13 Ekim 2026

Stalinistlerin büyük çoğunluğu Bill Bland’ı neden bağırına basmıyor?

Bill Bland hakkında hazırladığım dört bölümlük mini diziyi okuyan bir arkadaşım, aklına takılan bir soruyu bana iletti. Bu konularla fazla ilgilenmediği için Bland’ın adını da ilk kez bu yazılarda duymuştu.

Sorusu kabaca şöyleydi:

Bu rejimlerin yıkılmasının üzerinden 35 yıl geçmiş. Kremlin çizgisindeki Stalinistler, Bland’ı açıkça benimsemekten neden hâlâ uzak duruyorlar? Peşine takıldıkları rejimler ayaktayken birbirlerine düşmanlık etmelerini anlıyorum. Ama şimdi, bunca zaman sonra neden birbirlerini dışlamayı sürdürüyorlar?

İlk bakışta haklı bir soru. Stalin’i böylesine ateşli biçimde savunan birinin, 1989-1991 yıllarında bürokratik işçi devletlerinin büyük bir bölümünün yıkılmasından sonra Stalin’e sahip çıkmayı sürdüren bütün çevrelerde el üstünde tutulmasını bekleyebilirsiniz.

Bill Bland
Ancak Stalin hayranlığında ortaklaşıyor olmak, Sovyetler Birliği’nin sonraki tarihi konusunda anlaşmak için hâlâ yeterli değil.

Elbette son 35 yılda bu çevreler arasındaki ilişkiler değişti. Stalinizmin farklı versiyonları arasındaki eski ayrım çizgilerinin birçoğu keskinliğini yitirdi; bazıları önemli ölçüde bulanıklaştı. Kremlin yanlısı gelenekten gelen ve liberalizme kaymamış kimi Stalinistlerin Grover Furr’un argümanlarına sarılması da bu değişimin bir parçası. Özellikle “Hruşçov geldi, bir çuval inciri berbat etti” açıklamasını benimsedikleri ölçüde, Sovyetler Birliği tarihini kesintisiz bir sosyalist gelişme olarak sunan eski anlatılarından epeyce uzaklaşmış durumdalar.

Ama Hruşçov’u suçlamak, yer yer Maoculuğu ve Enver Hocacılığı anıştıran “tezler” ileri sürmek, Stalin sonrası Sovyetler Birliği hakkında Bland’ın söylediklerini benimsemekle aynı şey değil.

Bland, “başyapıtı” Sovyetler Birliği’nde Kapitalizmin Restorasyonu adlı kitabında şöyle yazıyor:

Dolayısıyla, Marksizm-Leninizm temelinde değerlendirildiğinde, dönemin Sovyet devleti -kızıl bayraklarla süslenmiş olmasına rağmen- yeni türden, faşist tipte bir devlettir. Bu devlette dönemin Komünist Partisi, esas olarak Faşist İtalya, Nazi Almanyası ve Falanjist İspanya’daki faşist partilerin işlevini yerine getirmektedir.[1]

Burada “dönemin Sovyet devleti” derken kastettiği, kitabın ilk yayımlandığı 1980’deki, yani Brejnev yönetimindeki Sovyetler Birliği. Bland yalnızca Hruşçov’un Stalin’e iftira attığını veya bazı yanlış politikalar uyguladığını söylemiyor. Sovyetler Birliği’ni faşist tipte bir devlet, onu yöneten partiyi de faşist partilerle aynı işlevi gören bir örgüt olarak nitelendiriyor.

Şimdi, siyasi geçmişini ve kimliğini bu devleti ve partiyi savunarak oluşturmuş bir çevrenin Bland’ı neden kolayca bağrına basamayacağını daha iyi anlayabiliriz. Mesele yalnızca çoktan ölmüş Sovyet yöneticileri hakkında ne düşündükleri değil; kendi geçmişlerini nasıl değerlendirdikleri.

Bland’ın bu hükmünü kabul etmek, yıllarca “sosyalizmin kalesi” diye savundukları devletin aslında faşist tipte olduğunu; destekledikleri partinin de faşist bir partinin işlevini yerine getirdiğini kabul etmek anlamına gelir.

“Sovyetler Birliği halkı, başındaki
faşist zalimleri mutlaka ayaklanarak
devirecektir.” Enver Hocacı Communist
Line
dergisinde yayımlanan çizim,
22 Nisan 1976.
Bland’ın bu kitabından ve diğer çalışmalarından daha birçok benzer örnek vermek mümkün. Ancak yukarıdaki kısa paragraf bile tek başına, aradan geçen onca yıla rağmen Bland’ın Kremlin yanlısı Stalinist geleneğin sürdürücüleri açısından neden kolayca benimsenebilecek bir isim olmadığını açıklamaya yeter. Savundukları rejimler ortadan kalktı; o rejimlerle kurdukları siyasi kimlik ise eski dayanaklarının birçoğunu kaybetmiş ve önemli ölçüde değişmiş olsa da yaşamayı sürdürüyor.

Bitirirken konuyla ilgili kendi görüşümü de kısaca belirteyim: Bland’ın Sovyetler Birliği’ni kapitalist ve “faşist tipte” bir devlet olarak tanımlaması, çok ağır siyasi sonuçları olan kriminal bir tutumdur. Bu yaklaşım, emperyalist bir saldırı karşısında Ekim Devrimi’nin kazanımlarını savunma görevinin reddedilmesine, işçi sınıfının tarafsızlığa sürüklenmesine ve hatta saldırının “faşizme karşı mücadele” diye sunulmasına kapı açar.

Buradaki temel ayrım, Stalinist bürokrasinin siyasi iktidarıyla Sovyetler Birliği’nin toplumsal temelleri arasındadır. Bürokrasiye karşı mücadele etmek, Ekim Devrimi’nin ürünü olan kamulaştırılmış mülkiyeti ve planlı ekonomiyi emperyalizme ve kapitalist restorasyona karşı savunmayı dışlamıyordu. Tersine, bürokrasinin bu kazanımlar üzerinde oluşturduğu tehdide karşı mücadele de onların savunulmasının bir parçasıydı.

Bland’ın çizdiği çerçeve böyle bir ayrım yapmıyor. Sovyetler Birliği’ni faşist bir kapitalist devlet olarak tanımladığınızda, emperyalist saldırı karşısında savunulması gereken farklı bir toplumsal temelin somut varlığını da reddetmiş oluyorsunuz. Bland’ın bu tutumu, onun tavizsiz “anti-revizyonizm” ve “anti-emperyalizm” iddialarının içinin aslında ne kadar boş olduğunu ortaya koyuyor: Stalin’i savunmak adına geliştirdiği "teori", Ekim Devrimi’nin kazanımlarını emperyalizme karşı savunma görevini ortadan kaldıran bir çerçeveye dönüşüyor.

[1] Bill Bland, The Restoration of Capitalism in the Soviet Union, ilk baskı 1980, ikinci baskı 1995, https://revolutionarydemocracy.org/archive/BlandRestoration.pdf, s. 129. Alıntı İngilizce aslından çevrilmiştir.

Aynı zamanda bkz.:

Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (1)

Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (2)

Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (3)

Çağdaş Stalinist “tarihçiler”: Bill Bland (4)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder