Japonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Japonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2025

The Nosaka Scandal

In my article "The forgotten story of Japanese communists in the Soviet Union", published on 21 March 2025, I discussed how Japanese communists residing in the Soviet Union were impacted by Stalin’s Great Terror (1936–38), drawing on the work of Japanese historian Tetsuro Kato. In this piece, once again informed by Kato’s research and other sources, I shall briefly recount how Sanzo Nosaka, one of the principal figures of the Japanese Communist Party (JKP), drove fellow party leader Kenzo Yamamoto and his wife to their deaths in the immediate aftermath of that grim period. This dramatic tale of betrayal, known as the Nosaka Scandal, remained concealed in the dark recesses of history for 53 years. It was only towards the close of the 20th century, in 1992—when Nosaka was still alive—that the truth resurfaced.

Sanzo Nosaka (1949)

Before delving into this tale of betrayal, let us briefly examine the life of Sanzo Nosaka (1892–1993), whose lifespan exceeded a century. Nosaka was a prominent figure in the Japanese communist movement. He played an active role in founding the JKP in 1922 and served as its leader for many years. Confronted with political repression in Japan, he sought refuge in the Soviet Union in late 1931. There, he worked on behalf of the Comintern (Communist International), acting not only as the JKP representative in Moscow but also as a member of the Executive Committee of the Comintern (ECCI). He was instrumental in drafting the ‘1932 Thesis’, which underpinned the ideological foundation of the JKP until 1946. Moreover, at the behest of the Comintern, he undertook intelligence operations in the United States.

In 1946, Nosaka returned to Japan, where he was elected to the Central Committee of the reconstituted JKP as well as to the lower house of the Diet (parliament). When the US occupation authorities expelled communists from Japanese politics during the Cold War, Nosaka went into hiding to evade arrest. In 1955, he resurfaced as the first secretary and leading figure of the JKP, calling for unity among communists.

Nosaka was subsequently elected to the House of Representatives in 1956, a position he held until 1977. In 1958, he was chosen as Chairman of the party's Central Committee. He retired from active politics in 1982 at the age of 90.

Kenzo Yamamoto (1892–1939), a contemporary of Nosaka, was also a significant figure in the Japanese communist movement. He had journeyed to the Soviet Union even before Nosaka, arriving in 1928, and served as the Japanese representative to the Red Trade Union International (Profintern). Following the death of Sen Katayama in 1933, he emerged as one of the foremost leaders of the Japanese communist group in the Soviet Union. He shared not only a political alliance with Nosaka but also a close personal friendship.

Kenzo Yamamoto

In 1992, Japanese journalists Akira Kato and Shunichi Kobayashi uncovered a letter written by Sanzo Nosaka, dated 22 February 1939, in archives that had been partially opened following the collapse of the Soviet Union. In this letter to the Comintern's Secretary General, Georgi Dimitrov, Nosaka detailed various suspicions regarding Kenzo Yamamoto, including that he was "an agent of Japanese imperialism". This denunciatory letter proved to be the final nail in the coffin for Yamamoto, who had been imprisoned since November 1937.

Yamamoto was executed by firing squad on 19 March 1939, shortly after Dimitrov received the denunciation letter. His wife, Matsu, was arrested and sent to a Gulag camp, where she ultimately perished. In 1963, Yamamoto and his wife were exonerated and their political reputations restored.

The discovery of Nosaka's denunciation letter in 1992 caused a great shock within the JKP. At the time, Nosaka was 100 years old and held the title of honorary chairman of the party, but he was swiftly expelled. Once revered as “the glorious face of party history,” he was now branded a “traitor and enemy of the party.” A year after his expulsion, in 1993, at the age of 101, he died in solitude and likely in disgrace.

We cannot say for certain why Nosaka penned this denunciation letter, as he never provided any explanation during his lifetime. It is possible that factors such as political jealousy, the relentless and even menacing pressures exerted by the NKVD, a desire to safeguard himself by delivering a decisive blow to a fallen comrade expected to be executed, or rumours of an affair between Yamamoto and Nosaka’s wife played a part. Whatever Nosaka's personal motivations may have been, it is clear that the noxious political and social climate engendered by Stalinist terror lay at the heart of these events.

On 6 March 1953, members of the JKP observe a minute's silence for Stalin at the party headquarters in Tokyo

25 Mart 2025

Nosaka Skandalı

21 Mart 2025'te yayımladığım "Japon komünistlerin Sovyetler Birliği'ndeki kayıp hikâyesi" başlıklı yazıda, Japon tarihçi Tetsuro Kato'nun çalışmalarına dayanarak Sovyetler Birliği'nde yaşayan Japon komünistlerin Stalin'in Büyük Terörü'nden (1936-38) nasıl etkilendiğine değinmiştim. Bu yazıda ise, yine Kato'nun araştırmaları ve diğer kaynaklardan yararlanarak, bu karanlık dönemin hemen sonrasında Japon Komünist Partisi'nin (JKP) önderlerinden Sanzo Nosaka'nın, partinin diğer bir önderi Kenzo Yamamoto'yu ve eşini nasıl ölüme sürüklediğini kısaca anlatacağım. Nosaka Skandalı olarak anılan bu dramatik ihanet öyküsü, tam 53 yıl boyunca tarihin karanlık sayfaları arasında gizli kaldı. Gerçek, ancak 20'nci yüzyılın sonlarına doğru, Nosaka'nın hâlâ hayatta olduğu 1992 yılında yeniden gün yüzüne çıktı.

Sanzo Nosaka (1949)
Bu ihanet öyküsüne geçmeden önce, Sanzo Nosaka'nın (1892-1993) bir asrı aşan hayatına kısaca bir göz atalım. Nosaka, Japon komünist hareketinin önde gelen isimlerindendi. 1922'de JKP'nin kuruluşunda aktif rol oynadı ve uzun yıllar partinin liderliğini üstlendi. Japonya'daki siyasi baskılar nedeniyle 1931 sonlarında Sovyetler Birliği'ne sığındı. Burada Komintern (Komünist Enternasyonal) adına faaliyet gösterdi; Moskova'daki JKP temsilciliğinin yanı sıra, Komintern Yürütme Komitesi'nde (ECCI) görev aldı. 1946'ya kadar JKP'nin ideolojik temelini oluşturan "1932 Tezi"nin hazırlanmasında kritik bir rol oynadı. Ayrıca, Komintern'in talimatıyla ABD'de istihbarat faaliyetleri yürüttü.

1946 yılında Japonya'ya dönen Nosaka, burada yeniden kurulan JKP'nin Merkez Komitesi'ne ve aynı zamanda Diet'in (parlamento) alt kanadına seçildi. ABD'li işgal makamları Soğuk Savaş döneminde komünistleri Japon siyasetinden tasfiye edince, Nosaka tutuklanmamak için yeraltına çekildi. 1955 yılında JKP'nin birinci sekreteri ve önde gelen ismi olarak yeniden ortaya çıktı ve Komünistler arasında birlik çağrısında bulundu.

Nosaka daha sonra 1956'da Temsilciler Meclisi üyeliğine seçildi ve bu görevi 1977 yılına kadar sürdürdü. 1958'de partinin Merkez Komitesi Başkanı şeçildi. 1982'de 90 yaşında emekli oldu ve aktif siyasetten çekildi.

Nosaka ile yaşıt olan Kenzo Yamamoto (1892-1939) da Japon komünist hareketinin önemli figürlerindendi. Nosaka'dan daha önce, 1928'de Sovyetler Birliği'ne gelmiş ve Kızıl Sendikalar Enternasyonali (Profintern) bünyesinde Japon temsilcisi olarak görev yapmıştı. 1933'te Sen Katayama'nın ölümünün ardından, Sovyetler Birliği'ndeki Japon komünist grubunun en üst düzey liderlerinden biri haline geldi. Nosaka ile hem siyasi yoldaşlık hem de yakın arkadaşlık bağı vardı.

Kenzo Yamamoto

1992'de, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla kısmen açılan arşivlerde, Japon gazeteciler Akira Kato ve Şuniçi Kobayaşi tarafından Sanzo Nosaka'nın 22 Şubat 1939 tarihli bir mektubu keşfedildi. Nosaka, Komintern Genel Sekreteri Georgi Dimitrov'a yazdığı bu mektupta, Kenzo Yamamoto hakkında "Japon emperyalizminin ajanlığı" başta olmak üzere çeşitli şüphelerini sıralıyordu. Bu ihbar mektubu, Kasım 1937'den beri tutuklu bulunan Yamamoto için tabutuna çakılan son çivi niteliğindeydi.

Yamamoto, ihbar mektubunun Dimitrov'un eline geçmesinden kısa bir süre sonra, 19 Mart 1939'da kurşuna dizilerek idam edildi. Eşi Matsu ise tutuklanarak bir Gulag kampına gönderildi ve orada hayatını kaybetti. 1963'te Yamamoto ve eşi aklandı ve siyasi itibarları iade edildi.

Nosaka'nın ihbar mektubunun 1992'de ortaya çıkması, JKP içinde büyük bir şok yarattı. O sırada 100 yaşında olan ve partinin onursal başkanlığını yürüten Nosaka, partiden ihraç edildi. Bir zamanlar "parti tarihinin şanlı yüzü" olarak anılan Nosaka, artık "hain ve parti düşmanı" ilan edilmişti. İhraç edilmesinden bir yıl sonra, 1993'te 101 yaşındayken yalnızlık ve muhtemelen utanç içinde öldü.

Nosaka'nın bu ihbar mektubunu neden kaleme aldığını kesin olarak bilmiyoruz. Hayatının sonuna dek bu konuda herhangi bir açıklama yapmadı. Siyasi kıskançlık, NKVD'nin bu yöndeki ısrarcı ve hatta tehdit içeren talepleri, zaten gözden düşmüş ve infazı beklenen birine son darbeyi vurarak kendini güvenceye alma arzusu veya Yamamoto'nun Nosaka'nın eşiyle ilişkisi olduğu yönündeki dedikodular gibi sebepler bu mektubu yazmasında etkili olmuş olabilir. Nosaka ne tür kişisel saiklerle hareket etmiş olursa olsun, bütün bu olayların temelinde Stalinist terörün yarattığı zehirli siyasi ve toplumsal atmosferin yattığı açıktır.

JKP üyeleri 6 Mart 1953'te Tokyo'daki parti merkezinde, Stalin için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyorlar

21 Mart 2025

The forgotten story of Japanese communists in the Soviet Union

On 26 February 2025, I published an article on my blog titled Stalin'in yabancı komünistlere yönelik katliamı, in which I discussed the severe repression, purges, and massacres faced by foreign communists living in the Soviet Union during Stalin’s rule. On 28 February 2025, I also published an English translation of the article under the same title; Stalin's massacre of foreign communists. On 1 March 2025, my friend Mac Urata, who lives in Japan and had read the article, sent me a WhatsApp message. He pointed out that many Japanese communists were also affected by Stalin’s purges and drew my attention to a Japanese website on the subject (http://netizen.html.xdomain.jp/Moscow.html).

When I started reading the website Mac sent me, using its English translation via Google Translate, I realised that it contained extensive information on the repression suffered by Japanese communists living in the Soviet Union during the 1930s and 1940s. After doing some research, I discovered that the historian behind the website, Tetsuro Kato, published an article titled "The Japanese Victims of Stalinist Terror in the USSR" in the Hitotsubashi Journal of Social Studies in 2000. [*]
A Stalin banner produced by the Fukuoka District Committee of the Communist Party of Japan (1950)

In his article, Kato points out that information about the Japanese victims of Stalinist terror only came to light in 1991, following the disintegration and collapse of the Soviet Union. The primary accusation levelled against these individuals was that they were "agents of Japanese imperialism". Of course, accusations of "sabotage" and "engagement in Trotskyist activities" were also among the fabricated charges brought against them.

Although it is not possible to determine an exact figure, at least for now, the available information suggests that around 100 Japanese people lived in the Soviet Union during the 1920s and 1930s. The vast majority of them were communists who had suffered severe repression at the hands of Japan’s imperial police. Among them were also a small number of non-communist workers, intellectuals, and artists.

Although the work of Kato, along with other journalists and scholars, has shed considerable light on the situation over the years, the exact number of victims remains unknown. However, it is estimated that around 80 Japanese lost their lives during the bloody Stalinist purges. This 80 per cent rate is consistent with Nathan Steinberger’s estimates for Germans and Austrians who were killed as a result of Stalinist purges:

Between 1933 and 1936 around 6,000 people, including family members, came from Germany and Austria to the Soviet Union. It can be said with absolute certainty that 80 percent of them died. [**]

After reading Kato’s website and article, following Mac’s suggestion, I (once again) realised that relying solely on Western sources to understand the repression and purges of foreign communists in the Soviet Union during Stalin’s era is inadequate. Based on what I have read so far, I can say that the tragedy experienced by Japanese communists during the Stalinist purges has been largely overlooked in Western-centric historiography. Moreover, this led me to reflect on how the oppression faced by not only Japanese communists but also other Asian and African communists in the Soviet Union have similarly been ignored.

[*] Tetsuro Kato, "The Japanese Victims of Stalinist Terror in the USSR", Hitotsubashi Journal of Social Studies #32, Temmuz 2000.

[**] An interview with Nathan Steinberger (1997)

Japon komünistlerin Sovyetler Birliği’ndeki kayıp hikâyesi

26 Şubat 2025 tarihinde blogumda yayımladığım “Stalin'in yabancı komünistlere yönelik katliamı” başlıklı yazıda, Stalin döneminde Sovyetler Birliği’nde yaşayan yabancı komünistlerin maruz kaldığı ağır baskılara, tasfiyelere ve katliamlara değinmiştim. Bu yazının İngilizce çevirisini de 28 Şubat 2025’te “Stalin's massacre of foreign communists” başlığıyla yayımladım. Yazıyı okuyan ve Japonya’da yaşayan arkadaşım Mac Urata, 1 Mart 2025’te bana bir WhatsApp mesajı göndererek, Stalin’in tasfiyelerinden etkilenen çok sayıda Japon komünistinin de olduğunu belirtti ve bu konuda bir Japon internet sitesine (http://netizen.html.xdomain.jp/Moscow.html) dikkatimi çekti.

Mac’in gönderdiği siteyi, Google Çeviri aracılığıyla yapılmış İngilizce çevirisi üzerinden okumaya başlayınca, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nde yaşayan Japon komünistlerin maruz kaldığı baskılar hakkında geniş bilgi içerdiğini fark ettim. Biraz araştırma yapınca, söz konusu siteyi hazırlayan tarihçi Tetsuro Kato’nun 2000 yılında Hitotsubashi Journal of Social Studies adlı dergide “The Japanese Victims of Stalinist Terror in the USSR” [*] başlığını taşıyan bir makale yayımladığını öğrendim.

Japonya Komünist Partisi'nin Fukuoka Bölge Komitesi tarafından hazırlanmış Stalin pankartı (1950)

Kato, makalesinde Stalinist teröre kurban giden Japonlarla ilgili bilgilerin ancak 1991 yılından, yani Sovyetler Birliği’nin dağılıp çökmesinin ardından gün ışığına çıktığını belirtiyor. Bu insanlara yöneltilen başlıca suçlama, “Japon Emperyalizminin ajanı” oldukları iddiasıydı. Elbette, “sabotaj” ve “Trotskist faaliyetlerde bulunmak” da yöneltilen sahte suçlamalar arasında yer alıyordu.

En azından bugün için kesin bir sayıya ulaşmak mümkün olmasa da ortaya çıkan bilgiler bir araya getirildiğinde 1920’li ve 30’lu yıllarda Sovyetler Birliği’nde yaklaşık 100 Japon’un yaşadığı anlaşılıyor. Bu insanların büyük çoğunluğu, Japonya’da imparatorluk polisinin ağır baskılarına maruz kalan komünistlerdi. Aralarında az sayıda olmakla birlikte komünist olmayan sıradan işçiler, aydınlar ve sanatçılar da bulunuyordu.

Kato’yla birlikte diğer gazeteci ve akademisyenlerin çalışmaları, yıllar içinde duruma epey ışık tutmuş olsa da kurbanların tam sayısı henüz bilinmiyor. Ancak yaklaşık 80 Japon’un kanlı Stalinist tasfiyeler sırasında hayatını kaybettiği anlaşılıyor. Yüzde 80’lik bu oran, Nathan Steinberger’in Stalinist tasfiyeler sonucu öldürülen Alman ve Avusturyalılar için verdiği oranla tutarlılık gösteriyor:

1933 ile 1936 arasında, Almanya ve Avusturya’dan Sovyetler Birliği’ne, aileleriyle birlikte yaklaşık 6.000 kişi geldi. Bunların yüzde 80’inin öldüğü kesinlikle söylenebilir. [**]

Mac’in uyarısıyla Kato’nun sitesini ve makalesini okuduktan sonra, Stalin döneminde Sovyetler Birliği’nde yabancı komünistlere yönelik baskı ve tasfiyeleri yalnızca Batılı kaynaklar üzerinden okumanın yeterli olmadığını (bir kez daha) fark ettim. Bugüne kadar okuduklarıma dayanarak, Japon komünistlerin Stalinist tasfiyeler sırasında yaşadıkları trajedinin, Batı merkezli tarih yazımında kendisine pek fazla yer bulamadığını söyleyebilirim. Ayrıca bu durum, sadece Japon komünistlerin değil, diğer Asyalı ve Afrikalı komünistlerin Sovyetler Birliği’nde maruz kaldıkları baskıların da benzer bir biçimde göz ardı edildiğini düşündürdü bana.

[*] Tetsuro Kato, "The Japanese Victims of Stalinist Terror in the USSR", Hitotsubashi Journal of Social Studies #32, Temmuz 2000.

[**] Nathan Steinberger’le söyleşi (1997)