Küba: Bürokratik kastın egemen kanadı kapitalist restorasyonu kafaya koymuş
Javier Gómez Sánchez’in yazısı üzerine
| Diaz-Canel ve Raúl Castro |
Bu farklılıkların başında Küba’nın toplumsal niteliği geliyor. Gómez Sánchez Küba’yı "sosyalist bir ülke", ekonomisini "sosyalist bir ekonomi", Fidelci tabanı da "komünist" olarak tanımlıyor. Ben bu çelişkili tanımlamaların hiçbirine katılmıyorum.
Küba sosyalist ya da komünist bir toplum değil, bürokratik olarak yozlaşmış bir işçi devletidir.
Küba’da da bütün Stalinist rejimlerde olduğu gibi, iç içe geçmiş devlet ve parti aygıtlarının yanı sıra kamu işletmelerinin üst kademelerine hâkim ayrıcalıklı bir bürokratik kast vardır. Bu kastın konutları, tüketim olanakları, çocuklarının eğitimi, sağlık hizmetlerine ve kıt kaynaklara erişimi, kısacası yaşam tarzı geniş işçi ve emekçi kitlelerden farklıdır. Özellikle son on beş yılda halkın büyük kesimlerinin derin bir yoksulluğa ve yoksunluğa itilmesiyle bu eşitsizlik çok daha görünür hâle gelmiştir.
| Küba'da geniş halk kitlelerinin ekonomik durumu son derece kötü |
Trotskiy’in 1930’lu yıllardan itibaren Sovyetler Birliği için ortaya koyduğu tarihsel alternatif de buydu: Ya işçi sınıfı bürokrasiyi bir siyasi devrimle devirerek işçi demokrasisini yeniden kuracak ya da bürokrasi, bu gerçekleşmediği takdirde, sonunda kapitalizmin yeniden kurulmasının yolunu açacaktı.
Gómez Sánchez’in yazısını benim açımdan özellikle önemli kılan, Küba’da ikinci olasılık yönündeki gelişmenin ulaştığı aşamaya ilişkin içeriden önemli bilgiler vermesidir.
Yazar, 2011’de Raúl Castro öncülüğünde başlatılan reformların ardından ortaya çıkan özel girişimci kesimlerin giderek güçlendiğini, devlet bürokrasisi ve teknokrasisiyle bütünleştiğini ve siyasi bir güç hâline geldiğini anlatıyor. Bu kesimlerin devlet yapıları ve bizzat Küba Komünist Partisi içinde büyük bir nüfuz kazandığını ileri sürüyor.
Daha da önemlisi, bir dönemleştirme yapıyor. Gómez Sánchez’e göre 2008 reformları öncesindeki tartışmalar ile 2019 Anayasası üzerindeki görüşmeler arasındaki dönem, Ulusal Meclis içinde kapitalist ilerleyişe karşı direnişin en güçlü olduğu dönemdi. Sonrasında ise işletme sahibi milletvekilleriyle onları destekleyen bürokratik kesimler giderek ağırlık kazandı.
Burada, Gómez Sánchez’in dönemleştirmesinden yola çıkarak onun yapmadığı bir analoji yapılabilir: Sovyetler Birliği’nin 1985’i, Küba’nın 2019’u olabilir.
Bu elbette iki ülkenin tarihinin bire bir aynı olduğu anlamına gelmez. Ancak 1985’te Sovyet bürokrasisi içinde kapitalist restorasyon henüz açık ve tamamlanmış bir program hâlini almamıştı. Bürokrasi içindeki dengeler değişiyor, piyasa ve özel mülkiyet yönündeki dönüşümü savunan kesimler siyasi inisiyatifi ele geçirmeye başlıyordu. Birkaç yıl içinde parti-devlet aygıtının giderek genişleyen bölümleri restorasyonun doğrudan taşıyıcısı hâline geldi.
Gómez Sánchez’in çizdiği tablo doğruysa, Küba’da da benzer nitelikte bir eşik aşılmaktadır.
Bu açıdan son kabul edilen 176 “ekonomik ve toplumsal dönüşüm” önlemi büyük önem taşıyor. Gómez Sánchez’e göre bunlar arasında özel bankacılığın yasallaştırılması, akaryakıtın özel sektör tarafından satılması, zarar eden devlet işletmelerinin tasfiyesi ve altyapılarının özelleştirilmesi, kamu işletmelerinin anonim şirketlere dönüştürülmesi ve özel aktörler tarafından devralınması bulunuyor.
Bunlar son on beş yılda gelişen özel sermaye birikimi ve bürokrasinin yeni ekonomik güçlerle bütünleşmesiyle birlikte düşünüldüğünde, yalnızca piyasa mekanizmalarının sınırlı ve geçici kullanımından söz etmek giderek zorlaşıyor. Bürokratik ayrıcalığın özel mülkiyete dönüşmesinin önündeki baraj kapakları açılıyor.
Gómez Sánchez’in yazısındaki bir başka önemli husus da parti-devlet aygıtının bu süreçteki rolü.
Gómez Sánchez’in anlattığına göre Küba’da -tıpkı SSCB’de ve Doğu Avrupa’daki Stalinist rejimlerde gördüğümüz gibi- kapitalist restorasyon yanlısı iktisatçılar, özel girişimciler ve bunlarla bağlantılı çevreler devlet ve parti aygıtı içinde giderek daha fazla destek buluyor. Buna karşılık kapitalist dönüşüme itiraz eden sesler resmî medyada giderek daha fazla susturuluyor.
Bu iddiaların elbette ayrıca araştırılması gerekir. Fakat temel soru artık açıktır:
Küba’yı yöneten bürokrasinin egemen kanadı, toplumsal konumunu devlet mülkiyetine dayandıran bir kast olmaktan çıkıp, bu mülkiyeti kendi özel mülkiyetine ve gelişmekte olan yeni burjuvazinin mülkiyetine dönüştürmenin siyasi aracına mı dönüşüyor?
Gómez Sánchez’in yazısının verdiği yanıt açık biçimde “evet” yönündedir.
Gómez Sánchez’in yazısının sonunda kullandığı benzetme oldukça çarpıcıdır. Ona göre Küba’daki temel değişim, siyasi iktidarı hâlâ elinde tutanların artık ekonomik gücü ellerinde tutmamasıdır:
“Sirki yöneten kişi artık sirkin sahibi değildir.”
Ben bu benzetmeyi biraz daha farklı bir biçimde formüle etmek gerektiğini düşünüyorum:
Sirki yönetenler, artık sirkin tapusuna da sahip olmak istiyorlar!
Küba’da önümüzdeki dönemin temel meselesi de budur. Bürokratik kast, onlarca yıldır elinde tuttuğu siyasi iktidarı özel mülkiyet sahibi yeni bir burjuvazinin sınıf iktidarına dönüştürmeyi başaracak mı? Yoksa Küba işçi sınıfı ve emekçi halkı hem ABD emperyalizmine hem de kapitalist restorasyona karşı bağımsız bir siyasi güç olarak sahneye çıkabilecek mi?
Bu soruya Leninist bir bakış açısından iyimser bir yanıt vermek mümkün görünmüyor. İşçi sınıfının devrimci öncü örgütünün bulunmadığı koşullarda kendiliğinden mücadeleler önemli ve hatta sarsıcı patlamalar yaratabilir; fakat kapitalist restorasyona karşı tutarlı bir program ve siyasi iktidar alternatifi oluşturamaz. Bugünkü koşullarda Küba’da kapitalist restorasyon sürecini tersine çevirme mücadelesinde işçi sınıfına öncülük edebilecek örgütlü bir güç bulunmuyor maalesef.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder