İsmail Habib Sevük’ün Atatürk’le Beraber başlıklı kitabı (2)
Büyük harfle
yazılan “O”
| Mustafa Kemal’in 1923’te çıktığı ve gazeteci olarak yanına Sevük’ü aldığı yurt gezisinden bir fotoğraf (18 Mart 1923, Tarsus). |
Sevük,
Atatürk’ten veya Soyadı Kanunu’ndan önceki yılları anlatırken Mustafa Kemal’den
söz ettiğinde, üçüncü tekil kişi zamiri olan “o”yu sistematik biçimde büyük
harfle yazıyor. Üstelik bununla da yetinmiyor; zamire bir ek geldiğinde eki
kesme işaretiyle ayırıyor: “O’nun”, “O’na”, “O’nu”…
Kitap boyunca
yalnızca bir yerde “onun” sözcüğünün küçük harfle yazıldığına rastladım. Metnin
genelindeki son derece tutarlı uygulama dikkate alındığında, bunun bir tercih
değişikliğinden çok dizgi hatası olduğu çok açık.
Örneği, kitaptaki
ilk yazıdan verelim. Sevük, Cumhuriyet gazetesinde Atatürk’ün ölümünden
yaklaşık bir buçuk ay sonra, 24 Aralık 1938’de yayımlanan “Röntgenli Görüş”
başlıklı yazısı için kaleme aldığı sunuş paragrafında şöyle diyor:
En büyük milli matemimiz olan O’nun ölümüne, günlerce ve haftalarca
mersiyeler yazıldı. (s. 3)
Bugünkü Türkçe
yazım kuralları bakımından bu kullanımın iki ayrı yanlış içerdiğini belirtelim.
Türk Dil Kurumuna göre özel bir adın yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde
büyük harfle başlamaz. Zamire getirilen ek de kesme işaretiyle ayrılmaz.
Dolayısıyla yazılması gereken “O’nun” değil, “onun”dur.
Ancak burada
basit bir yazım yanlışından söz etmiyoruz. Çünkü Sevük “o”yu yanlışlıkla büyük
harfle yazmıyor. Bunu bilinçli, sistemli ve belirli bir kişiye özgü bir
uygulama olarak sürdürüyor. Büyük harf ve kesme işareti birlikte
kullanıldığında sıradan bir zamir âdeta özel ada dönüştürülüyor. Atatürk’ün adını
anmaya bile gerek kalmıyor: Büyük harfle yazılmış “O”, kimin kastedildiğini tek
başına anlatmaya yetiyor.
Sevük’ün bu
bilinçli tercihini, Atatürk’e duyduğu derin hayranlığın yazıya yansıması ve ona
bir tür kutsiyet atfetme biçimi olarak yorumluyorum. Burada büyük harf yalnızca
bir yazım işareti değil, aynı zamanda bir hürmet ve yüceltme işareti. Zamirin
kendisi bile sıradan insanlardan söz ederken kullanılan zamirle aynı olamıyor.
Aslında bu
bilinçli yazım tercihi, kitabın genel yaklaşımı hakkında bize hayli şey
söylüyor. Önceki bölümde belirttiğim gibi, Sevük’ün gözünde Mustafa Kemal
herhangi bir tarihsel kişilik değildir. Kararları, düşünceleri ve davranışları
tarihsel koşullar içinde ele alınarak açıklanması ve gerektiğinde eleştirilmesi
gereken bir siyasal önder de değildir. O, her sözüne ve her davranışına baştan
özel bir anlam yüklenen benzersiz kişidir. Böyle olunca Mustafa Kemal’i
gösteren zamirin de diğer insanlar için kullanılan sıradan bir “o” olarak
kalması herhâlde düşünülemezdi.
Bu yaklaşımın
siyasal bakımdan önemli bir sonucu var. Bir tarihsel süreç tek bir kişinin
iradesi, dehası ve ileri görüşlülüğü etrafında anlatıldığında, o sürecin gerçek
toplumsal özneleri giderek görünmez hâle gelir. Millî Mücadele’ye katılan yüz
binlerce insan, işçiler, köylüler, askerler, yerel direniş örgütleri ve
birbiriyle çatışan toplumsal güçler anlatının arka planına çekilir; tarihin
merkezinde ise her şeyi gören, her şeyi düşünen ve her şeyi yapan tek bir kişi
kalır. Büyük harfle yazılan “O”, bu tarih anlayışının küçük fakat son derece
açıklayıcı bir simgesi gibi görünüyor bana.
Yalnız, hakkını
teslim edelim: Bu kullanım Sevük’e özgü değilmiş. Yaptığım küçük bir araştırma aynı
uygulamanın Atatürk’ün ölümünden hemen sonra başka metinlerde de karşımıza
çıktığını gösteriyor. Örneğin İsmet İnönü’nün Atatürk’ün cenazesinin Ankara’ya
getirilmesinin ardından yayımladığı ve 24 Kasım 1938 tarihli Servetifünun
Uyanış dergisinde de yer alan “Millete Beyanname”de şu cümleler bulunuyor:
Hakikatte yattığı yer, Türk milletinin O’nun için aşk ve iftiharla dolu
olan kahraman ve vefalı göğsüdür.
Aynı beyannamede
Atatürk’ün çağdaş bir devlet kurmasının “O’nun başlıca kaygısı” olduğu da
söyleniyor. Demek ki büyük harfli ve kesme işaretli “O’nun”, en azından Atatürk’ün
ölümünden hemen sonra resmî yas dilinin de bir parçası hâline gelmişti.
Daha da ilginci, Vedat Ürfi Bengü tarafından hazırlanan ve 1939’da Resimli Ay Matbaası tarafından yayımlanan 52 sayfalık bir kitabın başlığının O’nun Ölümü Karşısında Samsun olması. Burada Atatürk’ün adı başlıkta yer almıyor. Buna gerek de duyulmuyor: Büyük harfle yazılan “O”, tek başına Atatürk anlamına geliyor.
Dediğim gibi, bu
konuda zaman harcayıp derinlemesine bir araştırma yapmış değilim. Ancak bu kısa
tarama bile ilk tahminimi doğrulamaya yetti: Sevük bu uygulamayı kendi başına
icat etmiş değildi. Büyük harfle yazılan “O” ve bu zamire getirilen eklerin kesme
işaretiyle ayrılması, en azından Atatürk’ün ölümünü izleyen dönemin yas ve anma
dilinde Sevük’ü aşan bir kullanım kazanmıştı. Üstelik bu alışkanlık zaman
içinde bütünüyle ortadan kalkmış da değil. Bugün bile Atatürk hakkında yazılan
metinlerde “O’nun düşünceleri”, “O’nun gösterdiği yol” ve benzeri ifadelere
zaman zaman rastlamak mümkün.
Bu kısa ve
sınırlı araştırmanın cevaplayamadığı ve aklıma takılan çok sayıda soru var.
Bu uygulamayı ilk
başlatan kimdi?
Atatürk henüz
hayattayken de kullanılıyor muydu, yoksa özellikle ölümünün ardından oluşan yas
ve yüceltme dili içinde mi yaygınlaştı?
Gazeteler ve
yazarlar arasında ne ölçüde benimsendi?
Yaygın kullanım
dönemi ne kadar sürdü?
Zamanla neden
geriledi ve hangi çevrelerde yaşamaya devam etti?
Bunlar, dönemin
gazete ve dergilerini sistemli biçimde taramadan kesin olarak cevaplanabilecek
sorular değil. Kim bilir, belki bu yazıyı okuyanlar arasında bunlardan en az
birinin cevabını bilen veya bizi yeni örneklere götürebilecek olanlar vardır.
Bir sonraki
bölümde yine “Röntgenli Görüş” başlıklı yazıda yer alan, ilk okuduğumda beni
gerçekten çarpan ve hayli şaşırtan bir pasaja bakacağız.
Devam edecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder