Brejnev’in son ayları:
Bakü’de yaşanan skandal (2)
BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2
| 1982’de Bakü’de düzenlenen resmî karşılama töreninden bir görüntü. |
İçi boş bir resmî ziyaret için yapılan “tarihî günler” edebiyatı, millî dans gösterileri, güzergâh boyunca kilometrelerce dizilmiş bayraklı kalabalıklar, yabancı bir devlet başkanının ziyaretini andıran abartılı protokol… Bütün bunlar, zevksiz bir gösteriş merakının ürünü olmaktan çok daha fazlasıydı. Asıl amaç, çökmekte olan yaşlı lidere en abartılı jestlerle sadakat sunarak kendini görünür kılmak, rakipleri karşısında puan toplamak (buna rakip, hatta düşman gözüyle bakılan bir diğer Sovyet cumhuriyetini gölgede bırakmak da dâhildi), Moskova nezdinde siyasî konumunu ve ayrıcalıklarını tahkim etmekti. Stalinist üst düzey yöneticiler arasında makam, nüfuz ve bürokratik imtiyazlar uğruna yaşanan rekabet ve buna eşlik eden komplolar, rejimin süreklilik gösteren özelliklerindendi.
Aliyev de bu oyunun kurallarını çok iyi bilen bir Stalinist siyaset simsarı olarak, ülkenin kaynaklarını hoyratça harcayıp içerik bakımından son derece yoksul bir siyasî çayır tiyatrosu sahneye koymuştu.
İşin acıklı yanı şuydu: hiyerarşideki yerine göre herkes bu oyunda kendisine düşen rolü iyi kötü oynuyordu, ama 1980’li yılların başlarına gelindiğinde Sovyetler Birliği’nde bu oyuna gerçekten inanarak katılan çok az insan kalmıştı. Eline verilmiş metni bile doğru dürüst okuyamayan lideri sık sık şiddetle alkışlayanları bir düşünelim. Bu insanların içinde, söylenenlerin gerçekten böyle bir alkışı hak ettiğine ve ortada, en hafif ifadeyle, tuhaf bir şey bulunmadığına samimiyetle inanan tek bir kişi bile var mıydı dersiniz?
| Brejnev’in 1982’deki Bakü ziyaretine ait video görüntüleri. Videoyu izlemek için lütfen resme tıklayın. |
Diğer yandan madalyonun bir de öteki yüzü vardı. Sovyet cumhuriyetlerinin tepesinde yer alan Stalinist bürokratlar, baskıcı polis devleti rejiminin keyfiliği içinde kimi zaman az çok öngörülebilir, kimi zaman ise hiç beklenmedik risklerle karşı karşıya kalabiliyorlardı. Üstelik bu riskler bazen çok yıkıcı sonuçlar da doğurabiliyordu.
Gazeteci Murat Yetkin’in Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı’nda, Brejnev’in 1982 Bakü ziyareti bağlamında aktardığı bir anekdot, madalyonun öteki yüzünü görmemizi sağlıyor. Haydar Aliyev, NTV’de çalıştığı yıllarda kendisiyle görüşen Yetkin’e, Brejnev’in 1982’deki Bakü ziyaretinin kendisini ve ailesini nasıl tehlikeli bir durumda bıraktığını anlatmış. Aliyev’in Yetkin’e anlattıkları, Çernyayev’in kendi durduğu yerden, yani Kremlin bürokrasisinin doruklarından gözlemlediği bu gösterinin arkasında nasıl bir korku, panik ve entrika dünyasının bulunduğunu ortaya koyuyor.Yetkin kitabında şöyle anlatıyor:
(…) Brejnev Azerbaycan seyahatine çıkmaya karar verdi.
Bu aslında Aliyev'in uzun süredir lobi çalışması yaptığı bir geziydi; Devlet Başkanı Ermenistan'a değil, daha önce ziyaret etmiş olduğu halde yine Azerbaycan'a gelmeliydi.
Ama karar öyle bir zamanda çıkmıştı ki, Moskova kaynıyordu.
Moskova uçağı 24 Eylül 1982 günü Bakü'ye indiğinde daha vahim bir tablo ortaya çıktı: Brejnev'in sağlık durumu hayli bozulmuş, adeta canlı cenazeye dönmüştü.
Aliyev'in eşi Zarife Hanım, göz doktoruydu, tıp insanıydı. Brejnev'in uçaktan inişini görür görmez Haydar Bey'in kulağına "Bir an önce kurtul bundan, geri gönder" dedi, "burada ölmesin."
Aliyev'in başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü.
Gezi aslında bir hafta olarak planlanmıştı ama Aliyev onu on güne yaymayı, böylece Moskova'daki gücünü artırmayı düşünüyordu; Brejnev'i hemen geri göndermesi söz konusu değildi.
Ancak Brejnev Bakü'de ölecek olursa, bunu ne sekseni geçmiş yaşıyla [*] ne de had safhada bozuk sağlık durumuyla açıklayabilirdi Aliyev. KGB'nin başındaki (daha sonra devlet başkanı olacak olan) Yuri Andropov onun hamisiydi ama Müslüman bir cumhuriyetten gelip en tepeye tırmandığı için Moskova'da düşmanı çoktu. Yani Kremlin'in entrikalarla örülü dünyasında bu ölümden doğrudan sorumlu tutulacak, belki halk düşmanı ilan edilip en ağır şekilde cezalandırılacaktı.
"Önce seyahat programını kısaltmakla başladım" diye anlatıyordu Aliyev, tarih öncesi mağara gibi döşenmiş sığınağında. Brejnev'in giderek bozulan sağlığını da bahane ederek, kısalta kısalta yarıya indirebilmişti seyahati. Her geçen gün aleyhineydi.
Nihayet dönüş günü geldi çattı. Brejnev ve eşini Bakü Havalimanı'nda uçağa bindirdiler, el salladılar; uçak kalktı, ama Aliyev ailesi eve dönmedi, havaalanında kaldı.
Brejnev'in uçağı kalkış yaptığı sırada bir başka uçak pistin başına çıkmış, motorları çalışır vaziyette beklemeye başlamıştı.
Bu, Aliyev ailesini Türkiye'ye kaçırmak üzere yol hazırlıklarını yapmış bir askeri uçaktı.
Aliyevler için bekleyişi bitmek bilmeyen bir Bakü-Moskova yolculuğu olmuştu Brejnev'inki. Çünkü Devlet Başkanı ola ki dönüş yolunda hayatını kaybederse yine bütün parmaklar Aliyev'in üzerine çevrilecek, Brejnev'e suikast düzenlemekle suçlanacaktı. (…)
Nihayet Abit Şerifov'un Moskova Havaalanı'na yerleştirdiği bir adamından "Salimen indiler" haberi geldi. Bu haberle rahatladılar ama eve dönmediler, havalimanında beklemeye devam ettiler. İkinci haber, Brejnevlerin Moskova'daki başkanlık konutuna girdiğini söylüyordu; artık sorumluluk Azerilerden çıkmıştı.
"Bir oh çektik" dedi Aliyev, "Evimize öyle döndük. Yoksa Türkiye'ye gidiyorduk."
Yıllarca Sovyet gizli servisi KGB adına çalışmış, casusluk amacıyla Trabzon'a, Erzurum'a, başka kim bilir nerelere gizlice girip çıkmış, Sovyetler'in en üst yönetim organı olan 12 kişilik Politbüro'da görev almış Aliyev, [**] Brejnev'in eceliyle ölmesi halinde cinayet komplosuyla suçlanacağı endişesiyle çareyi Türkiye'ye sığınma planı yapmakta bulmuştu. (Murat Yetkin, Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı, Doğan Kitap, 7. baskı, Ekim 2017, İstanbul, s. 200-202)
Brejnev’in Bakü ziyareti sırasındaki hali, aslında Sovyetler Birliği’nin o dönemki durumunun bir metaforu gibidir. Fiziksel olarak ayakta durmakta zorlanan bir lider ve onun etrafında statükoyu, kendi konumunu ve maddî ayrıcalıklarını korumak için manevralar yapıp duran devasa bir bürokrasi vardı.
Aliyev gibi güçlü, KGB geçmişi olan ve Politbüro’ya kadar yükselmiş bir figürün, “yaşlı ve çok hasta liderin ülkesini ziyaret ederken eceliyle ölmesi” ihtimali karşısında kendisini bu kadar savunmasız hissetmesi, üst düzey bürokratlar arasında var olan güvensizlik iklimini göstermesi bakımından özellikle önemli.
Hikâyenin belki de en ironik yanı, Aliyev’in can havliyle sığınacak liman olarak Türkiye’yi düşünmüş olmasıdır. Yıllarca Türkiye’ye karşı istihbarat faaliyetleri yürütmüş, Türkiye’yi “ideolojik düşman” ve “operasyon sahası” olarak görmüş eski KGB generalinin ve üst düzey Sovyet bürokratının, en sıkıştığı anda Türkiye’yi bir çıkış kapısı olarak tahayyül etmesi son derece manidardır. Aliyev’in yıllar sonra gelen bu itirafı, Sovyetler Birliği’nde Stalinist rejimin son döneminde, bürokrasinin tepe noktalarında korku ile ikiyüzlülüğün, gösteri ile paranoyanın nasıl iç içe geçtiğini göstermesi bakımından ayrıca öğreticidir.
[*] Murat Yetkin, Brejnev’in o tarihteki yaşı için “sekseni geçmiş” ifadesini kullanmış; ancak Brejnev 1906 doğumludur. Dolayısıyla, 1982 Eylül ayında aslında 75 yaşındaydı.
[**] Yetkin’in “12 kişilik Politbüro” ifadesi tam olarak doğru değil. Sovyet Politbürosu’nun üye sayısı sabit değildi; 1990 öncesinde genellikle yaklaşık 12-15 asil üye ile 5-8 aday üyeden oluşuyordu. 1981’de toplanan 26. Parti Kongresi sonrasında seçilen Politbüro’da ise 14 asil ve 8 aday üye bulunuyordu. Ayrıca Haydar Aliyev, Brejnev’in Eylül 1982’deki Bakü ziyareti sırasında henüz Politbüro’nun asil üyesi değil, 1976’dan beri aday üyesiydi; asil üyeliğe ancak 22 Kasım 1982’de yükseltildi.
Bitti
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder