09 Ağustos 2026

Çeviri:

Küba ve kapitalizme tam geri dönüş

Javier Gómez Sánchez

Javier Gómez Sánchez

1984 doğumlu Kübalı sinemacı, gazeteci ve iletişimci Javier Gómez Sánchez’in bu yazısı, ilk olarak "Cuba y el giro completo al capitalismo” başlığıyla Uruguay’da çıkan haftalık gazete Brecha’nın 24 Temmuz 2026 tarihli 2122. sayısında yer aldı.

Yazının İngilizce çevirisi, yazarın izniyle, “Cuba and the complete turn towards capitalism” başlığı altında 28 Temmuz 2026’da In Defence of Marxism sitesinde yayımlandı. In Defence of Marxism, yazıyı “Küba Devrimi’nin geleceğine ilişkin tartışmaya çok ilginç bir katkı” olarak değerlendirdiğini belirtiyor.

Metnin Türkçe çevirisi de 6 Ağustos 2026’da aynı sitede yayımlandı. Aşağıda, bu Türkçe çeviriyi İngilizce metinle karşılaştırarak gözden geçirilmiş ve gerekli gördüğüm yerlerde yeniden çevrilmiş hâliyle yayımlıyorum.

Javier Gómez Sánchez’le gerek Küba Devrimi’nin tarihine gerekse sosyalizmin inşası ve Stalinizm sorununa yaklaşım bakımından esaslı görüş ve siyasi perspektif farklılıklarım var. Bununla birlikte, tıpkı In Defence of Marxism gibi, bu farklılıkların yazının önemini ortadan kaldırmadığını düşünüyorum. Küba’nın içinden yazılmış olması ve ülkede son yıllarda yaşanan ekonomik ve siyasi dönüşüme ilişkin önemli bilgiler ve gözlemler içermesi, metni okunmaya ve tartışılmaya değer kılıyor.

Burada yazıyı herhangi bir yorum eklemeden yayımlamakla yetineceğim. Gómez Sánchez’in aktardığı bilgilerin ne anlama geldiği ve Küba’da yaşanmakta olan dönüşümün nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunu ise ayrı bir blog yazısında ele alacağım.

* * *

Son yıllarda ortaya çıkan özel girişimci kesimler ve fikirlerini ortaklaştırdıkları ağlar, Küba’da yeni bir siyasi güç hâline geldi.

Hükümet bürokrasisi ve teknokrasisiyle bütünleşmeleri sayesinde, krizlerden yararlanarak kendi çıkarlarına uygun değişiklikleri gerçekleştirme konusunda giderek artan bir kapasiteye sahip olduklarını gösterdiler.

Devlet Konseyi tarafından kısa süre önce “toplumsal dönüşümler” başlığı altında açıklanan 176 “önlemin” özünü, gerçekte bunlardan kâr elde edebilecek bir ekonomik elitin uzun süredir hayata geçirilmesini talep ettiği girişimler oluşturmaktadır. Bu önlemler arasında özel bankacılığın yasallaştırılması, akaryakıtın özel sektör tarafından satılması, zarar eden devlet işletmelerinin tasfiyesi (altyapıları ve faaliyetleriyle birlikte özelleştirilmeleri), devlet işletmelerinin anonim şirketlere dönüştürülmesi ve özel aktörler tarafından devralınmaları yer almaktadır.

Bu önlemler olağan koşullar altında bu denli kolay gündeme getirilemezdi. Ancak Küba toplumunun COVID-19 salgınından bu yana içinde bulunduğu kesintisiz şok hâli -özellikle de ocak ayında ABD’nin Venezuela’ya saldırısından, tam petrol ablukasından ve askerî müdahale tehditlerinden bu yana- Küba’da sosyalizmden kapitalizme geçişi hedefleyen politikaların uygulanmasının önünü açtı.

Bu önlemlerin uygulanmasını zorunlu kılan, ABD saldırganlığının tırmanması değildir; çünkü bu önlemler zaten bir süredir hazırlanmaktaydı. Bunların hayata geçirilmesi için mevcut fırsattan yararlanılmasını mümkün kılan, söz konusu saldırganlığın yarattığı şok hâlidir.

Raúl Castro’nun öncülüğünde 2011 yılında başlatılan reformlardan bu yana geçen son on beş yılda hedef, sosyalist devlet ekonomisi ile kapitalist piyasanın bir arada varlığını sürdüreceği karma bir ekonomi modeli kurmaktı. Ne var ki ABD’nin ekonomik ablukası altındaki Küba devleti, bizzat bu reformların ortaya çıkardığı kapitalist güçleri denetim altında tutmayı başaramadı ve sonunda bu güçlerin baskısına yenik düştü.

Özel sermaye çevreleri; yolsuzluk, aile bağları ya da yöneticilerle kurdukları dostluk ilişkileri yoluyla, ideolojik kimlik kaybından, safdillikten ve sosyalist hareketin abluka karşısındaki güçsüzlüğünden yararlanarak devlet yapılarına ve bizzat Küba Komünist Partisi’ne (PCC) giderek daha fazla nüfuz ettiler.

Bu iş çevreleri, “Gurular” ya da (“Chicago Boys”a gönderme yapılarak) “Havana Boys” olarak anılan bir grup liberal iktisatçıyla eşgüdüm içinde, etkili bir özel medya aygıtı oluşturdu. Yıllardır özelleştirmeyi, devletin ve sosyalizmin tasfiyesini öngören önerileri birer çözüm gibi sunarak gündeme getiriyorlar. Bütün bunlar, sosyalizmi hâlâ savunan devrimci, komünist ve Fidelci bir toplumsal tabanın varlığına rağmen gerçekleşiyor; ancak bu taban tükenmiş, ezilmiş, seçeneksiz bırakılmış ve her şeyden önemlisi önderlikten yoksun durumda.

Bizzat Cumhurbaşkanı ve PCC Birinci Sekreteri, özel girişimci sektörün ve çıkarlarının sorgusuz sualsiz bir savunucusu hâline gelmiştir ve yeni politikaların “sosyalizmi kurtaracağını” sürekli yineleyip durmaktadır. Buna karşılık özel ellerdeki basın organları, daha önce gizlemeye çalıştıkları “geçiş” kavramını ve bu geçişin toplum içinde yaratacağı “kazananlar ve kaybedenler” sürecinin nasıl yönetilmesi gerektiğini artık açıkça tartışır hale gelmiştir.

Meclis kapitalist restorasyon yolunda 176 karar tasarısını oybirliğiyle kabul etti.
Halk İktidarı Ulusal Meclisi, kendisine yalnızca bir gün önce sunulan belgeyi onaylamak üzere tek oturumluk bir toplantı yaptı. Bu kısa süre içinde, 176 önlemden tek birine karşı dahi herhangi bir önerge sunulmadı. Oysa hükümetin özel şirketlerden vergileri gerektiği gibi tahsil edemediği ve bunun devasa bir bütçe açığına yol açtığı bir dönemde, sırf halktan KDV alınmaya başlanması kararı bile günler sürecek yoğun tartışmaları gerektirirdi.

2008 reformları öncesinde yürütülen tartışmalar ile 2019 Anayasası üzerindeki görüşmeler arasındaki dönemde, Ulusal Meclis kapitalizmin ilerleyişine karşı en dikkate değer direniş dönemini yaşadı. Ancak o tarihten bu yana Meclis kürsüsüne, devlet bürokrasisinin desteğini alan, sahte yurtseverlik söylemlerine başvuran ve her oturumda söz almaları sağlanan işletme sahibi milletvekillerinin söylemi hâkim oldu. Devlet televizyonu ve resmî basın da ardından bu söylemi yayınlarının odağı ve gazetelerin birinci sayfalarının başlıca konusu hâline getirdi.

Bir süredir, geçiş sürecine yönelik her türlü direniş ifadesi resmî medyada sansüre uğruyor. Kısa süre önce açıklanan önlem paketi karşısında eleştirel yazılar yazmaya cesaret eden az sayıdaki kişi ise bunları yabancı basında yayımlamak zorunda kaldı. Kübalı aydınların önemli bir bölümü ya kamuoyu önünde sessiz kalıyor ya da geçiş fikrini benimsemiş bulunuyor. Küba dışındaki kapitalizmden söz etmeye fazlasıyla istekli olan bu kesim, ülke içinde kapitalizmden söz etmekten ise kaçınıyor ve bürokrasi tarafından yönetilen bir ödül ve ceza sistemi aracılığıyla denetim altında tutuluyor.

Havana’nın Dragones mahallesinde sokakta çeşitli ürünler satan bir grup insan.
Son yıllarda, ABD’nin Küba’yı içeriden istikrarsızlaştırma stratejisinin bir parçası olarak, Küba hükümeti ablukaya ek olarak kirli bir savaşın da içine sürüklendi. ABD, Küba’daki siyasi mahkûmların sayısına ilişkin istatistikleri uluslararası alanda bir koz olarak, adeta satranç tahtasındaki taşlarmış gibi kullanıyor. Üniversiteler ise, ABD’nin finansmanı ve desteğini alan sansüre uğramış sanatçılar ile “bağımsız” gazetecilerin şikâyetleriyle doldurularak, fiilen yumuşak darbe niteliğine varan girişimlerle zehirlendi.

Öte yandan, çok gürültü çıkaran ancak çok az şey başaran muhalifler yargılanıp hapsedilmiş ya da ülkeyi terk etmeyi ehvenişer olarak seçmeye itmek amacıyla baskıya maruz bırakılmıştır; böylece “sürgün” kavramı yeniden canlandırılmıştır. Ardından bu kişilerin faaliyetleri ve mali bağlantıları devlet televizyonunda yayımlanan programlarda ifşa edilmiştir.

Buna karşılık, kapitalist restorasyonun ve özelleştirmenin ideologları olan serbest piyasa guruları, üniversite etkinliklerine davet edilmeleri ve kitaplarının yayımlanmasına sağlanan mali destek aracılığıyla aynı ABD çıkar çevreleri tarafından desteklenmelerine rağmen, saygın iktisatçılar ve akademisyenler ya da masum girişimciler olarak sunuluyorlar. Gerçekte oldukları gibi, yani ablukanın entelektüel ve iş dünyası ayağı olarak gösterilmiyorlar.

Kamuoyunun dikkati sokak protestolarına ve Miami’den gelen, silah yüklü köhne bir sürat teknesine çevrilmişken, çok daha güçlü bir karşı devrim yüzlerce kişinin katıldığı toplantılarını düzenliyor, özel sektör forumları için Havana’nın en modern otellerinde salonlar kiralıyordu. Büyük olasılıkla -ve tarih bunu kaydedecektir- o dönemde Küba Devrimi’ni sona erdirmek için asıl işi yapanlar Devlet Güvenliği tarafından hiçbir zaman sorgulanmadılar.

Bu yıl, Küba sosyalizminin tarihî lideri Fidel Castro’nun doğumunun yüzüncü yılı. Onun sözlerinden birini uyarlayacak olursak, fikirleri de yüzüncü doğum yılında ölecek gibi görünüyor. Nitekim “değiştirilmesi gereken her şeyi değiştirmek” sözü, bugün Küba’nın kapitalizme geçişinin başını çekenler tarafından gasp edilmiş durumda.

Bugün Küba’nın önündeki temel soru artık ekonomik modelden çok siyasal modele ilişkindir. Tek parti sistemi, seçim sistemi, hak ve özgürlüklere getirilen tartışmalı sınırlamalar ile siyasal modelin diğer birçok unsuru, bir zamanlar sosyalizmin güvenceleri olarak görüldükleri için zorunlu kabul ediliyordu. Peki, model artık sosyalist değilse bunları sürdürmek mümkün müdür? Çin ya da Vietnam’ın aksine, hükümetini devirmeye yönelik dış baskılarla karşı karşıya bulunan Küba gibi bir ülkede, ekonomik değişiklikler siyasal değişikliklere yol açmayacakmış gibi davranmak mümkün müdür? Kültürel ve ekonomik güç bir kez yitirildiğinde, siyasal iktidar korunabilir mi?

Ancak iktidar da madde gibi yok olmaz; dönüşüm geçirir. Geleneksel bürokrasi ile yeni ekonomik güçlerin bütünleşmesi, toplum üzerindeki eski ama etkili denetimden yararlanarak, anti-emperyalist sosyalizmin yerine milliyetçi bir kapitalizmi geçirmeye çalışabilir. Ne var ki bu, ABD’yi tatmin etmeyecektir.

Denklemden çıkarılamayacak olan bir diğer unsur ise halktır; üstelik ülke içindeki durum giderek daha istikrarsız hâle gelmekte ve kontrolün sağlanması giderek daha fazla polis gücüne bağımlı hale gelmektedir. Bunun, hükümet tarafından giderek daha az temsil edildiğini hisseden devrimin destek tabanı üzerindeki etkisi de göz ardı edilemez.

Küba’daki temel değişim, siyasal iktidarı hâlâ elinde tutanların artık ekonomik gücü elinde bulundurmamasıdır. Kesin olan bir şey varsa, o da sirki yöneten kişinin artık sirkin sahibi olmadığıdır.

Aynı zamanda bkz.: 

“Küba’ya yönelik bu saldırıyı ancak dünya işçi sınıfı sokaklara çıkarak durdurabilir” (3 bölüm)

Arjantin: İşçilerin ve Öğrencilerin Küba ile Bağımsız Dayanışma Kampanyası

Küba ekonomisinin çöküşü

Balseros’tan bugüne: Küba halkının bitmeyen krizi

Arjantin’de Küba ile bağımsız işçi-öğrenci dayanışması

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder