11 Nisan 2026

Çeviri:

Kurtuluşun anahtarı anti-emperyalist mücadeledir

Mateo Fossa ile söyleşi

(Eylül 1938)

Yazılış tarihi: 23 Eylül 1938.

İlk yayımlandığı yer: Socialist Appeal, Cilt II, Sayı 48, 5 Kasım 1938, s. 3.

Çeviri: Socialist Appeal.

COYOACAN, D.F., 26 Eylül - Mateo Fossa yoldaş, Sendikal Özgürlük Komitesi tarafından Meksika’da toplanan Latin Amerika sendikaları konferansına katılmak üzere görevlendirildi. Sendikal Özgürlük Komitesi, aralarında 24 bağımsız sendikanın da bulunduğu 28 örgütü bünyesinde barındırmaktadır.

Mateo Fossa
Bu örgütlerin her biri, Fossa yoldaşa ayrı ayrı yazılı yetki belgesi verdi. Buna rağmen, Latin Amerika sendikaları “birliği”nin yöneticileri, Fossa yoldaşı konferansa kabul etmediler. Kabul etmediler mi? Nasıl olur? Çok basit: Kapıyı yüzüne kapattılar. Neden? Nedeni hiç de karmaşık değil.

Fossa yoldaş, kısa bir süre Arjantin Komünist Partisi üyesi olmuş, ancak Moskova davalarına karşı sesini yükseltmişti. Bu, saygın sendika emekçisinin “halk düşmanı”, “Trotskist” vb. diye damgalanması için yeterli oldu. Stalinistler, Buenos Aires’ten Lombardo Toledano’ya, Stalin’in, Vışinskiy’nin, Yejov’un ve diğer tahrifatçıların lekesiz saflığına inanmayan tehlikeli bir delegenin kongreye geldiğini derhal bildirdiler.

Lombardo Toledano (1938)
G.P.U.’nun uşağı Toledano

G.P.U. emir verdiğinde Toledano itaat eder. Bu, artık onun işçi sınıfı hareketi içinde oynadığı başlıca roldür. Kulağa ne kadar saçma gelse de burjuva avukat Lombardo Toledano, dürüst bir Arjantinli devrimci olan işçi Fossa’nın yüzüne sendika konferansının kapılarını kapattı. Meksika proleterlerine geriye, “Yaşasın totaliter rejim! Yaşasın führerimiz Adolf Toledano!” diye haykırmaktan başka bir şey kalmıyor.

23 Eylül’de Fossa yoldaş, Trotskiy yoldaşı ziyaret etti ve onunla yaptığı uzun görüşmede bir dizi önemli soru sordu. Aşağıda bu soruları Trotskiy yoldaşın cevaplarıyla birlikte yayımlıyoruz:

Fossa: Sizce Avrupa’daki mevcut durumun bundan sonraki seyri nasıl olacak?

Trotskiy: Diplomasi bu kez de çürük bir uzlaşmaya varmayı başarabilir. Ancak bu uzun sürmeyecektir. Savaş kaçınılmazdır ve üstelik çok yakın bir gelecekte patlak verecektir. Uluslararası krizler birbirini takip ediyor. Bu sarsıntılar yaklaşan savaşın doğum sancılarına benziyor. Her yeni sarsıntı daha şiddetli ve daha tehlikeli bir nitelik taşıyacaktır. Şu anda dünyada bu sürecin gelişimini, yani savaşın doğuşunu durdurabilecek hiçbir güç görmüyorum. Korkunç bir yeni boğazlaşma insanlığın üzerine acımasızca yaklaşmaktadır.

Elbette, uluslararası proletaryanın zamanında gerçekleştireceği devrimci eylemler, emperyalistlerin yağmacı girişimlerini felç edebilir. Ancak gerçeğin yüzüne dosdoğru bakmalıyız. Avrupa’da işçi kitlelerinin ezici çoğunluğu, İkinci ve Üçüncü Enternasyonallerin önderliği altındadır. Amsterdam Sendikalar Enternasyonali’nin önderleri, İkinci ve Üçüncü Enternasyonallerin politikasını bütünüyle desteklemekte ve onlarla birlikte sözde “Halk Cepheleri”ne katılmaktadır.

İspanya, Fransa ve diğer ülkelerin örneklerinde görüldüğü gibi, “Halk Cephesi” politikası, proletaryayı burjuvazinin sol kanadına tabi kılmaktan ibarettir. Ancak kapitalist ülkelerde tüm burjuvazi - sağ da “sol” da - baştan aşağı şovenizm ve emperyalizmle malûldür. “Halk Cephesi”, işçileri kendi emperyalist burjuvazileri için top yemi haline getirmeye hizmet eder. Sadece buna yarar, başka hiçbir şeye değil.

İkinci ve Üçüncü Enternasyonal ile Amsterdam Enternasyonali, şu anda proletaryanın “demokratik” emperyalizme karşı devrimci mücadelesini frenlemek ve felce uğratmakla görevli karşıdevrimci örgütlerdir. Bu Enternasyonallerin suça batmış önderlikleri devrilmediği sürece, işçiler savaşa karşı koyamayacaktır. Bu acı ama kaçınılmaz gerçektir. Bununla yüzleşmeyi bilmeli ve kendimizi yanılsamalarla ve pasifist gevezeliklerle avutmayı bırakmalıyız. Savaş kaçınılmazdır!

Fossa: Bunun İspanya'daki mücadele ve uluslararası işçi sınıfı hareketi üzerinde ne gibi etkileri olacak?

Trotskiy: Yaklaşan olayların niteliğini doğru kavrayabilmek için, öncelikle yaklaşan savaşın faşizm ile “demokrasi” arasında bir savaş olacağına dair sahte ve bütünüyle yanlış teoriyi reddetmeliyiz. Bu düşünceden daha yanlış ve daha ahmakça bir şey yoktur. Emperyalist “demokrasiler”, dünyanın her yerinde çıkar çatışmaları nedeniyle bölünmüş durumdadır. Faşist İtalya, Hitler’in zaferine olan inancını yitirirse, kolaylıkla Büyük Britanya ve Fransa ile aynı kampta yer alabilir. Yarı-faşist Polonya ise, kendisine sunulan avantajlara bağlı olarak bu kamplardan birine ya da ötekine katılabilir. Savaşın seyri içinde Fransız burjuvazisi, işçilerine boyun eğdirip onları “sonuna kadar” savaşmaya zorlamak için “demokrasi”nin yerine faşizmi geçirebilir. Faşist Fransa da “demokratik” Fransa gibi, sömürgelerini silahla savunacaktır. Yeni savaş, 1914-18 savaşından çok daha açık bir yağmacı emperyalist karakter taşıyacaktır. Emperyalistler siyasî ilkeler için değil, pazarlar, sömürgeler, hammaddeler, dünya üzerinde hegemonya ve onun zenginlikleri için savaşırlar.

Emperyalist kamplardan herhangi birinin zaferi, bütün insanlığın kesin boyunduruk altına alınması, bugünün sömürgelerine ve Latin Amerika halkları da dahil olmak üzere bütün zayıf ve geri halklara çifte zincir vurulması anlamına gelecektir. Emperyalist kamplardan herhangi birinin zaferi; kölelik, yoksulluk, sefalet ve insan kültürünün gerilemesi demektir.

Çıkış yolu nedir, diye soruyorsunuz. Şahsen, yeni bir savaşın insanlık üzerindeki yağmacı kapitalist kliklerin egemenliğine karşı uluslararası bir devrimi kışkırtacağından bir an bile kuşku duymuyorum. Savaş sırasında emperyalist “demokrasi” ile faşizm arasındaki bütün farklar ortadan kalkacaktır. Bütün ülkelerde acımasız askerî diktatörlükler hüküm sürecektir. Alman işçileri ve köylüleri de Fransızlar ve İngilizler gibi kırılıp gidecektir. Modern yıkım araçları öylesine korkunçtur ki, insanlık muhtemelen savaşa birkaç ay bile dayanamayacaktır. Umutsuzluk, öfke ve nefret, savaşan bütün ülkelerin kitlelerini ellerinde silahlarla ayaklanmaya itecektir. Dünya proletaryasının zaferi savaşa son verecek, ayrıca İspanya sorununu olduğu kadar Avrupa’nın ve dünyanın öteki bölgelerinin bütün güncel sorunlarını da çözecektir.

“Demokrasi” maskesi arkasına saklanarak proletaryayı emperyalizmin savaş arabasına zincirlemek isteyen bu işçi sınıfı “liderleri”, bugün emekçilerin en büyük düşmanları ve ona doğrudan doğruya ihanet edenlerdir. İşçilere, emekçilerin bilincini zehirleyen emperyalizmin ajanlarından nefret etmeyi ve onları hor görmeyi öğretmeliyiz; işçilere, faşizmin emperyalizmin yalnızca biçimlerinden biri olduğunu, hastalığın dış belirtilerine karşı değil, organik nedenlerine, yani kapitalizme karşı mücadele etmemiz gerektiğini açıklamalıyız.

Fossa: Meksika devriminin perspektifi nedir? Toprak ve petrol zenginliğinin kamulaştırılmasıyla bağlantılı olarak paranın değer kaybını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trotskiy: Bu konular üzerinde yeterince ayrıntılı biçimde durmam mümkün değil. Toprağın ve doğal zenginliklerin kamulaştırılması, Meksika için ulusal savunma bakımından mutlak surette vazgeçilmez bir önlemdir. Köylülerin gündelik ihtiyaçları karşılanmadan hiçbir Latin Amerika ülkesi bağımsızlığını koruyamaz. Paranın satın alma gücünün düşmesi, Meksika’ya karşı başlamış bulunan emperyalist ablukanın sonuçlarından yalnızca biridir. Mücadelede maddî yoksunluklar kaçınılmazdır. Fedakârlık olmadan kurtuluş mümkün değildir. Emperyalistler karşısında teslim olmak, ülkenin doğal zenginliklerini yağmaya, halkı ise gerilemeye ve yok oluşa terk etmek anlamına gelir. Elbette işçi sınıfı örgütleri, hayat pahalılığındaki artışın yükünün esas olarak emekçilerin sırtına bindirilmemesini sağlamalıdır.

Fossa: Latin Amerika halklarının kurtuluş mücadelesi ve geleceğin sorunları üzerine ne söyleyebilirsiniz? Aprismo hakkında ne düşünüyorsunuz?

Trotskiy: Latin Amerika ülkelerinin her birinin yaşamını, sorduğunuz sorulara somut bir yanıt verebilecek kadar iyi bilmiyorum. Her hâlükârda benim için açık olan şudur: Bu ülkelerin iç sorunları, emperyalizme karşı eşzamanlı bir devrimci mücadele olmaksızın çözülemez. Amerika Birleşik Devletleri’nin, İngiltere’nin ve Fransa’nın ajanları (Lewis, Jouhaux, Toledano ve Stalinistler), emperyalizme karşı mücadelenin yerine faşizme karşı mücadeleyi ikame etmeye çalışıyorlar. Onların bu canice çabalarını, yakın zamanda toplanan savaş ve faşizm karşıtı kongrede gördük. Latin Amerika ülkelerinde “demokratik” emperyalizmin ajanları özellikle tehlikelidir, çünkü bunlar kitleleri faşist haydutların açık ajanlarından daha kolay kandırabilirler.

En basit ve en açık örneği ele alacağım. Brezilya’da şu anda her devrimcinin ancak nefretle bakabileceği yarı-faşist bir rejim hüküm sürüyor. Ancak, yarın İngiltere’nin Brezilya ile askerî bir çatışmaya girdiğini varsayalım. Size soruyorum: İşçi sınıfı bu çatışmada hangi tarafta yer alacaktır? Kendi adıma cevap vereyim: Bu durumda ben, “demokratik” Büyük Britanya’ya karşı “faşist” Brezilya’nın tarafında olacağım. Neden? Çünkü aralarındaki çatışmada söz konusu olan demokrasi ya da faşizm olmayacaktır. Eğer İngiltere galip gelirse, Rio de Janeiro’ya başka bir faşisti yerleştirecek ve Brezilya’ya çifte zincir vuracaktır. Eğer tersine Brezilya galip gelirse, bu ülkenin ulusal ve demokratik bilincine güçlü bir itki verecek ve Vargas diktatörlüğünün devrilmesine yol açacaktır. İngiltere’nin yenilgisi aynı zamanda Britanya emperyalizmine bir darbe indirecek ve Britanya proletaryasının devrimci hareketine ivme kazandıracaktır. Gerçekten de dünya çelişkilerini ve askerî çatışmaları faşizm ile demokrasi arasındaki mücadeleye indirgemek için insanın kafasının bomboş olması gerekir. Her türlü maskenin altında sömürücüleri, köle sahiplerini ve soyguncuları ayırt etmeyi bilmek gerekir!

Bütün Latin Amerika ülkelerinde tarım devriminin sorunları, anti-emperyalist mücadeleyle kopmaz bağlarla bağlıdır. Stalinistler bugün her ikisini de haince felce uğratmaktadır. Kremlin için Latin Amerika ülkeleri, emperyalistlerle olan pazarlıklarında yalnızca pazarlık malzemesidir. Stalin, Washington’a, Londra’ya ve Paris’e şöyle diyor: “Beni eşit bir ortak olarak tanıyın, ben de sömürgelerde ve yarı-sömürgelerdeki devrimci hareketi bastırmanıza yardım edeyim; bunun için Lombardo Toledano gibi yüzlerce ajan hizmetimdedir.” Stalinizm, kurtuluş hareketinin cüzzamı haline gelmiştir.

Aprismo’yu kesin bir yargıya varacak kadar iyi tanımıyorum. Peru’da bu partinin faaliyeti yasadışı bir karakter taşıdığından, gözlemlenmesi de zordur. APRA’nın Meksika’da Eylül ayında düzenlenen savaş ve faşizm karşıtı kongredeki temsilcileri, benim yargılayabildiğim kadarıyla, Porto Riko’dan gelen delegelerle birlikte onurlu ve doğru bir tutum aldılar. Geriye sadece, APRA’nın Stalinistlerin eline düşmemesini ummak kalıyor; çünkü bu, Peru’daki kurtuluş mücadelesini felce uğratırdı. Tam örgütsel bağımsızlık koşuluyla, belirli pratik görevler temelinde Apristalarla anlaşmaya varmanın mümkün ve arzu edilir olduğunu düşünüyorum.

Fossa: Savaşın Latin Amerika ülkeleri açısından sonuçları ne olacak?

Trotskiy: Hiç kuşkusuz her iki emperyalist kamp da Latin Amerika ülkelerini daha sonra bütünüyle köleleştirmek üzere savaşın girdabına çekmeye çalışacaktır. İçi boş “antifaşist” yaygara, yalnızca emperyalist kamplardan birinin ajanları için zemin hazırlamaktadır. Dünya savaşını hazırlıklı karşılayabilmek için, Latin Amerika’nın devrimci partileri daha şimdiden bütün emperyalist gruplaşmalara karşı uzlaşmaz bir tutum almalıdır. Latin Amerika halkları, kendilerini koruma mücadelesi temelinde birbirlerine daha sıkı kenetlenmelidir.

Savaşın ilk döneminde zayıf ülkelerin durumu çok güç olabilir. Ama geçen her ayla birlikte emperyalist kamplar gitgide zayıflayacaktır. Birbirleriyle giriştikleri ölümcül mücadele, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin başlarını kaldırmalarına imkân verecektir. Bu, elbette Latin Amerika ülkeleri için de geçerlidir; eğer kitlelerin başında gerçekten devrimci, anti-emperyalist partiler ve sendikalar yer alırsa, tam kurtuluşlarını gerçekleştirebilirler. Trajik tarihsel koşullardan hileyle, boş laflarla ve küçük yalanlarla kaçılmaz. Kitlelere gerçeği, bütün gerçeği ve gerçeğin yalnızca kendisini söylemeliyiz.

Fossa: Sizce sendikaların üstlenmesi gereken görevler ve başvurmaları gereken yöntemler nelerdir?

Trotskiy: Sendikaların proletaryayı kurtuluş mücadelesi yolunda bir araya getirebilmesi, eğitebilmesi ve harekete geçirebilmesi için, Stalinizmin totaliter yöntemlerinden arındırılması gerekir. Sendikalar, eylem disiplinine bağlı kalınması koşuluyla, bütün siyasî eğilimlerden işçilere açık olmalıdır. Sendikaları dış amaçlar için bir silaha - özellikle de Stalinist bürokrasinin ve “demokratik” emperyalizmin bir silahına - dönüştürenler, kaçınılmaz olarak işçi sınıfını böler, zayıflatır ve gericiliğin önünü açar. Sendikalar içinde tam ve dürüst bir demokrasi, ülkedeki demokrasinin en önemli koşuludur.

Son olarak, Arjantinli işçilere kardeşçe selamlarımı iletmenizi rica ediyorum. Stalinizmin temsilcilerinin benim ve dostlarım aleyhine bütün dünyaya yaydıkları iğrenç iftiralara onların bir an bile inanmadıklarından şüphem yok. Dördüncü Enternasyonal’in Stalinist bürokrasiye karşı sürdürdüğü mücadele, ezilenlerin ezenlere, sömürülenlerin sömürenlere karşı verdiği büyük tarihsel mücadelenin devamıdır. Uluslararası devrim, SSCB işçileri de dahil olmak üzere bütün ezilenleri özgürleştirecektir.

[*] Mateo Fossa (1894-1973), Arjantinli bir sendikacı ve sosyalist militandı. 1938’de Meksika’da Lev Trotskiy ile yaptığı bu söyleşiyle tanınır. Dönemin Arjantin işçi hareketi içinde yer alan Fossa, daha sonra Trotskist harekete yakınlaşmış ve Dördüncü Enternasyonal çevresiyle ilişki kurmuştur.

[**] Vicente Lombardo Toledano (1894-1968), Meksikalı sendikacı ve Stalinist siyasetçiydi. Trotskiy ve Socialist Appeal burada onu, Stalinist çizgiye sadık sendikal-politik tutumu nedeniyle eleştirmektedir.

[***] APRA (Alianza Popular Revolucionaria Americana; Amerikan Halkçı Devrimci İttifakı), 1924’te Meksika’da Víctor Raúl Haya de la Torre tarafından kurulan, anti-emperyalist ve Latin Amerika’nın birliğini hedefleyen bir siyasal harekettir. “Aprismo” ise bu hareketin ideolojik-siyasal çizgisini ifade eder. Peru siyasetinde uzun süre çok etkili olan bu akım, özellikle 1930’lardan itibaren geniş bir toplumsal taban kazanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder