30 Eylül 2026

1945’in öncesine uzanan bir talep:

Boğazlarda üs

Behlül Özkan
Sovyetler Birliği’nin 1945’te Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talep ettiğini, ortaya konan onca kanıta rağmen, on yıllardır büyük bir bağnazlıkla inkâr eden gürültücü Stalinist koronun görece yeni bir assolisti var: Akademisyen Behlül Özkan. Ancak Özkan’ın yaklaşımı, Yalçın Küçük ve diğer birçoklarının benimsediği kategorik inkâr tutumundan farklı. Küçük, Sovyetler Birliği'nin toprak ve üs taleplerini tümüyle reddederken Özkan, bu konuların Molotov-Sarper görüşmelerinde dile getirildiğini kabul eder. Fakat bunları Türkiye’nin ittifak önerisine karşı sunulmuş koşullar olarak tanımlayarak “talep” saymaz. Böylece aynı inkârcı sonuca, olguyu tümüyle reddetmek yerine onun diplomatik niteliğini yeniden tanımlayarak ulaşır.

Bu yazıda, Özkan’ın konuyla ilgili görüşlerini özetlediği, BirGün gazetesinde 26 Kasım 2017’de yayımlanmış olan “1945 Türkiye-SSCB krizi: Bir mitin inşası” başlıklı makalesini esas alacağım.

Özkan, bu makalesinde Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talep ettiği iddiasını çürütmeye yönelik bir sorgulamaya girişiyor. Ona göre 1945’te Moskova'dan Ankara’ya iletilmiş herhangi bir resmî yazılı talep veya diplomatik nota bulunmuyor. Molotov’un Büyükelçi Selim Sarper’le görüşmelerinde dile getirdiği koşulları da bir “talep” saymıyor: Türkiye bir ittifak önermiş, buna karşılık Moskova da bu ittifakla ilgili kendi şartlarını sözlü olarak belirtmiştir. Dolayısıyla Özkan’ın deyişiyle, “Molotov toprak ve üs talep etmiyordu.”[1]

Bu yorumda doğru bir unsur var: Haziran 1945’te Türkiye’ye toprak ve üslerin devrini emreden yazılı bir Sovyet ültimatomu verilmedi. Ayrıca Ankara’nın yeni bir antlaşma arayışı ve Türk yöneticilerinin ilk aşamadaki değerlendirmeleri, dönemin diplomatik tablosunu anlamak için önemlidir. Ancak buradan Molotov’un toprak ve üs talebinde bulunmadığı sonucu çıkmaz. Bir ittifaka bağlanmış koşul da karşı tarafa ileri sürülen bir taleptir. Özkan’ın kendi anlatımında dahi Molotov’un sıraladığı koşullar arasında doğu sınırının Sovyetler lehine değiştirilmesi ve boğazlarda Sovyet askerî varlığı vardır.

Daha önemlisi, boğazlarda Sovyet üssü fikrinin 1945’te süresi dolan dostluk antlaşmasıyla veya Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sırasındaki tutumuyla ortaya çıktığı söylenemez. Bunun yazılı kanıtı beş yıl öncesine gidiyor: Stalin yönetiminin Kasım 1940’ta Nazi Almanyası’na sunduğu karşı öneriden söz ediyoruz.

Berlin’de konuşulan Türkiye

12-13 Kasım 1940’ta Sovyet Dışişleri Bakanı Vyaçeslav Molotov, Hitler ve Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop’la Berlin’de görüştü. Almanya, SSCB’yi Almanya, İtalya ve Japonya’nın oluşturduğu Üçlü Pakt’la iş birliğine çekmek, dört devletin nüfuz alanları üzerinde anlaşmak istiyordu. Türkiye ve Boğazlar bu pazarlığın önemli başlıklarındandı. Alman taslağı, Türkiye’nin mevcut uluslararası bağlarından koparılmasını ve Montrö Sözleşmesi’nin Sovyet savaş gemilerine ayrıcalıklı geçiş hakkı tanıyacak biçimde değiştirilmesini öngörüyordu. Ancak bu taslakta boğazlarda Sovyet üssü konusu yer almıyordu.[2]

Vyaçeslav Molotov, çevirmen Gustav
Hilger ve Adolf Hitler (Berlin, 1940)
Berlin görüşmelerinde iki taraf arasında bir anlaşma imzalanmadı. Ancak hikâye orada bitmedi. Molotov, 26 Kasım 1940’ta Almanya’nın Moskova Büyükelçisi Friedrich-Werner von der Schulenburg’a Sovyet hükümetinin yanıtını iletti. Moskova, önerilen Dörtlü Güç Paktı’nı bazı koşullarla kabul etmeye hazır olduğunu bildiriyordu. Koşullardan biri, boğazların yakınında Sovyet kara ve deniz kuvvetleri için uzun süreli kiralama yoluyla bir üs kurulmasıydı. Türkiye’ye ilişkin protokolün de İstanbul ve Çanakkale boğazlarında hafif Sovyet deniz ve kara kuvvetlerine böyle bir üs verilmesini güvenceye alması isteniyordu.[3]

Üstelik Sovyetler Birliği’nin karşı önerisi bununla da sınırlı değildi. Türkiye bu dört devletin yanında yer almayı reddederse Almanya, İtalya ve SSCB’nin gerekli askerî ve diplomatik tedbirleri birlikte belirleyip uygulamasını ve bu konuda ayrı bir anlaşma yapmasını öngörüyordu. Askerî müdahale olasılığını açık tutan bu öneri bir anlaşmaya dönüşmedi. Ancak Türkiye’ye karşı askerî baskı seçeneğinin Sovyet hükümetinin önerisinde yer aldığı inkâr edilemez.[3]

Bu belge, Hitler’in Stalin’e dayattığı bir üs planını değil, Sovyet hükümetinin Almanya’ya sunduğu koşulları kayda geçiriyor. Dahası, SSCB’nin Nazi Almanyası’yla savaşa girmesinden önceye ait. Boğazlarda üs edinme hedefinin yalnızca 1945’te ortaya çıktığını söylemek artık mümkün değil.

1945’te sözlü koşuldan yazılı öneriye

Aradan geçen beş yıldan sonra II. Dünya Savaşı sona ererken, uluslararası güç dengesi de elbette radikal bir biçimde değişmişti. Nazi Almanyası savaşı sonuna kadar sürdürüp yenilmiş, Stalin yönetimi ise savaşın galipleri arasında yerini almıştı. Moskova bu kez boğazlar meselesini Türkiye ve savaş dönemi müttefikleriyle görüşüyordu. 1940 ile 1945’in diplomatik bağlamları hiç kuşkusuz aynı değildi; fakat Sovyetler Birliği’nin boğazlarda askerî üs elde etme hedefi hem 1940’ta hem de 1945’te karşımıza çıkıyor.

Özkan, Haziran 1945’te Molotov ile Sarper arasında geçenlerin yazılı bir talebe dönüşmediğini vurguluyor. Bu noktanın sınırını belirtmek gerekir: Türkiye’ye yazılı bir nota verilmemesi, görüşmede koşullar ileri sürülmediğini göstermez. Temmuz 1945’te Potsdam’da Molotov, Sovyet hükümetinin tutumunu anlatırken Türkiye’yle ittifak için sınır ve boğazlar meselelerinin çözülmesini şart koştuğunu bizzat söyler. Churchill de üçlü zirvede, Molotov’un Türk büyükelçisiyle görüşmelerinde doğu sınırının değiştirilmesi ve Boğazlarda Sovyet üssü konularının açıldığını belirtti. Churchill bunları Türkiye’ye yöneltilmiş bağımsız bir ültimatomdan ziyade ittifakın koşulları olarak değerlendirmiş, ancak koşulların içeriğine itiraz etmişti.[4]

Postdam Konferansı'nın bir oturumu.
Üstelik Sovyetler Birliği’nin 22 Temmuz 1945’te Potsdam’da yaptığı yazılı öneri de elimizde. Metin, Montrö rejiminin kaldırılmasını, yeni boğazlar rejiminin Türkiye ile SSCB tarafından belirlenmesini ve Türk askerî üslerine ek olarak boğazlarda Sovyet askerî üsleri kurulmasını öngörüyor.[5] Bu metin Ankara’ya gönderilmiş bir ültimatom değil, Sovyet heyetinin Potsdam Konferansı’na sunduğu yazılı öneriydi. Dolayısıyla “Ankara’ya yazılı bir Sovyet ültimatomu verilmedi” saptaması doğrudur; ancak buradan Sovyet hükümetinin üs kurulmasına ilişkin resmî bir öneriyi hiçbir zaman yazılı hâle getirmediği sonucu çıkarılamaz. İkincisi, Potsdam belgesi karşısında savunulamaz.

İki dönem, aynı stratejik hedef

Daha önce blogda Molotov’un Çuyev’le söyleşilerini, Hruşçov’un anılarını ve Sovyet resmî tarihinin 1953’te geri çekilen taleplere ilişkin anlatısını ele almıştım.[6] Bu kaynaklar 1945’teki toprak ve boğazlar tartışmasını farklı yönlerden aydınlatıyor. 1940 diplomatik belgesi ise bunlara yeni ve belirleyici bir boyut ekliyor: Stalin yönetiminin boğazlarda Sovyet askerî varlık edinme hedefinin savaş sonrasında doğmadığını gösteriyor.

Buradan aceleyle yanlış bir sonuca da sıçramamak gerekir. 1940 belgesi, Kars ve Ardahan’ın o tarihte de talep edildiğini göstermiyor. Ayrıca 1940 ile 1945 arasında ayrıntıları değişmeyen, kesintisiz uygulanmış bir plan bulunduğunu tek başına kanıtlamıyor. Kanıtladığı şey daha somut ve yeterince önemli: Stalin yönetimi, 1940’ta Nazi Almanyası’yla yürüttüğü pazarlıkta boğazlarda Sovyet üssü istedi ve bunu paktı kabul etmesinin koşullarından biri olarak ileri sürdü. 1945’te ise bu kez savaşın galibi olarak aynı askerî üs talebini yeniden ileri sürdü.

Dolayısıyla 1945’teki diplomatik girişimi yalnızca süresi dolan dostluk antlaşmasının yeni koşullara uyarlanması diye açıklamak, tarihsel tablonun en önemli parçasını dışarıda bırakıyor. Yenilenmesi konuşulan antlaşma başka şeydir; boğazlarda başka bir devletin askerî üssünü kurma hedefi başka. İkincisinin geçmişi, antlaşmanın yenilenmesi görüşmelerinden çok daha eskiye uzanıyor.

Kaynaklar ve önceki yazılar:

[1] Behlül Özkan, “1945 Türkiye-SSCB krizi: Bir mitin inşası”, BirGün. 26 Kasım 2017.

[2] Nazi–Soviet Relations, 1939–1941: Documents from the Archives of the German Foreign Office, VI. bölüm, 13 Kasım 1940 görüşme tutanağı ve Alman antlaşma taslağı: https://www.ibiblio.org/pha/nsr/nsr-06.html

[3] Aynı derleme, Schulenburg’un 26 Kasım 1940 tarihli telgrafı, s. 258–259: https://www.ibiblio.org/pha/nsr/nsr-06.html

[4] Foreign Relations of the United States (FRUS), Potsdam Konferansı, 22 Temmuz 1945 görüşme tutanağı: https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1945Berlinv02/d710a-65

[5] FRUS, “Proposal by the Soviet Delegation: The Black Sea Straits”, 22 Temmuz 1945: https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1945Berlinv02/d1369

[6] Daha önceki yazılarım: Tarihi tersyüz ederken hakikate çarpmak; Molotov Anlatıyor: 1945’te Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talebi; Hruşçov’un anıları ne söylüyor?; Kremlin’in 1970’lerin ortasındaki “diplomatik” manevrası; Stalin haritaya bakarken.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder