Benediktov ile Söyleşi üzerine notlar
Stalin dönemi Stalinizmi ve Stalin sonrası Stalinizm (2)
BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2
V. Litov/V. N.
Dobrov’un, Molodaya Gvardiya’da yayımlanan “O Staline i Khrushcheve”
(Stalin ve Hruşçov Üzerine) başlıklı söyleşi için kaleme aldığı sunuş
yazısında, Benediktov’la yapılan söyleşilerin 1980 ve 1981 yıllarında
gerçekleştirilen birkaç ayrı görüşmeye dayandığı belirtiliyor. [*] Bu,
söyleşilerin bağlamını ve dolayısıyla anlamını kavramak bakımından önemli bir
bilgi. Çünkü Benediktov’un sözlerini, 1980-81 yıllarında Sovyetler Birliği’nin
içinde bulunduğu tarihsel bağlamdan bağımsız olarak değerlendirmek mümkün
değil.
| İ. A. Benediktov |
İkinci Dünya
Savaşı sonrasında dünya kapitalizminin geçirdiği ekonomik ve teknolojik
modernleşme, özellikle de 1960’lı ve 1970’li yıllarda üretkenlikte,
elektronikte, otomasyonda, ulaşım ve iletişim teknolojilerinde ve tüketim
malları üretiminde yaşanan gelişmeler, Sovyetler Birliği’nin yapısal
zayıflıklarını daha görünür hâle getirmişti. SSCB, ağır sanayi, savunma sanayii
ve uzay teknolojisi gibi alanlarda önemli bir kapasiteye sahipti; ancak emek
üretkenliği, askerî ve uzay teknolojilerinin sivil üretime aktarılması, tüketim
mallarının kalitesi, tarımın verimliliği ve gündelik hayatın ihtiyaçlarını karşılayan
dağıtım mekanizmaları bakımından giderek daha belirgin biçimde geride
kalıyordu. [**]
Bu geri kalmışlık
basitçe teknik ya da idarî bir sorun değildi. Sovyet ekonomisinin temel
çelişkisi bu yıllarda kendisini çok açık bir biçimde gösteriyordu: Üretim araçları özel
mülkiyet altında değildi; mülkiyet biçimi bakımından kapitalizmden kopuşu ifade
eden kamulaştırılmış bir temel hâlâ varlığını sürdürüyordu. Fakat üretim ve
dağıtım üzerindeki gerçek denetim işçi sınıfının elinde değildi. Planlama, işçi
demokrasisine dayanan canlı, yaratıcı ve denetlenebilir bir süreç olarak değil,
ayrıcalıklarını korumayı ve genişletmeyi temel öncelik hâline getiren
bürokratik kastın elinde hantal bir komuta mekanizması olarak şekillenmişti.
Sovyetler
Birliği’nin göreceli ekonomik geri kalmışlığı, Doğu Avrupa’daki Stalinist
rejimleri de giderek daha savunmasız hâle getiriyordu. Moskova, bu rejimlerin
siyasî ve askerî hamisiydi; fakat onların büyüyen ekonomik açıklarını
kapatabilecek, sanayilerini yenileyebilecek ve toplumsal hoşnutsuzluğu
yatıştıracak ölçüde güçlü bir ekonomik destek ve çekim merkezi olmaktan
uzaklaşıyordu. Bu nedenle Doğu Avrupa bürokrasileri, 1970’lerden itibaren
Batılı emperyalist ülkelerin bankalarına, hükümetlerine ve uluslararası mali
kuruluşlara giderek daha fazla başvurdular. Batı’dan alınan kredilerle
teknoloji ithal etmek, sanayi yatırımlarını sürdürmek ve tüketim malları
arzındaki sıkıntıları hafifletmek istediler. Ancak bu borçlanma, krizi çözmek
yerine erteledi; üstelik Doğu Avrupa rejimlerini, resmî söylemde karşı
olduklarını iddia ettikleri kapitalist dünya ekonomisinin finansal
mekanizmalarına daha bağımlı hâle getirdi. 1980’e gelindiğinde Polonya’da
patlayan kriz, bu bağımlılığın ve ekonomik iflasın en çarpıcı örneklerinden
biri oldu.
Aynı yıllarda dış
politika alanındaki gelişmeler de rejimin krizini derinleştiriyordu. Afganistan
müdahalesi, Sovyetler Birliği’ni uzun, maliyetli ve siyasî olarak yıpratıcı bir
savaşın içine sokmuştu. 1980 Moskova Olimpiyatları, Sovyet yönetiminin uluslararası
prestij gösterisi olarak planlanmışken, Afganistan müdahalesinin ardından
boykotların gölgesinde gerçekleşti.
Bürokratik piramidin
özellikle üst kısımlarında giderek artan maddi ayrıcalıklar da bu tabloda
merkezî bir yer tutuyordu. Bu maddi ayrıcalıklar, Stalin dönemindeki büyük ve
kanlı tasfiyelerin, korkunun ve sürekli kadro sirkülasyonunun ardından, Brejnev
döneminde daha yerleşik, daha güvenli ve daha kalıcı hâle gelen bir bürokratik
statü sistemine dayanıyordu. Brejnev döneminde bürokrasi, Stalin döneminde
olduğu gibi kendi içinden sürekli kurbanlar veren bir aygıt olmaktan büyük
ölçüde çıkmış; yerini koruyan, huzur ve lüks içinde yaşlanan ve risk almaktan
kaçınan bir yönetici tabakaya dönüşmüştü.
Bu durum siyasal alanda da açıkça görülüyordu. Son yıllarında fiziksel ve zihinsel bakımdan belirgin biçimde çökmüş olan Brejnev’in liderliği altında rejim, 1970’lerin sonuna gelindiğinde, artık dinamizmden çok istikrarı, yenilenmeden çok mevcut dengelerin korunmasını, siyasal canlılıktan çok bürokratik idare-i maslahatçılığı temsil ediyordu. [***] Politbüro’nun yaş ortalaması, rejimin genel ruh hâlinin de bir göstergesi gibiydi. Yönetici kadrolar yaşlanmış, karar alma mekanizmaları ağırlaşmış, parti ve devlet aygıtı, toplumsal sorunlara yaratıcı çözümler üretmekten çok, bunların üstünü örten ve kendi devamlılığını önceleyen bir yapıya bürünmüştü. Kremlin’in “reform” ufku, parti liderlerinin daha iyi idarî denetim, daha sıkı disiplin, daha verimli planlama teknikleri ya da kadroların daha etkin çalıştırılmasını vazeden, fakat uygulamada hiçbir anlamlı sonuç vermeyen nutuklarının ötesine geçemiyordu.
Benediktov’la
yapılan söyleşiler işte böyle bir tarihsel anda gerçekleşti. Bu, onun argümanlarını
anlamak bakımından belirleyicidir. Benediktov, Stalin döneminin uygulamalarını savunur
ve överken yalnızca geçmişte kalmış bir yönetim tarzını hatırlamıyordu. Aynı
zamanda 1980-81 Sovyetler Birliği’nin durgun, yaşlanmış, ayrıcalıklarını
korumaya kilitlenmiş ve toplumsal enerjiyi bastırmış bürokratik düzenine de
kendi geçmiş deneyimi üzerinden bakıyordu.
Bu nedenle
Benediktov’un Stalin dönemine ilişkin övgüleri, basit bir kişisel nostalji
olarak ele alınamaz. Bunlar, Stalin döneminde yükselmiş, o dönemin idarî tarzı
içinde şekillenmiş ve kariyerini o düzenin içinde yapmış bir yüksek bürokratın,
geç Brejnev döneminin çürüme belirtileri karşısındaki tepkilerini de yansıtır.
Onun gözünde Stalin dönemi, kimi yanlışları içerse de disiplinin, kadrolardan
hesap sormanın, sonuç almanın ve devlet aygıtını etkin bir biçimde çalıştırmanın
dönemi olarak görünür.
Burada kritik
soru şudur: Benediktov, Stalin döneminin idarî uygulamalarını överken neyi
savunmaktadır? Gerçekten daha etkin, daha demokratik, daha üretken bir
sosyalist planlamayı mı? Yoksa işçi sınıfının denetimi dışındaki bürokratik
aygıtın, daha sert, daha korkutucu ve daha disiplinli bir versiyonunu mu?
Bir sonraki bölümde Benediktov’un argümanlarını bu sorular üzerinden ele almaya çalışacağız.
[*] V. Litov, Stalin ve Hruşçov Hakkında: Benediktov ile Söyleşi, Rusçadan çev. Candan Badem, Yazılama Yayınevi, 4. baskı, Nisan 2023, İstanbul, s. 13.
[**] Bkz. Stalin’in “teorik katkısı”; Gün Benderli’nin tanıklığı; Vera Tulyakova Hikmet’in tanıklığı; Anatoliy Çernyayev’in tanıklığı; Anthony Barnett’in tanıklığı; Zekeriya Sertel'in tanıklığı (2); Zekeriya Sertel’in tanıklığı (1); Stalinist Arnavutluk’ta kuyruk adabı
[***] Brejnev’in son ayları: Bakü’de yaşanan skandal
Devam edecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder