin Amerika solunda yaratacağı ideolojik şok, SSCB’nin çöküşünün yarattığı etkiye benzer sonuçlar doğurur. Ekonomik kazanç sınırlı olacağı için, yaratılmak istenen aşağılanmanın daha büyük olması gerekir; yani bu süreç, bugün hâlâ bazılarının Delcy Rodríguez’e güven duyduğu Venezuela örneğinde olduğu gibi olamaz. Venezuela’da mesele siyasiydi, ancak bunun arkasında büyük bir ekonomik çıkar da vardı. María Corina Machado’nun ABD tarafından dışlanması ve etkisizleştirilmesi boşuna değildi. Oysa Küba örneği neredeyse bütünüyle siyasidir. Cumhuriyetçi Parti Teksas’ta kaybetti; Demokrat Parti’den bir “sosyalist” New York’ta onları mağlup etti. Florida’yı kazanmak açısından kritik olan Küba kökenli seçmenler -ki Florida da başkanlığı kazanmak bakımdan belirleyici önemdedir- sınır dışı etme politikaları nedeniyle Trump’a öfkeli. Peki Küba düşerse bunun ABD seçmeni üzerindeki etkisi ne olur? En azından Miami’deki aşırı sağcı Küba kökenli topluluk Cumhuriyetçi Parti’ye büyük bir minnettarlık duyar. Trump, Küba’nın yenilmesini istiyor. Bunun için, en azından Diaz-Canel’in düşmesi ve bu düşüşün ABD kuşatmasının açık bir sonucu olarak gerçekleşmesi -ya da Venezuela’da olduğu gibi, perde arkasında yürütülen bir sürecin ürünü olması- gerekiyor.

Ancak Trump, Castro’ların da hedef alınacağını söylüyor. Eğer bu gerçekleşirse, Küba’nın durumu çok daha karmaşık bir hâl alır. Bu durumda ya Castro ailesi sürgüne gidip Beşar Esad’a komşu olur ya da Küba hükümeti kitlesel protestolar sonucunda düşer ve Castro ailesinin kaderi başka dinamiklere bağlı hâle gelir. Raul Castro hayattayken ilk senaryonun gerçekleşme olasılığı oldukça zayıf. Raul Castro, yarın Havana’da ölebilecek bir yaştayken, ABD’ye direnen bir lider olarak sahip olduğu imajı feda etmeyecektir. Öte yandan, çocuklarının Moskova’nın dışındaki bir daçada yaşamayı kabul edebileceğini düşünüyorum. Böyle bir anda, herhangi bir lider ya da bir televizyon spikeri, Yankee ablukası nedeniyle ve Küba’nın daha fazla zarar görmemesi için hükümetin istifa etmeye karar verdiğini ve bir geçiş hükümetinin göreve başlayacağını ilan edebilir. Ardından Castro ailesinin ve Diaz-Canel’in Rusya’ya gittiklerinin ortaya çıkması durumunda; böyle bir senaryo söz konusu olabilir. Ancak Raul hayattayken bunun gerçekleşmesini pek olası görmüyorum.

Askerî bir saldırı söz konusu olduğunda hükümetin direniş göstermesi mümkündür; ancak bu son derece korkunç bir tablo olurdu. Bunun gerçekleşeceğini sanmıyorum, çünkü böyle bir adım Trump açısından çok yüksek bir maliyet taşır. Yine de Venezuela’da yaşanana benzer, daha cerrahî nitelikte bir müdahale ihtimali bütünüyle göz ardı edilemez. Trump, hükümetin kitlesel protestolar sonucunda düşeceğine inandıklarını açıkça söyledi. Bu protestolar, ABD baskısı nedeniyle hükümetin düşmesini talep eden protestolar olacaktır. Peki bu durumda ne yapılmalı? Protestolar halkın desteğine sahip olduğu ve işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi için bir fırsat yaratabileceği için desteklenmeli mi? Yoksa ABD’nin bundan büyük bir avantaj sağlayabileceği düşüncesiyle protestolara karşı mı çıkılmalı? Bu protestolar, 11J’den [*] çok farklı bir karaktere sahip olacaktır. Her koşulda, önderliğini ele geçirmek için bu protestoların içinde yer almamız gerekir.

Durumu karmaşıklaştıran bir unsur ise, Küba’da çoğunluğun mevcut tabloyu artık üstesinden gelinemez olarak görmesidir. Artık dayanacak gücümüz kalmadı sözünü giderek daha sık duyuyoruz; hatta zaman zaman ABD’ye daha sıcak bakan bir ton da ortaya çıkıyor. Bir diğer tutum ise kötüleşmenin farkına varmamak ya da onu önemsememektir. Ulaşım o denli büyük bir çöküş yaşadı ki, 2025’te taşınan yolcu sayısı %93 oranında düşüş gösterdi; neredeyse her gün elektrik kesintileri yaşanıyordu. Ancak bu tablo, bugün yaşanan umutsuzlukla aynı değildi. Şu anda karşımızda, hiçbir şeyin çözümü yokmuş gibi görünen ve her an trajik, beklenmedik bir sona sürüklenebilecek bir durum var. 

LID: La Izquierda Diario gazetesi ve Sürekli Devrim Akımı’nın oluşturduğu Uluslararası Ağ olarak, Latin Amerika’daki emperyalist saldırganlığa karşı büyük bir uluslararası anti-emperyalist kampanyanın örgütlenmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu kampanyada, Venezuela’ya yönelik saldırılara ve Küba’ya dönük planlara karşı mücadele ön plana çıkarılmalı; bölgedeki sendikal merkezlere kıtasal bir grev çağrısı yapılmalıdır. Aynı şekilde, Brezilya ve Meksika gibi kendilerini “ilerici” olarak sunan güçlerin yönettiği ülkelerde, bu hükümetlerin ABD’ye tabi politikalarını teşhir ediyor ve Küba’ya petrol sevkiyatının derhal başlatılmasını talep ediyoruz. Sizin bakış açınızdan, işçi sınıfı ve bölge halkları Küba’ya ve Latin Amerika’ya yönelik bu emperyalist saldırı karşısında nasıl bir tutum benimsemelidir?

Küba’nın içinde bulunduğu durum çözümsüz gibi görünebilir; onu bu durumdan ancak dünya işçi sınıfı kurtarabilir. Bu tablonun büyük ölçüde sorumlusu, uluslararası düzeyde dahi siyasi desteğini yitirmiş olan Küba hükümetidir. Bugüne kadar yurtdışında Küba lehine kitlesel bir gösteri gerçekleşmedi; yalnızca küçük çaplı siyasi eylemler ve münferit çağrılar yapıldı. Küba lehine uluslararası baskının azalması, devrimin bürokratikleşmesiyle eşzamanlı ilerledi. Öte yandan, 11J tutuklularının serbest bırakılmasını talep etmiş olmanız ve Küba’daki sürecin bürokratikleşmesine açıkça işaret etmeniz, Küba ile dayanışma çağrısı yaparken siyasal ve ahlaki bir tutarlılık zemini oluşturuyor. Buna karşın, abluka karşıtı protesto çağrısı yapan örgütlerin büyük bölümü Havana’ya yakın gruplardır. Bu durum, dayanışma faaliyetlerini ciddi biçimde yıpratıyor. Filistin’le dayanışma çağrısı yapanların çoğu, bunu Hamas’la dayanışma çağrısına indirgemeden yapıyor; bu yaklaşım uluslararası düzeyde baskın durumda. Oysa Küba söz konusu olduğunda, “Küba ile dayanışma” fikrini “Küba hükümetiyle dayanışma” fikrinden ayırmak son derece zorlaşıyor. Bu da seferberliği felç ediyor. Eğer etkili bir adım atılacaksa, kendilerini “ilerici” olarak sunan hükümetlerin yönettiği ülkelerde protestolar örgütlenmeli ve Küba’ya petrol sevkiyatının derhal başlatılması talep edilmelidir. Bu hükümetler, bugün ABD’nin başlıca suç ortakları konumundadır. Petro’nun Trump ile gülümseyerek poz vermesine ve Küba’ya bir damla petrol bile göndermemiş olmasına tanık olmak gerçekten dehşet verici.

1961’de uluslararası bir protesto dalgası, Küba’yı ABD’nin doğrudan askerî müdahalesinden kurtarmıştı. Domuzlar Körfezi işgali sırasında Küba büyükelçilikleri sürekli olarak, adaya gidip savaşmak isteyen yabancılardan gelen taleplerle karşılaşıyordu. Bugün ise Küba büyükelçilikleri dahi Küba ile dayanışma kampanyaları yürütmüyor; Küba hükümeti diplomatik çerçevenin dışına çıkmamaya çalışıyor. Buna karşılık, siz Küba ile dayanışmayı talep eden ve somut sonuçlar üretebilecek bir birleşik cepheyi örgütlemek için gerekli siyasal meşruiyete ve uluslararası bağlantılara sahipsiniz. Bu tür bir girişim, Christian Castillo’nun [**] geçtiğimiz cuma günü yaptığı gibi, Küba halkını boğan Yankee ablukasına karşı parlamentolarda yasa tasarıları sunulmasıyla da güçlendirilebilir. Her durumda, Küba’ya yönelik bu linç girişimini durdurabilecek tek güç, dünya işçi sınıfının sokaklarda göstereceği kitlesel seferberliktir. Aksi hâlde ortaya çıkabilecek tablo, kıtlığa hatta savaşa kadar uzanabilecek son derece ağır sonuçlar doğurabilir.

[*] 11J, 11 Temmuz 2021’de Küba’da patlak veren kitlesel protestolara verilen addır. Ekonomik kriz, gıda ve ilaç kıtlığı ile elektrik kesintilerinin tetiklediği bu protestolar, 1959 Devrimi’nden bu yana ülkede görülen en geniş çaplı toplumsal eylemlerden biri olmuş; hükümet sert bir güvenlik müdahalesiyle protestoları bastırmış, çok sayıda kişi gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır.

[**] Christian Castillo, Arjantin’de faaliyet gösteren Partido de los Trabajadores Socialistas (PTS - Sosyalist İşçi Partisi) üyesi Marksist bir siyasetçi ve Ulusal Kongre milletvekilidir. İşçi mücadeleleriyle dayanışma, emperyalizme karşı tutum ve Latin Amerika’daki halk hareketlerine destek konularında aktif çalışmalarıyla bilinir. Burada anılan girişim, Küba halkını boğan ABD ablukasına karşı Arjantin Parlamentosu’na sunduğu yasa tasarısını ifade etmektedir.

Bitti

22 Şubat 2026

Çeviri:

“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir”

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3

Petro - Sheinbaum - Lula
LID: Bu son derece ciddi bir durum, Lula, Petro ve Sheinbaum gibi kendilerini “ilerici” olarak tanımlayan, ancak Washington’a tabi hükümetlerin tutumunu daha da korkunç ve utanç verici hale getiriyor. Nitekim Meksika, adaya yönelik petrol sevkiyatını dahi askıya aldı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Frank: Küba daha önce hiç böyle bir durum yaşamamıştı. SSCB’nin çöküşü son derece ağır bir durum yarattı; ancak Fidel Castro gibi bir liderin varlığı siyasi çöküşün önüne geçebildi. Üstelik Küba ticaret ortaklarının %85’ini kaybetmiş olmasına rağmen Latin Amerika ile ilişkilerini yeniden kurabildi. Bugün ise, sizin de belirttiğiniz gibi, Latin Amerika’daki aynı “ilerici” hükümetler Küba’ya ihanet etmiş durumda: Petro, Lula, Sheinbaum, Orsi ve hatta Ortega Küba’ya yakıt gönderebilirdi. Ancak Trump’ın Sheinbaum hakkında söylediği gibi, “iyi bir davranış sergiliyorlar” - elbette ABD’ye karşı.

Küba’ya ihanet eden hükümetlerin tutumlarını yeniden gözden geçirip Küba’ya petrol göndermeye başlamaları son derece zor. Sheinbaum pazar günü iki gemiyle gıda gönderdi: ilerici seçmenlerin gözünde fazla kötü görünmemek için verilen bir tür sadaka. Ancak Küba hükümeti, yalnız bırakıldığını ısrarla inkâr ediyor; uluslararası destek gördüğünü iddia ediyor. Söyledikleri gerçekten akıl almaz.

LID: Bu ortamda ne tür siyasal perspektiflerin öne çıktığını görüyorsunuz? Özellikle, Beyaz Saray’ın Küba hükümetiyle “görüşmeler” yürüttüğünü iddia etmesine karşın Küba hükümetinin bunu şimdiye dek reddetmiş olması dikkate alındığında, Diaz-Canel hükümetinin Trump karşısında nasıl bir tutum benimseyeceğini düşünüyorsunuz?

Alejandro Castro Espín
Frank: Geçen cuma, Diaz-Canel, rahatsız edici sorular sormayan bir basının desteğiyle, gerçeklikten tamamen kopuk bir basın toplantısı düzenledi. Kimse ne demek istediğini anlayamadı. Öncesinde büyük bir beklenti yaratılmıştı; ancak ortaya çıkan tablo büyük bir hayal kırıklığı oldu ve onu açıkça zor durumda bıraktı. Buna karşılık ertesi gün, Fidel Castro ve Raul Castro’nun büyük yeğeni -yani kardeşlerin ablasının torunu- Oscar Perez-Oliva Fraga, bugüne dek kamuoyu önünde hiç görünmemiş biri olarak, çok daha sağlam ve sade bir konuşmayla ortaya çıktı.Herhangi bir kesim, Diaz-Canel’i yetersiz göstermek ve onu Raul Castro ile Fidel Castro’in büyük yeğeniyle karşı karşıya getirmek isteyecek mi? Muhtemelen. Ayrıca Alejandro Castro Espín de var; ABD ile yürütülen görüşmeleri onun yönettiği söyleniyor.

Bunun belli bir mantığı olabilir: Alejandro Castro Espín, Küba ile ABD arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik ilk adımlarda babasına eşlik etmişti. Gerçek şu ki iktidar, hâlâ devrimin eski muhafızlarının etrafında kümelenmiş bir çekirdeğin elinde bulunuyor ve Castro ailesi hâlâ büyük bir siyasi nüfuza sahip. Diaz-Canel, giderek daha fazla karar alma kapasitesinden yoksun, hiçbir sorunu çözemeyen ve neredeyse hiç halk desteği kalmamış zayıf bir başkan olarak görülüyor. Görevden alınması, yerine yalnızca başka bir sermaye yanlısı bürokrat getirilecek olsa bile, çoğunluk tarafından sevinçle karşılanacaktır. Raul Castro’nun siyasi muhakeme kapasitesinin ne durumda olduğu bilinmiyor; kendisi zaten 95 yaşında. Umarım bu koşullar altında hayatını kaybetmez, çünkü bu son derece istikrarsızlaştırıcı bir siyasi gelişme olur.

Raul Castro ve Diaz-Canel
Bir başka şaşırtıcı nokta ise, ABD Havana ile müzakerelerin sürdüğünü doğrularken Küba’nın bunu yalanlamasıdır. Maduro’nun kaçırılmasından kısa süre önce, bazı ABD medya kuruluşları Delcy Rodríguez’in Trump ile, PSUV’nin iktidarda kalması karşılığında Maduro’nun teslim edilmesini görüştüğünü iddia etmişti. Venezuela bunu defalarca reddetti. Ancak gerçekler, Delcy Rodríguez ile ABD arasında müzakereler yürütüldüğünü ortaya koydu. Şimdi de Diaz-Canel’in teslim edilmesi karşılığında Castroların iktidarda kalmasını sağlayacak şartlar mı ayarlanıyor acaba?

Devam edecek

21 Şubat 2026

Çeviri:

“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir”

Frank García Hernandez
Aşağıdaki metin, Kübalı Trotskist tarihçi ve araştırmacı Frank García Hernandez ile yapılmış bir söyleşinin Türkçe çevirisidir.

1982 doğumlu Hernandez, tarihçi, sosyolog ve siyasi analisttir. Küba solunun tarihine ve Bolşevik Devrimi’nin mirasına dair çalışmalarıyla tanınıyor. Trotskist bir perspektiften Küba’daki rejimi ve uygulamalarını eleştirel biçimde inceleyen az sayıdaki akademisyen ve aktivistten biridir.

Buradaki çeviri, ilk olarak Meksika merkezli La Izquierda Diario’da yayımlanmış olan söyleşinin Küba’daki komünist muhalefet çevrelerinin önemli platformlarından biri olan Communists Cuba’da yer alan versiyonuna dayanmaktadır.

* * *

9 Şubat 2026

La Izquierda Diario de México’nun [Meksika’nın Sol Günlüğü] Frank García Hernández ile yaptığı söyleşi. Sorular: Pablo Oprinari ve Milton D’Leon

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3

9 Şubat 2026 itibarıyla Havana'dan bir görüntü
LID: Küba’ya yönelik emperyalist saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu saldırının arkasında sizce hangi etkenler bulunuyor?

Frank: Küba’daki durumu küresel krizin bir parçası olarak kavramadan hiçbir soruya yanıt verilemez. Amerika Birleşik Devletleri Maduro’yu kaçırabildiyse, bunun nedeni yalnızca Delcy Rodríguez ve kliğinin bir anlaşma yapmış olması değil; aynı zamanda Rusya’nın henüz Ukrayna’yı yenememiş olması ve Putin’in Kiev’i dize getirmek için Trump’ın desteğine ihtiyaç duymasıdır. Maduro’ya Moskova’da sığınma teklif edildiği biliniyor; Beşar Esad’ınkine benzer bir kaderi yaşamak istemeyen Maduro, iktidarı kaybetmek istemeyenler tarafından feda edildi. Açıkça görülüyor ki ne generaller ne de Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) sivil kanadı her şeyi kaybetme riskini göze alabildi; Trump da savaş riskini göze almak istemedi. Bu durum, PSUV kliğinin ideolojik yozlaşma düzeyini gözler önüne seriyor: Bu klik yalnızca Maduro’yu değil, Küba’yı da teslim etti.

Ancak Küba söz konusu olduğunda, Rusya ve Çin’in suç ortaklığını bir kez daha teşhir etmenin zamanı gelmiştir: Adaya yakıt ulaşmıyorsa, bunun nedeni onu tedarik eden tüm ülkelerin sevkiyatı durdurmuş olmasıdır. Küba’nın Venezuela’ya bağımlı olduğu doğrudur; ancak aynı zamanda Rus petrolüne de bağımlıydı.

Açıkçası, Küba söz konusu olduğunda Putin de Ukrayna’yı kazanmak uğruna onu gözünü kırpmadan feda etti. Bu yeni bir durum değil; emperyalistlerin öteden beri sergilediği bir davranış biçimidir. Bugün ise yeni emperyalist ittifakların yol açtığı sonuçlara ve sözde devrimci hükümetlerin ideolojik bakımdan tam bir çöküşüne tanık oluyoruz.

LID: Bu bağlamda, 1962’den beri yürürlükte olan emperyalist abluka nedeniyle zaten çok ağır koşullar altında yaşayan, üstelik Küba hükümetinin ekonomik ve sosyal eşitsizliği artıran ve derin siyasal baskıyla şekillenen politikaları yüzünden durumu daha da kötüleşen emekçi kitlelerin bugün karşı karşıya olduğu tablo nedir?

Frank: Küba toplumunun çoğunluğu bugünkü tabloyu anti-emperyalist direniş penceresinden değil, günlük hayatta kalma mücadelesi açısından yaşıyor. Küba halkının, ağırlaşan sorunlarının başlıca kaynağı olarak ABD’yi gördüğü yönündeki algı gerçeği yansıtmıyor. Sokakta duyulan ve hissedilen şey, hükümete yönelik büyük bir bıkkınlıktır. Hem Venezuela’da hem de Küba’da Trump, Küba hükümetinin düşük popülaritesini bildiği için bu tür adımları atabileceğini de biliyordu. Bugün hiçbir Küba lideri, işçi sınıfının ABD’ye karşı olası bir direnişine öncülük edecek ölçüde bir siyasi sermayeye sahip değil. Diaz Canel’in başkanlığı devralmasından bu yana Küba halkının siyasal demobilizasyonu giderek derinleşti. Raul Castro’nun sahneden çekilmesiyle birlikte, iktidarı elde tutmak açısından son derece işlevli olan tüm o destansı anlatılar da ortadan kayboldu. Eski kuşağın yerine geçenler ise ne gerekli yeni desteği yaratabildiler ne de mevcut desteği koruyabildiler.

İç ticaretin özelleştirilmesi fiyatların hızla yükselmesine yol açtı ve halk kesimlerini doksanlı yıllardakine benzer bir krizle karşı karşıya bıraktı. Ancak doksanlı yıllardan farklı olarak, bu kez gıda ürünleri bulunabiliyordu; yalnızca serbest piyasa fiyatlarıyla. Devlet işçi sınıfını kendi kaderine terk etti; hastaneler ve okullar giderek kötüleşirken ilaç kıtlığı normalleşti, devlet ise boş kalan oteller inşa etmeye yöneldi. Ayrıca Küba hükümeti özel sektöre ithalat izni verdi; öyle ki özel süpermarketlerin rafları ağzına kadar doluyken, devletin tedariki hem yetersiz kaldı hem de kimi zaman özel sektörden bile daha pahalıydı. Böylece hükümet, gıda temini gibi en temel sorunları dahi çözemeyen, boş sloganları tekrarlayan bir çete görüntüsü verirken, özel sektörü adeta bir kurtarıcı olarak sundu. “KOBİ’ler olmasaydı, aç kalırdık” ifadesi Küba’da sıkça duyuluyor. Bu, işçi sınıfının karnını burjuvazi sayesinde doyurduğunu söylemesidir. Bu mantığın ideolojik boyutu kavrandığında, Küba’da bugün yaşanan siyasal çöküşün düzeyi de anlaşılır.

Durum o kadar vahim ki, beş gün önce Havana’da şehir içi ulaşım tamamen durdu; Havana Üniversitesi kapılarını kapattı; enerji kullanımını rasyonelleştirmek için az sayıdaki turist birkaç otelde toplandı ve geçen pazar günü uçaklara yalnızca 24 saat yetecek kadar yakıt kaldığı bildirildi. Eğer Küba’da uçaklara yakıt ikmali sorunu çözülmezse, ülkeye giriş ve çıkış tarihinde ilk kez fiilen duracak. Yalnızca başka bir ülkede yakıt ikmali yapabilecek kadar yakıtı olan gemiler ya da uçaklar giriş-çıkış yapabilecek; bu ise olağan bir durum değil.

Vurgulamak istediğim bir diğer önemli nokta, ciddi yakıt kıtlığı ve devlet ulaşımının çöküşü karşısında, Santiago de Cuba’daki San Luis belediyesi yetkililerinin tabutların taşınması için at arabalarını devreye sokmuş olmalarıdır. Söz konusu araç, bir hayvan tarafından çekilmek üzere özel olarak tasarlanmış, pencereli kapalı bir metal yapıdan oluşuyor. Bu durumu ciddi bir yetersizlik olarak kabul etmek yerine, iktidar partisine yakın çevreler bu uygulamayı bir “başarı” ya da benzin kıtlığı nedeniyle ailelerin hizmetten mahrum kalmaması için pratik bir alternatif olarak sunuyor.

Bu haber sosyal medyada büyük tepki yarattı. Vatandaşlar, krizin artık yalnızca günlük yaşamı (gıda, elektrik) etkilemekle kalmayıp, “son veda”nın ciddiyetini ve saygınlığını da ortadan kaldırdığını dile getiriyor. Bu tablo, Küba devletinin en temel hizmetleri dahi sağlayamaz hale geldiğini ve halkı cenazelerini bile geçmiş yüzyılların koşulları altında kaldırmaya mecbur bıraktığını gösteriyor.

Devam edecek

06 Nisan 2025

Çeviri:

Trump’ın gümrük vergileri – bazı gerçekler ve sonuçlar (çeşitli kaynaklardan)

Michael Roberts

“GÜMRÜK VERGİLERİNİ ÖDEYİN!”
“İŞİMİZİ BAŞKA YERLERE KAYDIRACAĞIZ!”


1. Trump’ın gümrük vergilerini artırmasının toplam etkisi, ABD’nin ithal mallara uyguladığı ortalama gümrük tarifesi oranını %26’ya yükseltmek oldu. Bu, son 130 yılın en yüksek düzeyini temsil ediyor.
Grafik 1: ABD'nin Fiili Gümrük Vergisi Oranları (%, 2025 Güncel Tahmin)
Dikey Eksen: "Gümrük Vergisi Oranı (%)" - Yatay Eksen: "Yıllar"

2. ABD'ye ihracat yapan her ülke için gümrük vergilerinin belirlenmesinde kullanılan formülün, diğer ülkelerin ABD’nin yaptığı ihracata uyguladığı haksız vergiler, sübvansiyonlar veya tarife dışı engellerle bir ilgisi bulunmuyor. Bunun yerine, formül şu basit hesaplama şekline dayanıyor: ABD'nin bir ülkeyle olan ticaret açığı, o ülkeden yapılan ithalatın tutarına bölünüyor; çıkan sonuç ikiye bölünerek uygulanacak gümrük vergisi oranı elde ediliyor. Örneğin, ABD Vietnam’dan 137 milyar dolarlık ithalat yaparken, bu ülkeyle 123 milyar dolarlık bir ticaret açığı veriyor. Bu hesaba göre, Vietnam’ın ABD mallarına %90 oranında bir ithalat vergisine denk düşen ticaret engelleri uyguladığı varsayılıyor. ABD’nin kullandığı formül ise bu oranın yarısı kadar (%45) bir gümrük vergisi koyarak iki ülke arasındaki açığı yarıya indirmeyi amaçlıyor. Burada sorun şu: Vietnam ABD’den ithal edilen ürünlere %90’lık bir gümrük vergisi uygulamıyor. Dolayısıyla, ABD’ye ihracatında düşüşü önlemek amacıyla bu hayalî “gümrük vergisinde” indirime gitmesi de mümkün değil.

3. Bu adımlar, Küresel Güney ülkeleri genelinde ciddi etkiler yaratacaktır. En yüksek gümrük vergileri, Kamboçya ve Sri Lanka gibi Güney ve Güneydoğu Asya’daki düşük gelirli gelişmekte olan ülkeleri hedef alıyor.

4. Trump’ın gümrük vergileri yalnızca mal ithalatına uygulanıyor, hizmetleri ise kapsamıyor. ABD, Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle mal ticaretinde açık verdiği için bu ürünlere %20 oranında gümrük vergisi getirdi. Ancak hizmetlere (ki bu, küresel ticaretin yaklaşık %20’sini oluşturmaktadır) yönelik herhangi bir önlem alınmadı. AB, ABD karşısında mal ticaretinde fazla verirken, hizmetler alanında (bankacılık, sigorta, profesyonel hizmetler, yazılım, dijital iletişim vb.) ciddi bir açık veriyor. Hizmetler de hesaba katılmış olsaydı, ABD’nin AB ile olan ticaret açığı neredeyse tamamen ortadan kalkacaktı.

5. ABD ile mal ticaretinde açık veren ülkeler de dahil olmak üzere, tüm ülkeler %10 oranında gümrük vergisine tabi tutuluyor. Bu durum, ABD ile hiç ticaret yapmayan ya da kalıcı nüfusu olmayan bölgeler (örneğin Diego Garcia, Antarktika) için bile geçerli. Örneğin, Birleşik Krallık’a uygulanan gümrük vergisi %10. Oysa Birleşik Krallık’ın ABD ile mal ticareti neredeyse dengede (58 milyar dolara karşılık 56 milyar dolar). Buna rağmen, Birleşik Krallık en büyük ticaret ortağı olan ABD’ye yaptığı mal ihracatında oluşacak kayıptan olumsuz etkilenecek. Trump’ın mallar için uyguladığı tarife formülü Birleşik Krallık için de uygulanmış olsaydı, bu ülkeden yapılan ithalata vergi konulmaması gerekirdi. Öte yandan, hizmet ticareti de hesaba katılsaydı, Birleşik Krallık’tan yapılan ithalata uygulanacak gümrük vergisi oranı %20’ye çıkacaktı! Morgan Stanley’e göre, bu yeni tarife rejimi Birleşik Krallık’ın büyümesini 0,6 puan düşürebilir (ki ülkenin büyüme oranı zaten neredeyse sıfır düzeyinde).

6. Gümrük vergileri fiyatları ciddi biçimde artıracaktır. Yerli üretimi fiziksel olarak mümkün olmayan temel gıda ve zorunlu tüketim mallarındaki maliyet artışının faturasını en çok ABD’li tüketiciler ödeyecek; bu durumdan da en fazla düşük gelirli hane halkları etkilenecektir. Amerikan sanayii, ara malı, makine ve ekipman gibi kritik girdilerin artan maliyetleriyle başa çıkmakta zorlanacak; yabancı rekabetin azalmasından sağlanabilecek marjinal faydalar ise bu etkilerin yanında önemsiz kalacaktır.

7. Bir diğer örnek: Çin'e uygulanacak %54'lük gümrük vergisi, ithalatın 507 milyar dolar azalmasına yol açabilir – ki Çin’in ABD’ye toplam ihracatı zaten yalnızca 510 milyar dolar civarındadır. Trump’ın Çin’e yönelik tarifeleri, ABD’nin toplam ithalatını yaklaşık %20 oranında azaltacaktır. Bu durum, pandemi dönemindekine benzer bir “arz şoku” yaratarak ABD ekonomisinde resesyona ve/veya enflasyona yol açacaktır.

8. Diğer ülkelerin misilleme yapması, ABD’nin ihracatında bir düşüşe yol açacaktır. 1930’larda Smoot-Hawley gümrük tarifelerinin yürürlüğe girmesinin ardından gelen misillemeler, ABD’nin ihracatının %33 oranında azalmasına ve uluslararası ticaretin “Kindleberger Sarmalı” [*] adı verilen bir çöküş döngüsüne girmesine neden olmuştu. Bu sarmal şöyle işliyordu: Gümrük tarifeleri ticareti daraltıyor, misillemeler bu daralmayı daha da derinleştiriyordu; ardından yeni misillemeler geliyor, önce üretimde birincil etkiler, sonra ikincil etkiler ortaya çıkıyordu. Yeni gümrük vergileri ve karşı önlemlerle döngü devam ederken, küresel ticaret hacmi Ocak 1929’daki 3 milyar dolardan Mart 1933’te 1 milyar dolara kadar geriledi.

Grafik 2: Kindleberger Sarmalı

9. Gümrük vergilerine dayalı bir ticaret savaşı, ABD ekonomisini Smoot-Hawley dönemine kıyasla çok daha sert vuracaktır; çünkü ticaretin GSYİH içindeki payı, 1929’a göre üç kat artmış durumda. 2024’te bu oran GSYİH’nin %75’ine kadar çıkarken, 1929’da yalnızca yaklaşık %6 düzeyindeydi.

10. Bu gümrük vergileri kısa sürede kaldırılmazsa, ABD'nin reel GSYİH'si bu yıl 1,5-2 puan düşebilir, enflasyon ise %5'e yaklaşabilir (UBS’in tahmini).

11. Gümrük tarifelerinin dış ticaret büyümesini yavaşlatması, uluslararası sermaye akışlarında düşüşe yol açacak; bu da küresel ölçekte yatırımları ve ekonomik büyümeyi zayıflatacaktır.

[*] "Kindleberger Sarmalı", ekonomide ticaret savaşlarının küresel ticareti nasıl çöküşe sürüklediğini açıklayan bir teoridir. (k.ü.)

Kaynak: “Trump’s tariffs – some facts and consequences (from various sources)”, Michael Roberts Blog – blogging from a Marxist economist