Brejnev’in son ayları:
Bakü’de yaşanan skandal (1)
BÖLÜM 1 |
| Leonid Brejnev (1982) |
1975’e gelindiğinde, onun artık eski Brejnev olmadığı Kremlin çevrelerinde açıkça hissediliyordu; televizyon ekranına yansıyan görüntülerde dalgınlık, konuşmada pürüzlenme ve genel bir dağınıklık dikkat çekmeye başlamıştı. Bugüne kadar 1972-1982 yılları arasında tuttuğu 11 günlüğünü okuduğum Anatoliy Çernyayev de 1975’ten itibaren günlüklerine bu duruma işaret eden çok sayıda not düşmüş.
Brejnev’in sağlık sorunlarının tek bir rahatsızlıktan ibaret olmadığı anlaşılıyor. En güvenilir anlatımlar, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, ağır sigara kullanımının etkileri, muhtemel felçler ya da felç benzeri nörolojik krizler ve bunlara eşlik eden ilaç bağımlılığının iç içe geçtiği çok yönlü bir tabloya işaret ediyor. Amerikan diplomatik değerlendirmelerinde Brejnev’in sağlığının belirgin biçimde bozulduğu, çabuk yorulduğu ve ciddi dolaşım sorunları yaşadığı not edilirken, içeriden Sovyet tanıkları da onun giderek daha sık peltek konuştuğunu, ancak önüne konulan büyük puntolu metinleri okuyabildiğini ve kimi anlarda ne söylediğini tam olarak kavrayamadığı izlenimi verdiğini aktarıyor.
1976’dan sonra ise bu sorunlar artık yalnızca Kremlin koridorlarında fısıldanan bir mesele olmaktan çıktı. Brejnev’in kamuoyu önündeki görüntülerinde donuk bakışlar, ifadesiz bir yüz, ağırlaşmış hareketler, titreyen eller ve zaman zaman kopuk hale gelen bir konuşma tarzı dikkat çekiyordu. Rejim bütün bunları mümkün olduğunca perdelemeye çalıştı; resmî yayınlar ayıklandı, sorunlu görüntüler temizlendi, törensel koreografi daha da sıkılaştırıldı. Ama bütün bu çabalara rağmen, Sovyetler Birliği’nin en tepesindeki kişinin artık ciddi bir çözülme içinde olduğu giderek daha zor gizlenir hale geliyordu.
Brejnev’in kişisel çöküşü, Stalinist bürokratik aygıtın işleyişiyle birleşerek daha büyük bir siyasal tehlike yaratıyordu. Zihinsel berraklığı böylesine aşınmış ve bu kadar büyük yetkilere sahip bir liderin önüne ne konulursa onu okuyabilmesi, hatta bunun otomatik olarak “devlet politikası”na dönüşmesi ihtimali, sistemin tepesindeki çürümenin boyutunu gösteriyordu. Hasta bir lider etrafında işlemeye devam eden hasta bir rejim!
Çernyayev’in 1982 tarihli günlüğünde anlattığı bir olay, bu düzenin ne kadar gülünç, utanç verici ve aynı zamanda ne kadar tehlikeli hale geldiğini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Aşağıdaki pasaj, Çernyayev’in 29 Eylül 1982 tarihli günlüğünden alınmıştır. Brejnev’in Bakü ziyareti sırasında yaşanan bu traji-komik skandal, rejimin tepesindeki fiziksel ve zihinsel çöküşün artık nasıl kamusal bir fars niteliği kazandığını göstermesi bakımından özellikle dikkat çekicidir.
| Leonid Brejnev, Bakü ziyareti sırasında Azerbaycan Komünist Partisi lideri Haydar Aliyev’le birlikte. |
Brejnev geçen hafta sonu Bakü’deydi: cumhuriyete son Beş Yıllık Plan dolayısıyla bir devlet nişanı takdim etti.
Aliyev dalkavukluk ve kullukta bütün rekorları kırdı; bu günleri “tarihî” ilan etti. (Stalin döneminde bile önderliği övme konusunda böylesine bir bayağılık ve kabalık görülmemişti.) Bunun ne olduğunu anlamak mümkün değil: Bu adam sadece aptal mı, yoksa son derece sinik biri mi? Sanki “alın, bunu da yutup hazmedin!” der gibi davranıyor. Ben payımı alacağım, sonrası ne olursa olsun…
Ama şimdi mesele bu değil. Pazar günü gerçekten de “tarihî” bir gün oldu.
Daçaya gidiyordum. Mayak radyo istasyonu saatin 11 olduğunu bildirdi, ben de şoförden sesi açmasını rica ettim: Bakü’den canlı yayın yapılıyordu. Aliyev açılış konuşmasını yaptı ve mikrofonu devretti… Ardından peltek bir konuşma başladı; bu da liderimizin, gidip gelen bilincinin yine kötü bir ânında olduğunu gösteriyordu. Belli ki ne söylediğini anlamıyor ya da duymuyordu; bütün enerjisi bir sonraki kelimeyi okumaya yoğunlaşmıştı (ki bunu da her zaman başaramıyordu). Her cümleyi alkışlar, şiddetli alkışlar izliyordu. Yaklaşık on dakika geçti. Artık “Azerbaycan” yerine “Afganistan” demeye başlamıştı ki birdenbire tamamen durdu… Bir hışırtı, ardından gürültü ve şiddetli alkışlar duyuldu. Sonra birden, “Bu benim suçum değil…” dediği işitildi. Ardından birkaç saniyelik bir sessizlik oldu ve sonra şunu ekledi: “Baştan okumak zorunda kalacağım.” Alkışlar.
Ertesi gün iş yerinde, yayını televizyonda izlemiş olanlara neler olduğunu sordum. Elbette, Vremya’da [*] yayımlandığında her şey çoktan ayıklanıp, temizlenmişti.
Olan şuydu.
Brejnev, iri puntolarla basılmış yaklaşık üç sayfalık bir metni okuyordu. Bu sırada insanlar ekranda Aleksandrov’un afallamış ifadesini fark ettiler; o, Aliyev’in yanında, başkanlık divanında oturuyordu ve konuşmacıyla aynı hizada, ama ondan biraz daha yukarıdaydı. Sayfaları telaşla miyop gözlerine yaklaştırıyor, sonra da ellerini iki yana açıyordu. Bir dosyadan ötekine defalarca gidip geldi; sonunda yerinden fırlayıp kürsüye koştu. Konuşmacıya bir yandan yaklaştı… Konuşmacı ona sanki orada değilmiş gibi bir bakış attı ve okumayı sürdürdü. Aleksandrov öbür yana geçti, işaretler yaptı, ama konuşmacı onu eliyle savdı ve okumaya devam etti. Sonunda “Serçe”nin [**] konuşmacıyı dirseğinden tutması gerekti. Tam o anda kameralar salondakileri göstermeye geçti ve Aliyev, bu mahcup edici durumu ve duraklamayı örtmek için tüm gücüyle alkışlamaya başladı.
Kamera yeniden kürsüye çevrildiğinde ve Andrey Mihailoviç Aleksandrov-Agentov’un oradan aceleyle uzaklaştığı görüldüğünde, “Bu benim suçum değil” sözleri duyuldu. Brejnev bu sözleri söylerken ona öfkeli bir bakış fırlattı.
Yani yanlış metni okuyormuş ve Brejnev metnin içinde “Afganistan” sözcüğü geçtiğinde bile bunu fark edebilecek durumda değildi. Meğer cumhuriyet yönetimiyle yapılacak toplantı için hazırlanmış konuşmayı okuyormuş; bu konuşmada basına açık olmayan gizli bölümler de varmış. (Arabada duyduklarımı, ertesi gün yayımlanan bu ikinci konuşmanın metniyle bizzat karşılaştırabildim.)
Ah ne yazık! Daha iki hafta bile olmamıştı ki, Bovin’le, Brejnev bu durumdayken önüne her şeyin konulabileceği ve bunun da anında, kimsenin karşı çıkmaya cesaret edemeyeceği bir politikaya dönüşebileceği yönündeki kaygılarımızı konuşmuştuk. Ve şimdi bu kaygılar doğrulanmış oldu.
Brejnev’in Bakü’de çeşitli “tesislere” götürülmesine geniş yer verildi. Tamamen bunamış gibi görünüyordu.
Oradaki protokol, bir devlet başkanının yabancı bir ülkeye yaptığı resmî ziyaretin protokolünden birebir alınmıştı: şeref kıtası, kılıçla selamlama, SSCB ve Azerbaycan SSC marşları, şeref kıtasının geçit töreni, otomobil ve motosiklet eskortu… Anıtları ziyaret ederken de, havaalanında uğurlanırken de aynı gösteriş sürüyordu… Şehirden havaalanına kadar uzanan 30 kilometrelik güzergâh boyunca sergilenen millî dansları ve yol boyunca bayraklarla, pankartlarla dizilmiş halk kalabalıklarını saymıyorum bile. İlk tepkim şu oldu: Bu, Anayasa’nın ihlalidir… Ama biraz düşününce, böyle bir protokolü Aliyev’in önerdiği ve kimsenin de buna en ufak bir itirazda bulunmaya cesaret edemediği anlaşılıyordu.
Bugün Brutents, cebinde Bakü İşçisi gazetesinden kesilmiş bir kupür getirdi. Azerbaycan’ın Halk Şairi Süleyman Rüstem’in bir şiiri. Süleyman Stalskiy ve Cambıl’ı andırıyor, ama onlar bile bu kadar ileri gitmemişti. [***] İçinde her şey var: önderimiz, nur, tek bir bakışla her kalbe yayılan mutluluk, bilgelik, bütün nimetlerin kaynağı… Bunu benim kendi normal dilimle aktarmam mümkün değil.
Okudum ve gülmeye başladım. Karen, “Bunu Bakü’den getirmişler,” dedi; yani insanlar olup biteni gayet iyi görüyor. Paradoks şu ki, bunun düzinelerce kopyasını çıkarmaya kalksan anti-Sovyet olmakla suçlanırsın. Çünkü bu bir alay konusu olarak görülür ve kimse bu şiire içtenlikle hayran olduğuna inanmaz. (Anatoly S. Chernyaev, Diary of Anatoly Chernyaev (1982), çev.: Anna Melyakova, ed.: Svetlana Savranskaya, s. 49-51.)
[*] Sovyetler Birliği Merkez Televizyonu’nun ana akşam haber bülteni.
[**] Aleksandrov-Agentov’un lakabı.
[***] Süleyman Rüstem (1906-1989), Sovyet Azerbaycan’ın resmî edebiyat çevrelerinde öne çıkan ve 1960’ta “Azerbaycan SSC Halk Şairi” unvanını alan bir şairdi. Süleyman Stalskiy (1869-1937), Dağıstanlı Lezgi kökenli bir Sovyet şairi; Cambıl Cabayev (1846-1945) ise Sovyet dönemi boyunca özellikle propaganda amaçlı olarak öne çıkarılmış ünlü bir Kazak halk ozanıydı.
Devam edecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder