Çağdaş Stalinist “tarihçiler”:
Bill Bland (4)
Bill Bland’la
ilgili bir önceki yazıyı, onun “belgelerle ortaya konmuş bir başka tarihsel
olguyu nasıl akıl almaz bir pişkinlikle inkâr ettiğini” ele alacağımı
söyleyerek bitirmiştim.
Şimdi o konuya
gelelim.
![]() |
| Sheldon Harte |
İkinci ve daha
çok bilinen girişim ise 20 Ağustos’ta Ramón Mercader’in Trotskiy’in çalışma
odasında gerçekleştirdiği buz baltalı saldırıydı. Trotskiy, aldığı ağır yaranın
ardından ertesi gün yaşamını yitirdi.
Bland’a göre ilk
saldırı, bizzat Trotskiy’in veya onunla iş birliği yapan kişilerin düzenlediği,
Stalin’i ve Sovyetler Birliği’ni kötü göstermeyi hedefleyen sahte bir suikast
girişimiydi:
Meksikalı yetkililerin, Trotskiy’in evine yönelik “saldırının” Trotskiy
tarafından veya onunla iş birliği içinde düzenlenmiş sahte bir olay olduğunun
açığa çıkması riskini almak yerine, “saldırıyı” gerçekleştirenler hakkındaki
işlemleri durdurmayı tercih ettikleri açıktır.[1]
Bland, 1994
tarihli “Trotskiy Suikastı” başlıklı yazısında da aynı iddiayı savunuyor ve iki
saldırının da Sovyet yönetimiyle bağlantısını reddediyordu:
Trotskistler, Mayıs 1940’ta Trotskiy’in evine girilmesinin onu öldürmeye
yönelik gerçek bir girişim olduğunu ve hem bunun hem de ağustosta gerçekleşen
suikastın Stalin’in emriyle Sovyet ajanları tarafından gerçekleştirildiğini
ileri sürüyorlar.
Ancak Marksist-Leninistlerin bireysel terörizmi meşru bir mücadele biçimi
olarak reddettikleri gerçeğini bir yana bıraksak bile, Stalin’i veya Sovyet
hükümetini ne sahte girişimle ne de gerçek suikastla ilişkilendiren herhangi
bir kanıt vardır.[2]
İkinci,
“başarılı” saldırıyı gerçekleştiren Mercader de onun anlatısında bir Sovyet
ajanı değil, Trotskiy’in hoşnutsuz, hayal kırıklığına uğramış bir takipçisiydi.
Mercader’i böyle gösteren açıklama, suikastın hazırlıkları sırasında
oluşturulmuştu; cinayetin ardından da Sovyet propagandasının kullandığı başlıca
yalanlardan biri oldu. Bland, bu eski örtbas hikâyesini tarihsel bir açıklama
olarak yeniden sunar.
![]() |
| İlk saldırıda oluşan kurşun deliklerinin bazıları. |
Aslında bu yazıyı
burada, “Bland tarihsel gerçekleri akıl almaz bir utanmazlıkla inkâr eden
biriydi” diyerek bitirsek yanlış bir iş yapmış olmayız diye düşünebiliriz.
Bariz gerçekleri böylesine pervasızca inkâr eden ve çarpıtan birinin iddiaları
üzerinde daha fazla durmanın ne anlamı olabilir? Bu deli saçmalarına inanan ve
bunları dile getirdiği için Bland’a hayranlık duyanlar varsa, bırakalım onlar
da kendi ürettikleri sanrıların içinde yaşamayı sürdürsünler, diyebiliriz.
Ancak mesele
yalnızca Bland’ın neye inandığı ya da takipçilerinin onu nasıl gördüğü değil.
Bu iddialar kitaplar, siyasi yayınlar ve sosyal medya aracılığıyla hâlâ
dolaşıma sokuluyor; tarihsel bilgi arayan okurlara bu yalanlar Marksist bir
açıklama olarak sunuluyor. Dolayısıyla bu iddiaları yanıtsız bırakmak, üzerinde
durmaya değmeyecek deli saçmaları olarak adlandırıp geçmek, tarihsel
gerçeklerin yerini Stalin’i aklamak için üretilmiş -ne kadar abuk sabuk olsalar
da- yalan ve tahrifatın almasına göz yummak olur.
Eski bir
iftiranın yeniden dolaşıma sokulması
Bland’ın Mayıs
saldırısı hakkındaki iddiasının özgün bir yanı yok. “Kendi kendine saldırı” (self-assault)
yalanı, baskının hemen ardından Stalinist basın tarafından ortaya atılmış;
hiçbir kanıt sunulmaksızın Meksika’daki burjuva basınının ve uluslararası
basının bir bölümünde papağan gibi tekrarlanmıştı. Bland’ın yaptığı, bu eski
Stalinist iftirayı “Marksist-Leninist” tarihçilik kılığında yeniden dolaşıma
sokmak ve 1994 tarihli yazısında, olaydan yarım yüzyılı aşkın bir süre sonra
hâlâ savunmaktı.
Üstelik Bland, bu
anlatıyı Meksikalı yetkililerin tutumuna da uyguluyor. Yetkililerin, saldırının
Trotskiy tarafından veya onunla iş birliği içinde düzenlenmiş sahte bir olay
olduğunun açığa çıkmasından çekindikleri için saldırganlar hakkındaki işlemleri
durdurduklarını ileri sürüyor. Böylece hiçbir kanıt sunmadan, Meksikalı
yetkililere de Stalin’e ve Sovyetler Birliği’ne kara çalmayı hedefleyen bu
sözde tertibi gizleme niyeti atfediyor.
![]() |
| Siqueiros sorguda |
Bu yöntemi
dizinin önceki bölümlerinden tanıyoruz. Önce Stalin’in sorumlu olamayacağı
kabul ediliyor; ardından olaylar bu kabulü koruyacak biçimde yeniden
kurgulanıyor. Dimitrov söz konusu olduğunda Nazilere karşı kazanılmış siyasi
itibar, Nazi ajanlığının işaretine dönüştürülüyordu. Burada ise korkunç bir
silahlı saldırıdan mucize eseri sağ kurtulan Trotskiy, kendisine yönelik
saldırıyı düzenlemekle suçlanıyor. Kanıtlanması gereken iddia, anlatının daha
başında gerçek kabul ediliyor.
Ödüllendirilen
“hoşnutsuz takipçi”
Bland,
Mercader’in cezaevinden çıktıktan sonraki hayatını da aynı yöntemle ele alıyor:
Katilin Meksika’daki cezaevinden çıktıktan sonra Çekoslovakya’ya gitmesiyle
Stalin’i veya Marksist-Leninistleri ilişkilendiren hiçbir şey yoktur. 1960’a
gelindiğinde Stalin’in ölümünün üzerinden sekiz yıl geçmişti ve Çekoslovakya,
sosyalizm karşıtı revizyonistlerden oluşan bir çete tarafından
yönetiliyordu.[2]
Önce küçük bir
tarih hatasını düzeltelim: Stalin 1953’te öldü. Dolayısıyla 1960’ta ölümünün
üzerinden sekiz değil, yedi yıl geçmişti. Ancak Bland’ın muhakemesindeki asıl
sorun bu basit hesap hatası değil.
Mercader’in
tahliye sonrasındaki hayatı Çekoslovakya’dan ibaret değildi. Küba üzerinden
Çekoslovakya’ya, ardından Sovyetler Birliği’ne gitti. Sovyet yönetimi onu
dışlamak şöyle dursun, Bland’ın hain bir “revizyonist” saydığı Hruşçov’un
yönetimi sırasında “Sovyetler Birliği Kahramanı” unvanıyla ve Lenin Nişanı’yla
ödüllendirdi. Daha sonra Küba’ya yerleşti ve 1974’te Küba İçişleri Bakanlığında
danışman olarak çalışmaya başladı. 1978’de Havana’da öldü. Trotskiy’in sözde
hayal kırıklığına uğramış takipçisi, hayatının geri kalanını Stalinist
yönetimlerin himayesinde geçirmiş, üstelik bu yönetimlerden birinin devlet
aygıtında görev üstlenmişti.
![]() |
| Ramon Mercader, Fidel’in abisi Ramon Castro ile Küba’da. |
Bland, tarihsel
bağlantıları incelemek yerine, kendi siyasi sınıflandırmalarını bu bağlantıları
inkâr etmenin gerekçesi olarak kullanıyor. Stalin döneminde yapılanların
sorumluluğu “gizli revizyonistlere”, Stalin’in ölümünden sonra ortaya çıkan
bağlantılar ise açık “revizyonistlere” yükleniyor. Stalin, her durumda
sorumluluktan kurtarılıyor.
Bland bütün bunlardan şu sonucu çıkarıyor:
Dolayısıyla Trotskiy’in 1940’ta Stalin ve onun amaçları açısından herhangi
bir tehdit oluşturduğu teorisinde hiçbir doğruluk payı yoktur.[2]
![]() |
| Moskova'daki Kuntsevo Mezarlığı'nda bulunan Ramon Mercader'in mezarı. Ramon Ivanoviç Lopez adıyla gömülüdür. |
Bland’ın Stalin’i
savunmak için başvurduğu yöntem, bu dört yazıda ele aldığımız örneklerin
hepsinde aynı. Tarihsel araştırmadan hareketle Stalin’in sorumluluğunu
değerlendirmek yerine, onun hiçbir sorumluluk taşımadığını peşinen kabul edip
tarihi buna göre düzenliyor. Bu kabulle bağdaşmayan kişiler gizli düşmanlara,
belgeler önemsiz ayrıntılara, siyasi cinayetler ise karşı tarafın tertiplerine
dönüştürülüyor.
Bland’ın
söylediklerine gerçekten inanıp inanmadığını kesin olarak bilemeyiz. Ancak
tarihçilik bakımından belirleyici olan, yazarın içtenliği değil, iddialarının
kanıtlarla ilişkisi ve karşısına çıkan olguları nasıl ele aldığıdır. Bir
iddiaya içtenlikle inanmak, onu tarihsel gerçek hâline getirmez; belgelerle
ortaya konmuş olguları inkâr etmeyi de mazur göstermez.
[1] Bill Bland, The
Restoration of Capitalism in the Soviet Union. Çevrimiçi metin: oneparty.co.uk.
[2] Bill Bland, “The
Assassination of Trotsky”, Şubat 1994, Marxists Internet Archive. Alıntılar
İngilizce aslından çevrilmiştir.
Bitti
Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (1)





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder