06 Nisan 2026

Resul Hamzatov gerçekte kimdi?

Sovyet şairi Resul Hamzatov (1923-2003), Türkiye’de edebiyat çevrelerinde ve özellikle Kafkas kökenli okurlar arasında yakından tanınan bir isim. Hamzatov üzerine internette araştırma yaparken, karşıma soL Haber Portalı’nda 6 Ekim 2024 tarihinde yayımlanan Yürek gerekir anadilini satmamak için: Hamzatov’un dağları... başlıklı bir yazı çıktı. Söz konusu yazı, Resul Hamzatov’u merkeze alarak Sovyetler Birliği’nin milliyetler politikasına ilişkin birçok gerçeği perdeleyen, son derece pembe ve gerçeklerden uzak bir tablo çiziyor.

soL Haber Portalı muhabiri Özkan Öztaş’ın Yusuf Şaylan ile yaptığı görüşmeye dayanan yazıda, Hamzatov’un anadiline, Dağıstan’a ve yerel kültürlere bağlılığı, Sovyet deneyiminin kültürel bakımdan olumlu ve besleyici karakterinin bir kanıtı olarak sunuluyor. Hamzatov’un Avarca yazdığı, Dağıstan’daki çok dilliliğin bir zenginlik olarak yaşandığı, Sovyetler Birliği’nin bu kültürel çeşitliliği koruyup geliştirdiği ve şairin Türkçeye de çevrilmiş olan Benim Dağıstanım başlıklı kitabının bunun en güzel tanıklıklarından birini oluşturduğu ileri sürülüyor.

Kısa bir blog yazısında, soL Haber Portalı’nda öne sürülen bu iddiaların, Sovyetler Birliği’nde milliyetler sorununun gerçek seyrini bütün yönleriyle yansıtmaktan ne kadar uzak olduğunu ayrıntılı biçimde ortaya koymak elbette mümkün değil. Burada yalnızca, 1920’li yılların ikinci yarısından itibaren Stalinist bürokratik karşı devrimin adım adım kök salıp yerleşmesiyle birlikte Sovyetler Birliği’nde siyasal iktidarın sınıfsal karakterinin değiştiğini; bürokratik kastın kendi maddi ayrıcalıklarını güvence altına almak için merkezileştirme politikalarına ve zaman zaman Büyük Rus şovenizmini besleyen eğilimlere yöneldiğini hatırlatmakla yetineceğim. Buna bir de Sovyetler Birliği dağıldığında rejimin çözülmesinin, Kafkasya’da yeni millî çatışmalar, bölgesel balkanizasyon ve büyük güç müdahaleleri için uygun bir zemin yarattığını eklemem gerekir.

Resul Hamzatov
Bu yazıda asıl üzerinde durmak istediğim nokta ise, Hamzatov’un bürokratik yozlaşma süreci içinde rejime sadık aydınlar ve sanatçılar çevresinin en çürümüş figürlerinden biri haline gelmiş olmasıdır. Gerçek Hamzatov, soL Haber Portalı’nda anlatılandan çok farklıdır; sosyalist bir rol model olmaktan çok uzak biridir. Kendi sınırlı yeteneği ile kendisine atfedilen deha arasındaki boşlukta sıkışmış, sistemin vitrinine yerleştirilmekten yorgun düşmüş, ama bu vitrinde yer almanın sağladığı maddi ayrıcalıklara da dört elle sarılmış bir figürdür.

Üst düzey Sovyet bürokratı Anatoliy Çernyayev, 1972-1991 yılları arasında tuttuğu günlüğüne 8 Ekim 1978 tarihinde düştüğü notta, bir Sovyet delegasyonunun başı olarak Kanada gezisine katılan Hamzatov’un her biri ayrı bir skandal olan davranışlarını şöyle aktarıyor:

Kanada’ya giden Sovyet Dostluk Dernekleri Birliği heyetinin başında Resul Hamzatov vardı. Durmadan içki içiyordu. Ev sahipleri, Montreal’deki bir resepsiyonda Kanada Komünist Partisi Başkan Yardımcısı Walsh’ın karısına sokulup “Kraliçem, benimle evlen, onu bırak... Yakışıklı değilim ama zenginim. Benimle iyi yaşarsın” dediğinde tam anlamıyla dehşete düştüler. Hamzatov dizlerinin üzerine çöktü ve kadının ayaklarını öpmek için emekleyerek yanına gitti.

Aynı şeyi Ottawa’daki bir resepsiyonda, Pravda muhabiri Bragin’in yaşlı karısına da yaptı.

Toronto’daki bir toplantıda yapabildiği tek konuşma, Moskova’ya döndüğünde SSCB-Kanada Derneği’ne üye olmak için başvuracağını söylemekten ibaret kaldı. İşin gülünç yanı şu ki, Kanada’da herkes onun, yani Resul Hamzatov’un, uzun yıllardır bu derneğin başkanı olduğunu zaten biliyor.

Vancouver’da Slav çalışmaları öğrencileriyle yaptığı bir buluşmada ise kendi şiirlerinden tek bir dize bile hatırlayamadı. Ve bunun gibi daha neler neler.

Belki de Boris Slutskiy’in bir zamanlar bana söylediği şey doğrudur: “Hamzatov bütünüyle şişirilmiş bir figür. Onu ‘çevirmenler’ yarattı - Kozlovski, Grebnev...” Bu söz hiç de yabana atılır görünmüyor. (Anatoly S. Chernyaev, Diary of Anatoly Chernyaev (1978), çev.: Anna Melyakova, ed.: Svetlana Savranskaya, s. 36.)

Burada karşımıza çıkan kişi, soL Haber Portalı’nın okura sunmaya çalıştığı türden bir kültürel ve sosyalist şahsiyet değil, Stalinist bürokrasinin vitrininde yıllarca taşınmış, bu vitrin sayesinde elde ettiği itibar ve ayrıcalıklarla şımarmış, sonunda da tamamen yoldan çıkmış resmî bir şöhrettir. Çernyayev’in aktardıkları, yalnızca kişisel zaaflara işaret etmiyor. Aynı zamanda rejimin gözde sanatçı ve aydınlarının nasıl bir ahlaki ve zihinsel çözülme içine sürüklendiğini de gösteriyor. Hamzatov, hiç kuşkusuz, bu çürüme sürecinin en ileri örneklerinden biriydi.

Stalinist rejimin belirli halklardan bazı isimleri parlatmış olması, o rejimin bu halklara gerçekten özgürlük, eşitlik ve kültürel gelişme sunduğunu kanıtlamaz. Tersine, Stalinist sistemin işleyiş mantığı tam da buydu: vitrine konacak örnekleri özenle seçmek, onları maddi ayrıcalıklardan faydalandırmak ve bu yapay biçimde parlatılmış örnekler üzerinden daha geniş tarihsel gerçekleri görünmez kılmak. Kafkasya halklarının yaşadığı sürgünler, baskılar, tasfiyeler, merkezileştirme hamleleri ve Büyük Rus şovenizminin yıkıcı etkileri hatırlandığında, bu resmî vitrinin ne kadar aldatıcı olduğu daha iyi anlaşılır.

Kısacası, Resul Hamzatov’un anadiline bağlılığını ve Dağıstan sevgisini veri alıp buradan bir Sovyetler Birliği güzellemesi çıkarmak tarihsel bakımdan savunulabilir değildir. Gerçek tablo çok daha çelişkili, çok daha sert ve çok daha karanlıktır. Meseleye gerçekten sosyalist bir perspektiften bakılacaksa, bürokratik ayrıcalıkları, resmî şöhret üretimini ve halkların tarihsel deneyimini örten ideolojik vitrinleri değil, bu vitrinin arkasındaki sınıfsal ve siyasal gerçeği görmek gerekir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder