13 Mayıs 2026

Gün Benderli’nin Trotskistleri (2)

Budapeşte’de iki genç Trotskist: Lukas ve Jean Benoit

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2

Gün Benderli’nin 2025 yılında Moskova Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’na verdiği söyleşiden bir kare.
Birinci bölümde, Gün Benderli’nin 1951 yazında Cenevre’de tanıdığı Amerikalı Trotskist Bert’le ilgili izlenimlerini ele almıştık. Bert, Benderli’nin hayatında tanıdığı ilk Trotskistti; fakat bu karşılaşma, aynı zamanda Stalinist siyasi eğitimin onun ve eşinin bağımsız düşünme becerisini nasıl iğdiş edip uyuşturduğunu da gösteriyordu. Bert’i kişisel düzeyde sevimli bulsalar da onun söyledikleri, Benderli ve çevresi için tartışmaya değer görüşler değil, “sınıf düşmanlarının uydurmaları”ydı.

Benderli, anılarında Bert’ten yirmi yılı aşkın bir süre sonra Budapeşte’de tanıştığı iki Trotskisten daha söz eder: Perulu Lukas ve Fransız Jean Benoit [*]. Bu ikinci karşılaşmalar, ilkinden farklıdır. Çünkü artık Benderli, kendi ifadesiyle, Trotskiy hakkında Cenevre yıllarındakinden “çok daha fazla ve gerçeğe yakın şeyler” bilmektedir. Üstelik Benderli, Bert’te olduğu gibi, bu iki genç Trotskisti de sevgiyle hatırlar.

Sözü yazarımıza bırakalım:

Hayatta böyle çok sevdiğim iki Troçkist daha olacaktı. İkisiyle de 1970'li yıllarda Budapeşte'de karşılaştım. Aslında çocuklarımın arkadaşları olan bu gençleri ben de çok sevdim. Biri Perulu idi: Lukas, diğeri Fransız'dı: Jean Benoit. Lukas'ın babası Peru'nun Budapeşte büyükelçisiydi. Lukas ve kız kardeşi, oğlum ve kızımla bir yerde tanışmışlar ve kısa zamanda çok kaynaşmışlardı.

Bizim evde ya da büyükelçinin rezidansında sık sık buluşurlar, hatta bazı geceler onların bizde, benim çocuklarımın onlarda kaldığı olurdu. Lukas, bize her gelişinde, bana, Troçki hakkında nutuklar çekerdi. Troçki'nin yozlaşan Sovyet devrimi hakkındaki ünlü kitabının Fransızcasını bana o hediye etti. O zamanlar artık Troçki hakkında İsviçre'de olduğundan çok daha fazla ve gerçeğe yakın şeyler biliyor ve birçok konuda Luka'ya hak veriyordum. (s. 149)

Lukas’ın Benderli’ye Fransızca çevirisini hediye ettiği kitap muhtemelen Trotskiy’in başyapıtı sayılan ve bizce 20. yüzyılın en büyük Marksist eseri olan İhanete Uğrayan Devrim’di. Benderli’nin “birçok konuda Luka’ya hak veriyordum” demesi bu nedenle önemlidir. Bu, onun Trotskizme katıldığı anlamına gelmez. Fakat Stalinist siyasi eğitimden geçmiş bir “komünistin”, yıllar sonra, Trotskiy’in Sovyet bürokrasisine ve Stalinist rejimin yozlaşmasına ilişkin eleştirilerinde ciddi bir gerçek payı bulunduğunu kabul etmesi anlamına gelir. 1950’lerin başlarında Bert karşısındaki savunmacı kapanma hâlinin yerini, 1970’li yıllarda Lukas karşısında daha dikkatli, daha açık ve daha sorgulayıcı bir tutum almıştır.

1970'lerin başlarında Budapeşte’de bir duvar yazısı: “Ruslar, defolun! 27 yıl yetti!”
Ancak Benderli’nin Lukas’la ilgili anısı yalnızca bu fikir alışverişinden ibaret değildir. Lukas’ın Peru büyükelçisinin oğlu olması, Benderli ailesiyle kurduğu yakın dostluk ve çocukların birbirlerinin evlerinde kalacak kadar samimi hâle gelmesi, Macaristan’daki polis-istihbarat aygıtının da dikkatini çeker. Benderli’nin anlattıkları, Stalinist bürokratik rejimlerde gündelik ilişkilerin bile nasıl izlenebilir, şüpheli ve denetlenebilir ilişkiler hâline getirildiğini göstermesi bakımından önemlidir: 

Peru büyükelçisinin dört yıllık Budapeşte görevi sırasında süren bu candan ve yakın ilişkinin gerek bende gerekse oğlumda kötü bir anısı da kalmıştır.

Elçilikler, konsolosluklar sanırım dünyanın her yerinde o ülkenin milli emniyeti tarafından belirli ölçüde izlenir ama, o sıralarda Macaristan’da bunun çok aptalca yapılmak istendiğine de tanık oldum. Çocuklarımız arasındaki yakın ilişkiyi fark eden ya da gözleyen Macar Yabancılar Polisi, bir gün oğlumu çağırmış ve Peru büyükelçisinin evine kimlerin geldiğini, orada olan biteni Yabancılar Polisine haber vermesini istemiş. Can bunu duyunca elbette hem çok kızmış hem de korkmuş. Önce bana söylememişti. Bir süre düşündükten sonra, herhalde benim bilmemi daha doğru bulmuş olacak ki, bir gün söyledi. Fena halde içerlemiştim oğlumun böyle bir şeye alet edilmek istenmesine. Fakat bu türden öneriler yapıldığında, bunu yapanın üzerine gitmenin çok daha ters tepki yapacağını, insanın başına büyük dert açacağını biliyordum. Bu türden öneriler bir defa yapılır, bir daha tekrarlanmaz. Ve önerinin yapıldığı taraftan yanıt gelmezse hiç yapılmamış gibi davranılır. Bunu başkalarına söylemeye, şikâyet falan etmeye kalkarsanız ilk yapacakları şey, inkâr etmek ve sizin üstünüze çamur atmak olacaktır.

Can’a, hiç oralı olmamasını, böyle bir şey hiç olmamış gibi davranmasını, eskisi gibi harekete devam etmesini söyledim. Öyle de yaptı. Ve bir daha kendisine ilişmediler. (s. 149-150)

Benderli, polis-istihbarat aygıtının oğlunu böyle bir şeye alet etmek istemesine haklı olarak öfkelenir; fakat rejimin işleyişini yeterince iyi bildiği için açık bir şikâyetin daha büyük bir tehlike yaratabileceğini düşünür. Bu satırlarda, Doğu Avrupa’daki Stalinist bürokratik rejimlerin gündelik hayata sinmiş korku ve ihtiyat iklimi bütün açıklığıyla görülür. Çocukların ve gençlerin arkadaşlıkları bile potansiyel bir bilgi toplama kanalına dönüştürülmek istenmektedir.

* * *

Benderli’nin 1970’li yıllarda Budapeşte’de tanıdığı diğer Trotskist ise Fransız Jean Benoit’dır. Lukas anekdotunda politik tartışma ile bürokratik gözetim iç içe geçerken, Jean Benoit portresinde daha kişisel, daha hüzünlü ve trajik bir ton öne çıkar:

Tanıdığım ve çok sevdiğim diğer Troçkist, Jean Benoit da gençti, fakat yaşına göre olgun ve çok değerli bir insandı. Aristokrat bir Fransız ailesinden geliyordu. Ailesiyle ilişkisini kesmiş, birkaç arkadaşı ve karısıyla birlikte Paris'in banliyölerinden birinde yaşamaya başlamıştı. Oğlum, üniversiteyi bitirip doktora yapmak üzere kıt olanaklarımızla Paris'e gittiği zaman, tesadüfen karşılaşmış oldukları halde, Jean Benoit'dan çok yardım görmüştü. Jean Benoit, Budapeşte'ye bizi ziyarete geldiğinde, birçok konudan, bu arada Troçki'den, Troçkizmden de çok söz ettik. Troçkizmden konuşurken o kadar içten ve o kadar inanıyor ve umut bağlıyordu ki inandıklarına, onu sarsmamaya büyük özen gösterdim.

Jean Benoit'yı daima sevgiyle ve üzüntüyle anacağım. Fizik araştırmanı olarak davet edildiği Amerika'ya gittikten kısa bir süre sonra beynine bir kurşun sıkarak hayatına son verdiğini öğrendik. Nedenini bilmiyoruz. Belki bunda bütün yaşamını verdiği idealini ve dolayısıyla hayatını, bir gün anlamsız bulmuş olmasının da payı vardır. Erkekler politik ve ideolojik alanlardaki büyük hayal kırıklıklarına, kadınlara oranla çok daha güç dayanıyor, çok daha kuvvetle sarsılıyorlar. Ben buna doğu ülkelerindeki büyük rejim değişiklikleri sırasında tanık oldum. Bu, belki de doğanın kadını analığa aday olarak yaratması ve bu nedenle kadına daha büyük direnç vermesindendir. (s. 150)

Jean Benoit portresi, Benderli’nin Trotskistlerle kurduğu ilişkinin Bert ve Lukas örneklerinden farklı bir yönünü gösterir. Burada artık yalnızca Trotskiy üzerine yapılan tartışmalar değil, ideallerine büyük bir içtenlikle bağlı genç bir insanın kırılganlığı da öne çıkar. Benderli’nin, Jean Benoit’nın inançlarını “sarsmamaya büyük özen göstermesi”, onun Trotskist muhataplarına karşı artık bütünüyle farklı bir yerde durduğunu gösterir. Bert karşısındaki savunmacı ve kapalı tutumun yerini, Jean Benoit karşısında dikkatli, şefkatli ve koruyucu bir tavır almıştır.

Bununla birlikte, Benderli’nin Jean Benoit’nın intiharı üzerine yaptığı yorum ihtiyatla okunmalıdır. Benderli, bu trajik ölümün Jean Benoit’nın yaşadığı politik ve ideolojik hayal kırıklıklarıyla ilişkili olabileceğini ileri sürer; ancak metinde bunu destekleyen somut herhangi bir bilgi vermez. Bu nedenle söz konusu ihtimal, bir varsayım düzeyinde kalır. Ayrıca erkeklerin politik hayal kırıklıklarına kadınlardan daha güç dayandığına dair genellemesi de bugünden bakıldığında sorunlu ve tartışmalıdır. Yine de bu satırlar, Benderli’nin tanıklığının değerini azaltmaz; fakat bize onun da kendi döneminin, deneyim dünyasının ve düşünsel sınırlarının içinden konuştuğunu hatırlatır.

* * *

Böylece Benderli’nin Trotskistleri -Bert, Lukas ve Jean Benoit- yalnızca kişisel dostlukların konusu olarak kalmazlar. Bu üç karşılaşma, aynı zamanda bir TKP militanının Stalinist siyasi eğitimden geçerek Trotskizme bütünüyle kapalı olduğu gençlik yıllarından, Trotskiy’in eleştirilerinde “gerçeğe yakın” yanlar bulunduğunu kabul ettiği daha olgunluk dönemine uzanan zihinsel mesafeyi de gösterir. Fakat bu mesafenin sınırları vardır. Benderli, Stalinist dünyanın çarpıtmalarını, baskıcı uygulamalarını ve bürokratik çürümesini zaman içinde, belirli kırılmalarla bile olsa giderek daha açık biçimde görür; buna rağmen Trotskizmi hiçbir zaman tutarlı bir siyasi alternatif olarak benimsemeyi gündemine almaz.

Benderli kitabının son sayfalarında, “dünyanın tüm çocuklarını mutlu etmek için giriştiğim savaşta seçtiğim yola, o gün [20 Ağustos 1968’de Varşova Paktı güçlerinin Çekoslovakya’yı işgal ettikleri günü kastediyor - k.ü.] o korkunç haberi Radyo’da dinlediğim gün noktayı koydum” diye yazar. [**] Burada kullandığı ifade muğlaktır. Kendi içinde “noktayı koymuş” olsa da anladığımız kadarıyla bir süre daha TKP’nin yurtdışında faaliyet gösteren aktif bir üyesi olmaya devam eder. TKP yönetimi ile fiili ilişkisinin tam olarak ne zaman koptuğunu ya da “uykuya yattığını” bilmiyoruz. Öte yandan, Macaristan’da Stalinist rejim yıkılana kadar yayın faaliyetini sürdüren Budapeşte Radyosu’nun Türkçe servisinde çalışmaya -TKP tarafından bir kenara itilmiş olduğu halde- devam eder.

Benderli’nin anlatısında dünyanın farklı köşelerinden gelen bu Trotskistler özel ve anlamlı bir yer tutar; ama Trotskizm, onun için hiçbir zaman siyasi bir çıkış yolu hâline gelmez. Bert, Lukas ve Jean Benoit, onun anılarında sevgiyle, saygıyla ve yer yer hüzünle hatırlanan insanlar olarak kalırlar. Onlar sayesinde Benderli, Stalinizmin bazı tahrifatlarını, baskıcı uygulamalarını ve işlediği canice suçların bir kısmını daha açık görür ve eskiye göre daha iyi anlamlandırır; fakat bu karşılaşmalar onu bu suçların tarihsel ve toplumsal köklerini Trotskizmin devrimci Marksist perspektifiyle kavramaya götürmez. Benderli’nin Trotskistleri, onun siyasi hayatında benimsenmiş bir alternatifin değil, geç fark edilmiş ama sonuna kadar takip edilmemiş bir hakikatin izleri olarak kalır.

[*] Gün Benderli, Su Başında Durmuşuz, İstanbul: İletişim Yayınları, 2022, s. 149-150.

[**] a.g.e., s. 399.

Bitti 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder