28 Ağustos 2026

Sovyetler Birliği’nde Stalinizm ve alkolizm (10)

“Tek ülkede sosyalizm”, votka tekeli ve Sovyet alkolizminin Stalinist kökleri

Lev Trotskiy, 1923. Aynı yıl Trotskiy, devlet bütçesini votka satışından elde edilecek gelire dayandırma girişimine karşı çıkarak bunun işçi sınıfı ve Sovyet devleti açısından yıkıcı sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Bu dizinin önceki bölümlerinde, Mihail Gorbaçov yönetiminin Mayıs 1985’te başlattığı alkol karşıtı kampanyanın ortaya çıkışını, uygulanan önlemleri, Sovyet bütçesinde açtığı büyük deliği, ilk yıllardaki görece başarılarını ve ardından içine sürüklendiği krizi ele aldık. Aynı zamanda, 1980’lerin ortasına gelindiğinde alkolizmin Sovyet toplumunda ne kadar büyük bir toplumsal, ekonomik ve demografik sorun hâline geldiğini göstermeye çalıştık.

Ancak geriye çok önemli bir soru kalıyor: Sovyetler Birliği’nde alkol sorunu nasıl bu boyutlara ulaştı?

Bunu yalnızca Rusya’nın çarlık döneminden devraldığı içki kültürüyle açıklamak mümkün değildir. Alkolizmin Sovyetler Birliği’nde kazandığı kitlesel boyutların önemli köklerinden biri, Stalinist bürokrasinin 1920’lerin ortalarından itibaren votka üretimi ve satışından elde edilen geliri devlet maliyesinin kalıcı unsurlarından biri hâline getirmesinde aranmalıdır.

Bu tarih, aynı zamanda Sovyet işçi devletinin bürokratik yozlaşmasının tarihidir.

Ekim Devrimi ve “ayyaşlar bütçesi”

Bolşevikler iktidara geldiklerinde votka satış yasağını sıfırdan yaratmadılar. Sert içkilere yönelik yasak Birinci Dünya Savaşı sırasında çarlık hükümeti tarafından getirilmişti. Ancak Sovyet iktidarı bu yasağı kaldırmak yerine sürdürdü ve ona farklı bir toplumsal ve siyasal içerik kazandırdı.

“Samogonla mücadeleye!” 1920’lerden
bir Sovyet propaganda afişi.
Lenin’in imzasını taşıyan 19 Aralık 1919 tarihli karar, sert alkollü içkilerin izinsiz üretimini ve içme amacıyla satışını yasaklıyordu. NEP döneminde bu yasak giderek gevşetildi; 1921’den itibaren belirli oranların altındaki şarapların satışına izin verildi. Fakat votkanın yeniden devlet eliyle üretilip satılması bundan çok daha farklı ve ilkesel bir meseleydi. [*]

Trotskiy, 1923’te Votka, Kilise ve Sinema başlıklı yazısında Ekim Devrimi’nin çarlığın “ayyaşlar bütçesi”nden vazgeçilmesini tarihsel bir kazanım olarak benimsediğini vurguluyordu. Devletin halkı içmeye teşvik ederek gelir sağlamasına dayanan sistemin ortadan kaldırılması, ona göre devrimin kazanımlarından biriydi.

Tam da bu nedenle 1923 yazında votka satışlarının devlet bütçesine gelir sağlamak amacıyla yeniden yasallaştırılmasının gündeme gelmesi önemliydi.

Tarih de dikkat çekiciydi. Lenin artık ağır hastalığı nedeniyle siyasal yaşamdan fiilen çekilmişti. Stalin ise Nisan 1922’den beri genel sekreterdi ve parti aygıtı içindeki konumunu hızla güçlendiriyordu.

Haziran 1923’te Merkez Komitesi Plenumu’nda devlet votkasına dönüş düşüncesi gündeme geldiğinde Trotskiy buna sert biçimde karşı çıktı. Merkez Komitesi ve Merkez Kontrol Komisyonu üyelerine gönderdiği mektup ve karar taslağında iki temel tehlikeye dikkat çekiyordu.

Birincisi, devlet bütçesine ekonomik inşanın başarılarından bağımsız bir gelir kaynağı yaratılacaktı. İkincisi, halkın alkol tüketiminden devlet geliri sağlanması işçi sınıfı üzerinde moral bozucu bir etki yaratacak ve işçilerin gerçek ücretlerini düşürecekti.

Başka bir deyişle sorun yalnızca alkolizm değildi. Sanayileşmenin ve devlet bütçesinin bedelini kim ödeyecekti?

Yevgeniy Preobrajenskiy
Üstelik tartışmanın kendisi de kısa süre içinde parti rejiminin bürokratikleşmesi sorunuyla birleşti. Trotskiy’in Votka, Kilise ve Sinema başlıklı yazısının Pravda’da yayımlandığı 12 Temmuz 1923 günü Politbüro, Trotskiy’in bulunmadığı bir toplantıda gazetede votka satışını tartışan yeni yazıların yayımlanmamasını kararlaştırdı. Bu sansürcü karara karşı çıkan Pravda yayın kurulu üyesi Yevgeniy Preobrajenskiy de kısa süre sonra yayın kurulundan çıkarıldı.

Trotskiy, 8 Ekim 1923’te Merkez Komitesi ve Merkez Kontrol Komisyonu üyelerine gönderdiği ünlü mektubunda iki gelişme arasında doğrudan ilişki kurdu: partiden giderek bağımsızlaşan sekreterlik aygıtı ile ekonomik inşanın başarılarından mümkün olduğunca bağımsız bir bütçe yaratma arayışı.

Votka bütçesi ile bürokratikleşme aynı tarihsel sürecin iki farklı yüzü hâline geliyordu.[**]

Devlet votkasına dönüş

Trotskiy ve onu destekleyenlerin direnişi bu dönüşü bir süre geciktirdi, fakat engelleyemedi. 25 Ağustos 1925’te votkanın devlet eliyle üretimi ve satışı resmen yeniden yasallaştırıldı.

Bu kararın zamanlaması özellikle dikkat çekicidir.

Stalin, “tek ülkede sosyalizm” teorisini 1924 sonlarında sistemli biçimde formüle etmeye başlamış; Nisan 1925’teki XIV. Parti Konferansı’na gelindiğinde Sovyetler Birliği’nin kendi güçleriyle “tam bir sosyalist toplum” kurabileceği tezi Stalinist merkezin temel siyasal-programatik dayanaklarından biri hâline gelmişti.

Burada mekanik bir neden-sonuç ilişkisi kurmamak gerekir. Votka bütçesi tartışması 1923’te, “tek ülkede sosyalizm” teorisinin formüle edilmesinden önce başlamıştı. Dolayısıyla votka tekeline dönüşün bu teoriden doğrudan türediğini söylemek tarihsel bakımdan doğru olmaz.

Sovyet devlet votkasını tanıtan bir reklam. 
Ancak ikisi aynı büyük tarihsel dönüşümün parçalarıydı.

Dünya devrimi perspektifinden uzaklaşan ve kendi iktidarını Sovyet devletinin ulusal sınırları içinde istikrara kavuşturan bürokrasi açısından temel sorunlardan biri, sanayileşme için gerekli muazzam kaynakların nereden sağlanacağıydı.

Muhalefet, planlı sanayileşmenin hızlandırılmasını, NEP burjuvazisi ile kulakların daha ağır vergilendirilmesini, dış ticaret tekelinin korunmasını ve bütün bunların işçi sınıfının parti, Sovyetler, sendikalar ve ekonomi yönetimindeki demokratik ağırlığının güçlendirilmesiyle birlikte yürütülmesini savunuyordu.

Stalinist merkez ise 1920’lerin ortalarında bu çizgiye karşı çıkarken, başka gelir kaynakları arasında halkın alkol tüketimine de yöneldi.

Stalin, Aralık 1925’te XIV. Parti Kongresi’ne sunduğu siyasi raporda, sermaye ve dış kredi yetersizliği karşısında votkayı devletin kullanabileceği “rezerv kaynaklarından biri” olarak açıkça sayıyordu.[***]

Trotskiy bunun ağır sonuçlar doğuracağı konusunda defalarca uyarıda bulundu. Ekim 1924’te, devlet votkasının samogonla —evde damıtılan kaçak içkiyle— mücadele edeceği iddiasındaki iktisadi çelişkiye dikkat çekmişti: Devlet bütçeye ciddi gelir sağlayabilmek için votkayı pahalı satarsa köylü kendi içkisini üretmeye devam edecek; samogonla rekabet edebilmek için ucuz satarsa bu kez bütçeye gelir sağlama gerekçesi ortadan kalkacaktı.

1925’in sonunda ise sonuçlar şimdiden görünmeye başlamıştı. Trotskiy devlet votkasının kırsal kesimde samogonun yerini alamadan kentlerde kök saldığını; işçilerin yaşam standardını düşürdüğünü, kültürel gelişimlerini körelttiğini ve devletin işçilerin gözündeki otoritesini zayıflattığını söylüyordu.

Veriler de hızlı bir dönüşü gösteriyordu. Kişi başına votka tüketimi 1924/25 ekonomik yılında 0,6 şişeyken, 1925/26’da 2,9’a, 1926/27’de 4,3 şişeye yükseldi.

Birleşik Muhalefet’in 1927 tarihli Beş Yıllık Plan Üzerine Karşı Tezleri ise meseleyi daha da ileri götürüyordu. Votka gelirlerinin sanayileşmeye katkısı olduğunu ileri sürmek yanıltıcıydı; çünkü içkinin yol açtığı işe devamsızlık, özensiz üretim, hatalı ürünler, makine hasarları, kazalar, yangınlar ve yaralanmalar sanayiye yüz milyonlarca ruble zarar veriyordu.

Muhalefete göre devlet sanayisinin votkadan uğradığı zarar, bütçenin votkadan sağladığı gelirden daha az değildi. Bu nedenle votkanın devlet eliyle satışına iki-üç yıl içinde son verilmeliydi.

Stalin’in cevabı ise uygulamanın “olağanüstü ve geçici bir önlem” olduğu ve yeni gelir kaynakları bulunur bulunmaz sona erdirileceği yönündeydi.

Sonraki tarihsel gelişmeler bunun tam tersini gösterecekti.

“Geçici” önlem kalıcılaşıyor

1928–1929’dan itibaren Stalinist merkez daha önce karşı çıktığı hızlandırılmış sanayileşmeye son derece sert ve bürokratik yöntemlerle yöneldi. Zorla kolektivizasyon ve zorunlu tahıl teslimatlarıyla köylülükten büyük miktarda kaynak çekilirken, işçi sınıfı düşük tüketim düzeyi, yükselen emek yoğunluğu ve çeşitli mali mekanizmalar aracılığıyla sanayileşmenin ağır yükünü sırtlandı.

Votka tekeli de bu kaynak aktarım mekanizmalarından biri oldu.

Stalin ve  Molotov, Moskova, 1933.
Stalin’in Eylül 1930’da Molotov’a yazdığı bir mektup bu politikanın mantığını bütün çıplaklığıyla gösterir. Stalin, savunma ve büyük inşaat harcamaları için gerekli kaynakları sağlamak üzere “sahte utancın” bir yana bırakılmasını ve votka üretiminin mümkün olduğunca artırılmasını istiyordu.

Talebin zamanlaması ayrıca çarpıcıydı: zorla kolektivizasyonun büyük toplumsal ve ekonomik sarsıntılar yarattığı ve Sovyetler Birliği’nin 1931–1933 büyük kıtlığına sürüklendiği dönemin hemen arifesindeydi.

Votka gelirlerinin ağırlığı hızla büyüdü. Julie Hessler’in derlediği verilere göre 1933’te devlet alkol tekeli Glavspirt’in 6,5 milyar rublelik kârı, toplam devlet bütçesinin yaklaşık yüzde 18,5’ine karşılık geliyordu. Aynı yıl votka satışlarından ek 500 milyon ruble gelir sağlanması hedefleniyordu.[****]

Böylece çarlığın “ayyaşlar bütçesi”, Stalinist bürokrasinin elinde yeniden hayat bulmuştu.

Devlet bir yandan işçi ve köylülüğün satın alma gücünün bir bölümünü yüksek fiyatlı içki satışı yoluyla bütçeye çekiyor, diğer yandan alkolün işçi sağlığı, aile yaşamı, emek üretkenliği ve toplumsal doku üzerindeki ağır sonuçlarının giderek büyümesine zemin hazırlıyordu.

Stalin’in “geçici” dediği uygulama Sovyet devlet maliyesinin kalıcı unsurlarından biri oldu.

“Bir Numaralı Meta”

Bu tarihsel sürekliliği yaklaşık yarım yüzyıl sonra eski bir Sol Muhalefet destekçisi olan Mihail Baytalskiy son derece çarpıcı biçimde ortaya koyacaktı.

Mihail Baytalskiy
Stalinist rejim tarafından üç kez tutuklanan, yıllarını hapishane, sürgün ve çalışma kamplarında geçiren Baytalskiy, Stalin döneminden sağ çıktı. 1970’lerde A. Krasikov takma adıyla samizdat olarak dolaşıma giren Bir Numaralı Meta başlıklı çalışmasında Sovyet yönetiminin artık yayımlamadığı alkol verilerini resmî istatistiklerin farklı kalemlerinden hareketle yeniden oluşturmaya çalıştı.

Hesabına göre Sovyet yurttaşları 1970 yılında alkollü içkilere 23,2 milyar ruble harcamıştı. Bu miktar devlet ve kooperatif mağazalarındaki bütün perakende harcamaların yaklaşık yüzde 15’ine, gıda harcamalarının ise yüzde 27’sine karşılık geliyordu.

Alkol Sovyet tüketim ekonomisinin “Bir Numaralı Meta”sı hâline gelmişti.

Ama Baytalskiy’nin asıl hükmü bundan daha sertti. Ona göre “Bir Numaralı Meta” aynı zamanda “Bir Numaralı Felaket” olma yolundaydı.

Baytalskiy, 1927’de Stalin’in votka tekelini sanayileşme için gerekli kaynakları sağlayacak “geçici bir önlem” olarak savunduğunu hatırlattıktan sonra yaklaşık yarım yüzyıllık deneyimin sonucunu tek cümlede özetliyordu:

“Geçici önlem kalıcı bir felakete dönüşmüştü.”[*****]

Bu sözler, 1985’e gelindiğinde ortaya çıkan tabloyu anlamak açısından son derece önemlidir.

Gorbaçov, Ligaçov ve diğer Sovyet yöneticileri alkolizme savaş ilan ettiklerinde kuşkusuz gerçek ve son derece ağır bir toplumsal sorunla karşı karşıyaydılar. Fakat mücadele ettikleri sorun yalnızca çarlık geçmişinden ya da Rus toplumunun kültürel geleneklerinden miras kalmış değildi.

Kendi yönettikleri bürokratik rejim, on yıllar boyunca alkol satışlarını devlet gelirlerinin önemli kaynaklarından biri hâline getirmişti.

Üstelik 1985 kampanyasının resmî tarih anlatısı Lenin’e ve 1919’daki yasaklara başvururken, 1920’lerde votka tekelinin yeniden kurulmasına karşı mücadele etmiş Trotskiy’in, Sol Muhalefetin ve Birleşik Muhalefetin bu konudaki görüşlerinden söz etmiyordu. Stalinist tarih yazımı onların bu mücadelesini de Sovyet toplumunun tarihsel hafızasından silmişti.

Oysa 1923’ten itibaren yapılan uyarılar son derece açıktı: Devlet bütçesini emekçi kitlelerin içki tüketimine bağlamak işçilerin gerçek gelirlerini aşındıracak, toplumsal ve kültürel gelişmeyi baltalayacak, sanayiye zarar verecek ve devletin alkolizmle mücadele etme iddiasıyla kendi mali çıkarları arasında çözülmesi giderek güçleşen bir çelişki yaratacaktı.

Sonraki altmış yıl bu uyarıları fazlasıyla doğruladı.

1923-1924 yıllarında bürokratik yozlaşma belirginleşirken Trotskiy’in ve daha sonra Sol Muhalefeti oluşturacak kadroların votka tekeline dönüşe karşı itirazları etkisizleştirildi. 1925’te dünya devrimi perspektifinden kopan “tek ülkede sosyalizm” Stalinist merkezin egemen programı hâline gelirken, neredeyse eş zamanlı olarak votka üzerindeki devlet tekeli yeniden kuruldu. Zorla kolektivizasyonun sarsıntıları ve büyük kıtlığa giden süreç içinde Stalin votka üretiminin azami ölçüde artırılmasını istedi. Sonraki on yıllarda ise alkol gelirleri Sovyet devlet maliyesinin vazgeçilmesi giderek güçleşen bir parçasına dönüştü.

Bu uğursuz tarihsel zincir, “tek ülkede sosyalizm” programının mali ve sınıfsal mantığının önemli bir yönünü son derece açık biçimde ortaya koyuyor.

1985’te aynı bürokratik rejimin mirasçısı olan yöneticiler alkolizme karşı yarı içki yasağı niteliğinde bir savaş ilan ettiklerinde ise, gerçekte on yıllar boyunca kendi mali ve toplumsal politikalarının besleyip ağırlaştırdığı bir sorunla karşı karşıyaydılar.

[*] Helena Stone, “The Soviet Government and Moonshine, 1917–1929”, Cahiers du monde russe et soviétique, c. 27, sayı 3–4 (1986), s. 359–361; Leon Trotsky, “Vodka, the Church, and the Cinema”, Problems of Daily Life and Other Writings on Culture & Science, Monad Press, 1973, s. 31.

[**] Vadim Z. Rogovin, Was There an Alternative? 1923–1927, Mehring Books, 2021, s. 167–169, 178; Leon Trotsky, “October 8, 1923 Letter from Leon Trotsky to the Central Committee and the Central Control Commission”, 8 Ekim 1923.

[***] Rogovin, Was There an Alternative? 1923–1927, s. 454–456; J. V. Stalin, “The Fourteenth Congress of the C.P.S.U.(B.): Political Report of the Central Committee”, 18 Aralık 1925; Leon Trotsky vd., The Platform of the Joint Opposition, 1927, Bölüm 4.

[****] Julie Hessler, A Social History of Soviet Trade, Princeton University Press, 2004; Lars T. Lih, Oleg V. Naumov ve Oleg V. Khlevniuk (haz.), Stalin’s Letters to Molotov, 1925–1936, Yale University Press, 1995, s. 209; Vadim Z. Rogovin, Bolsheviks Against Stalinism, 1928–1933, Mehring Books, 2019, s. 507.

[*****] A. Krasikov [Mihail Baytalskiy], “Commodity Number One”, Roy Medvedev (der.), The Samizdat Register I–II, W. W. Norton, 1977 ve 1981. Baytalskiy’nin yaşamı için ayrıca bkz. Mikhail Baitalsky, Notebooks for the Grandchildren, çev. Marilyn Vogt-Downey, Brill, 2025.

Bitti

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder