15 Eylül 2026

İsmail Habib Sevük’ün Atatürk’le Beraber başlıklı kitabı (2)

Büyük harfle yazılan “O”

Mustafa Kemal’in 1923’te çıktığı ve gazeteci olarak yanına Sevük’ü aldığı yurt gezisinden bir fotoğraf (18 Mart 1923, Tarsus).
Bu yazı dizisinin ilk bölümünde, İsmail Habib Sevük’ün yalnızca Millî Mücadele’nin son derece içten ve coşkulu bir sözcüsü değil, aynı zamanda tepeden tırnağa bir Atatürk hayranı olduğunu söylemiştim. Kitabı okurken dikkatimi çeken küçük, fakat bence oldukça anlamlı bir ayrıntı, bu hayranlığın Sevük’ün yalnızca ne anlattığını ve nasıl anlattığını değil, yazımını da belirlemesiydi.

Sevük, Atatürk’ten veya Soyadı Kanunu’ndan önceki yılları anlatırken Mustafa Kemal’den söz ettiğinde, üçüncü tekil kişi zamiri olan “o”yu sistematik biçimde büyük harfle yazıyor. Üstelik bununla da yetinmiyor; zamire bir ek geldiğinde eki kesme işaretiyle ayırıyor: “O’nun”, “O’na”, “O’nu”…

Kitap boyunca yalnızca bir yerde “onun” sözcüğünün küçük harfle yazıldığına rastladım. Metnin genelindeki son derece tutarlı uygulama dikkate alındığında, bunun bir tercih değişikliğinden çok dizgi hatası olduğu çok açık.

Örneği, kitaptaki ilk yazıdan verelim. Sevük, Cumhuriyet gazetesinde Atatürk’ün ölümünden yaklaşık bir buçuk ay sonra, 24 Aralık 1938’de yayımlanan “Röntgenli Görüş” başlıklı yazısı için kaleme aldığı sunuş paragrafında şöyle diyor:

En büyük milli matemimiz olan O’nun ölümüne, günlerce ve haftalarca mersiyeler yazıldı. (s. 3)

Bugünkü Türkçe yazım kuralları bakımından bu kullanımın iki ayrı yanlış içerdiğini belirtelim. Türk Dil Kurumuna göre özel bir adın yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde büyük harfle başlamaz. Zamire getirilen ek de kesme işaretiyle ayrılmaz. Dolayısıyla yazılması gereken “O’nun” değil, “onun”dur.

Ancak burada basit bir yazım yanlışından söz etmiyoruz. Çünkü Sevük “o”yu yanlışlıkla büyük harfle yazmıyor. Bunu bilinçli, sistemli ve belirli bir kişiye özgü bir uygulama olarak sürdürüyor. Büyük harf ve kesme işareti birlikte kullanıldığında sıradan bir zamir âdeta özel ada dönüştürülüyor. Atatürk’ün adını anmaya bile gerek kalmıyor: Büyük harfle yazılmış “O”, kimin kastedildiğini tek başına anlatmaya yetiyor.

Sevük’ün bu bilinçli tercihini, Atatürk’e duyduğu derin hayranlığın yazıya yansıması ve ona bir tür kutsiyet atfetme biçimi olarak yorumluyorum. Burada büyük harf yalnızca bir yazım işareti değil, aynı zamanda bir hürmet ve yüceltme işareti. Zamirin kendisi bile sıradan insanlardan söz ederken kullanılan zamirle aynı olamıyor.

Aslında bu bilinçli yazım tercihi, kitabın genel yaklaşımı hakkında bize hayli şey söylüyor. Önceki bölümde belirttiğim gibi, Sevük’ün gözünde Mustafa Kemal herhangi bir tarihsel kişilik değildir. Kararları, düşünceleri ve davranışları tarihsel koşullar içinde ele alınarak açıklanması ve gerektiğinde eleştirilmesi gereken bir siyasal önder de değildir. O, her sözüne ve her davranışına baştan özel bir anlam yüklenen benzersiz kişidir. Böyle olunca Mustafa Kemal’i gösteren zamirin de diğer insanlar için kullanılan sıradan bir “o” olarak kalması herhâlde düşünülemezdi.

Bu yaklaşımın siyasal bakımdan önemli bir sonucu var. Bir tarihsel süreç tek bir kişinin iradesi, dehası ve ileri görüşlülüğü etrafında anlatıldığında, o sürecin gerçek toplumsal özneleri giderek görünmez hâle gelir. Millî Mücadele’ye katılan yüz binlerce insan, işçiler, köylüler, askerler, yerel direniş örgütleri ve birbiriyle çatışan toplumsal güçler anlatının arka planına çekilir; tarihin merkezinde ise her şeyi gören, her şeyi düşünen ve her şeyi yapan tek bir kişi kalır. Büyük harfle yazılan “O”, bu tarih anlayışının küçük fakat son derece açıklayıcı bir simgesi gibi görünüyor bana.

Yalnız, hakkını teslim edelim: Bu kullanım Sevük’e özgü değilmiş. Yaptığım küçük bir araştırma aynı uygulamanın Atatürk’ün ölümünden hemen sonra başka metinlerde de karşımıza çıktığını gösteriyor. Örneğin İsmet İnönü’nün Atatürk’ün cenazesinin Ankara’ya getirilmesinin ardından yayımladığı ve 24 Kasım 1938 tarihli Servetifünun Uyanış dergisinde de yer alan “Millete Beyanname”de şu cümleler bulunuyor:

Hakikatte yattığı yer, Türk milletinin O’nun için aşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı göğsüdür.

Aynı beyannamede Atatürk’ün çağdaş bir devlet kurmasının “O’nun başlıca kaygısı” olduğu da söyleniyor. Demek ki büyük harfli ve kesme işaretli “O’nun”, en azından Atatürk’ün ölümünden hemen sonra resmî yas dilinin de bir parçası hâline gelmişti.

Daha da ilginci, Vedat Ürfi Bengü tarafından hazırlanan ve 1939’da Resimli Ay Matbaası tarafından yayımlanan 52 sayfalık bir kitabın başlığının O’nun Ölümü Karşısında Samsun olması. Burada Atatürk’ün adı başlıkta yer almıyor. Buna gerek de duyulmuyor: Büyük harfle yazılan “O”, tek başına Atatürk anlamına geliyor.

Dediğim gibi, bu konuda zaman harcayıp derinlemesine bir araştırma yapmış değilim. Ancak bu kısa tarama bile ilk tahminimi doğrulamaya yetti: Sevük bu uygulamayı kendi başına icat etmiş değildi. Büyük harfle yazılan “O” ve bu zamire getirilen eklerin kesme işaretiyle ayrılması, en azından Atatürk’ün ölümünü izleyen dönemin yas ve anma dilinde Sevük’ü aşan bir kullanım kazanmıştı. Üstelik bu alışkanlık zaman içinde bütünüyle ortadan kalkmış da değil. Bugün bile Atatürk hakkında yazılan metinlerde “O’nun düşünceleri”, “O’nun gösterdiği yol” ve benzeri ifadelere zaman zaman rastlamak mümkün.

Bu kısa ve sınırlı araştırmanın cevaplayamadığı ve aklıma takılan çok sayıda soru var.

Bu uygulamayı ilk başlatan kimdi?

Atatürk henüz hayattayken de kullanılıyor muydu, yoksa özellikle ölümünün ardından oluşan yas ve yüceltme dili içinde mi yaygınlaştı?

Gazeteler ve yazarlar arasında ne ölçüde benimsendi?

Yaygın kullanım dönemi ne kadar sürdü?

Zamanla neden geriledi ve hangi çevrelerde yaşamaya devam etti?

Bunlar, dönemin gazete ve dergilerini sistemli biçimde taramadan kesin olarak cevaplanabilecek sorular değil. Kim bilir, belki bu yazıyı okuyanlar arasında bunlardan en az birinin cevabını bilen veya bizi yeni örneklere götürebilecek olanlar vardır.

Bir sonraki bölümde yine “Röntgenli Görüş” başlıklı yazıda yer alan, ilk okuduğumda beni gerçekten çarpan ve hayli şaşırtan bir pasaja bakacağız.

Devam edecek

“Görelim Paşam ne eyler?”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder