Stalinist bürokrasi ve Trotskist literatür
| Anatoliy Çernyayev (soldan üçüncü), önemli siyasî metinlerin kaleme alındığı bir daçada, Leonid Brejnev’le (sağdan ikinci) aynı masada. |
Dün, günümüzün tanınmış Trotskistlerinden biri olan Mandel’in bir makalesinin özetini okudum. Batı’da yaklaşan devrime ilişkin oldukça Leninist bir yaklaşım söz konusu. Ona göre Batı, tam da şu anda (1917’de, 1920’de, 1945’te, hatta 1968’de değil), Sovyet devriminin izlediği modeli tekrarlayabilecek durumda. Burada önce Sovyetlerin rolü, ardından ikili iktidar, sonra da proletarya diktatörlüğü öne çıkarılıyor.
Her halükârda, dedikleri gibi: Eğer Batı’nın devrimci güçleriyle ilişkilerimizi ideolojik bir temelde kurmayı sürdürürsek (ve bundan kurtulamıyorsak), o zaman bizim için geriye kalan tek çevre, günümüzün son derece eğitimli ve zeki Trotskistleri olacaktır. (Anatoly S. Chernyaev, Diary of Anatoly Chernyaev (1978), çev.: Anna Melyakova, ed.: Svetlana Savranskaya, s. 36.)
Bu iki paragrafta koca bir dünya yatıyor. Adım adım ilerleyelim.
İlk söylenmesi gereken şudur: Sovyetler Birliği’nde Stalinist bürokrasinin en üst katmanlarında yer alan çok küçük bir azınlığın Trotskist literatüre erişimi vardı. [*] Bu dar çevrenin dışında ise Trotskist literatür yasadışıydı; bulundurulması da suç sayılıyordu.
Çernyayev, yaptığı seyahatler, görüşmeler ve katıldığı toplantılar dışında, mesaisinin büyük bölümünde metinlerle çalışan bir Kremlin bürokratıydı. Politika notları, değerlendirmeler, raporlar, kitaplar, broşürler ve benzeri malzemeler, ayrıca konuşma taslakları hazırlamak işinin en önemli parçalarından biriydi. [**] Önüne Mandel’in -ne yazık ki adını belirtmediği- bir makalesinin özetinin gelmiş olması, tam metne erişimin imkânsızlığından çok, bürokratik aygıtın işleyiş biçiminden kaynaklanıyordu. Üst düzey görevlilere çoğu zaman “işlenmiş” bilgi sunulurdu: özetler, notlar, seçilmiş pasajlar veya değerlendirme fişleri. Çünkü onların zamanının kıt olduğu varsayılır; esas işlevlerinin her şeyi baştan sona okumak değil, gerekli gördüklerinde derine inmek olduğu kabul edilirdi.
Sovyet işçi sınıfının, diğer emekçi kesimlerin ve gençlerin eline bu tür tehlikeli ve “zehirli” malzemelerin geçmesine ise kesinlikle izin verilmezdi. Bu metinlere erişim hakkı, yalnızca bu tür zehirlere karşı bağışıklığı bulunduğu varsayılan en üst düzey yöneticilere tanınırdı. Üstelik Sovyet halkının böyle bir çifte standardın varlığından haberdar olması da istenmezdi.
| Ernest Mandel |
Üstelik Çernyayev, Mandel gibi tanınmış bir Trotskisti sadece karşı-devrimci olarak nitelendirmemekle kalmıyor; onun Batı’da yaşanacak bir devrim açısından “oldukça Leninist” bir yaklaşım sergilediğini de belirtiyor.
Buradan anlıyoruz ki Çernyayev’in asıl şaşırtıcı bulduğu şey, Trotskist bir yazarın Leninist bir perspektife sahip olması değildir. Onu asıl şaşırtan, Batılı ülkelerde 1978 itibarıyla hâlâ ‘Sovyet devriminin izlediği model’in geçerliliğinden söz edilebilmesidir. Çernyayev, Mandel bunu 1968’de söylese belki daha anlaşılır bulacaktır; ama 1978 gibi “geç” bir tarihte Batılı ülkeler için böyle bir iddianın hâlâ ileri sürülmesi ona açıkça fazla gelmektedir.
1978’i Çernyayev’in gözünde “geç bir tarih” kılan şeyin ne olduğunu ise ikinci paragrafı okuyunca kavrıyoruz. 1970’li yılların ortalarında Avrokomünizmin yaygınlaşması ve özellikle Batı Avrupa’da geniş kitlesel tabana sahip komünist partilerin bu akımın başını çekmesi, uluslararası Stalinist harekette derin bir çatlak yarattı.
Çernyayev’in günlükleri, Kremlin’de ve özellikle çalıştığı bölümde bu çatlağa karşı ne tür önlemler alınması gerektiği üzerine yürütülen tartışmaların örnekleriyle doludur. Günlüklerin yazarı, bu gelişme karşısında “ideolojik temelli” bir tutum almaktan yana değildir; bu doğrultuda ilerlemek isteyen “şahin” kanadı da eleştirmektedir.
Bir pragmatist olarak vermek istediği mesaj şudur: Şahinlerin çizgisinden gidersek, sonunda işbirliği yapabileceğimiz tek çevre olarak karşımızda o “iyi eğitimli ve zeki” Trotskistleri buluruz. Bu ise Çernyayev açısından kabul edilebilir bir sonuç değildir. İnce bir alayla söylemek istediği de tam olarak budur. Çernyayev, Avrokomünizm karşısında şahin bir tutumu sürdürmenin kendilerini çıkmaza sürükleyeceğini düşünüyor ve bunun kaçınılmaz hale gelmiş olmasından yakınıyor. Yoksa SBKP’nin Trotskistlerle işbirliğine yöneleceği türünden, gerçekleşme ihtimali olmayan tuhaf bir kehanette bulunmuyor.
[*] Bunun dışında, ünlü Progress Publishers yayınevinin bünyesinde bir “özel redaksiyon” sistemi bulunuyordu; burada Sovyetler Birliği’ni farklı yönlerden eleştiren ya da ideolojik bakımdan sakıncalı görülen yabancı eserler çevrilerek çok küçük tirajlarla en üst düzey Stalinist bürokratlar arasında dolaşıma sokuluyordu. Bu yayınların dağıtımı özel bir listeye göre yapılıyordu. Ayrıca bazı çeviri kitaplarda “Yalnızca bilimsel kütüphaneler için” benzeri ibareler kullanılıyordu. Bu kitaplar satışa çıkarılmıyor, güvenilir Stalinist ideologları da içeren biraz daha geniş bir halkanın kullanımı için yalnızca büyük kütüphanelerde tutuluyor ve ödünç verilmiyordu.
[**] Örneğin, birinci cildi Aralık 2021’de Yordam Kitap tarafından yayımlanan ve SSCB Bilimler Akademisi Uluslararası İşçi Sınıfı Hareketi Enstitüsü tarafından hazırlanmış olan Uluslararası İşçi Sınıfı Hareketi Tarihi’nin “baş editörü” Çernyayev’di.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder