ulusal sorun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulusal sorun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Nisan 2026

Who was Rasul Gamzatov, really?

The Soviet poet Rasul Gamzatov (1923-2003) is a name well known in literary circles in Turkey, particularly among readers of Caucasian origin. While researching Gamzatov online, I came across an article published on 6 October 2024 on the soL Haber Portalı (soL News Portal) under the title It takes courage not to sell one’s mother tongue: Gamzatov’s mountains… (Yürek gerekir anadilini satmamak için: Hamzatov’un dağları...). Centring on Gamzatov, the piece paints an extremely rosy and misleading picture that obscures many of the truths about the Soviet Union’s nationality policy.

In the article, based on an interview conducted by soL Haber Portalı correspondent Özkan Öztaş with Yusuf Şaylan, Gamzatov’s attachment to his mother tongue, to Dagestan and to local cultures is presented as evidence of the supposedly positive and culturally nurturing character of the Soviet experience. It is argued that Gamzatov wrote in Avar, that multilingualism in Dagestan was experienced as a form of richness, that the Soviet Union preserved and fostered this cultural diversity, and that his book My Dagestan (Benim Dağıstanım), which has also been translated into Turkish, stands as one of its finest testimonies.

In a short blog post, it is of course impossible to show in detail just how far the claims advanced by soL Haber Portalı fall short of reflecting the real course of the nationalities question in the Soviet Union in all its complexity. Here, I will confine myself to recalling that, from the second half of the 1920s onwards, as the Stalinist bureaucratic counter-revolution gradually took root and consolidated itself, the class character of political power in the Soviet Union changed; in order to secure its own material privileges, the bureaucratic caste turned to policies of centralisation and, at times, to tendencies that fostered Great Russian chauvinism. It should also be added that, when the Soviet Union broke up, the dissolution of the regime created favourable conditions in the Caucasus for new national conflicts, regional balkanisation and great-power intervention.

Rasul Gamzatov

What I chiefly want to focus on in this article, however, is the fact that, in the course of bureaucratic degeneration, Gamzatov became one of the most degenerate figures among the regime’s circle of loyal intellectuals and artists. The real Gamzatov is very different from the one portrayed in soL Haber Portalı; he is no socialist role model, but a figure trapped in the gap between his limited talent and the genius attributed to him, weary of being displayed in the system’s shop window, yet fiercely attached to the material privileges that came with that place.

The senior Soviet bureaucrat Anatoly Chernyaev, in an entry dated 8 October 1978 in the diary he kept between 1972 and 1991, recorded the following about Gamzatov’s conduct during a trip to Canada, which he attended as head of a Soviet delegation; each episode was a scandal in itself:

Rasul Gamzatov as head of the delegation of the Union of Soviet Friendship Societies to Canada. He was drinking heavily. The hosts were in utter shock when at a reception in Montreal he moved close to the wife of the Deputy Chairman of the CP of Canada Walsh and said, “My queen, marry me, leave him… I am not handsome, but I am rich. You will have a good life.” He fell to his knees and crawled over to start kissing her feet.

He did the same thing with an old woman - the wife of Pravda correspondent Bragin at a reception in Ottawa.

The only speech he was capable of making at a meeting in Toronto was reduced to him saying that when he gets back to Moscow he will ask to become a member of the USSR-Canada Society. The kicker is that all of Canada long knows that he, Rasul Gamzatov, has been the chairman of this society for many years.

In Vancouver at a meeting with Slavic studies students he could not remember a single line from his poems. And so forth.

Maybe it’s true what Boris Slutsky once told me: “Gamzatov is a completely inflated figure. He was made by the 'translators' - Kozlovsky, Grebnev”… It seems very believable. (Anatoly S. Chernyaev, Diary of Anatoly Chernyaev (1978), trans. Anna Melyakova, ed. Svetlana Savranskaya, p. 36.)

The figure that emerges here is not the sort of cultural and socialist personality that soL Haber Portalı seeks to present to its readers, but rather an official celebrity who was for years displayed in the shop window of the Stalinist bureaucracy, pampered by the prestige and privileges that this display conferred, and eventually went completely off the rails. What Chernyaev recounts points not merely to personal weaknesses. It also shows the extent of the moral and intellectual disintegration into which the regime’s favoured artists and intellectuals had fallen. Gamzatov was, without doubt, one of the most extreme examples of this process of decay.

The fact that the Stalinist regime chose to elevate certain figures from particular peoples does not prove that it genuinely offered those peoples freedom, equality and cultural development. On the contrary, this was precisely how the Stalinist system worked: it carefully selected the figures to be placed in the shop window, granted them material privileges, and used these artificially polished examples to render broader historical realities invisible. Once one recalls the deportations, repression, purges, drives towards centralisation, and the destructive effects of Great Russian chauvinism visited upon the peoples of the Caucasus, it becomes clearer still just how deceptive this official shop window really was.

In short, to take Gamzatov’s attachment to his mother tongue and his love of Dagestan and turn them into a eulogy for the Soviet Union is not historically defensible. The real picture is far more contradictory, far harsher and far darker. If the issue is to be approached from a genuinely socialist perspective, what needs to be seen is not the ideological shop window, which conceals bureaucratic privileges, the manufacture of official celebrity, and the historical experience of whole peoples, but the class and political reality that lies behind it.

06 Nisan 2026

Resul Hamzatov gerçekte kimdi?

Sovyet şairi Resul Hamzatov (1923-2003), Türkiye’de edebiyat çevrelerinde ve özellikle Kafkas kökenli okurlar arasında yakından tanınan bir isim. Hamzatov üzerine internette araştırma yaparken, karşıma soL Haber Portalı’nda 6 Ekim 2024 tarihinde yayımlanan Yürek gerekir anadilini satmamak için: Hamzatov’un dağları... başlıklı bir yazı çıktı. Söz konusu yazı, Resul Hamzatov’u merkeze alarak Sovyetler Birliği’nin milliyetler politikasına ilişkin birçok gerçeği perdeleyen, son derece pembe ve gerçeklerden uzak bir tablo çiziyor.

soL Haber Portalı muhabiri Özkan Öztaş’ın Yusuf Şaylan ile yaptığı görüşmeye dayanan yazıda, Hamzatov’un anadiline, Dağıstan’a ve yerel kültürlere bağlılığı, Sovyet deneyiminin kültürel bakımdan olumlu ve besleyici karakterinin bir kanıtı olarak sunuluyor. Hamzatov’un Avarca yazdığı, Dağıstan’daki çok dilliliğin bir zenginlik olarak yaşandığı, Sovyetler Birliği’nin bu kültürel çeşitliliği koruyup geliştirdiği ve şairin Türkçeye de çevrilmiş olan Benim Dağıstanım başlıklı kitabının bunun en güzel tanıklıklarından birini oluşturduğu ileri sürülüyor.

Kısa bir blog yazısında, soL Haber Portalı’nda öne sürülen bu iddiaların, Sovyetler Birliği’nde milliyetler sorununun gerçek seyrini bütün yönleriyle yansıtmaktan ne kadar uzak olduğunu ayrıntılı biçimde ortaya koymak elbette mümkün değil. Burada yalnızca, 1920’li yılların ikinci yarısından itibaren Stalinist bürokratik karşı devrimin adım adım kök salıp yerleşmesiyle birlikte Sovyetler Birliği’nde siyasal iktidarın sınıfsal karakterinin değiştiğini; bürokratik kastın kendi maddi ayrıcalıklarını güvence altına almak için merkezileştirme politikalarına ve zaman zaman Büyük Rus şovenizmini besleyen eğilimlere yöneldiğini hatırlatmakla yetineceğim. Buna bir de Sovyetler Birliği dağıldığında rejimin çözülmesinin, Kafkasya’da yeni millî çatışmalar, bölgesel balkanizasyon ve büyük güç müdahaleleri için uygun bir zemin yarattığını eklemem gerekir.

Resul Hamzatov
Bu yazıda asıl üzerinde durmak istediğim nokta ise, Hamzatov’un bürokratik yozlaşma süreci içinde rejime sadık aydınlar ve sanatçılar çevresinin en çürümüş figürlerinden biri haline gelmiş olmasıdır. Gerçek Hamzatov, soL Haber Portalı’nda anlatılandan çok farklıdır; sosyalist bir rol model olmaktan çok uzak biridir. Kendi sınırlı yeteneği ile kendisine atfedilen deha arasındaki boşlukta sıkışmış, sistemin vitrinine yerleştirilmekten yorgun düşmüş, ama bu vitrinde yer almanın sağladığı maddi ayrıcalıklara da dört elle sarılmış bir figürdür.

Üst düzey Sovyet bürokratı Anatoliy Çernyayev, 1972-1991 yılları arasında tuttuğu günlüğüne 8 Ekim 1978 tarihinde düştüğü notta, bir Sovyet delegasyonunun başı olarak Kanada gezisine katılan Hamzatov’un her biri ayrı bir skandal olan davranışlarını şöyle aktarıyor:

Kanada’ya giden Sovyet Dostluk Dernekleri Birliği heyetinin başında Resul Hamzatov vardı. Durmadan içki içiyordu. Ev sahipleri, Montreal’deki bir resepsiyonda Kanada Komünist Partisi Başkan Yardımcısı Walsh’ın karısına sokulup “Kraliçem, benimle evlen, onu bırak... Yakışıklı değilim ama zenginim. Benimle iyi yaşarsın” dediğinde tam anlamıyla dehşete düştüler. Hamzatov dizlerinin üzerine çöktü ve kadının ayaklarını öpmek için emekleyerek yanına gitti.

Aynı şeyi Ottawa’daki bir resepsiyonda, Pravda muhabiri Bragin’in yaşlı karısına da yaptı.

Toronto’daki bir toplantıda yapabildiği tek konuşma, Moskova’ya döndüğünde SSCB-Kanada Derneği’ne üye olmak için başvuracağını söylemekten ibaret kaldı. İşin gülünç yanı şu ki, Kanada’da herkes onun, yani Resul Hamzatov’un, uzun yıllardır bu derneğin başkanı olduğunu zaten biliyor.

Vancouver’da Slav çalışmaları öğrencileriyle yaptığı bir buluşmada ise kendi şiirlerinden tek bir dize bile hatırlayamadı. Ve bunun gibi daha neler neler.

Belki de Boris Slutskiy’in bir zamanlar bana söylediği şey doğrudur: “Hamzatov bütünüyle şişirilmiş bir figür. Onu ‘çevirmenler’ yarattı - Kozlovski, Grebnev...” Bu söz hiç de yabana atılır görünmüyor. (Anatoly S. Chernyaev, Diary of Anatoly Chernyaev (1978), çev.: Anna Melyakova, ed.: Svetlana Savranskaya, s. 36.)

Burada karşımıza çıkan kişi, soL Haber Portalı’nın okura sunmaya çalıştığı türden bir kültürel ve sosyalist şahsiyet değil, Stalinist bürokrasinin vitrininde yıllarca taşınmış, bu vitrin sayesinde elde ettiği itibar ve ayrıcalıklarla şımarmış, sonunda da tamamen yoldan çıkmış resmî bir şöhrettir. Çernyayev’in aktardıkları, yalnızca kişisel zaaflara işaret etmiyor. Aynı zamanda rejimin gözde sanatçı ve aydınlarının nasıl bir ahlaki ve zihinsel çözülme içine sürüklendiğini de gösteriyor. Hamzatov, hiç kuşkusuz, bu çürüme sürecinin en ileri örneklerinden biriydi.

Stalinist rejimin belirli halklardan bazı isimleri parlatmış olması, o rejimin bu halklara gerçekten özgürlük, eşitlik ve kültürel gelişme sunduğunu kanıtlamaz. Tersine, Stalinist sistemin işleyiş mantığı tam da buydu: vitrine konacak örnekleri özenle seçmek, onları maddi ayrıcalıklardan faydalandırmak ve bu yapay biçimde parlatılmış örnekler üzerinden daha geniş tarihsel gerçekleri görünmez kılmak. Kafkasya halklarının yaşadığı sürgünler, baskılar, tasfiyeler, merkezileştirme hamleleri ve Büyük Rus şovenizminin yıkıcı etkileri hatırlandığında, bu resmî vitrinin ne kadar aldatıcı olduğu daha iyi anlaşılır.

Kısacası, Resul Hamzatov’un anadiline bağlılığını ve Dağıstan sevgisini veri alıp buradan bir Sovyetler Birliği güzellemesi çıkarmak tarihsel bakımdan savunulabilir değildir. Gerçek tablo çok daha çelişkili, çok daha sert ve çok daha karanlıktır. Meseleye gerçekten sosyalist bir perspektiften bakılacaksa, bürokratik ayrıcalıkları, resmî şöhret üretimini ve halkların tarihsel deneyimini örten ideolojik vitrinleri değil, bu vitrinin arkasındaki sınıfsal ve siyasal gerçeği görmek gerekir.