17 Eylül 2026

İsmail Habib Sevük’ün Atatürk’le Beraber başlıklı kitabı (3)

“Röntgenli görüş”ün kör noktası: Hitler

BÖLÜM 1 | BÖLÜM 2 | BÖLÜM 3

Siirt Milletvekili Mahmut Bey'in (Soydan), 1933'te Berlin'i ziyaretinde, Hitler'le yaptığı görüşmenin haberi (Milliyet, 16 Temmuz 1933).
Bir önceki bölümün sonunda, İsmail Habib Sevük’ün “Röntgenli Görüş” başlıklı yazısında yer alan ve ilk okuduğumda beni gerçekten şaşırtan bir pasaja döneceğimi söylemiştim. Sevük, bu yazısında Atatürk’ün ölümünün bütün dünyada yarattığı yankıyı anlattıktan sonra sözü Adolf Hitler’e getiriyor:

Dünya tek ağızdan adeta şöyle diyordu: “O yalnızca sizin değil, bizimdir de.” Büyük ölümün anısı, gezegeni çerçeveleyen hava gibi dünyayı kapladı.

Bütün dünya sözleri arasında, o matem zamanları, en çok Hitler’in itirafı üzerinde durmuştum. Alman devlet başkanı, beş yıl önce bizim merhum Siirt milletvekili Mahmut’u Berlin’de kabul ettiği zaman, “Yaptığım işe başlarken ve yapılan işin başarılacağına inanırken, hep sizin şefinizi kendime örnek aldım” demişti. Milliyet gazetesinin merhum başyazarı bu değerli tanıklığı gazetesinde o zaman, o yumuşak kalemiyle gösterişli bir sessizlik içinde yazdı ve değil ecnebilerin, bizden bile çoğumuzun haberi olmadı.

O zamanki Hitler yeniydi, o sözü söyleyebilirdi ve sözü tek bir Türk gazetesinde çıkacaktı. Fakat şimdiki Hitler? Dünya galiplerini ayağına getiren ve sesi artık dünya üzerinde en kuvvetli çıkan Hitler… Fakat bu sefer de samimiyetle ve yalnız bir Türk gazetesine değil, bütün dünyaya, beş yıl önce milletvekili Mahmut’a söylediği sözü hatırlatarak, tekrar itiraf ve ilan etti:

“Ben kendime Atatürk’ü örnek aldım.” Çünkü Atatürk dünya galiplerine karşı ilk şahlanan, haksızlığı ilk tepeleyip hakkı ilk muzaffer edendir.

Dev görünen dünya galiplerinin içindeki cüceyi, hem de o zaman, görmek; bizim “röntgenli görüş” dediğimiz şey. Bunu şimdi bizimle beraber Hitler de tekrar söylüyor. (s. 6–7)

Akşam, 28 Nisan 1939
Hitler’in Atatürk’e duyduğu hayranlık ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından Millî Mücadele’ye, oradan da Atatürk dönemine uzanan süreçte Türkiye’de yaşananları kendisine örnek alması, özellikle Stefan Ihrig’in 2014’te yayımlanan Ataturk in the Nazi Imagination adlı kitabından sonra Türkiye’de epeyce tartışıldı. Ancak ben şimdilik bu tartışmaya girmeyeceğim. Ihrig’in kitabını henüz okumadım. Üstelik böylesine ciddi bir konuda hüküm verebilmek için kitabı okumakla da yetinmeyip ortaya atılan iddiaları ve bunlara verilen karşılıkları dikkatle incelemek gerekir.

Burada kendimi Sevük’ün yukarıdaki satırlarıyla sınırlayacağım.

“Röntgenli Görüş”, Cumhuriyet gazetesinde 24 Aralık 1938’de yayımlanmış. O tarihte İkinci Dünya Savaşı henüz başlamamıştı. Ancak Hitler’in ve kurduğu rejimin niteliği, siyaseti yakından izlemeyenler için bile artık bir sır değildi. Nazi diktatörlüğü siyasal muhalefeti ortadan kaldırmış; sendikaları kapatmış; Yahudileri yurttaşlık haklarından mahrum bırakan Nürnberg Yasalarını çıkarmış; Almanya’yı hızla silahlandırmış ve Rheinland’ı yeniden askerîleştirmişti. Mart 1938’de Avusturya ilhak edilmiş, eylül ayında İngiltere ve Fransa’nın Münih’te verdiği onayla Çekoslovakya’nın Südet bölgesi Almanya’ya bırakılmıştı. Sevük’ün yazısından yalnızca birkaç hafta önce ise Kristal Gece pogromu gerçekleştirilmiş; Yahudilere ait evler ve iş yerleri yağmalanmış, sinagoglar yakılmış ve on binlerce Yahudi toplama kamplarına gönderilmişti.

Sevük’ün gözündeki Hitler ise bütün bunların faili olan bir diktatörden önce, “dünya galiplerini ayağına getiren” ve sesi dünyada herkesten güçlü çıkan büyük bir devlet adamıdır. Hitler’in Atatürk’ü kendisine örnek aldığını açıklaması onu açıkça memnun etmekte, hatta gururlandırmaktadır. Sevük, böylesine “değerli” bir tanıklığın hem Türkiye’de hem de dünyada yeterince bilinmemiş olmasına hayıflanıyor.

Bu memnuniyet, kitap boyunca zaman zaman karşımıza çıkan daha genel bir duyguya da bağlanıyor. Sevük, Atatürk’ün yabancı devlet adamları, gazeteciler ve aydınlar tarafından beğenildiğini, takdir edildiğini ve hayranlıkla karşılandığını özellikle vurguluyor. Atatürk’e gösterilen bu ilgi, onun gözünde yalnızca bir lidere yöneltilmiş kişisel bir övgü değildir. Atatürk’ün şahsında Türkiye de dünyada kabul edilmekte, saygı görmekte, bir bakıma yeniden “adam yerine konulmaktadır”.

Sevük’ün okuruna vermek istediği mesajı şöyle özetlemek mümkün: Bakın, Atatürk yalnızca bizim hayran olduğumuz bir önder değil; bütün dünya onun büyüklüğünü kabul ediyor. O, ülkemize kaybettiği itibarı yeniden kazandırıyor. Türkiye de ancak onun arkasında birleştiği ve gösterdiği yoldan ayrılmadığı ölçüde bu itibardan yararlanabilir.

Böylece Atatürk’ün kişisel itibarıyla ülkenin itibarı arasında doğrudan bir özdeşlik kuruluyor. Atatürk’e bağlılık, yalnızca belirli bir lidere veya siyasal programa bağlılık olmaktan çıkarılarak ülkenin dünyada saygın bir yere sahip olmasının koşulu haline getiriliyor. Bu bakışta uluslararası saygınlığı kazanan Atatürk’tür; halka düşen ise onun arkasında durmak ve kazandığı itibara ortak olmaktır.

Hitler’den gelen övgünün Sevük açısından taşıdığı özel önem de burada yatıyor. Övgünün sahibi ne kadar güçlü ve dünyada ne kadar etkiliyse, Atatürk’ün ve onun aracılığıyla Türkiye’nin kazandığı itibar da o kadar büyük görünmektedir. Bu nedenle Sevük, övgünün sahibinin nasıl bir rejimi temsil ettiğini sorgulamıyor; Hitler’in gücü, onun sözlerini kuşkulu hale getirmek bir yana, Sevük’ün gözünde daha da değerli kılıyor.

Buradaki “dünya galipleri” ifadesi özellikle önemli. Sevük bununla Birinci Dünya Savaşı’nın galiplerini ve onların kurduğu savaş sonrası düzeni kastediyor. Ona göre Atatürk bu galiplerin göründükleri kadar güçlü olmadıklarını herkesten önce anlamış, onlara karşı başkaldırmış ve sonunda hakkı zafere ulaştırmıştı. Hitler de şimdi aynı galipleri gerileterek Atatürk’ün yıllar önce gördüğü gerçeği doğruluyordu.

Dolayısıyla Sevük, Hitler’in Rheinland’dan Avusturya’ya, oradan Südet bölgesine uzanan adımlarını, Atatürk’ün emperyalist galiplere karşı mücadelesiyle aynı tarihsel çizgi üzerine yerleştiriyor. İkisi arasındaki toplumsal ve siyasal uçurumu görmüyor; bir ulusal kurtuluş savaşıyla Nazi Almanyası’nın yayılmacılığını, her ikisi de Birinci Dünya Savaşı’nın galiplerine meydan okuduğu için birbirine yaklaştırıyor. Hitler’in Atatürk’e hayranlığını da bu benzerliğin dışarıdan gelen güçlü bir teyidi sayıyor.

Sevük’ün Hitler’in bütün uygulamalarını bildiğini ve ayrı ayrı onayladığını elbette bu pasajdan çıkaramayız. Ancak Kristal Gece’den yalnızca birkaç hafta sonra Hitler’den böylesine hayranlıkla söz edebilmesi, Nazi rejiminin barbarlığının onun siyasal değerlendirmesinde hiçbir görünür ağırlık taşımadığını gösteriyor. Hitler’in övgüsü, övgünün sahibinin kim olduğu ve nasıl bir rejimi temsil ettiği sorgulanmadan, doğrudan doğruya Atatürk’ün büyüklüğünün bir başka kanıtına dönüştürülüyor.

Sevük’ün bu bakışının 1938 sonlarında Türkiye’deki rejim yanlısı aydınlar arasında ne ölçüde yaygın olduğunu ayrıca araştırmak gerekir. Şimdilik kesin bir genelleme yapmak istemiyorum. Bununla birlikte, bu satırların rejimin en sadık ve etkili gazetelerinden biri olan Cumhuriyet’te yayımlanabilmiş olması, Sevük’ün bakışının yalnızca kişisel bir tuhaflık olmadığını düşündürüyor.

Yazının en çarpıcı ironisi de burada ortaya çıkıyor. Sevük, Atatürk’ün “dev görünen dünya galiplerinin içindeki cüceyi” önceden görebilmesini “röntgenli görüş” olarak adlandırıyor. Oysa kendisi, Avrupa’yı ve bütün dünyayı felakete sürüklemekte olan Hitler’e bakarken yüzeydeki güç ve başarı görüntüsünün ötesini göremiyor.

“Röntgenli Görüş” başlıklı yazı, böylece farkında olmadan, Sevük’ün kendi görüşündeki büyük bir kör noktayı da kayda geçiriyor. Üstelik tam da bütün dünya korkunç bir uçurumun kenarına gelmişken.

Devam edecek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder