AvtoVAZ: Bir
otomobil üretmek için otuz kat daha fazla emek-zaman
Sovyetler Birliği’ndeki bürokratik planlama sisteminin en belirgin sorunlarından biri, üretim hedeflerini nicel olarak yerine getirmeye öncelik verirken emek üretkenliğini ve üretilen malların kalitesini ikinci plana itmesiydi. Geçmişte yayımladığım Magnitogorsk Demir-Çelik Üretim Kompleksi: Sovyet sanayiinin yapısal sorunlarının bir mikrokozmosu başlıklı yazıda bu sorunun ağır sanayideki çarpıcı bir örneğini ele almıştım. Magnitogorsk, devasa üretim kapasitesine karşın, aynı miktarda, fakat çok daha düşük kaliteli çelik üretmek için ABD’deki rakiplerinden kat kat fazla işçi çalıştırıyor ve çok daha fazla hammadde ile enerji tüketiyordu.
Benzer bir
tabloyla Sovyet otomotiv sanayiinde de karşılaşırız. Bunun özellikle dikkat
çekici örneklerinden biri, Volga Otomobil Fabrikası, daha sonraki adıyla
AvtoVAZ’dı.
Sovyet hükümeti
ile İtalyan otomobil üreticisi Fiat arasında Ağustos 1966’da imzalanan anlaşma
uyarınca Togliatti’de kurulan bu dev tesis, Sovyet sanayiinin eski ve teknik
bakımdan geri kalmış fabrikalarından biri değildi. Fiat yalnızca Fiat 124
modelinin üretim lisansını vermemiş; fabrikanın tasarımına, donatılmasına ve
üretim sisteminin kurulmasına da katkıda bulunmuştu. İlk VAZ-2101 otomobilleri
1970’te banttan çıktı. Sovyet koşullarına uyarlanan bu otomobil, iç pazarda Jiguli,
dış pazarlarda ise Lada adıyla tanınacaktı. Fabrika yılda yaklaşık 600-660 bin
otomobil üretebilecek kapasitede tasarlanmıştı.
AvtoVAZ böylece
yalnızca Sovyet otomotiv sanayiinin değil, dünyadaki otomobil üretiminin en
büyük merkezlerinden biri hâline geldi. Ancak teknik bakımdan Sovyet sanayiinin
büyük bölümünden daha ileri olan bu dev fabrikanın performansı, tepeden inmeci bürokratik
planlama sisteminin temel sorunlarını ortadan kaldırmadı. Demek ki Stalinist
rejimin sorunu yalnızca üretimde en yeni teknolojilerin kullanılmaması değildi;
asıl sorun, en ileri teknolojinin bile işçi sınıfının demokratik söz ve karar
hakkından yoksun olduğu bürokratik bir planlama ve yönetim sistemi içinde
verimli biçimde kullanılamamasıydı.
ABD’li tarihçi
Stephen Kotkin, Armageddon Averted: The Soviet Collapse, 1970-2000
başlıklı kitabındaki AvtoVAZ fotoğrafının alt yazısında şu çarpıcı
karşılaştırmayı yapıyor:
Fiat’tan 1960’lı yıllarda satın alınan bu otomobil fabrikası, Sovyet imalat sanayiinin büyük bölümünden daha moderndi. AvtoVAZ dünyadaki diğer bütün fabrikalardan daha fazla otomobil üretiyor, ancak tek bir otomobil üretmek için bir ABD veya Japon fabrikasında gerekenden otuz kat daha fazla emek-zamana ihtiyaç duyuyordu; kalite farkı ise cabasıydı.[*]
Kotkin’in aktardığı bu tablo, Sovyet ekonomisinin başka sektörlerinden bildiğimiz çok daha geniş bir olguyla örtüşüyor: AvtoVAZ çok büyük sayıda otomobil üretiyor, fakat her bir otomobilin üretimi için ABD ve Japonya’daki rakiplerinden kat kat fazla emek-zaman harcıyordu. Başka bir deyişle, üretim sürecinde aynı miktarda kullanım değerinin üretilebilmesi için çok daha fazla emek gücünün çok daha uzun süre kullanılması gerekiyordu. Üstelik ortaya çıkan ürünler kalite, güvenilirlik ve teknolojik yenilik bakımından ileri kapitalist ülkelerde üretilen otomobillerin gerisinde kalıyordu.
| Sovyet Otomotiv Sanayii Bakanlığı (MinAvtoProm) tarafından “sosyalist yarışmada üstün başarı” gösteren otomotiv işçilerine verilen rozet. |
Dolayısıyla bu
tesiste üretilen otomobil sayısının yüksekliği, Sovyet toplumunun elindeki
üretici güçlerden ne ölçüde etkin bir biçimde yararlanabildiğini göstermiyordu.
Bunun için aynı miktardaki üretimin ne kadar emek-zaman, hammadde ve enerji
harcanarak gerçekleştirildiğine ve ortaya çıkan ürünün insanların ihtiyaçlarını
ne ölçüde karşıladığına da bakmak gerekiyordu. AvtoVAZ örneğinde hem emek
üretkenliği hem de üretilen kullanım değerlerinin düzeyi bakımından son
derece ağır bir kayıp söz konusuydu.
AvtoVAZ’ın üretim
hacminin yüksekliği, kendi başına Sovyetler Birliği’nde bir otomobil bolluğu
bulunduğu anlamına gelmiyordu. Otomobil, karşılığını ödeyebilecek paraya sahip
olan herkesin gidip satın alabileceği sıradan bir dayanıklı tüketim malı
değildi. Bir otomobil satın alma hakkı elde edebilmek için çoğu zaman iş yeri
ya da sendika üzerinden oluşturulan listelere kaydolmak ve yıllarca beklemek
gerekiyordu. Stalinist bürokratik kastın içinde yer almak ya da ayrıcalıklı bir
kuruma veya meslek grubuna mensup olmak bu bakımdan büyük bir avantaj
sağlıyordu. Bu ayrıcalıklara sahip olmayanlar ise bekleme sırasını aşabilmek ya
da öne geçebilmek için kişisel bağlantılara ve karşılıklı kayırmaya dayanan blat
ilişkilerine, kimi durumlarda da rüşvete başvuruyordu. Dolayısıyla devasa bir
fabrikanın bantlarından yüz binlerce otomobilin çıkması ile toplumun otomobil
ihtiyacının eşit ve akılcı biçimde karşılanması arasında büyük bir uçurum
vardı. AvtoVAZ’ın kitlesel üretimi, Sovyetler Birliği’nde otomobilin kıt ve
ayrıcalıklı bir kullanım değeri olma niteliğini ortadan kaldıramamıştı.
Bu durum, daha
önce yayımladığım Anatoliy Çernyayev’in 1972 günlüğünden (3): Bir Renault
yöneticisinin gözünden Sovyet otomotiv sanayii başlıklı yazıda aktardığım
gözlemlerle de örtüşüyor. Çernyayev, 1972 tarihli günlüğüne düştüğü bu kayıtta,
SSCB’yi ziyaret eden üst düzey bir Renault yöneticisinin Sovyet otomobil
fabrikalarında karşılaştığı örgütsüzlük, kaynak israfı ve iş gücü fazlası
karşısında duyduğu şaşkınlığı özetler.
Kotkin aynı alt
yazıda AvtoVAZ’ın 1980’lerin sonlarından başlayarak 1990’lar boyunca “yönetim
tarafından yağmalandığını” da belirtiyor. Fakat burada “yönetim” sözcüğü,
yağmanın toplumsal ve siyasal niteliğini gizliyor. Fabrikayı yağmalayanlar
gökten inmiş yeni insanlar değildi. Stalinist bürokrasinin mensupları -işletme
yöneticileri de elbette bunların bir parçasıydı- kapitalist restorasyon
sürecinde devlet mülkiyetini kendi özel servetlerine dönüştürdüler. Sovyetler
Birliği’nin tasfiyesi ve kapitalizmin yeniden kurulması, bürokratik kastın Ekim
Devrimi’ne karşı gerçekleştirdiği son ihanet oldu. Stalinist bürokrasi, devlet
mülkiyetinin doğrudan yağmalanması yoluyla ayrıcalıklı bir kast olmaktan
çıkarak kendisini gerçek bir kapitalist egemen sınıfa dönüştürüyordu.
AvtoVAZ’ın tarihi
böylece Sovyet ekonomisinin iki ayrı, fakat birbirine bağlı trajedisini tek bir
örnekte birleştiriyor: Önce muazzam üretici güçler işçi sınıfının demokratik
denetiminden yoksun bürokratik yönetim altında köreltildi; ardından bu üretici güçler,
aynı bürokrasiden çıkan yöneticiler ve geleceğin oligarkları tarafından
yağmalandı.
[*] Stephen Kotkin, Armageddon Averted: The Soviet Collapse, 1970–2000, Oxford: Oxford University Press, 2003, s. xxiv.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder