22 Eylül 2026

Orwell’ın utanç listesi: 

Belgelenmiş gerçek ve ona eklenen uydurmalar

George Orwell (1943)
Arkadaşım Özcan Özen, 20 Ağustos Pazar günü bana WhatsApp üzerinden Daniel Mayakovski adlı bir X kullanıcısının Orwell’la ilgili bir mesajını gönderdi. Mesajına da kısa bir soru eklemişti: “Bunu biliyor muydun?”

Sorunun kısa cevabı ne “Evet, biliyordum” olabilirdi ne de “Hayır, bilmiyordum.” Çünkü Daniel Mayakovski’nin anlattığı hikâye bütünüyle uydurma değildi; önemli ve çirkin bir tarihsel gerçeğe dayanıyordu. Ancak bu gerçek, çeşitli yanlışlarla ve kanıtlanmamış iddialarla öylesine harmanlanmıştı ki, mesajı olduğu gibi doğru kabul etmek de tümüyle reddetmek de mümkün değildi.

Orijinali İngilizce olan mesajın Türkçe çevirisi şöyle:

George Orwell, 1949’da, aralarında Charlie Chaplin’in de bulunduğu, “komünizme sempati duyduğundan kuşkulanılan” 38 tanınmış insanın adını içeren bir listeyi Britanya ve Amerikan istihbarat servislerine teslim etti.

Orwell, 1940’ların ortalarından beri paranoyak bir muhbir gibi davranmış; kendisi gibi Trotskist olmadıkları için “Sovyet yanlısı eğilimler” taşıdıklarından kuşkulandığı ve boykot edilmeyi hak ettiklerini düşündüğü her türden komünist gazeteciyi, eylemciyi, yazarı ve sanatçıyı bir deftere kaydetmişti. Sonunda 135’ten fazla komünist eylemcinin adını not etmişti.

Orwell nihayet 1949’da, hastanedeyken, “komünist olduğundan kuşkulanılan” 38 kişiyi Batılı istihbarat servislerine teslim etti; bu kişileri, peşlerine düşülmesi ve hayatlarının mahvedilmesi için, Britanyalı bir casus olan Celia Kirwan’a adlarıyla tek tek bildirdi. Amaç, onların yalnızca ABD’de olduğu gibi hapsedilmeleri değil, kendi mesleklerinde işe alınmalarının da engellenmesiydi.

Listede Charlie Chaplin’in yanı sıra yazar George Bernard Shaw, tarihçi E. H. Carr, biyografi yazarı Isaac Deutscher ve oyuncu Michael Redgrave gibi isimler de bulunuyordu.

İlk bakışta son derece çarpıcı bir mesaj bu. Özellikle de konu hakkında fazla bilgisi olmayanlar için. Üstelik mesajın merkezinde uzun yıllar önce açığa çıkmış gerçek bir olay var: Orwell’ın 1949’da, siyasal görüşlerine göre sınıflandırdığı kişilerden oluşan bir listeyi Britanya devletinin gizli çalışan bir propaganda birimine vermiş olması. Bu, hiç kuşkusuz, Orwell’ın hayatında küçümsenemeyecek, üzeri örtülemeyecek kara bir lekedir. Fakat tam da bu nedenle, yaşananları daha da korkunç göstermek için kanıtların söylemediği şeyleri hikâyeye eklemeye ihtiyaç yoktur.

Orwell’ın hayatındaki kara leke

Bu konuda okuduğum ilk makale, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin sürekli yazarlarından Fred Mazelis’in 9 Eylül 1998 tarihli George Orwell and the British Foreign Office başlıklı yazısıydı. Daha sonra başka kaynaklarda da Orwell’ın hayatındaki bu kara lekenin izini sürdüm.

Bilinen olguların ana çizgileri şöyle: Orwell, 1940’ların ortalarından itibaren, Stalinist ya da Sovyetler Birliği’ne sempati duyduğunu düşündüğü kişilerin adlarını özel bir deftere kaydetmişti. Defter yalnızca açıkça Komünist Parti üyesi olanlardan oluşmuyordu. Kimi kayıtlar varsayıma dayanıyor, kimileri ise siyasal değerlendirmeden çok kaba kişisel yargılar içeriyordu. Bazı kişilerin yanına düşülen antisemitik ve homofobik notlar da defterin yalnızca siyasal bakımdan değil, insani bakımdan da ne kadar çirkin bir belge olduğunu gösteriyordu.

Celia Kirwan
1949’a gelindiğinde Orwell’ın sağlık durumu verem hastalığı nedeniyle ağırlaşmıştı. Arkadaşı Celia Kirwan ise Britanya Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan Information Research Department’ta, yani Enformasyon Araştırma Dairesi’nde (IRD) çalışıyordu. IRD, Soğuk Savaş’ın başında Sovyetler Birliği’ne ve komünizme karşı propaganda yürütmek üzere oluşturulmuş, yarı gizli bir devlet birimiydi. Orwell, özel defterindeki kişiler arasından 38’ini seçerek Kirwan’a gönderdi. Bunları, IRD’nin komünizm karşıtı propaganda faaliyetlerinde güvenmemesi ve çalıştırmaması gereken kişiler olarak nitelendiriyordu.

Dolayısıyla ortada ne bir dost sohbetine sıkıştırılmış masum birkaç kişisel kanaat ne de yalnızca Orwell’ın çekmecesinde kalan özel bir defter vardı. Orwell, siyasal bakımdan “güvenilmez” saydığı insanların adlarını, ne iş yaptıklarına ve haklarındaki değerlendirmelerine yer veren bir liste halinde, Britanya devletinin gizli propaganda aygıtına bilerek iletmişti. Bu davranışın siyasal ve ahlaki bakımdan savunulabilir hiçbir yanı yoktur.

Özcan’la konuyu WhatsApp üzerinden biraz tartıştık. Fakat insanın bu tür bir tartışma aracılığıyla görüşlerini bütünsel bir biçimde ortaya koyması mümkün olmuyor. Hem ne düşündüğümü daha derli toplu ifade etmek hem de X mesajını atan kişi dâhil daha fazla insanla paylaşabilmek için Daniel Mayakovski’nin mesajının altına şu X zincirini yazdım:

Doğru olan ne, uydurulan ne?

1) Temel olgu tartışma konusu değildir. Orwell, 1940’ların ortalarından itibaren komünist, “gizli komünist”, komünizm sempatizanı ya da Sovyetler Birliği yanlısı olarak gördüğü kişilerin adlarını özel bir deftere kaydetti. Defterdeki adların sayısı zamanla 135’e ulaştı.

2) Defterin kendisi son derece rahatsız edici bir utanç belgesidir. Bazı kayıtlar varsayıma dayanırken, bazılarında kaba kişisel yargılar, kimi örneklerde ise antisemitik ya da homofobik ifadeler yer alır. Orwell yalnızca açıkça Komünist Parti üyesi olan kişileri kaydetmiyordu.

3) Orwell, 1949’da, verem nedeniyle ağır hastayken 38 ad seçti ve bunları, Britanya Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki yarı gizli bir propaganda birimi olan Enformasyon Araştırma Dairesinde (IRD) çalışan arkadaşı Celia Kirwan’a gönderdi.

4) Orwell, listenin Kirwan’ın çalıştığı daireye ulaşacağını biliyordu. Adlarını verdiği kişileri, komünizm karşıtı propagandacılar olarak güvenilmemesi gereken insanlar diye tanımladı; hatta “muhtemelen güvenilmez” olanların kayda geçirilmesini yararlı bulduğunu belirtti.

5) Charlie Chaplin, E. H. Carr, Isaac Deutscher ve Michael Redgrave bu 38 kişi arasındaydı. Olaya ilişkin anlatılarda adı sıkça anılan George Bernard Shaw ise Orwell’ın daha geniş özel defterinde yer alıyor, fakat anlaşıldığı kadarıyla IRD’ye gönderilen son listede bulunmuyordu.

6) Bu, hiç kuşkusuz, gizli çalışan bir devlet propaganda aygıtıyla siyasal işbirliğiydi. Dolayısıyla Orwell’ın yalnızca özel düşüncelerini bir arkadaşıyla paylaştığı yolundaki alışılmış savunma yetersizdir. Davranışı ciddi bir siyasal ve ahlaki eleştiriyi hak etmektedir.

7) Ancak süslenip büyütülmüş anlatı, kanıtların gösterdiğinin çok ötesine gidiyor. Orwell listeyi “Britanya ve Amerikan istihbarat servislerine” vermedi. Liste IRD’ye gönderildi. Orwell’ın bu listeyi CIA’e, MI5’a ya da MI6’ya verdiğini gösteren herhangi bir kanıt ortaya çıkmış değildir.

8) Celia Kirwan’ı doğrudan “Britanyalı bir casus” diye nitelendirmek de doğru değildir. Kirwan, istihbarat dünyasıyla bağlantıları bulunan, gizlilik içinde çalışan bir Dışişleri Bakanlığı propaganda biriminde görevliydi. Bu olgunun kendisi yeterince rahatsız edicidir; ancak Kirwan’ın bir istihbarat ajanı olduğunun kanıtlandığını söylemekle aynı şey değildir.

9) Orwell’ın adları, söz konusu kişilerin hapsedilmeleri, baskıya uğramaları ya da işlerinden edilmeleri amacıyla verdiğini gösteren hiçbir kanıt da yoktur. Listenin doğrudan amacı, IRD’nin komünizm karşıtı propaganda çalışmalarında görevlendirmemesi gereken kişileri belirlemekti.

10) Günümüze ulaşan IRD dosyasında, listedeki 38 kişiye karşı daha sonra herhangi bir işlem yapıldığına ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır. Adı listede geçen Alaric Jacob daha sonraki yıllarda BBC’de mesleki yaptırımlarla karşılaştı; ancak bu yaptırımlarla Orwell’ın listesi arasında bağlantı kuran herhangi bir kanıt bulunamamıştır.

11) Orwell’ın 1940’ların ortalarından beri muhbirlik yaptığı iddiası da yanıltıcıdır. Orwell, itiraz edilmesi gereken özel defterini o yıllardan itibaren tutmuştu; adları bir devlet kurumuna verdiği belgelenmiş eylem ise 1949’da gerçekleşti. Bunlar birbirinin aynısı iki iddia değildir.

12) Orwell, Trotskist olmayanların kara listesini hazırlayan bir Trotskist de değildi. Kendisini “demokratik sosyalist” olarak tanımlıyor ve Stalinizme karşı çıkıyordu; ancak Trotskiy’in izleyicisi değildi. Nitekim Trotskiy’in ünlü biyografi yazarı ve Stalin’in Marksist eleştirmeni Isaac Deutscher da listedeydi.

13) Dolayısıyla varılması gereken sağlam sonuç ne Orwell’ı aklamak ne de daha büyük bir komplo icat etmektir. Orwell, gizli çalışan bir Britanya devlet propaganda kurumuna, insanların siyasal bakımdan güvenilir olup olmadıklarını gösteren bir liste verdi. Bu, vahim ve savunulması söz konusu olamayacak türden bir eylemdi.

14) Fakat Orwell’ın insanların hapsedilmeleri, kara listeye alınmaları ya da hayatlarının mahvedilmesi için adlarını Britanya ve Amerikan istihbarat servislerine verdiğini gösteren hiçbir kanıt yoktur. Belgelenmiş gerçek zaten yeterince ağırdır; sansasyonel eklentilere ihtiyacı yoktur.

Orwell’ı aklamadan gerçeği savunmak

Bugüne kadar okuduklarımdan Orwell’ın hayatındaki bu karanlık epizotla ilgili iki yanlış tutum olduğunu gördüm. Birincisi, Orwell’ın yaptığını önemsizleştirmeye çalışan, listeyi ölüm döşeğindeki bir yazarın arkadaşıyla paylaştığı özel düşünceler düzeyine indirgeyen savunmadır. Liste, Orwell’ın çekmecesinde kalmadığı gibi, bir arkadaş arasındaki özel yazışmanın sınırları içinde de kalmadı; devletin gizli çalışan komünizm karşıtı propaganda birimine ulaştı. Orwell da nereye gönderildiğini ve ne amaçla kullanılacağını biliyordu. Başka bir deyişle bu, bilinçli bir siyasal tercihti.

İkinci yanlış tutum ise gerçek suçu yeterince ağır bulmayıp onu CIA, MI5 ve MI6’ı aynı anda kapsayan, insanları hapse attırmayı, işlerinden etmeyi ve hayatlarını mahvetmeyi amaçlayan dev bir ihbar hikâyesine dönüştürmektir. Bu tür eklemeler Orwell’e yönelik eleştiriyi güçlendirmiyor. Tersine, eleştiriyi çürütülmesi kolay iddialara bağımlı hale getirerek zayıflatıyor; Orwell hayranlarına da belgelenmiş gerçeği tartışmak yerine yanlışları gösterip işin içinden sıyrılma fırsatı veriyor. Söylemeye gerek bile yok; Daniel Mayakovski adlı X kullanıcısı bu ikinci gruba örnek oluşturuyor.

George Orwell’ın İspanya İç Savaşı’ndaki
deneyimlerinin ardından, Haziran 1938’de
üye olduğu Bağımsız İşçi Partisi’nin
(Independent Labour Party—ILP) amblemi.
Orwell hayatının geri kalanında demokratik
sosyalizmi savundu ve totalitarizme
karşı çıktı; ancak hiçbir zaman
Trotskist olmadı.
Orwell’ın listesi, sosyalistler için tek başına Stalinizme karşı çıkmanın kendiliğinden gerçekten devrimci ya da sosyalist bir siyaset doğurmadığını gösteren çarpıcı örneklerden biridir. Orwell, İspanya İç Savaşı sırasında Stalinistlerin devrimi boğmadaki rolünü görmüş, bunu büyük bir cesaretle anlatmıştı. Ne var ki savaş sonrasında, Stalinizme karşı mücadeleyi işçi sınıfının bağımsız, enternasyonalist ve devrimci siyaseti temelinde sürdürmek yerine, Britanya emperyalizminin propaganda aygıtıyla ortaklık kurmaya yöneldi. Stalinizme duyduğu haklı düşmanlık, onu kapitalist devletin safına geçmekten koruyamadı.

Bu noktada Orwell’ın Trotskist olduğu yolundaki iddia özellikle yanıltıcıdır. Trotskiy, Sol Muhalefet, Uluslararası Sol Muhalefet ve nihayet Dördüncü Enternasyonal Stalinist bürokrasiye karşı mücadeleyi sosyalist devrim ve proletarya enternasyonalizmi temelinde yürütmüşlerdi. Kendisini “demokratik sosyalist” olarak adlandıran Orwell ise hiçbir zaman Trotskist hareketin siyasal çizgisini izlemedi ya da bu çizginin temsilcisi olmadı. Üstelik Stalin’in Marksist bir eleştirmeni ve Trotskiy’in biyografi yazarı olan Isaac Deutscher’ı da devlet kurumuna verdiği listeye eklemişti. Bu tek örnek bile Mayakovski’nin “kendisi gibi Trotskist olmayanları” kayda geçirdiği iddiasındaki tutarsızlığı göstermeye yeter.

Fred Mazelis’in yukarıda sözünü ettiğim makalesi şu cümleyle sona eriyor:

Bugün Orwell’ı Stalinizmin tek başına karşısına dikilmiş biri olarak övenler, Trotskiy’den, Sol Muhalefet’ten ve Dördüncü Enternasyonal’den her ne şekilde olursa olsun söz edilmesini bilinçli biçimde sansürleyenlerle aynı kişilerdir.

Aradan 28 yıl geçti, ama bu saptama bugün de geçerliliğini koruyor.

Orwell’ın yaptığı şeyin üstünü örtmeye de onu kanıtlanmamış suçlarla daha şeytani göstermeye de gerek yok. Tarihsel gerçek, bütün çelişkileriyle ortaya konulmalıdır. Bu gerçekten gerekli dersleri ancak böyle çıkarabiliriz: Orwell, Stalinist bürokrasinin suçlarına karşı çıkmış, fakat bu karşı çıkışı işçi sınıfının bağımsız sosyalist perspektifine dayandıramadığı için sonunda Britanya devletinin Soğuk Savaş aygıtıyla siyasal işbirliğine sürüklenmiştir. Asıl ders de tam olarak burada yatmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder