01 Mayıs 2026

Benediktov ile Söyleşi üzerine notlar

Stalin dönemi Stalinizmi ve Stalin sonrası Stalinizm (3)

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3

A. N. Kosıgin ile Hindistan Büyükelçisi İ. A. Benediktov, Benediktov’un Yeni Delhi’de görev yaptığı yıllarda.
Benediktov, kitabın hemen başında, Stalin döneminin yalnızca tarihsel koşulların zorunlu kıldığı ya da savunulması gereken bir dönem olmadığını; aynı zamanda bu dönemde izlenen politikaların son derece etkin ve canlı bir sosyo-ekonomik sistem yarattığını ve Sovyetler Birliği için çıkış yolunun bu politikalara geri dönmek olduğunu ileri sürer. Ona göre bu sistem sayesinde Sovyetler Birliği, 1950’li yılların sonuna doğru dünyanın ekonomik ve toplumsal bakımdan en dinamik ülkesi hâline gelmişti:

“Stalinist sistem” (...) yüksek bir etkinliğe ve yaşamsallığa sahip olduğunu kanıtladı. Bu sistem sayesinde 50’li yılların sonuna doğru Sovyetler Birliği dünyanın ekonomik ve toplumsal anlamda en dinamik ülkesiydi. (V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi, Rusçadan çev. Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4. baskı, Nisan 2023, İstanbul, s. 15-16)

Bu iddia, Benediktov’un söyleşisinde tek başına duran genel bir övgü cümlesi değildir. Aksine, söyleşinin ilerleyen bölümlerinde farklı vesilelerle tekrar tekrar açılan bir argümanın temelini oluşturur. Benediktov, Stalin döneminde Sovyet yönetim aygıtının neden daha enerjik, daha atak ve daha sonuç alıcı çalıştığını açıklamaya çalışırken, çeşitli politika ve ilkeler üzerinde durur. Bunlardan biri “kişisel sorumluluk”tur.

Onun anlatımına göre Stalin döneminde hata, başarısızlık ya da kaynak israfı soyut ve kolektif bir sorumluluk alanı içinde eritilemezdi. Kim neye karar vermişse, sonuçlarından da bizzat o sorumlu tutulurdu. Benediktov bunu, Hruşçov sonrasında güç kazandığını ve zamanla bütün devlet aygıtına yayıldığını düşündüğü bürokratik güvence mekanizmalarıyla karşı karşıya koyar: çok sayıda imza, çok sayıda onay, sorumluluğu dağıtan ve sonunda kimin gerçekten ne yaptığını belirsizleştiren karmaşık bir idarî yapı. Bu mekanizmalar, ona göre, bürokratları kişisel sorumluluktan fiilen azade tutuyordu.

(...) o zamanlar hataların sorumluluğu da somut ve bireyseldi, bugünkü gibi karma karışık-kolektif değildi; şimdi milyarlar kayboluyor, bölgeler bütün bütün metruk kalıyor, ama sorumluları ara ki bulasın! Bizim zamanımızda böyle bir durumun olabileceği düşünülemezdi bile. İki-üç bin rublelik bir fazla harcamaya izin vermiş olan bir halk komiseri, yalnızca makamını değil hayatını bile riske atardı! (s. 24-25)

Başkalarının ve kısmen kendi acı deneyimimden iyi biliyorum ki, sonuçlardan ötürü sorumluluk kişisel olacaktı. MK sekreterleri ve hatta Politbüro üyeleri dâhil hiçbir “danışman” ve “iş arkadaşı” yardım edemezdi. Stalin başkalarının arkasına saklanmayı, sorumluluğu -onun bazen kızgınlıkla ifade ettiği gibi- “sorumsuz kişiler kolhozu”na atmayı, hızla ve uzun süreliğine unutturmuştu bize. NKVD dâhil öteki halk komiserlerine de benzer ilkenin uygulandığını düşünüyorum. Böyle bir yaklaşım genelde yönetici kadroların enerji çevrim katsayısını artırıyordu, fiiliyatta kim kimdir net bir biçimde görmeye izin veriyordu. Oysa şimdi bunu belirlemek zordur çünkü çok fazla sayıda sigorta edici ve tekrar garanti edici imza ve onay var. (s. 51)

[Hruşçov döneminde] (...) kendi örneğimde yüksek katlarda artmış olan bürokratizmi ve Birinci Sekreter’e mekanik uyumu, kişisel sorumluluktan kaçma ve maksimum sayıda imzalar ve vizelerle kendini garantiye alma çabasını hissettim. “Yeni” yönetim tarzı kendini gösterdi -kötü olan iyi olandan çok daha hızlı yayılır, zaten kendini garantiye alma, sorumluluğu başkalarının omuzlarına yükleme eğilimi aparatta her zaman vardı. (s. 74)

Bu noktada Benediktov’un eleştirisinin gerçek bir soruna temas ettiğini teslim etmek gerekir. Stalin sonrası Sovyet bürokrasisinin giderek daha yerleşik, daha ayrıcalıklı, daha risk almaktan kaçınan, daha hantal ve daha sorumsuz bir karakter kazandığı açıktır. Özellikle Brejnev döneminde bu eğilim bütün çıplaklığıyla görünür hâle gelmişti. Görevde kalma güvencesi, karşılıklı kollama ilişkileri, imza ve onay mekanizmalarıyla sorumluluğun dağıtılması, aparatın kendi kendini koruyan bir kast gibi davranması, Sovyet sisteminin işleyişinde ciddi bir tıkanmaya yol açıyordu. Bu blogda farklı vesilelerle pek çok kez atıfta bulunduğumuz Anatoliy Çernyayev’in günlüklerinde de bu konuda çok sayıda örnek bulmak mümkündür. [*]

“Milis, halkın hizmetkârıdır.” Sovyet resmî propagandasının bu dili, devlet aygıtını emekçilere karşı sorumluymuş gibi gösteriyordu. Oysa Stalin döneminde bürokrasi üzerindeki gerçek disiplin, aşağıdan gelen demokratik denetimle değil, yukarıdan gelen korkuyla sağlanıyordu.
Fakat Benediktov’un eleştirisinin sınırlılığı da kendisini tam bu noktada gösterir. O, bürokrasinin sorumsuzlaşmasına karşı işçi sınıfının demokratik denetimini, üreticilerin yönetime katılımını ya da sovyetlerin gerçek anlamda, sosyalist temelde canlandırılmasını savunmaz. Sorunun çözümünü, bürokrasinin aşağıdan denetlenmesinde değil, yukarıdan korkutulmasında; daha doğru bir ifadeyle, sürekli korku içinde yaşamaya zorlanmasında arar. Başka bir deyişle, onun özlediği ve 1980’lerin başlarında yeniden uygulamaya konulmasını istediği şey, ayrıcalıklı bir katman olarak bürokrasinin tasfiyesi değil, cezasızlığın verdiği rahatlıkla irili ufaklı kaynak israflarına ve ekonomik kayıplara yol açan bürokrasinin Stalin dönemindeki gibi disipline edilmesidir.

Bu nedenle Benediktov’un “kişisel sorumluluk” vurgusu, ilk bakışta, özellikle Sovyetler Birliği’nin tarihi konusunda bilgisi sınırlı olan birine, haklı ve makul bir idarî ilkeye yaslanıyormuş gibi görünebilir. Oysa bu vurgu, gerçekte Stalinist rejimin temel çelişkisini açığa çıkarır. Stalin döneminde bürokratlar gerçekten de çok daha fazla risk altındaydılar; daha hızlı karar almaya zorlanabiliyorlardı ve başarısızlığın bedelini, kimi zaman bu başarısızlıkta doğrudan bir payları olmasa bile daha ağır ödeyebiliyorlardı.

Ne var ki, sosyalist demokrasinin yokluğunda bu “kişisel sorumluluk” mekanizması çok ciddi zaaflarla maluldü; etkin çalışan bir mekanizma olmaktan çok uzaktı. Gayri-insani, keyfî, kurunun yanında yaşı da yakan ve hatta kimi zaman kurulara pek dokunmazken sadece yaşları yakıp kül eden, tepeden inmeci bir disiplin biçimi olarak işliyordu. Dolayısıyla, bürokratik-diktatoryal ve çoğu zaman adaletsiz bir biçimde işleyen bu kişisel sorumluluk mekanizması, gerçek sosyalist demokrasinin sağlayabileceği bilinçli, kolektif ve yaratıcı etkinliğin çok gerisinde kalıyordu.

Stalin’in ölümünün ardından bu despotik disiplin farklı alanlarda farklı hızlarla, eşitsiz ve bileşik bir biçimde gevşedi. Kan ve korkuyla hareket ettirilen bürokrasi, korku azaldığında durağanlaştı; kendisini çeşitli bürokratik araçlarla güvence altına aldı; inisiyatif kullanmaktan kaçındı; sorumluluğu dağıttı; giderek daha derin bir konformizmin içine gömülerek maddi ayrıcalıklarının tadını herhangi bir korku hissetmeden çıkarmaya başladı.

Bu, Stalin dönemi Stalinizmi ile Stalin sonrası Stalinizm arasındaki önemli farklılıklardan biridir. Stalin döneminde “kişisel sorumluluk” üzerinden korkuyla disipline edilen bürokrasi, sonraki dönemlerde giderek kendini dokunulmaz kılan, denetim mekanizmalarının işlemediği ya da etkili olamadığı, daha hantal ve daha verimsiz çalışan bir kasta dönüşüyordu.

Devam edecek

[*] Anatoliy Çernyayev’in günlükleri, özellikle Brejnev döneminin son yıllarında parti ve devlet aygıtının işleyişini, karar alma süreçlerindeki hantallığı, üst düzey bürokrasinin ruh hâlini, sorumluluktan kaçma eğilimini ve giderek belirginleşen idarî ataleti anlamak bakımından son derece değerli bir kaynaktır. Bu günlüklerde, burada Benediktov’un eleştirisi bağlamında değinilen bürokratik gevşeme, sorumluluğun dağıtılması ve aparatın kendi kendini koruyan bir yapıya dönüşmesi konusunda çok sayıda çarpıcı gözlem yer almaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder