Behice Boran, Çekoslovakya’nın işgali ve Gökhan Atılgan’ın yarım bıraktığı hikâye
Birkaç gün önce, tarihçi Emrah Safa Gürkan’ın araştırmacı yazar Gökhan Atılgan’la Behice Boran’ın akademik ve siyasi yaşamı üzerine yaptığı söyleşiyi izledim.
Söyleşinin çok temel bir eksiği var: Behice Boran’ın Stalinist siyasi çizgisinden ve bu çizginin onun düşüncesi ve siyasi pratiği üzerindeki belirleyici etkisinden hiç söz edilmiyor. Gürkan bu söyleşi boyunca konuyu gündeme getirmemiş; Atılgan da muhtemelen netameli bulduğu bu konuyu gündeme getirme ihtiyacı duymamış.
Ancak söyleşideki bu temel eksikliğe, Birinci TİP’te Mehmet Ali Aybar ile Behice Boran arasında yaşanan siyasi ve ideolojik ayrılıklar anlatılırken yarım bırakılan bir başka hikâye ekleniyor.
| Behice Boran |
Çekoslovakya’nın Ağustos 1968’de Sovyet ordusunun öncülüğündeki Varşova Paktı orduları tarafından işgal edilmesinin -Romanya işgale katılmamıştı- TİP’teki bölünmenin tek, hatta başlıca nedeni olmadığı doğrudur. Aybar ile Boran-Aren grubu arasındaki görüş ayrılıkları daha eskiye dayanıyordu ve parti örgütlenmesinden sosyalizm anlayışına kadar çok daha geniş bir alanı kapsıyordu.
Ancak burada bizi ilgilendiren asıl mesele bu değil. Sorun, Atılgan’ın Behice Boran’ın Çekoslovakya işgali karşısındaki tutumunu eksik anlatmasıdır.
Boran’ın ilk tutumu
Behice Boran, işgalden birkaç gün sonra, 27 Ağustos 1968 tarihli Milliyet’te yayımlanan “Çekoslovakya Olayları: Sosyalist Demokrasi ve Ulusal Bağımsızlık” başlıklı yazısında Sovyetler Birliği’nin askerî müdahalesine açıkça karşı çıktı.
Müdahalenin ulusal bağımsızlık, sosyalizm ve sosyalist enternasyonalizm ilkelerine aykırı olduğunu belirtti. Sovyetler Birliği’nde ve Doğu Avrupa’da Stalin döneminde oluşmuş siyasi sistemin, sosyalist düzenin örnek alınacak bir modeli olmadığını yazdı. “İşçi sınıfı diktatörlüğü” adı verilen düzenin, partinin, parti içindeki belirli bir kadronun ve nihayet tek bir kişinin keyfî yönetimine dönüştüğünü söyledi.
Bu yazının Atılgan’ın ileri sürdüğü gibi teorik bakımdan “olağanüstü” olup olmadığı ayrıca tartışılabilir. Ancak Boran’ın Sovyet müdahalesine karşı kesin ve açık bir tutum aldığı kuşkusuzdur.
Atılgan’ın Boran’ın Çekoslovakya işgali karşısındaki tutumuna ilişkin anlatısı da burada sona eriyor.
Oysa hikâyenin bir devamı var.
Boran’ın U dönüşü
Behice Boran, daha sonra 1968’de savunduğu bu düşünceleri tamamen terk etti.
Uğur Mumcu’nun 1986 yılında kendisiyle yaptığı ve daha sonra Bir Uzun Yürüyüş adıyla yayımlanan uzun söyleşide, Milliyet’teki yazısında işgali açık biçimde eleştirdiğini ve kınadığını belirtir. Ancak zaman içinde yazısındaki hataları fark ettiğini söyler.Boran’a göre kendisinin tutumuyla Aybar’ın tutumu aynı değildi. Kendi yazısını belirli bir olaya ilişkin yanlış bir “durum değerlendirmesi” olarak tanımlarken, Aybar’ın yaklaşımını doğrudan “anti-Sovyetizm” diye nitelendirir.
1968’de Dubçek ve çevresini Çekoslovakya Komünist Partisi’ni yenileyebilecek sağlıklı güçler olarak gördüğünü, daha sonra bunun yanlış olduğunu anladığını belirtir. Sovyet müdahalesinin ardından partinin yeniden toparlanmasını da kendi ilk değerlendirmesinin yanlışlığının ve yaptığı U dönüşünün doğruluğunun kanıtı olarak sunar.
Dolayısıyla burada küçük bir düzeltmeden ya da vurgu değişikliğinden söz etmiyoruz. Boran, 1968’de Sovyet müdahalesini sosyalizme, enternasyonalizme ve ulusal bağımsızlığa aykırı bulurken, daha sonra bu değerlendirmesini geri çekmiş ve Stalinist Kremlin bürokrasisinin Çekoslovakya hakkındaki resmî çizgisini aynen benimsemiştir.
Bu satırların yazarına göre, Çekoslovakya’nın Varşova Paktı orduları tarafından işgal edilmesini savunmak, Stalinist bürokrasinin işçi sınıfının yükselen hareketini ezmek için gerçekleştirdiği gerici bir askerî müdahaleyi desteklemek anlamına gelir. [*]
| Mehmet Ali Aybar |
Bilinçli bir eksiltme
Gökhan Atılgan, Behice Boran üzerine kapsamlı bir biyografinin yazarıdır ve Boran’ın siyasi yaşamı üzerine uzun yıllardır çalışmaktadır. Atılgan’ın bu kitabını henüz okumadığımı da belirteyim. Zaten burada okumadığımız bir kitapla ilgili görüş belirtiyor değiliz. Ancak elbette Atılgan’ın Boran’ın 1986’da Uğur Mumcu’ya verdiği söyleşiden ve 1968’deki görüşlerini daha sonra terk ettiğinden haberdar olmaması düşünülemez.
Boran’ın Milliyet’teki yazısını uzun uzun övüp daha sonra bu yazıdaki tahlilini yanlış bulduğunu tek kelimeyle bile belirtmemek, bana basit bir unutkanlık gibi görünmüyor.
Atılgan, yaygın bir anlatıyı düzelttiğini söylerken paradoksal bir biçimde başka bir yanıltıcı anlatı kuruyor.
Hikâyenin yalnızca ilk yarısını anlatmak, gerçeği açıklamak değil, onu yarım bırakmaktır.
[*] 20-21 Ağustos 1968 gecesi, Sovyetler Birliği, Polonya, Macaristan ve Bulgaristan'dan 165.000 asker ve 4.600 tank Çekoslovakya'yı işgal etti. En az 137 sivil ilk günlerde öldürüldü, toplam ölü sayısı yaklaşık 500'ü buldu. Dubçek ve müttefikleri tutuklandı, Moskova'ya götürüldü ve ancak gizli "Moskova Protokolü"nü imzaladıktan sonra serbest bırakıldılar. İşgale en güçlü direnişi gösteren toplumsal güç işçi sınıfıydı. 21, 22 ve 23 Ağustos'ta genel grevler düzenlendi, yüzlerce işletmede işçi konseyleri kuruldu. Öğrenci Jan Palach'ın kendini yakması ve cenazesinin yüz binlerce kişinin katıldığı bir gösteriye dönüşmesi, direnişin derinliğini gösterdi.
[**] Haklı olarak, olayın sıcaklığı içinde nasıl bir siyasi tutum alınmalıydı diye sorulabilir. Biz Dördüncü Enternasyonal’in almış olduğu tutumu benimsiyoruz. İşgal, Stalinist bürokrasinin gerici ve canice bir eylemi olarak mahkûm edilmeliydi elbette. Ancak aynı zamanda Dubçek’in başında bulunduğu reformcu bürokratik hizbe de herhangi bir siyasi destek verilmemeliydi. [Hiç kuşkusuz eziyet ve işkence görmelerine de tavizsiz bir biçimde karşı çıkılmalıydı.] Çözümün işçi sınıfının Stalinist bürokrasiye karşı bağımsız siyasi devriminde olduğu vurgulanmalı; Varşova Paktı tanklarının “düzeni sağlamasına” da bürokrasinin reformcu kanadının kapitalist restorasyon programına da destek verilmemeliydi.
Ayrıca bkz.: Katuşev’in raporu ile Behice Boran’ın Çekoslovakya’nın işgalini savunuşu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder