Sovyetler Birliği’nde Stalinizm ve alkolizm (7’ye ek)
Yalçın Küçük’ün “aşırı sorunsuz ülkesi”nde yoksulluk ve alkolizm
Not: Bu yazı, daha önce blogda yayımlanan Alkolizmi refah belirtisi sanmak: Yalçın Küçük’ün fantezileri başlıklı yazının tamamlayıcı bir eki olarak okunmalıdır. Orada Yalçın Küçük’ün Sovyetler Birliği’ndeki alkol sorununu ekonomik ve toplumsal krizin bir belirtisi ve katalizörü olarak değil, “aşırı sorunsuz” bir toplumun yan ürünü gibi sunan yaklaşımını ele almıştık. Burada ise aynı tartışmayı, Mervyn Matthews’un Sovyet yoksulluğu üzerine öncü çalışması üzerinden biraz daha somutlaştırıyoruz.
Yalçın Küçük, Sovyetler Birliği’ni Brejnev döneminde “aşırı sorunsuz ülke” hâline gelmiş, “harcanabilir gelirlerin tüketim imkânlarının üstüne çıktığı” bir toplum olarak tasvir ederken, aynı döneme ilişkin önemli bir çalışmayı ya bilmiyor ya da bilmezden geliyordu. Britanyalı Sovyetolog Mervyn Matthews’un 1986 yılında yayımlanan Poverty in the Soviet Union: The Life-styles of the Underprivileged in Recent Years (Sovyetler Birliği’nde Yoksulluk: Son Yıllarda Ayrıcalıksız Kesimlerin Yaşam Tarzları) başlıklı kitabından [*] söz ediyoruz.Matthews’un kitabı, Sovyetler Birliği’nde yoksulluğu yalnızca düşük ücretler ya da gelir eşitsizliği üzerinden ele almaz. Tersine, Sovyet toplumunda yoksulluğun gündelik hayatın bütün dokusuna yayılan niteliksel yoksunluklarla birlikte anlaşılması gerektiğini gösterir: yetersiz ve dengesiz beslenme, kalitesiz gıda, kronik tüketim malları kıtlığı, uzun kuyruklar, kötü konut koşulları, aşırı kalabalık yaşam alanları, sağlık hizmetlerine erişimdeki sorunlar, yaşlıların ve bağımlı nüfusun kırılganlığı, zamanın kuyruklarda ve gündelik tedarik mücadelesinde tüketilmesi.
Bu tablo, Küçük’ün “aşırı sorunsuz ülke” fantezisinden çok farklı bir Sovyet gerçekliğine işaret eder. Sovyetler Birliği’nde rubleye sahip olmak, istenen mal ve hizmetlere erişebilmek anlamına gelmiyordu. Düşük fiyatlar kâğıt üzerinde bir güvence sağlıyor gibi görünse de raflar boşaldığında, erişilebilen mal ve hizmetler kalitesiz olduğunda, iyi gıdaya, uygun konuta, dayanıklı tüketim mallarına ya da nitelikli sağlık hizmetine ulaşmak kişisel bağlantılara, statüye, bekleme listelerine, karaborsaya ve bürokratik ayrıcalıklara bağlı hâle geldiğinde, bu güvence büyük ölçüde biçimsel kalıyordu.
Matthews’un çalışmasının bir başka önemli yönü, Stalinist rejimin “yoksulluk” sözcüğünü bile ideolojik bakımdan tehlikeli saydığını göstermesidir. Resmî söylem, Sovyetler Birliği’nde yoksulluğun varlığını açıkça kabul etmek yerine, “yetersiz güvenceye sahip” ya da “ihtiyaçları yeterince karşılanmamış” kesimler gibi dolaylı ifadelerin arkasına saklanıyordu. Bu kelime oyunu, yalnızca istatistiksel bir maskeleme değildi; “sosyalist” olduğunu, hatta “olgun sosyalizm” aşamasına ulaştığını iddia eden bir rejimin milyonlarca insanı kabul edilebilir bir yaşam standardının altında bırakmasını görünmez kılma çabasıydı.
Matthews’un kitabında alkolizme özel bir başlık ayırmış olması da bu yazı dizisi açısından özellikle önemlidir. Ona göre alkolizm, Sovyet yoksulluğunun hem nedenlerinden hem de onun en yıkıcı sonuçlarından biriydi. Dar gelirli hanelerde alkol, zaten sınırlı olan aile bütçelerini emiyor; beslenme, giyim, çocukların bakımı ve gündelik yaşam giderleri üzerinde yıkıcı sonuçlar doğuruyordu. Aynı zamanda işe devamsızlık, üretkenlik kaybı, iş kazaları, aile içi şiddet ve sağlık sorunları yoluyla yoksulluğun yeniden üretilmesine katkıda bulunuyordu.
Dolayısıyla Sovyet toplumunda alkolizm, Küçük’ün ileri sürdüğü gibi “boş zaman”ın “komünizan” kanallara akıtılamamasından doğmuş tali bir rahatsızlık değildi. Yoksulluk, bürokratik yabancılaşma, tüketim malları kıtlığı, konut bunalımı, düşük ücretler, ayrıcalıklı nomenklatura düzeni ve gündelik hayatın sıkışmışlığıyla iç içe geçmiş yapısal bir kriz belirtisiydi. Devletin bir yandan alkolizmi kınayıp ona karşı propaganda faaliyeti yürütürken, diğer yandan konsolide bütçe gelirlerinin hatırı sayılır bir bölümünü alkol satışlarından elde etmesi, Stalinist rejimin çelişkisini ve ikiyüzlülüğünü bütün açıklığıyla gösteriyordu.
Matthews’un çalışması, Küçük’ün kitabından beş yıl önce yayımlanmıştı. Dolayısıyla Yalçın Küçük ya Sovyet yoksulluğu üzerine bu öncü çalışmadan haberdar değildi -bu, SSCB üzerine bu kadar iddialı hükümler veren biri açısından ciddi bir eksikliktir- ya da haberdardı ve onu bilerek görmezden geldi.
Bitirirken, daha önce Stalinist Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) önde gelen bir üyesi olan Feridun Gürgöz’ün siyasi anıları [**] üzerine yazdığımız bir başka yazıda aktardığımız Moskova sahnesine geri dönmekte yarar var. Gürgöz, 1987 yazında TKP üyeleri Cemal Kıral ve Mehmet Bozışık’la birlikte Moskova’da emekli bir Rus kadın işçiyi ziyaret eder. Moskova’nın merkezinde, rutubet kokan bir apartmanda, ortak kullanılan bir dairenin küçücük odasında yaşayan bu yaşlı kadın ayda yalnızca 60 ruble emekli maaşı almaktadır. Evin eşyası son derece sınırlıdır; mutfak ortaktır; odadaki basit hoparlör bile Gürgöz’e 1950’lerin İstanbul’undaki yoksul çocukluk anılarını hatırlatır. Kadın, evinde ne varsa -birkaç domates, birkaç kiraz ve çay- misafirlerine ikram eder; ama Gürgöz, bu yoksulluğun karşısında domateslere ve kirazlara elini uzatamaz.Bu iç burkan sahne, Matthews’un kitabında çizilen tablonun kuru istatistiklerden ibaret olmadığını hatırlatması bakımından özellikle önemlidir.
[*] Mervyn Matthews, Poverty in the Soviet Union: The Life-styles of the Underprivileged in Recent Years, Cambridge University Press, Cambridge, 1986.
[**] Feridun Gürgöz, Saat Geri Dönmüyor, Tüstav Yayınları, April 2007, Istanbul.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder