11 Ekim 2026

Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: 

Bill Bland (4)

Bill Bland’la ilgili bir önceki yazıyı, onun “belgelerle ortaya konmuş bir başka tarihsel olguyu nasıl akıl almaz bir pişkinlikle inkâr ettiğini” ele alacağımı söyleyerek bitirmiştim.

Şimdi o konuya gelelim.

Sheldon Harte
Konumuz, 1940 yılında Lev Trotskiy’e yönelik iki suikast girişimi. Bunlardan ilki, 24 Mayıs’ta Trotskiy’in Meksika’daki evine düzenlenen silahlı baskındı. Trotskiy ve ev halkı bu saldırıdan mucize eseri sağ kurtuldu; baskın sırasında ölen olmadı. Ancak Trotskiy’in Amerikalı gönüllü koruma görevlilerinden Sheldon Harte -daha sonra Stalinist bir ajan olduğu ortaya çıkacaktı- saldırganlarla birlikte olay yerinden ayrıldı. Harte, sonrasında operasyonu yürüten kıdemli bir NKVD ajanının talimatıyla öldürüldü.

İkinci ve daha çok bilinen girişim ise 20 Ağustos’ta Ramón Mercader’in Trotskiy’in çalışma odasında gerçekleştirdiği buz baltalı saldırıydı. Trotskiy, aldığı ağır yaranın ardından ertesi gün yaşamını yitirdi.

Bland’a göre ilk saldırı, bizzat Trotskiy’in veya onunla iş birliği yapan kişilerin düzenlediği, Stalin’i ve Sovyetler Birliği’ni kötü göstermeyi hedefleyen sahte bir suikast girişimiydi:

Meksikalı yetkililerin, Trotskiy’in evine yönelik “saldırının” Trotskiy tarafından veya onunla iş birliği içinde düzenlenmiş sahte bir olay olduğunun açığa çıkması riskini almak yerine, “saldırıyı” gerçekleştirenler hakkındaki işlemleri durdurmayı tercih ettikleri açıktır.[1]

Bland, 1994 tarihli “Trotskiy Suikastı” başlıklı yazısında da aynı iddiayı savunuyor ve iki saldırının da Sovyet yönetimiyle bağlantısını reddediyordu:

Trotskistler, Mayıs 1940’ta Trotskiy’in evine girilmesinin onu öldürmeye yönelik gerçek bir girişim olduğunu ve hem bunun hem de ağustosta gerçekleşen suikastın Stalin’in emriyle Sovyet ajanları tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürüyorlar.

Ancak Marksist-Leninistlerin bireysel terörizmi meşru bir mücadele biçimi olarak reddettikleri gerçeğini bir yana bıraksak bile, Stalin’i veya Sovyet hükümetini ne sahte girişimle ne de gerçek suikastla ilişkilendiren herhangi bir kanıt vardır.[2]

İkinci, “başarılı” saldırıyı gerçekleştiren Mercader de onun anlatısında bir Sovyet ajanı değil, Trotskiy’in hoşnutsuz, hayal kırıklığına uğramış bir takipçisiydi. Mercader’i böyle gösteren açıklama, suikastın hazırlıkları sırasında oluşturulmuştu; cinayetin ardından da Sovyet propagandasının kullandığı başlıca yalanlardan biri oldu. Bland, bu eski örtbas hikâyesini tarihsel bir açıklama olarak yeniden sunar.

İlk saldırıda oluşan kurşun deliklerinin bazıları.
Kısacası Bland, iki suikast girişiminin de Stalin ve Sovyet yönetimiyle bağlantısını reddeder. Stalin’i aklama çabasını, çok sayıda belge ve tanıklıkla ortaya konmuş bir cinayet örgütlenmesini bütünüyle inkâr etme noktasına vardırır. Stalin’in NKVD’ye Trotskiy’in öldürülmesi emrini bizzat verdiğini gösteren kanıtları ve tanıklıkları burada tek tek aktarmayacağız.

Aslında bu yazıyı burada, “Bland tarihsel gerçekleri akıl almaz bir utanmazlıkla inkâr eden biriydi” diyerek bitirsek yanlış bir iş yapmış olmayız diye düşünebiliriz. Bariz gerçekleri böylesine pervasızca inkâr eden ve çarpıtan birinin iddiaları üzerinde daha fazla durmanın ne anlamı olabilir? Bu deli saçmalarına inanan ve bunları dile getirdiği için Bland’a hayranlık duyanlar varsa, bırakalım onlar da kendi ürettikleri sanrıların içinde yaşamayı sürdürsünler, diyebiliriz.

Ancak mesele yalnızca Bland’ın neye inandığı ya da takipçilerinin onu nasıl gördüğü değil. Bu iddialar kitaplar, siyasi yayınlar ve sosyal medya aracılığıyla hâlâ dolaşıma sokuluyor; tarihsel bilgi arayan okurlara bu yalanlar Marksist bir açıklama olarak sunuluyor. Dolayısıyla bu iddiaları yanıtsız bırakmak, üzerinde durmaya değmeyecek deli saçmaları olarak adlandırıp geçmek, tarihsel gerçeklerin yerini Stalin’i aklamak için üretilmiş -ne kadar abuk sabuk olsalar da- yalan ve tahrifatın almasına göz yummak olur.

Eski bir iftiranın yeniden dolaşıma sokulması

Bland’ın Mayıs saldırısı hakkındaki iddiasının özgün bir yanı yok. “Kendi kendine saldırı” (self-assault) yalanı, baskının hemen ardından Stalinist basın tarafından ortaya atılmış; hiçbir kanıt sunulmaksızın Meksika’daki burjuva basınının ve uluslararası basının bir bölümünde papağan gibi tekrarlanmıştı. Bland’ın yaptığı, bu eski Stalinist iftirayı “Marksist-Leninist” tarihçilik kılığında yeniden dolaşıma sokmak ve 1994 tarihli yazısında, olaydan yarım yüzyılı aşkın bir süre sonra hâlâ savunmaktı.

Üstelik Bland, bu anlatıyı Meksikalı yetkililerin tutumuna da uyguluyor. Yetkililerin, saldırının Trotskiy tarafından veya onunla iş birliği içinde düzenlenmiş sahte bir olay olduğunun açığa çıkmasından çekindikleri için saldırganlar hakkındaki işlemleri durdurduklarını ileri sürüyor. Böylece hiçbir kanıt sunmadan, Meksikalı yetkililere de Stalin’e ve Sovyetler Birliği’ne kara çalmayı hedefleyen bu sözde tertibi gizleme niyeti atfediyor.

Siqueiros sorguda
Oysa saldırıya ilişkin soruşturma yürütüldü ve saldırgan grubun başındaki Stalinist Meksikalı ressam David Alfaro Siqueiros tutuklandı. Daha sonra, bir başka tanınmış Stalinistin, şair ve diplomat Pablo Neruda’nın sağladığı vizeyle Şili’ye gitti. Siqueiros’un cezaevinden çıkıp ülke dışına gidebilmiş olması, saldırının sahte olduğunu göstermez. Bland ise saldırganın sorumluluğunu tartışmak yerine, hedef alınan kişiyi saldırının tertipçisi ilan ediyor.

Bu yöntemi dizinin önceki bölümlerinden tanıyoruz. Önce Stalin’in sorumlu olamayacağı kabul ediliyor; ardından olaylar bu kabulü koruyacak biçimde yeniden kurgulanıyor. Dimitrov söz konusu olduğunda Nazilere karşı kazanılmış siyasi itibar, Nazi ajanlığının işaretine dönüştürülüyordu. Burada ise korkunç bir silahlı saldırıdan mucize eseri sağ kurtulan Trotskiy, kendisine yönelik saldırıyı düzenlemekle suçlanıyor. Kanıtlanması gereken iddia, anlatının daha başında gerçek kabul ediliyor.

Ödüllendirilen “hoşnutsuz takipçi”

Bland, Mercader’in cezaevinden çıktıktan sonraki hayatını da aynı yöntemle ele alıyor:

Katilin Meksika’daki cezaevinden çıktıktan sonra Çekoslovakya’ya gitmesiyle Stalin’i veya Marksist-Leninistleri ilişkilendiren hiçbir şey yoktur. 1960’a gelindiğinde Stalin’in ölümünün üzerinden sekiz yıl geçmişti ve Çekoslovakya, sosyalizm karşıtı revizyonistlerden oluşan bir çete tarafından yönetiliyordu.[2]

Önce küçük bir tarih hatasını düzeltelim: Stalin 1953’te öldü. Dolayısıyla 1960’ta ölümünün üzerinden sekiz değil, yedi yıl geçmişti. Ancak Bland’ın muhakemesindeki asıl sorun bu basit hesap hatası değil.

Mercader’in tahliye sonrasındaki hayatı Çekoslovakya’dan ibaret değildi. Küba üzerinden Çekoslovakya’ya, ardından Sovyetler Birliği’ne gitti. Sovyet yönetimi onu dışlamak şöyle dursun, Bland’ın hain bir “revizyonist” saydığı Hruşçov’un yönetimi sırasında “Sovyetler Birliği Kahramanı” unvanıyla ve Lenin Nişanı’yla ödüllendirdi. Daha sonra Küba’ya yerleşti ve 1974’te Küba İçişleri Bakanlığında danışman olarak çalışmaya başladı. 1978’de Havana’da öldü. Trotskiy’in sözde hayal kırıklığına uğramış takipçisi, hayatının geri kalanını Stalinist yönetimlerin himayesinde geçirmiş, üstelik bu yönetimlerden birinin devlet aygıtında görev üstlenmişti.

Ramon Mercader, Fidel’in abisi Ramon Castro ile Küba’da.
Bland’ın ileri sürdüğü gerekçe, mantıksal olarak hiçbir şeyi açıklamaz. Stalin’in 1960’ta hayatta olmaması, 1940’ta işlenen cinayetteki sorumluluğu hakkında hiçbir şey söylemez. Sonraki Sovyet yöneticilerine “revizyonist” demek de cinayetin örgütlenmesinde Stalin’in ve cellatlarının oynadıkları rolü, Mercader’in Sovyet istihbaratıyla ilişkisini ve daha sonra da işlediği cinayet nedeniyle ödüllendirildiği gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Bland, tarihsel bağlantıları incelemek yerine, kendi siyasi sınıflandırmalarını bu bağlantıları inkâr etmenin gerekçesi olarak kullanıyor. Stalin döneminde yapılanların sorumluluğu “gizli revizyonistlere”, Stalin’in ölümünden sonra ortaya çıkan bağlantılar ise açık “revizyonistlere” yükleniyor. Stalin, her durumda sorumluluktan kurtarılıyor.

Bland bütün bunlardan şu sonucu çıkarıyor:

Dolayısıyla Trotskiy’in 1940’ta Stalin ve onun amaçları açısından herhangi bir tehdit oluşturduğu teorisinde hiçbir doğruluk payı yoktur.[2]

Moskova'daki Kuntsevo
Mezarlığı'nda bulunan
Ramon Mercader'in mezarı.
Ramon Ivanoviç Lopez
adıyla gömülüdür.
Bland’ın bu iddiası, savunduğu göstermelik Moskova Duruşmaları’nın anlatısıyla da doğrudan çelişir. Duruşmalarda Trotskiy, Sovyet yönetimini devirmek için sabotajlar ve suikastlar örgütleyen uluslararası bir komplonun başı olarak gösteriliyordu. Bland ise 1940’a gelindiğinde onun Stalin ve amaçları açısından hiçbir tehdit oluşturmadığını söylüyor. Peki, bu iki anlatı nasıl bağdaştırılıyor? Duruşmalarda böylesine büyük bir tehlike olarak sunulan Trotskiy’in birkaç yıl sonra hiçbir tehdit oluşturmadığı sonucuna hangi gerekçeyle varılıyor? Bland’ın Stalin’i aklamak için başvurduğu açıklama, savunduğu resmî anlatının kendisine de sorular yöneltiyor.

Bland’ın Stalin’i savunmak için başvurduğu yöntem, bu dört yazıda ele aldığımız örneklerin hepsinde aynı. Tarihsel araştırmadan hareketle Stalin’in sorumluluğunu değerlendirmek yerine, onun hiçbir sorumluluk taşımadığını peşinen kabul edip tarihi buna göre düzenliyor. Bu kabulle bağdaşmayan kişiler gizli düşmanlara, belgeler önemsiz ayrıntılara, siyasi cinayetler ise karşı tarafın tertiplerine dönüştürülüyor.

Bland’ın söylediklerine gerçekten inanıp inanmadığını kesin olarak bilemeyiz. Ancak tarihçilik bakımından belirleyici olan, yazarın içtenliği değil, iddialarının kanıtlarla ilişkisi ve karşısına çıkan olguları nasıl ele aldığıdır. Bir iddiaya içtenlikle inanmak, onu tarihsel gerçek hâline getirmez; belgelerle ortaya konmuş olguları inkâr etmeyi de mazur göstermez.

[1] Bill Bland, The Restoration of Capitalism in the Soviet Union. Çevrimiçi metin: oneparty.co.uk.

[2] Bill Bland, “The Assassination of Trotsky”, Şubat 1994, Marxists Internet Archive. Alıntılar İngilizce aslından çevrilmiştir.

Bitti

Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (1)

Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (2)

Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (3)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder