Sovyetler Birliği’nde Stalinizm ve alkolizm (8)
Başarı sarhoşluğu: Kampanyanın ilk bilançosu
| “Yaşasın ayıklık!” 1980’lerin ortasında Sovyetler Birliği’nde alkol karşıtı kampanyanın kitlesel destek görüntüsü altında sahnelenen resmî gösterilerinden bir kare. |
Yerel yöneticiler, merkezden gelen işaretleri doğru okuduklarını göstermek istercesine, en hızlı ve en çarpıcı “başarı”ları rapor etmek için adeta birbirleriyle yarışmaya başladılar. Merkezî makamlar ise bu raporları kendi çizgilerinin doğrulanması olarak yorumladı; kampanyanın başlangıçtaki hedeflerini yükseltmeye ve daha da iddialı sonuçlar beklemeye yöneldi.
Böylece yukarıdan aşağıya örgütlenen idari seferberlik, aşağıdan gelen coşkulu destek görüntüsüyle tamamlanıyor; bürokratik karar alma mekanizması, kendi yarattığı geri bildirim döngüsünü toplumsal onay olarak kabul ediyordu. Bu durum, Stalinist bürokratik kültürün derinlerine işlemiş o tanıdık refleksi akla getiriyordu: 1930’da zorla kolektifleştirme kampanyasının yıkıcı sonuçlarını görmezden gelen bürokratik volontarizmin yerini, elli yılı aşkın bir süre sonra bu kez Gorbaçov-Ligaçov-Solomentsev’in “ayıklık” hamlesinde nükseden o meşhur “başarıdan baş dönmesi” alıyordu.
Basında kampanya tarihsel bir dönüm noktası olarak selamlanmaya devam ediyor, akademik konferans ve sempozyumların başlıca temalarından biri hâline getiriliyor, yurttaşların “gönüllü” girişimleri de bu genel seferberliğin kanıtı olarak sunuluyordu. Oysa görünürdeki bu coşku, büyük ölçüde Stalinist bürokrasinin alışıldık siyasal işleyişinin bir ürünüydü: Uzak görüşlü önderliğin çizdiği stratejiye toplumun kendiliğinden ve hevesle yanıt verdiği izlenimi yaratılıyor, böylece kampanyanın daha şimdiden bir başarı hikâyesine dönüştüğü ilan ediliyordu.
Bu iyimser tabloyu desteklemek üzere, kampanyanın hedeflenen sonuçları vermeye başladığını gösterdiği ileri sürülen istatistikler yayımlanıyor; basında yer verilen tekil “başarı hikâyeleri” de topluma örnek alınması gereken davranış kalıpları olarak sunuluyordu. 1985 boyunca ve izleyen iki yılın büyük bölümünde egemen olan hava buydu: kampanya yalnızca gerekli değil, aynı zamanda başarıya ulaşmakta olan tarihsel bir hamle olarak takdim ediliyordu.
Bu atmosfer içinde kamuoyunun önüne çıkarılan ve kısa sürede kampanyanın vitrin figürleri hâline gelen önde gelen aktivistler, artık yalnızca alkol sorununun sınırlandırılmasını değil, alkol kullanımının bütünüyle ortadan kaldırılmasını da yakın, mümkün ve gerçekçi bir hedef olarak savunmaya başladılar. Kendilerine ulaşan “başarı” raporlarından cesaret alan parti ve devlet yöneticileri de aynı doğrultuda daha radikal bir çizgiyi teşvik ettiler. Böylece kampanya, başlangıçta sarhoşluk ve alkolizme karşı bir mücadele olarak sunulmuşken, giderek toplumun yukarıdan aşağıya “ayıklık” temelinde yeniden terbiye edilmesini hedefleyen daha kapsamlı bir bürokratik seferberliğe dönüştü.
Devletin kampanya kapsamındaki müdahalesi çok farklı biçimler aldı. Yeni alkol karşıtı düzenlemelerin uygulanması, ilk aşamada polisin ve yargı sisteminin görevi olarak tanımlandı; daha en baştan bu yetkilerin gevşek ya da göstermelik biçimde değil, sert ve kararlı bir şekilde kullanılacağı açıkça gösterildi. Sarhoşluk, kaçak içki üretimi, yasa dışı satış, işyerinde disiplin ihlali ve kamu düzenini bozma gibi başlıklar, kampanyanın hukuki ve polisiye boyutunun merkezine yerleştirildi.
| Samogon üretmekle suçlanan bir Sovyet yurttaşı, Yoldaşlar Mahkemesi’nde ev yapımı damıtma düzeneğiyle birlikte yargılanırken. |
Kampanyanın ilk aylarına ilişkin resmî değerlendirmeler, uygulamanın sertleştirileceğinin sinyallerini önceden vermişti. Eylül 1985’te yürütülen çalışmaları gözden geçiren Politbüro, “ayıklığın” yerleşik norm haline getirilmesini “en önemli parti ve devlet görevlerinden biri” olarak tanımladı ve bu görevin “kararlı ve tavizsiz biçimde” yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı. Birkaç gün sonra yayımlanan daha kapsamlı Merkez Komitesi açıklamasında ise kampanyanın Sovyet halkının “tam onayını ve desteğini” aldığı ileri sürülüyor, uygulama çabalarının “her yerde ivme kazandığı” belirtiliyordu. Böylece Kremlin bürokrasisi, kampanyanın yol açtığı ilk sorunları tartışmaya açmak yerine, onu hem siyasal meşruiyet hem de kitlesel destek bakımından çoktan doğrulanmış bir çizgi olarak ilan ediyordu.
Bu yönelim, 1986’da toplanan SBKP 27. Kongresi’nde kabul edilen yeni Parti Programı’na da yansıdı. Program, SBKP’yi “suça, sarhoşluğa ve alkolizme karşı amansız bir mücadele” yürütmekle yükümlü kılıyor; eğitimsel ve ideolojik önlemler kapsamında sarhoşluğun, “yabancı ideoloji ve ahlakın tezahürleri” ve diğer “olumsuz olgular”la birlikte “istikrarlı ve tutarlı biçimde kökünün kazınması” gerektiğini ilan ediyordu. Böylece alkolizm, yalnızca bir kamu sağlığı ya da toplumsal sorun olarak değil, sosyalist toplumun ideolojik saflığını tehdit eden bir sapma olarak da tanımlanıyordu.
Merkez Komitesi raporuna ilişkin kongre kararında da aynı ton hâkimdi. Kararda, Merkez Komitesi’nin girişimiyle başlatılan ve Sovyet halkı tarafından “aktif biçimde desteklendiği” ileri sürülen sağlıklı bir yaşam tarzını yerleştirme, sarhoşluk ve alkolizmi ortadan kaldırma çalışmalarının “istisnai derecede büyük önem” taşıdığı vurgulanıyordu. Bu “kötülük”le mücadelede herhangi bir gevşemeye yer olmadığı özellikle belirtiliyordu.
Bu dil, kampanyanın bürokratik mantığını bütün açıklığıyla ortaya koyuyordu. Sorun, toplumsal ve ekonomik kökleriyle ele alınması gereken karmaşık bir olgu olarak değil, parti önderliğinin kararlılığı, devlet aygıtının baskısı ve ideolojik seferberlik yoluyla “kökü kazınabilecek” bir sapma olarak görülüyordu. Böylece kampanya, 1985’teki ilk idari hamlelerin ötesine geçerek, Gorbaçov döneminin erken evresinde rejimin kendisini ahlaki ve ideolojik olarak yenileme iddiasının başlıca göstergelerinden biri hâline getirildi.
| “Sizin gibilere fabrikalarda yer yok!” O. K. Kohan’ın 1986 tarihli Sovyet alkol karşıtı propaganda afişi. |
Saf alkol cinsinden kişi başına satışlar da resmî verilere göre keskin biçimde gerilemişti: 1984’te 8,4 litre olan bu miktar, 1988’de 3,7 litreye düşmüştü. Alkollü içeceklerin toplam perakende satışlar içindeki payı 1984’te yüzde 16,7 iken, 1987’de yüzde 10,7’ye gerilemiş; bütün toplumsal gruplarda aile gelirinden alkollü içeceklere ayrılan pay da önemli ölçüde azalmıştı.
Suç istatistikleri de aynı iyimser tabloyu destekleyecek şekilde sunuluyordu. SSCB Yüksek Mahkemesi’ne göre, sarhoşluk ve alkolizme karşı yürütülen kampanya, sarhoşlukla bağlantılı kasten öldürme, tecavüz, holiganlık ve diğer ağır suçlardan mahkûmiyetlerde “önemli bir azalmaya” yol açmıştı. Bununla birlikte, daha hafif suçlardan mahkûmiyetlerde kayda değer bir düşüş görülmemiş; kaçak içki üretimine ilişkin mahkûmiyetler ise artan denetimlerin sonucu olarak yükselmişti. Resmî kaynaklara göre iş yasası ihlalleri nedeniyle işten çıkarmalarda düşüş yaşanmış, alkole bağlı trafik ölümlerinde, kazalarda ve yaralanmalarda ciddi gerilemeler bildirilmişti.
Kampanyanın ilk yılları, resmî verilere göre kamu sağlığı göstergelerinde de kayda değer bir iyileşme getirmişti. Ölüm oranı 1986’da uzun yıllardan sonra ilk kez geriledi; iş kazalarına bağlı ölümler üçte bir oranında azaldı. Doğum oranı yükselmiş, sağlıklı doğumların toplam doğumlar içindeki payı artmış ve boşanma sayılarında düşüş yaşanmıştı.
Neredeyse bütün ilgili göstergeler aynı yönde, yani belirgin bir iyileşmeye işaret etmekle birlikte, önemli bölgesel farklılıklar da vardı. Ölüm oranları, daha önce olduğu gibi, Slav ve Baltık halkları arasında en yüksek; Orta Asya ve Kafkasya halkları arasında ise en düşük düzeyde kalmaya devam ediyordu. Buna karşın her durumda genel bir iyileşme söz konusuydu. Burada bölgesel farklılıkların ayrıntılarına girmeyeceğiz.
Özetle, kampanyanın ilk sonuçları cesaret verici görünüyordu. Hatta yabancı muhabirler bile, daha ilk yılın sonunda “olumlu ve zaman zaman çarpıcı sonuçlar” elde edildiğini, yeni yasaların da “oldukça geniş ölçüde uygulandığını” kabul ediyorlardı. Ne var ki, erken dönemde elde edilen bu başarılı sonuçların ardında patlayıcı çelişkiler büyük bir hızla birikiyor; kampanyanın bürokratik-idari yöntemlerle kısmen bastırdığı sorunlar, kısa süre içinde başka biçimlerde ve çok daha ağır sonuçlarla yeniden su yüzüne çıkmaya hazırlanıyordu.
Devam edecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder