Gün Benderli’nin Trotskistleri (1)
Tanıdığı ilk Trotskist: Bert
BÖLÜM 1 |
| Nâzım Hikmet ve Gün Benderli-Togay. |
Benderli, eşi Necil Togay’la birlikte 1950 yılında gittikleri Paris’ten Budapeşte’ye geçmeden önce, 1951 yazında İsviçre’ye giderek bir süre Cenevre’de yaşadı. Su Başında Durmuşuz başlıklı anı kitabında, burada tanıdığı genç bir Amerikalıdan, Bert’ten söz eder. ABD vatandaşı ve üniversite öğrencisi olan Bert, Benderli’nin kendi ifadesiyle, hayatında tanıdığı ilk Trotskisttir.
Benderli, kitabında “Tanıdığım ilk Troçkist: Bert” alt başlığı altında [***] bu genç Amerikalıyı “üç nedenden ötürü çok iyi hatırladığını” belirtir. İlk neden, “hijiyenin günlük yaşamda ne demek olduğunu” Bert’ten öğrenmiş olmasıdır. İkincisi, Bert’in onu sigarayla tanıştırmasıdır. Üçüncü nedeni ise Benderli’nin kendi sözleriyle aktaralım:
Üçüncü nedene gelince, Bert bir Troçkist idi. Sık sık odamıza gelir, Sovyet devriminin yolundan sapmış, yozlaşmış (raté) bir devrim olduğunu savunurdu. Troçki'yi, Stalin'in öldürttüğünü söyler, bizi son derece kızdırırdı Bert. Troçki'nin kim olduğunu, o zamanlar sadece okuduğumuz Sovyetler Birliği Bolşevik Partisi Tarihi'nden biliyorduk. Yıllar boyunca bu kitap, bir başucu kitabı bellenmiş, bütün Marksizm öğretimi, bu parti tarihinin hatmedilmesiyle başlatılmıştır. Bu kitabı okuyan, iyice belleyen, hele bir de Marx'ın Manifesto'sunu okursa allame olur çıkardı. Türkçeden başka dil bilmeyen kimi Marksistlerimizin bilgi kaynağı, Türkçe çevirileri son derece kötü olan bu kitaplardı. Tabii ki İngilizce yazılmış pek çok kitabı okumuş olan Bert'le, argüman göstererek tartışmak kolay olmuyordu. Gerçi öğrendiğimiz Fransızcayla kitap okuma fırsatı geçmişti elimize ama, o sıralarda Paris'te İşçi Üniversitesi'nde okutulan kitapları okumayı yeğlemiştik. Belki de dilinin daha kolay olmasından ötürü. Bunlar da örneğin Politzer'in Felsefenin Temel İlkeleri gibi oldukça basit, hatta ilkel olduklarını ilerde anlayacağım bazı kitaplarla sınırlı kalmıştı. Velhasıl kolay olmuyordu Bert'le tartışmak. Fakat ne söylerse söylesin, ne kadar delil getirirse getirsin, biz bildiğimizden şaşmıyor, söylediklerinin hiç birine inanmıyor, bunların hepsinin sınıf düşmanlarının uydurmaları olduğunu söylüyorduk. Ve elbette sınıf düşmanlarının uydurması olduğu için bunlara inanmadıktan başka, Troçkizmin ne olduğunu, Troçki'nin kim olduğunu, neyi savunduğunu duymak bile istemiyorduk. Bert, ender rastladığım geniş kültürlü Amerikalılardan biriydi. Sevimli ve terbiyeli idi de. Biz ne söylersek söyleyelim çileden çıkmadı hiç. Bert, benim rastladığım ve Troçkist olduğunu söyleyen ilk Troçkisttir. Bert'i çok sevmiştim. (s. 148-149)
Bu pasajı ilginç ve değerli kılan şey, yalnızca Benderli’nin Cenevre yıllarına ait renkli bir anekdot aktarması değildir. Asıl önemlisi, Stalinist politik kültürün genç bir TKP militanının zihninde nasıl işlediğini açık yüreklilikle göstermesidir. Bert’in söylediklerinin doğru olup olmadığı, o sırada Benderli, eşi ve çevresi açısından tartışılacak bir konu bile değildir. Çünkü Trotskiy ve Trotskizm hakkında bildikleri, tarihin ve Marksizmin çarpıtılmasına dayanan sınırlı sayıdaki Stalinist kaynaktan ibarettir. Dahası, yalnızca bu kaynaklara inanmakla kalmazlar; başka bir açıklamayı duymayı bile kategorik olarak reddederler.
Bert, Benderli’nin anılarında yalnızca “tanıdığı ilk Trotskist” olarak değil, aynı zamanda Stalinist eğitimden geçmiş bir kuşağın zihinsel sınırlarını görünür kılan, karşısında kendilerini yetersiz hissettikleri bir figür olarak da belirir. Üstelik Benderli’nin anlatısında Bert’e karşı düşmanca bir ton yoktur. Tam tersine, onu “geniş kültürlü”, “sevimli” ve “terbiyeli” bir genç olarak hatırlar. Bu da pasajı daha ilginç kılar: Politik olarak hiçbir sözüne inanılmayan, hatta söyledikleri “sınıf düşmanlarının uydurması” sayılan Bert, kişisel düzeyde sevgiyle anılır.
Bu kısa anekdotla ilgili son bir noktaya daha değinmek gerekir. Benderli, “Bert, benim rastladığım ve Troçkist olduğunu söyleyen ilk Troçkisttir” diye yazmış. Elbette bu cümle, daha önce de Trotskistler gördüğü, fakat onların kendilerini şu ya da bu nedenle Trotskist olarak tanımlamaktan geri durdukları anlamına gelmiyor. Benderli’nin bu satırı yazarken aklında, daha önce Trotskist olmakla suçlandıklarına tanık olduğu, ama gerçekte Trotskizmle uzaktan yakından ilgisi olmayan Stalinistlerin bulunduğuna hiç şüphe yok. [****]
[*] Gün Benderli (d. 1930, İstanbul): 1940’lı yılların sonlarında Türkiye Komünist Partisi’ne ve Nâzım Hikmet’in tahliyesi için yürütülen çalışmalara destek verdi. Politik baskılar nedeniyle 1950’de Paris’e, ardından Budapeşte’ye gitti. Sorbonne’da sürdürdüğü hukuk eğitimini yarıda bırakarak Budapeşte Radyosu’nda Türkçe yayıncılık yapmaya başladı. Bu görevini, bazı kesintilerle birlikte, Macaristan’daki rejim değişikliğinden sonra Türkçe yayınlar kapatılana kadar sürdürdü. Macar edebiyatının önde gelen isimlerini Türkçeye kazandıran önemli çeviriler yaptı. Anı türünde ise dört eseri bulunuyor: Su Başında Durmuşuz (2003), Sofralar ve Anılar (2012), Giderayak - Anılarımdaki Nâzım Hikmet (2020) ve Yazı Kalır - Anılarımdaki Budapeşte Radyosu (2024). Ayrıca Türkçe-Macarca sözlük hazırlayan dört kişilik ekibin üyelerinden biridir.
[**] Bkz. Kremlin bürokrasisinin "Potemkin" arabaları ve Stalinist rejimlerde tüketim malı kıtlığı: Gün Benderli’nin tanıklığı.
[***] Gün Benderli, Su Başında Durmuşuz, İstanbul: İletişim Yayınları, 2022, s. 147-149.
[****] Bkz. Hasdal Askerî Cezaevi’nden bir anekdot: Siyasî hakaret sözcüğü olarak “Trotskist”
Devam edecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder