Çeviri:
SBKP’nin 20. Kongresi'nin üzerinde bir heyûla dolaşıyor
1956 yılının ilkbaharında, tarihçi Isaac Deutscher, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin (SBKP) 20. Kongresi’nde geçtiğini varsaydığı, beş sayfalık hayali bir sahne kaleme aldı. Gonzalo Pozo, Deutscher’in İngilizce baskısı 2024 yılında Verso Books tarafından yayımlanan Lenin's Childhood (Lenin’in Çocukluğu) adlı tamamlanmamış eserine yazdığı giriş yazısında bu metinden geniş bir alıntıya yer veriyor. [*] Pozo ayrıca, bu sahnenin Deutscher’in ölümünden sonra yayımlanan Marxism in Our Time [**] adlı kitabının Amerikan baskısında yer almasının da mümkün olduğunu, ancak Tamara Deutscher’in sonunda buna karşı çıktığını belirtiyor. Aşağıda, Pozo’nun aktardığı bu alıntının Türkçe çevirisi yer alıyor:Kongre’nin üçüncü günü, saat akşam sekiz. Anastas Mikoyan, Sovyet delegelerine hitap ediyor; delegeler, onun diktatör Stalin hakkında ilk kez aşağılayıcı bir üslupla konuşmasına, onu “Sovyetler Birliği’nin şeytani dehası” olarak nitelemesine tanıklık ederken nefeslerini tutmuş durumda. Dinleyicilerin bir bölümü bu konuşmayı “olağanüstü bir zihinsel boşalma anı” olarak karşılıyor. Geri kalanlar ise adeta dona kalıyor; tıpkı kutsal bir tabunun beklenmedik biçimde çiğnendiğine tanık olan ilkel kabile üyeleri gibi - çünkü bunlar gerçekten de kabile mensuplarıdır (ama batıl inançlarından utanacak kadar da sofistikedirler).
Mikoyan, Lenin’in heykelinin altında konuşurken, sözlerini Lenin’in anısına getirir: “Leninist ruh ve Lenin, tüm çalışmalarımıza ve kararlarımıza sinmiştir; sanki Lenin hâlâ yaşıyor ve burada, aramızdaymış gibi! Şimdi bizi görebilseydi, nasıl da sevinirdi…” Mikoyan sözlerini toparlayıp yerine dönerken salonu bir alkış tufanı kaplar. Tam bu sırada, neredeyse fark edilmeden, başparmakları tuhaf bir biçimde yeleğine takılı, çok kısa boylu, iri kel kafalı ve kısa ama dağınık sakallı bir başka adam kürsüye çıkar. İlk anda kimse onu fark etmez; herhangi bir alkış da yükselmez. Ancak çok geçmeden salondakiler bu adamda tanıdık bir şeyler sezmeye başlar ve sonunda adamla heykel arasındaki çarpıcı benzerliği fark ederler. Derken adam, delegelere, plak kayıtlarından yüzlerce kez işittikleri o tanıdık sesle hitap etmeye başlar:* * *
Yoldaşlar, bunca yılın ardından size nasıl hitap etmem gerektiğini pek bilemiyorum. Mikoyan’ın söylediklerini duydum; kendimi sizin aranızda evimdeymiş gibi hissetmem gerektiğini, fikirlerime ne denli sadık olduğunuzu görerek sevinç duymam gerektiğini söyledi […] Keşke bütün bunları tüm kalbimle doğrulayabilseydim! Keşke Leninizm adını verdiğiniz şeye olan bağlılığınıza gerçekten sevinebilseydim! Bugün üyesi olduğunuz partide, bir zamanlar kurduğum, ilham verdiğim ve yoldaşlarımın rızasıyla uzun yıllar boyunca önderlik ettiğim o partiyi hâlâ tanıyabildiğimi söyleyebilmeyi ne çok isterdim! Hayır, hayır, hayır! Eğer böyle söyleseydim, sizi yanıltmış ve aldatmış olurdum […]
SBKP'nin 20. Kongresinden bir görüntü (1956) Burada hatıramı yücelten pek çok konuşmacıyı dinledim; hiçbiriniz benden söz ederken beni Büyük Lenin diye anmadan geçmediniz. Ne kadar aptalca bir alışkanlık bu! Sizler, benim öğrencilerim, nasıl olur da -bir anlığına bile olsa- böylesine kararmış bir düşünme biçimine teslim olursunuz? Size dünyaya ve kendinize Marksistçe bakmayı öğretmek için yeterince ter dökmedim mi? Gelişimin nesnel yasalarını; sınıflar, uluslar ve sınıfların kendi içlerindeki gruplar arasındaki ilişkileri görmeyi; liderleri ise sınıf çıkarlarının ve bu çıkarların, adeta birer koza gibi, sarıldığı farklı zihniyetlerin ve ideolojilerin sözcüleri olarak kavramayı öğretmedim mi? Eğer ortada herhangi bir büyüklük varsa, bu, sınıfımızın ve davamızın büyüklüğünün yansımasından başka ne olabilir? Yoksa siz, bu yansıma uğruna, onun yansıttığı canlı gerçeği mi unuttunuz - ya da daha da kötüsünü mü yaptınız? Zaman zaman, başıma böyle bir aşağılanma ve hakaretin gelebileceğine dair silik önsezilerim olmuştu. Beni kutsal bir ikonaya mı dönüştürdünüz? Benden, adına pis kokulu mumlar yaktığınız, her şeye inanmaya hazır çocuklara akıl almaz hikâyeler anlattığınız, zararsız ve gülünç bir koruyucu aziz mi yarattınız […]?
Eğer bana bu hakareti reva gördüyseniz, o hâlde ben de kendimi sizin amansız düşmanınız ilan ediyorum ve tüm gücümü size karşı seferber edeceğime yemin ediyorum! Yoksa beni çaresiz sanarak kendinizi mi avutuyorsunuz? Siz, ikiyüzlülüğünüzün mahkûmu olduğunuz için -yalnızca bu nedenle bile- fikirlerimi hâlâ yaymaya devam ediyorsunuz. Beni bir koruyucu aziz gibi kullanabilmeniz, ancak toplu eserlerimi yayımlamanıza ve yeniden yayımlamanıza bağlıdır; o yazılar ise çocuklarınızın zihinlerini kaçınılmaz olarak kışkırtır, onları en tehlikeli devrimci huzursuzluklara sürükler ve bütünüyle ikiyüzlü babalarına karşı çevirir! Ha-ha-ha!
Lenin, Komünist Enternasyonal'in Üçüncü Dünya Kongresi'nde (1921) Eğer bir koruyucu aziziniz varsa, şunu dehşetle fark edeceksiniz: Koruyucu aziziniz, çocuklarınızın başlıca baştan çıkarıcısıdır! Eğer beni kutsal bir ikonaya dönüştürdüyseniz, şunu da unutmayın: Ben, ikiyüzlü başlarınızın üzerinde patlayabilecek, dinamit yüklü bir ikonayım […] Söyleyin bana, doğruyu söyleyin: Beni kutsal bir ritüelin nesnesi hâline mi getirdiniz? Doğruyu söyleyin! […] Ne yazık ki suskunluğunuzu bir cevap olarak almak zorundayım. Suçluluk yüzlerinize, dudaklarınıza nasıl da yapışıp kalmış! Kendi partimde böyle yüzler göreceğim aklıma gelmezdi! Yoksa buraya yanlışlıkla mı geldim? Siz gerçekten Bolşeviklerin çocukları mısınız? Yetki komisyonunun raporunu sunan kişiyi dinledim. Kongrenizdeki 1.600 delegenin yalnızca yirmi ikisinin Ekim Devrimi’nden önce partimize katıldığını söyledi. Yirmi iki! Daha fazlası yok mu? Peki geri kalanlara ne oldu? Devrimi yapalı otuz sekiz yıl oldu. Yoldaşlarımızın çoğu o zamanlar çok gençti; çoğu partiye daha delikanlılık çağında katılmıştı. Genç işçiler, çıraklar, okul sıralarından yeni kalkmış öğrenciler… Dar kafalılar bizimle “çocuk devrimciler partisi” diye alay ederdi; ama biz, hayatın eşiğinde duran, bu yüzden hayattan büyükleri kadar az değil, daha fazla şey bekleyen gençlere önderlik eden bir gençlik partisi olmaktan gurur duyuyorduk. Yirmi iki! Ötekiler nerede? Tanrılar onları öylesine mi sevdi de hepsini bu kadar genç yaşta yanlarına aldı? […]
Size soruyorum; Bolşevik Parti bu mu? Parti, benim zamanımda, eylemde -kelimenin tam manasıyla- birliği sağlar, ama düşünce alanında da çeşitliliğini korurdu. Fikirlerin durmaksızın kaynaştığı, sürekli bir düşünsel mayalanma içinde olan bir partiydi! Salondan liderlerinize laf attığınız, onların sözünü kestiğiniz oluyor mu? Onlara hiç karşı çıkıyor musunuz? Parti tabanınız bir zamanlar bizim tabanımızın bize verdiği o sert dersleri, liderlerine vermiyor mu artık? Yoksa siz büsbütün yeni bir Bolşevik türü müsünüz de aranızdaki o yirmi iki eski üye, hafızasını yitirmiş, yok edilmiş bir kabilenin son Mohikanları mı? Devrim adına, artık ağzınızı açın! Konuşun! Konuşun! Konuşun!
[*] Isaac Deutscher, Lenin’s Childhood, Tamara Deutscher tarafından kaleme alınan özgün giriş ve Gonzalo Pozo’nun Yıldönümü Baskısı için yazdığı giriş ile birlikte, Verso Books, Londra, 2024, s. 22–23.
[**] Isaac Deutscher, Marxism in Our Time, ed.: Tamara Deutscher, Ramparts Press, 2. baskı, Berkeley, 1973.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder