Stalinistlerin büyük çoğunluğu Bill Bland’ı neden bağırına basmıyor?
Bill Bland hakkında hazırladığım dört bölümlük mini diziyi okuyan bir arkadaşım, aklına takılan bir soruyu bana iletti. Bu konularla fazla ilgilenmediği için Bland’ın adını da ilk kez bu yazılarda duymuştu.
Sorusu kabaca şöyleydi:
Bu rejimlerin yıkılmasının üzerinden 35 yıl geçmiş.
Kremlin çizgisindeki Stalinistler, Bland’ı açıkça benimsemekten neden hâlâ uzak
duruyorlar? Peşine takıldıkları rejimler ayaktayken birbirlerine düşmanlık
etmelerini anlıyorum. Ama şimdi, bunca zaman sonra neden birbirlerini dışlamayı
sürdürüyorlar?
İlk bakışta haklı bir soru. Stalin’i böylesine ateşli biçimde savunan
birinin, 1989-1991 yıllarında bürokratik işçi devletlerinin büyük bir bölümünün
yıkılmasından sonra Stalin’e sahip çıkmayı sürdüren bütün çevrelerde el üstünde
tutulmasını bekleyebilirsiniz.
![]() |
| Bill Bland |
Elbette son 35 yılda bu çevreler arasındaki ilişkiler değişti.
Stalinizmin farklı versiyonları arasındaki eski ayrım çizgilerinin birçoğu
keskinliğini yitirdi; bazıları önemli ölçüde bulanıklaştı. Kremlin yanlısı
gelenekten gelen ve liberalizme kaymamış kimi Stalinistlerin Grover Furr’un
argümanlarına sarılması da bu değişimin bir parçası. Özellikle “Hruşçov geldi,
bir çuval inciri berbat etti” açıklamasını benimsedikleri ölçüde, Sovyetler
Birliği tarihini kesintisiz bir sosyalist gelişme olarak sunan eski anlatılarından
epeyce uzaklaşmış durumdalar.
Ama Hruşçov’u suçlamak, yer yer Maoculuğu ve Enver Hocacılığı anıştıran
“tezler” ileri sürmek, Stalin sonrası Sovyetler Birliği hakkında Bland’ın
söylediklerini benimsemekle aynı şey değil.
Bland, “başyapıtı” Sovyetler Birliği’nde Kapitalizmin Restorasyonu
adlı kitabında şöyle yazıyor:
Dolayısıyla, Marksizm-Leninizm temelinde
değerlendirildiğinde, dönemin Sovyet devleti -kızıl bayraklarla süslenmiş
olmasına rağmen- yeni türden, faşist tipte bir devlettir. Bu devlette dönemin
Komünist Partisi, esas olarak Faşist İtalya, Nazi Almanyası ve Falanjist
İspanya’daki faşist partilerin işlevini yerine getirmektedir.[1]
Burada “dönemin Sovyet devleti” derken kastettiği, kitabın ilk
yayımlandığı 1980’deki, yani Brejnev yönetimindeki Sovyetler Birliği. Bland
yalnızca Hruşçov’un Stalin’e iftira attığını veya bazı yanlış politikalar
uyguladığını söylemiyor. Sovyetler Birliği’ni faşist tipte bir devlet, onu
yöneten partiyi de faşist partilerle aynı işlevi gören bir örgüt olarak
nitelendiriyor.
Şimdi, siyasi geçmişini ve kimliğini bu devleti ve partiyi savunarak
oluşturmuş bir çevrenin Bland’ı neden kolayca bağrına basamayacağını daha iyi
anlayabiliriz. Mesele yalnızca çoktan ölmüş Sovyet yöneticileri hakkında ne
düşündükleri değil; kendi geçmişlerini nasıl değerlendirdikleri.
Bland’ın bu hükmünü kabul etmek, yıllarca “sosyalizmin kalesi” diye
savundukları devletin aslında faşist tipte olduğunu; destekledikleri partinin
de faşist bir partinin işlevini yerine getirdiğini kabul etmek anlamına gelir.
![]() |
| “Sovyetler Birliği halkı, başındaki faşist zalimleri mutlaka ayaklanarak devirecektir.” Enver Hocacı Communist Line dergisinde yayımlanan çizim, 22 Nisan 1976. |
Bitirirken konuyla ilgili kendi görüşümü de kısaca belirteyim: Bland’ın
Sovyetler Birliği’ni kapitalist ve “faşist tipte” bir devlet olarak
tanımlaması, çok ağır siyasi sonuçları olan kriminal bir tutumdur. Bu yaklaşım,
emperyalist bir saldırı karşısında Ekim Devrimi’nin kazanımlarını savunma
görevinin reddedilmesine, işçi sınıfının tarafsızlığa sürüklenmesine ve hatta
saldırının “faşizme karşı mücadele” diye sunulmasına kapı açar.
Buradaki temel ayrım, Stalinist bürokrasinin siyasi iktidarıyla
Sovyetler Birliği’nin toplumsal temelleri arasındadır. Bürokrasiye karşı
mücadele etmek, Ekim Devrimi’nin ürünü olan kamulaştırılmış mülkiyeti ve planlı
ekonomiyi emperyalizme ve kapitalist restorasyona karşı savunmayı dışlamıyordu.
Tersine, bürokrasinin bu kazanımlar üzerinde oluşturduğu tehdide karşı mücadele
de onların savunulmasının bir parçasıydı.
Bland’ın çizdiği çerçeve böyle bir ayrım yapmıyor. Sovyetler Birliği’ni
faşist bir kapitalist devlet olarak tanımladığınızda, emperyalist saldırı
karşısında savunulması gereken farklı bir toplumsal temelin somut varlığını da
reddetmiş oluyorsunuz. Bland’ın bu tutumu, onun tavizsiz “anti-revizyonizm” ve
“anti-emperyalizm” iddialarının içinin aslında ne kadar boş olduğunu ortaya koyuyor: Stalin’i savunmak adına geliştirdiği "teori",
Ekim Devrimi’nin kazanımlarını emperyalizme karşı savunma görevini ortadan
kaldıran bir çerçeveye dönüşüyor.
[1] Bill Bland, The Restoration of Capitalism in the Soviet Union,
ilk baskı 1980, ikinci baskı 1995, https://revolutionarydemocracy.org/archive/BlandRestoration.pdf,
s. 129. Alıntı İngilizce aslından çevrilmiştir.
Aynı zamanda bkz.:
Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (1)
Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (2)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder