Çeviri:
Nükleer denemelerden sağ çıkan hasta bir işçi soruyor
İki gün önce Ron McKay’in derlediği Letters to Gorbachev: Life in Russia Through the Postbag of Argumenty/Fakty adlı kitabı okumaya başladım. Kitabın adını Türkçeye Gorbaçov’a Mektuplar: Argumenty/Fakty’nin Posta Çantasından Rusya’da Yaşam diye çevirmek mümkün.
Argumenty i Fakty, 1978’de Sovyetler Birliği’nde bir bülten olarak yayın hayatına başladı. Sonradan haftalık bir gazeteye dönüştü ve glasnost yıllarında öylesine yaygınlaştı ki 1990’da tirajı 33 milyonu aştı.
McKay, Sovyet yurttaşlarının glasnost yıllarında bu gazeteye gönderdikleri mektuplardan bir seçki yapmış. Bu mektuplar Türkçeye çevrilmedi. Çevrileceklerini de hiç sanmıyorum. Kitabı okurken bu mektupların Sovyetler Birliği’nin son yıllarında gündelik hayata ilişkin değerli ipuçları verdiğini düşündüm. Bu yüzden zaman zaman bu başlık altında kitaptan bir mektup yayımlayacağım.
Yayımlayacağım ilk mektup, Stalinist bürokrasinin insan sağlığına ve çevreye nasıl gaddarca yaklaştığını örneklerle anlattığım bir yazımla bağlantılı. O yazıda, Sovyetler Birliği’nin 1949–1989 arasında Kazakistan’daki Semipalatinsk nükleer deneme sahasında 456 deneme gerçekleştirdiğini ve özellikle açık havada yapılan denemelerden yayılan radyoaktif serpintinin çevrede yaşayanları radyasyona maruz bıraktığını belirtmiştim.
Aşağıdaki mektupta inşaat işçisi I. Boikova, o denemelerin yapıldığı günlerde çocukluğunun geçtiği Beskaragai köyünde neler yaşandığını anlatıyor. Yıllar sonra hâlâ bir soruya cevap arıyor.
Sözü Boikova’ya bırakalım.
* * *
Seliyarsk’ın
Beskaragai köyünde doğup büyüdüm. Köy, Semipalatinsk’ten nükleer deneme
sahasına doğru yaklaşık 200 kilometre uzaklıktaydı. O “tatbikatları” çok iyi
hatırlıyorum. O günlerde okul olmazdı. Şimdi nükleer denemeler yer altında
yapılıyor, o zamanlar açık havada yapılırdı.
Bizi sürü gibi
derin bir vadiye götürür, ağzımızı iyice açıp yüzükoyun yere yatmamızı
söylerlerdi. Ağzımızı açık tutarsak kulak zarlarımızın yırtılmayacağını
söylerlerdi. Ama biz çocuktuk elbette, ne olduğunu görmek istiyorduk. Biz de
baktık. Nükleer bomba taşıyan üç uçağın gökyüzünde daireler çizdiğini, bombayı
bırakıp hemen uzaklaştığını gördük. Bomba, göz kamaştıran beyaz bir ışık içinde
ağır ağır iniyordu. Yere düştüğünde havaya bir bulut yükseliyor, bildik mantar
biçimini alıyordu. Mantar bulutu beyazımsı ya da grimsi pembeydi. Dalga dalga
kabarıyor, döne döne gökyüzüne yayılıyordu. Sonunda dağılıp dumana dönüşüyor,
çölün, tarlaların ve İrtiş Nehri’nin üzerine çöküyordu. Her şey rüzgâra
bağlıydı.
Bazen Abolsk
bölgesine doğru giderdi, bazen de bize doğru. Bir de ses dalgası vardı. Hemen
hemen anında gelir, insanları yere devirirdi. Kediler, köpekler, sığırlar ve
öteki evcil hayvanlar paniğe kapılıp kaçışırdı. Sirenlerin uğultusuna
miyavlamalar, havlamalar, böğürmeler karışırdı. Korkunçtu, sanki dünyanın sonu
gelmişti.
![]() |
| Kazakistan’daki eski Semipalatinsk nükleer deneme sahasında bir krater. Fotoğraf: CTBTO. |
O günlerden o
kadar çok anım var ki hepsini anlatmak çok uzun sürer. Hiroşima’yı, Nagazaki’yi
çok duyardık. Amerikalılar ne korkunç şey yapmışlardı, nükleer silahlarını
insanlar üzerinde denemişlerdi! Ama Sovyetler Birliği’nde de nükleer bombaların
insanlar üzerinde, yani bizim üzerimizde denendiğinden kimse söz etmezdi. Belli
ki o zaman bizi insandan saymıyorlardı. Şimdi de saymıyorlar zaten. Radyasyona
maruz kaldığımız hâlde bizi hiçbir zaman sağlık kontrolünden geçirmediler.
Köyümüzde insanlar lösemiden ölüyordu. Ama nedense bu konu örtbas edilmeliydi
ve biz çocuklar bu esrarengiz hastalık hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. 1963’te
ailem aynı ilde, Semipalatinsk’in 560 kilometre güneyindeki Urdşar köyüne
taşındı.
Ben bir teknik
okulda okuyordum, erkek kardeşim de Semipalatinsk’te okula gidiyordu. Ötekiler
o zamana kadar evden ayrılmıştı. Sonra şehirde iki yıl çalıştım ve Urdşar’a
döndüm. 1986’ya kadar orada kaldım. Annemle babam öldüler. Babam 57, annem 59
yaşındaydı. 2 Ocak 1986’da ailemi alıp öteki akrabalarımın yaşadığı
Novokuznetsk’e gittim. Bize yazmış, Novokuznetsk’te yiyecek sıkıntısının o
kadar kötü olmadığını söylemişlerdi. Bizim ilde ise yiyecek neredeyse yoktu.
1989’a kadar Novokuznetsk’in çevre bakımından Sovyetler Birliği’nin en temiz
şehri olduğunu bilmiyordum.
Yıllarca nükleer
denemelere ve bunların korkunç sonuçlarına katlandığımız hâlde bize neden
hiçbir tazminat verilmediğini bilmek istiyorum. Sağlığa zararlı koşullarda
çalışanlara erken emeklilik hakkı tanınıyor. Biz ise elimizi sürdüğümüz her
şeyin sağlığımızı tehdit ettiği bir yerde yaşadık ve bize hiçbir şey
verilmiyor. Kırk sekiz yaşındayım ve sürekli hastayım. Yüksek tansiyonum, kalp
iskemim ve daha bir dizi rahatsızlığım var. Yakınmak istemiyorum. Nükleer
denemelerden sağ çıkan bizler şimdi herhangi bir yardım bekleyebilir miyiz,
yalnızca bunu bilmek istiyorum. Bize hiçbir zaman herhangi bir destek
sağlanmadı. İhtiyacımız olduğunda gidebileceğimiz bir sanatoryum yoktu, özel
fon yoktu, hiçbir şey yoktu.
I. Boikova, inşaat işçisi
Kaynak: Ron McKay (der.), Letters to Gorbachev: Life in Russia Through the Postbag of Argumenty/Fakty, s. 80-81. Türkçe çeviri kitaptaki İngilizce metinden yapılmıştır.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder