Dünya Sendikalar Konfederasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Sendikalar Konfederasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2026

Anatoly Chernyaev’s 1974 diary (1)

The Kremlin’s proxy mass organisations and bureaucratic corruption

Anatoliy Chernyaev, one of the Soviet Union’s senior apparatchiks, notes in his 1974 diary that, as he puts it, “the Bulgarians (Ivan Ganev), the Czechs (Vladimir Iancu), the Poles (Bogush Suyka), and the Germans (Bruno Mahlow)” took part in a two-day “secret Communist meeting” - to which he adds the following note:

Financing the Peace Council, the World Federation of Trade Unions and others, because every year they have a deficit that almost exceeds the original budget. They burn it on their mistresses, various “events,” trips and a lavish lifestyle – these professional fighters for peace. (p. 49)

From these two sentences, the following conclusions can be drawn:

  • In those years, the World Peace Council, the World Federation of Trade Unions, and several other international organisations-which persistently claimed to be independent-were in fact covertly financed by the Soviet Union.
  • The leaders of these organisations showed little regard for budgetary discipline, running annual deficits that nearly matched their total budgets.
  • These organisations-above all the Peace Council-were marked by serious corruption at the top, with leading figures freely squandering the funds channelled to them on personal indulgences and lavish lifestyles.

1 July 1952. At the World Peace Council Congress held in East Berlin, Pablo Picasso’s dove appears above the stage alongside a banner reading “Germany must be a country of peace”. To the right of centre, Nâzım Hikmet stands out, wearing a light-coloured jacket and striking an imposing pose
Chernyaev, writing these lines in a sarcastic tone, does not concern himself with whether the corruption in question carried any structural significance beyond the individual immorality and decay of the organisations’ leading members. For him, the note represents nothing more than an irritating, yet entirely routine, observation.

However, to grasp the corruption that took place within the Kremlin’s proxy international mass organisations-financed and steered behind closed doors-we must turn to Leon Trotsky’s analysis of the Soviet bureaucracy: his assessment of the social origins of the bureaucratic caste, the material privileges it enjoyed, and its role in shaping foreign policy.

The Kremlin’s proxy mass organisations-the World Federation of Trade Unions, peace councils, and cultural associations-were integral components of an international bureaucratic network. Funds channelled from state resources, along with conferences, travel, hospitality, and international contacts, served a dual function: both to bolster the Kremlin’s international legitimacy vis-à-vis the imperialist countries and to reward international figures who, through their prominence and leadership within these organisations, lent direct or indirect support to the Kremlin’s foreign-policy line.

The sharp turn in the Kremlin’s foreign policy under the Stalinist counter-revolution-the shift from the perspective of “world revolution” towards accommodation with the international status quo, that is, the imperialist world system-went hand in hand with the financing of these organisations not as instruments of revolutionary internationalism, but as tools for generating influence and legitimacy in line with the foreign-policy interests of the bureaucratic caste.

Undoubtedly, the Soviet state was compelled to conduct diplomacy, secure allies, and establish spheres of influence in a world dominated by the imperialist powers. However, bureaucratic corruption transformed this necessity into a regime of privilege grounded in secrecy, entirely beyond the control of workers and other labouring strata. Managers, diplomats, and party officials were remunerated in ways that socially separated them from the working class, granted access to special forms of consumption, and rewarded accordingly; the proxy organisations, in turn, became materially dependent on state largesse, and it was under these conditions that their leaders sank up to their necks in corruption.

Another destructive effect-one that Anatoliy Chernyaev does not mention (and, as a Stalinist bureaucrat, it is hardly surprising that he does not dwell on it)-is that the privileged lifestyles of the “professional peace fighters” eroded genuine anti-imperialist and anti-war consciousness. Such corruption, once inevitably perceived by workers and other labouring strata, weakened their willingness to struggle, fostered distrust, and severed the link between political discourse and material reality. In this way, it became a dynamic that steadily blunted revolutionary potential.

Finally, the phenomenon to which Chernyaev points is by no means confined to the Soviet Union of the 1970s, nor is it merely a matter of the past. Today, in both capitalist and so-called “socialist” countries, state-funded NGOs, official trade-union centres, and international umbrella organisations often continue to function as vehicles of state policy and as elements of patronage-based proxy networks.

Source: Anatoly S. Chernyaev, Diary of Anatoly Chernyaev (1974), trans. Anna Melyakova, ed. Svetlana Savranskaya.

18 Şubat 2026

Anatoliy Çernyayev'in 1974 günlüğünden (1)

Kremlin’in vekil kitle örgütleri ve bürokratik yozlaşma

Üst düzey Sovyet aparatçiklerinden Anatoliy Çernyayev, 1974 tarihli günlüğünde, kendi ifadesiyle, “Bulgarların (İvan Ganev), Çeklerin (Vladimir Iancu), Polonyalıların (Boguş Suyka) ve Almanların (Bruno Mahlow) katıldığı” ve iki gün süren “gizli bir komünist zirvede” ele alınan konuları sıralarken şu notu düşer:

Barış Konseyi’ni, Dünya Sendikalar Federasyonu’nu ve diğerlerini finanse ediyoruz; çünkü her yıl neredeyse ilk belirledikleri bütçe kadar açık veriyorlar. Barışın bu profesyonel savaşçıları parayı metreslerine, çeşitli "etkinliklere", seyahatlere ve gösterişli bir yaşam sürmek için saçıp savuruyorlar. (s. 49)

Bu iki cümleden şu sonuçları çıkarmak mümkün:

  • O yıllarda ısrarla bağımsız örgütler olduklarını ileri süren Dünya Barış Konseyi’ni, Dünya Sendikalar Federasyonu’nu ve bazı diğer uluslararası örgütleri aslında Sovyetler Birliği örtük biçimde finanse etmektedir.
  • Bu örgütlerin yöneticileri bütçe disiplinine önem vermemekte, her yıl neredeyse bütçeleri kadar açık vermektedir.
  • Bu örgütlerin, özellikle de Barış Konseyi’nin önde gelen üyeleri ciddi bir yozlaşma içindedir ve örgütlerine sağlanan finansmanı kişisel zevkleri ve lüks yaşamları için har vurup harman savurmaktadır.

1 Temmuz 1952'de Doğu Berlin'de düzenlenen Dünya Barış Konseyi Kongresi'nde sahnenin üzerinde Picasso'nun güvercini ve “Almanya barış ülkesi olmalıdır” yazılı pankart görülüyor. Ortanın sağında açık renk ceketi ve heybetli duruşuyla Nâzım Hikmet de hemen dikkat çekiyor
Çernyayev bu satırları alaycı bir tonla kaleme alırken, söz konusu yozlaşmanın örgütlerin önde gelen üyelerinin bireysel ahlâksızlığı ve çürümüşlüğünün ötesinde yapısal bir anlam taşıyıp taşımadığı üzerinde durmuyor. Onun açısından bu not, can sıkıcı ama aynı zamanda olağan bir gözlemden ibarettir.

Oysa Kremlin’in kapalı kapılar ardında finanse edip yönlendirdiği vekil uluslararası kitle örgütlerinde yaşanmış olan yozlaşmayı kavrayabilmek için Lev Trotskiy’in Sovyet bürokrasisine ilişkin tahliline -bürokratik kastın toplumsal kökenlerine, sahip olduğu maddi ayrıcalıklara ve dış politikayı biçimlendirmedeki rolüne dair değerlendirmelerine- başvurmamız gerekir.

Kremlin’in vekil kitle örgütleri -Dünya Sendikalar Federasyonu, barış konseyleri, kültürel dernekler- uluslararası bürokratik ağın organik birer parçasıydı. Devlet kaynaklarından aktarılan fonlar, konferanslar, seyahatler, ağırlamalar ve uluslararası temaslar ise ikili bir işlev görüyordu: hem emperyalist ülkeler karşısında Kremlin’in uluslararası meşruiyetini artırmak hem de bu örgütlerin vitrininde ve yönetiminde yer alan, Kremlin'in dış politika çizgisine doğrudan ve dolaylı destek veren uluslararası figürleri ödüllendirmek.

Kremlin’in Stalinist karşıdevrimle birlikte dış politikasında ortaya çıkan keskin yön değişimi -“dünya devrimi” perspektifinden uluslararası statükoyla, yani emperyalist dünya sistemiyle uzlaşmaya doğru kayışı- bu örgütlerin devrimci enternasyonalizmin araçları olarak değil, bürokratik kastın dış politika çıkarları doğrultusunda nüfuz ve meşruiyet üretme araçları olarak finanse edilmeleriyle el ele gitti.

Kuşkusuz Sovyet devleti, emperyalist devletlerin egemen olduğu bir dünyada diplomasi yürütmek, müttefikler kazanmak ve etki alanı oluşturmak zorundaydı. Ne var ki, bürokratik yozlaşma bu zorunluluğu işçilerin ve diğer emekçi kesimlerin üzerinde hiçbir kontrolünün bulunmadığı, gizliliğe esas alan bir ayrıcalık rejimine dönüştürdü. Yöneticiler, diplomatlar ve parti görevlileri işçi sınıfından toplumsal olarak ayrışacak biçimde ücretlendirildi, özel tüketim olanaklarına kavuşturuldu ve ödüllendirildi; vekil örgütler ise maddi olarak devlet lütfuna bağımlı hâle getirildi ve bu örgütlerin yöneticileri işte bu koşullar altında gırtlaklarına kadar yolsuzluğa battılar.

Çernyayev’in sözünü etmediği -ayrıca bir Stalinist bürokrat olarak bunun üzerinde durmaması da şaşırtıcı değildir- bir başka yıkıcı etki ise “profesyonel barış savaşçılarının” ayrıcalıklı bir yaşam sürmelerinin, gerçek emperyalist savaş karşıtı bilincin altını oyuyor olmasıdır. Bu tür bir yozlaşma, bu durumdan eninde sonunda haberdar olan işçilerin ve diğer emekçi kesimlerin saflarında mücadele şevkini zayıflatır, güvensizliği besler ve siyasal söylem ile maddi gerçeklik arasındaki bağı koparır. Bu da devrimci potansiyeli körelten bir dinamiğe dönüşür.

Son olarak, Çernyayev’in işaret ettiği olgu, 1970’lerin Sovyetler Birliği’yle sınırlı, geçmişte kalmış bir mesele değildir. Bugün hem kapitalist hem de sözde “sosyalist” ülkelerde devlet tarafından finanse edilen STK’lar, resmî sendika merkezleri ve uluslararası çatı örgütleri çoğu kez devlet politikasının taşıyıcısı ve himayeye dayalı vekâlet ağlarının unsurları olarak işlev görmeye devam etmektedir.

Kaynak: Anatoly S. Chernyaev, Diary of Anatoly Chernyaev (1974), çev.: Anna Melyakova, ed.: Svetlana Savranskaya.