19 Temmuz 2026

Yılmaz Öner’in “Votka, kilise ve sinema” çevirisi üzerine

Lev Trotskiy’in 12 Temmuz 1923’te Pravda’da yayımlanan “Votka, kilise ve sinema” başlıklı makalesi, onun gündelik yaşam, kültür ve sosyalist inşa arasındaki ilişki üzerine kaleme aldığı en dikkat çekici metinlerden biridir. Trotskiy bu kısa makalede alkolizmle mücadeleyi, kilisenin toplumsal etkisini ve sinemanın eğitici potansiyelini aynı siyasal ve kültürel çerçeve içinde ele alır.

Makaleyi blogumda yayımlamaya hazırlanırken Yılmaz Öner’e ait Türkçe çeviriyi İngilizce metinle cümle cümle karşılaştırdım. Başlangıçta amacım, eski tarihli bir çeviride karşılaşılması doğal sayılabilecek dil ve üslup sorunlarını gidermekti. Ne var ki çalışma ilerledikçe sorunun yalnızca eskimiş sözcükler, ağır bir Türkçe veya anlatım bozukluklarından ibaret olmadığı ortaya çıktı. Çeviride önemli eksiltmelerin, kavram yanlışlarının, sayısal hataların ve bazı yerlerde Trotskiy’in söylediğini tam tersine çeviren ciddi anlam kaymalarının bulunduğunu gördüm.

Daha başlıkta başlayan sorun

İlk sorun makalenin başlığında karşımıza çıkıyor. İngilizce başlık Vodka, the Church, and the Cinema iken Türkçede “Votka, din ve sinema” denmiş. Oysa church “din” değil, “kilise”dir. Trotskiy burada soyut anlamda dinsel inancı değil, belirli bir tarihsel ve toplumsal kurum olarak Ortodoks Kilisesi’ni ele almaktadır.

Bu değişiklik küçük veya yalnızca terminolojik bir tercih sayılamaz. “Din” ile “kilise” aynı şey değildir. Birincisi çok daha geniş bir inanç alanını, ikincisi ise kurumsal bir örgütü ifade eder. Üstelik makalenin ilerleyen bölümlerinde kilisenin devletle ilişkisi, ruhban sınıfı, ikonalar, ayinler ve kilise törenlerinin estetik çekiciliği tartışılır. Dolayısıyla başlığın “Votka, kilise ve sinema” olması gerekir.

Anlamı tersine çeviren cümleler

Metnin ilk paragrafında çarlığın savaş sırasında içki gelirlerinden vazgeçebilmesi anlatılır. Savaşın maliyeti öylesine büyüktür ki, bir milyar rublelik votka geliri bile toplam kaynak ihtiyacının yanında önemsiz kalmaktadır. İngilizce metindeki “renounce the drink revenue” ifadesi açıkça içki gelirlerinden vazgeçmek anlamındadır.

Yılmaz Öner çevirisinde ise çarlığın:

o ufak bir meblağ tutan içki gelirlerine bile tenezzül etmekten geri kalamadığı

söylenmektedir. Böylece kaynak metnin anlamı tamamen tersine çevrilmiştir. Trotskiy, çarlığın bu gelirden vazgeçebildiğini söylerken çeviri ona bu gelirden vazgeçemediğini söyletmektedir.

Benzer bir tersine çevirme, sinema ile votka tekeli arasındaki karşılaştırmada ortaya çıkıyor. Trotskiy, yaygın bir devlet sinemaları ağı kurmanın, votka tekelini yeniden kurmaya çalışmaktan daha doğal ve işçi devletinin örgütleyici yetenekleriyle daha uyumlu olduğunu savunur.

Çeviride ise cümle şu hâle gelmiştir:

Bir işçi devletinin örgütlenme enerji ve yeteneklerine bağlı kalmak bakımından votka tekelini yeniden kurmak çok daha tabiidir.

Bu kez Trotskiy’e savunduğunun tam tersi söyletilmektedir. Kaynak metin, votka tekelinin yeniden kurulmasına karşı devlet sinemaları ağını savunurken Türkçe çeviri, votka tekelini işçi devleti açısından daha doğal bir seçenek gibi göstermektedir. Bu, ayrıntıya ilişkin bir yanlış değil, paragrafın bütün siyasal sonucunu baş aşağı çeviren bir hatadır.

Bir milyarın bir milyona dönüşmesi

Aynı bölümde çarlığın devlet meyhanelerinden elde ettiği yıllık gelirden söz edilir. İngilizce metindeki tutar “almost a billion gold rubles”, yani yaklaşık bir milyar altın rubledir.

Yılmaz Öner çevirisinde bu tutar “bir milyon altın ruble”ye dönüşmüştür. Bir milyar ile bir milyon arasındaki fark bin kattır. Üstelik makalenin ilk paragrafında da içki gelirinin bir milyar ruble dolayında olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla metnin kendi içindeki sayısal tutarlılık da gözden kaçırılmıştır.

Tek başına böyle bir hata bile çeviriyi tarihsel veya ekonomik bir tartışmada ihtiyatla kullanmayı gerektirir. Çünkü okur, kaynak metne başvurmadığı sürece verilen sayının yanlış olduğunu fark edemez.

“İşçi devleti”nin “işçi sınıfının durumu”na dönüşmesi

Trotskiy, Fourier’nin insanın doğal ihtiyaçlarını bastırmayan toplum tasarımından söz ettikten sonra işçi devletinin ne bir ruhani tarikat ne de bir manastır olduğunu belirtir. İngilizce metindeki ifade son derece açıktır: “working class state”.

Lev Trotskiy (1924)
Çeviride ise:

İşçi sınıfının durumu ne dini bir tarikat ne de bir manastır hayatına benzerdi

denmektedir. Burada state sözcüğü “devlet” yerine “durum” olarak anlaşılmıştır. Sonuçta Trotskiy’in sosyalist devletin insan doğasına ve gündelik yaşama yaklaşımı hakkındaki temel düşüncesi ortadan kaybolmuş, yerine ne anlama geldiği pek belli olmayan bir cümle gelmiştir.

Bu yanlış, yalnızca sözlükteki karşılıklardan birinin hatalı seçilmesinden kaynaklanıyor gibi görünse de, bağlamın izlenmediğini gösterir. Bir “durum” ne tarikat ne de manastır olabilir. Oysa işçi devletinin çileci bir manastır düzeni olmadığı düşüncesi paragrafın tamamıyla mantıksal bir bütünlük içindedir.

Karşıtlığın ortadan kaldırılması

Sinemanın insanlara kendi dertlerinden uzaklaşarak başkalarının yaşadıkları karşısında gülme ve ağlama olanağı verdiğini anlatan cümlede de önemli bir anlam kayması vardır. İngilizce metin, “not at your own, but at other people’s misfortunes” diyerek insanın kendi talihsizliklerine değil, başkalarının talihsizliklerine gülüp ağladığını söylüyor.

Çeviride bu ifade:

yalnızca kendinin değil başkalarının talihsizliklerine de gülmek ve ağlamak

biçimini almıştır. Kaynak metindeki “kendi başına gelenlere değil, başkalarının yaşadıklarına” karşıtlığı, “yalnızca kendi başına gelenlere değil, başkalarının yaşadıklarına da” biçimine dönüşmüştür. Küçük görünen bu değişiklik, Trotskiy’in sinema deneyimiyle ilgili psikolojik gözlemini bozmaktadır.

Benzer biçimde, kilisenin sosyalist devletten ayrılmasıyla ilgili cümlede de zaman ve mantık ilişkisi değişmiştir. Trotskiy, gerçekleşmiş olan kilise-devlet ayrılığının bıraktığı boşluğun sosyalist devlet ile sinemanın kaynaştırılmasıyla doldurulmasını önerir. Çeviri ise hem sinemanın devletle kaynaştırılmasını hem de kilisenin devletten ayrılmasını gelecekte yapılacak iki işlem gibi sunmaktadır. Kaynak metindeki tarihsel durum böylece belirsizleşmiştir.

Eksiltmeler ve serbest eklemeler

Bazı cümlelerde anlamı sınırlayan veya düşüncenin dengesini sağlayan ifadeler tamamen düşürülmüştür. Örneğin sekiz saatlik işgününün kültürel gelişme için yalnızca bir temel oluşturduğunu vurgulayan “ama yalnızca bir temel” sözü çeviride yer almamaktadır. Oysa Trotskiy’in asıl düşüncesi, çalışma süresinin kısalmasının yeni bir kültürü kendiliğinden yaratmayacağı; yalnızca bunun maddi zeminini sağlayacağıdır.

Yılmaz Öner
Sinemanın kapitalist kent yaşamındaki yerini anlatan bölümde hamam örneği tamamen atılmış, kurumların “övgüye değer olsun olmasın” vazgeçilmez oluşuna ilişkin alaycı kayıt da kaybolmuştur. Din karşıtı propagandanın etkisinin “ruhen daha cesur küçük bir azınlıkla” sınırlı olduğu belirtilirken bu azınlığı niteleyen ifade çevrilmemiştir.

Buna karşılık kaynakta bulunmayan bazı anlamlar eklenmiştir. Hıristiyan çileciliği “keşişliğe ve inzivaya çekilme” biçiminde genişletilmiş; eski düzen tarafından kısmen çarpıtılan insanlar “eski düzenin gazabına uğramış” insanlar hâline getirilmiş; sıkı örülmüş devlet meyhaneleri ağı “korkunç bir meyhane şebekesi”ne dönüşmüştür.

Bu tür eklemeler her zaman Trotskiy’in düşüncesine tamamen aykırı değildir. Ancak çevirmenin görevi, yazarın eleştirisini kendi sıfatlarıyla kuvvetlendirmek veya metni kendi anladığı biçimde yeniden anlatmak değil, kaynak metindeki düşünceyi mümkün olan en doğru biçimde aktarmaktır.

Sorun yalnızca eski Türkçe değil

Yılmaz Öner çevirisinin dili de ciddi sorunlar taşımaktadır. “Güncel alışkanlık”, “kültür uyanışına girmek”, “iş saatinde sokaklardan görülmeyen bir sosyal estetik atraksiyon”, “kültürle doyurucu geçmek” ve “halka içki içme cüretini veren sistem” gibi ifadeler Türkçede ya doğal değildir ya da kaynak metindeki kavramı yanlış karşılamaktadır.

Bununla birlikte, çeviriyi yalnızca “eski Türkçe” diye nitelendirmek asıl sorunu gözden kaçırmamıza yol açar. Eski tarihli bir çeviride bugün kullanmadığımız sözcüklerle, ağır cümlelerle veya dönemsel anlatım tercihleriyle karşılaşabiliriz. Bunlar editoryal müdahaleyle kolayca düzeltilebilir.

Buradaki temel sorun ise metnin anlam güvenilirliğidir. Bir cümlede “devlet”in “durum”a dönüşmesi, başka bir yerde bir milyarın bir milyon yapılması ve iki ayrı yerde yazarın siyasal sonucunun tersine çevrilmesi, basit bir dil eskimesiyle açıklanamaz.

İngilizce kaynak metnin kendisinin de yer yer hantal ve eskimiş bir dili vardır. Bu durum çevirmenin işini kuşkusuz güçleştirir. Ancak tam da bu nedenle çeviri, sözcüklerin ilk akla gelen karşılıklarını art arda dizmekle yapılamaz. Cümlenin önce paragraf içindeki, ardından makalenin bütünündeki işlevini çözümlemek gerekir. Anlamı bulanık bir İngilizce cümle karşısında çevirmenin görevi bu bulanıklığı Türkçede çoğaltmak değil, metnin düşünsel bağlamını dikkate alarak doğru ilişkiyi kurmaktır.

Editörlükten yeniden çeviriye

Çalışmaya başlarken mevcut metni dil bakımından düzeltmenin yeterli olacağını düşünüyordum. Fakat karşılaştırma ilerledikçe çok sayıda cümleyi yeniden çevirmek zorunda kaldım. Bazı paragraflarda mevcut yapıdan yalnızca birkaç sözcük kalabildi. Bu nedenle yapılan çalışma sıradan bir redaksiyonun veya dil düzeltmesinin sınırlarını aşarak kapsamlı bir çeviri revizyonuna dönüştü.

Buna rağmen ilk çevirmenin adını kaldırmayı doğru bulmadım. Türkçe metnin çıkış noktası Yılmaz Öner’in çevirisidir. Ancak okura karşı dürüst olabilmek için çevirinin İngilizce metinle baştan sona karşılaştırıldığını ve üzerinde çok ciddi değişiklikler yapıldığını açıkça belirtmek gerekir.

Bir klasik eserin çevirisini eleştirmek, çevirmenle kişisel bir hesaplaşma değildir. Özellikle siyasal ve teorik metinlerde çeviri hataları yalnızca üslubu bozmaz; kavramları, tarihsel olguları ve yazarın siyasal tezini de değiştirebilir. Trotskiy’in devletin votka gelirlerine yeniden dayanmasına karşı çıktığı bir metinde ona votka tekelini savundurmak, okurun cümleyi biraz zor anlamasından çok daha büyük bir sorundur.

Bu çeviri eleştirisinin amacı bir çevirmeni mahkûm etmek değil, metnin yeniden doğru biçimde okunabilmesini sağlamaktır. “Votka, kilise ve sinema” üzerinde yaptığım çalışma da bu nedenle gerekliydi. Öner’in çevirisini düzelterek hazırladığım yeni Türkçe çeviri de kusursuzluk iddiasında değildir; ama en azından Trotskiy’in ne söylediğini, hangi kavramlarla düşündüğünü ve hangi siyasal sonuçlara ulaştığını okura güvenilir biçimde aktarmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder