Çeviri:
Emeğin payı
Michael Roberts
Yakın tarihli bir yazımda, ABD şirketlerinin kâr marjlarının (yani kârların millî gelir içindeki payının) yüzde 19,4 ile rekor düzeye, ABD’de 1940’lardan bu yana kaydedilen en yüksek seviyeye ulaştığını belirtmiştim!
Buna karşılık
emeğin payı tarihsel olarak en düşük düzeyine gerilemişti.
Kârların ücretlere oranını Marksist terimlerle, yani artı-değer oranı olarak ölçtüğümüzde, bu oranın hiçbir zaman bu kadar yüksek olmadığını görüyoruz. Artı-değer oranındaki bu yükseliş, ABD’de kâr oranının düşme eğilimine karşı işleyen ve kâr oranını yukarı çeken önemli bir etken oldu; bu etki özellikle salgının sona ermesinden bu yana belirginleşti. Kâr oranı, artı-değerin üretim araçları stoku ile çalışanlara yapılan ödemelerin toplamına oranıdır.Vergi Vakfı, kârlara ve ücretlere giden payı ölçmek içingayrisafi millî gelir göstergesini kullanmanın yanlış olduğunu savunuyor. Kuruluşa göre, yukarıda varılan sonucun aksine, sermayenin ekonomik pastadan giderek daha büyük bir pay aldığı ya da emeğin payının 1950’lerdeki yaklaşık üçte iki düzeyinden bugün yaklaşık yarıya gerilediği doğru değil.
Bu sonuçlar neden
yanlış? Vergi Vakfı’nın haklı olarak belirttiği gibi, toplam millî gelir
yalnızca elde edilen kârlardan ve ücretlerden oluşmuyor; amortismanı da
içeriyor. Amortisman, millî gelirin, şirketlerin eskimiş ya da ömrünü doldurmuş
makine, tesis, teknoloji ve benzeri üretim araçlarını yenilemek için yatırım
olarak hesaba katmak zorunda oldukları bölümüdür; yani üretim araçları stokunu
genişleten bir yatırım değildir. Dolayısıyla amortisman, şirketlerin
satışlardan elde ettiği kârdan düşülmeli. Başka bir deyişle, kârlara veya
ücretlere giden pay, net toplam gelir, yani amortisman düşüldükten sonra kalan
gelir üzerinden ölçülmeli.
Vergi Vakfı’na
göre bu yapıldığında emeğin payının tüm zamanların en düşük düzeyinde olmadığı
görülüyor: “Emeğin payı, BLS (ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu) serisinin
gösterdiğinden hem daha yüksek hem de daha istikrarlı.” Millî gelir net olarak
hesaplandığında, emeğin payı 1940’ların sonlarında yaklaşık yüzde 69
düzeyindeydi; 1970’lerde yaklaşık yüzde 75’e yükselmişti. Bugün ise yüzde 68,3
düzeyinde; yani 1950’lerdekinden pek farklı değil. Vergi Vakfı’nın ifadesiyle,
“Başka bir deyişle, emeğin payı ‘daha önce hiç görülmemiş’ bir düzeyde değil.”
Millî gelir
içindeki paylara gelince, Vergi Vakfı’nın ölçümünü kullansak bile emeğin
payının tüm zamanların en düşük düzeyinde olduğu yönündeki önceki iddia
neredeyse doğrulanıyor. ABD millî gelirinde emeğin payı, 2026’da yüzde 68,3 ile
yine de 1948’den bu yana en düşük düzeydeydi. Buna karşılık kârların payı da
1948’den bu yana en yüksek düzeyine yakındı.
Dahası, Vergi
Vakfı’nın pay ölçümlerini Marksist kategorilere dönüştürdüğümde, artı-değer
oranının 1980’den bu yana yüzde 57, Büyük Durgunluk’un sona ermesinden bu yana
yüzde 32 ve salgının sona ermesinden bu yana yüzde 17 artarak İkinci Dünya
Savaşı’nın hemen sonrasındaki zirvesine yaklaştığını görüyorum.
Ancak burada bir
şerh düşmek gerekiyor. Bu kâr artışının çok büyük bölümü ekonominin yalnızca
birkaç temel sektöründe birikmiş durumda. 2026 ortasına kadar geçen bir yıllık
dönemde ABD’de şirketlerin yurt içi faaliyetlerinden elde ettiği kârlar (yani
ABD şirketlerinin yurt dışında elde ettiği kârlar hariç) 4,4 trilyon dolara
ulaştı. Bu, 738 milyar dolarlık, yani yüzde 17,7’lik devasa bir artış.
Borsadaki hızlı
yükselişin etkisiyle finans sektörü bu artışa 185 milyar dolarlık, yani yüzde
25’lik katkı yaptı. Enerji sektörü, hızla yükselen enerji fiyatlarının
etkisiyle 135 milyar dolarlık, yani yüzde 18,2’lik katkı yaptı. Ancak listenin
başında teknoloji sektörü, yani yazılım ve donanım, yer aldı. Teknoloji sektörü
738 milyar dolarlık kâr artışının 214 milyar dolarını, yani yüzde 29’unu
sağladı. Finans sektörünü dışarıda bırakıp yalnızca finans dışı sektörlere
baktığımızda, enerji sektörünün kâr artışındaki payı yüzde 24’e, teknoloji
sektörünün payı ise yüzde 39’a yükseliyor. Dolayısıyla son bir yılda finans
dışı sektörlerdeki kâr artışının neredeyse üçte ikisi yalnızca iki sektörden
geldi.
![]() |
| ABD’de 2026 ortasına kadar son 12 ayda şirketlerin yurt içi kârlarındaki artış ve seçilmiş sektörlerin katkıları. Mavi sütunlar kâr artışını (milyar dolar), turuncu sütunlar sektörlerin toplam artıştaki payını (yüzde) gösteriyor. 738 milyar dolarlık artışın yüzde 29’u teknolojiden, yüzde 25,1’i finanstan, yüzde 18,2’si enerjiden geliyor. Kaynak: FRED https://fred.stlouisfed.org/release/tables?eid=18673&rid=53 |
Kaynak: "Labour’s share", Michael Roberts Blog – blogging from a Marxist economist







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder